ATATÜRKTE DÜŞÜNCELER - ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZ
Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü bitmiştir. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştır. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştır. Son sorun bunun da bölünmesini sağlamakla uğraşılmaktan ibarettir. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişahı, halife, hükümet, bunlar hepsi anlamı kalmamış birtakım sözlerden ibarettir. O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi?
Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız ve koşulsuz, bağımsız yeni bir Türkiye Devleti kurmak!
İşte daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur. (1927)
* * *
Ben 1919’da Samsun’a çıktığım gün, elimde maddi hiçbir güç yoktu. Yalnız büyük Türk ulusunun soyluluğundan doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir güç vardı. İşte ben bu ulusal gücü, bu Türk ulusuna güvenerek işe başladım.
Ben Türk ufuklarından bir gün kesinlikle bir güneş doğacağına, bunun ısısı ve gücünün bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar güveniyordum ki, bunu sanki gözlemlerimle görüyordum. (1937)
* * *
Ölmek isteyen bir ulusu hiçbir güç kurtaramaz. Türk ulusu ölmek istemez, o daima yaşayacaktır.(1919)
* * *
Ulusal irade, kendi yönünde bir ırmak gibi coşup taşacaktır. Savaşımı her noktasından düşünerek kabul etmiş bulunuyoruz. Anadolu’da umduğumuz ulusal uyanış ve coşkunluk hasıl olmuştur. Sadece dayanıklı olmak ve görevde kusur etmemek temel koşuldur.(1919)
* * *
Bağımsızlık amacının elde edilişine kadar tamamiyle ulusal birlikte, özverili (fedakarane) çalışacağıma mukaddesatım üzerine yemin ettim. Artık benim için hiçbir yere gitmemek kesindir. (1919)
* * *
Aziz ve kutsal yurdumuzu kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması gerekir. İstanbul’a gitmeyeceğiz. Anadolu, en büyük hazinedir. Yurdun bağrında kurtuluş yollarını birlikte ölünceye kadar, bulmaya çalışacağız. (1919)
* * *
Düşman süngüsü altında ulusal birlik olamaz. Ancak özgür yurt topraklarında yardımsever, özverili arkadaşlar el ele vererek ülkenin bağımsızlığı ve ulusun özgürlüğü için çalışabilirler. Ben de zaten onun için gidiyorum.(1919)
* * *
Osmanlılar, girişecekleri savaşın genişliği ölçüsünde hazırlıklı davranmadıklarından ve daha çok duygularıyla tutkularının etkisinde kaldıklarından, Viyana’ya kadar gitmişken çekilmek zorunda kalmışlardır. Daha sonra Budapeşte’de de durmayıp çekildiler. Belgrad’dan yenilip geri çekilmek zorunda bırakıldılar. Balkanlar’ı bıraktılar. Rumeli’den çıkarıldılar. Bize, içinde henüz düşmanları bulunan bir yurt kaldı. Bu son yurt parçasını kurtarırken, tutkularımızı, duygularımızı bir yana koyup, düşünceli olalım. Kurtuluş için, bağımsızlığımız için, bütün varlığımızla düşmanla vuruşarak onu yenmekten başka kararımız ve çaremiz yoktu! Ve olamaz! (1922)
* * *
Bazı arkadaşların yoksulluk içinde bu büyük davanın (Kurtuluş Savaşının) başarılamayacağını sanarak, memleketlerine dönmek isteğinde olduklarını duydum. Arkadaşlar! Ben sizleri, bu ulusal davaya silah zoruyla çağırmadım. Görüyorsunuz ki, sizi burada tutmak için silahım yoktur. Dilediğiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz. Ama şunu bilin ki, bütün arkadaşlarım beni yalnız bırakıp gitseler, ben bu yüksek Meclis’te tek başıma kalsam da, savaşıma (mücadeleye) yemin ettim. Düşman, adım adım her tarafı ele geçirerek Ankara’ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silahımı, bir elime de Türk bayrağını alıp Elmadağ’ına çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu kutsal bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de ulusum adına hayatıma son vereceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum!(1920)
* * *
Ulusal savunmamızı, düşmanların bayrakları, babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terkedemeyiz. İstanbul camileri çevresinde düşman askerleri gezdikçe, öz yurdumuzun toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz savaşı sürdürmeye zorunluyuz. Kendi hükümetimizin yönetimi altında mutsuz ve yoksul yaşamak, yabancı tutsaklığı bahasına erişeceğimiz rahatlık ve mutluluğa bin kez üstündür.(1920)
* * *
Bütün dünyanın bilmesi gerekir ki; Türkiye halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun Hükümeti, uşak işlemlerine boyun eğemez. Her uygar ulus ve hükümet gibi, varlığının, özgürlük ve bağımsızlığının tanınması isteğinde kesin olarak direnmektedir. Ve bütün davası da bundan ibarettir! Biz savaşçı değiliz, barışseveriz. Ve bir an önce barışın gerçekleşmesini görmek ve ona yardım etmek isteriz. (1921)
* * *
Amerika, Avrupa ve bütün uygarlık dünyası bilmelidir ki, Türkiye halkı her uygar ve yetenekli ulus gibi, kayıtsız koşulsuz özgür bağımsız yaşamağa kesin karar vermiştir. Bu haklı kararı bozmağa yönelen her güç, Türkiye’nin sonsuza kadar düşmanı kalır. Bu konuda insanlık ve uygarlık dünyasının temiz vicdanı, kesinlikle Türkiye ile birliktedir.(1922)
* * *
Gelir kaynaklarımızla ne yapabileceğimiz hakkındaki kaygı, belki herkesten çok beni uğraştırmaktadır. Yalnız ben, ordumuzun varlık ve gücünü, paramızla orantılı bulundurmak görüşüne katılmıyorum: “Paramız vardır, ordu yaparız; paramız bitti, ordu dağılsın...” benim için böyle bir sorun yoktur; ister olsun, ister olmasın; ordu vardır ve olacaktır. Bu konuda bir anımı canlandırayım: Ben ilk defa bu işe başladığım zaman, en akıllı ve düşünür geçinen birtakım kişiler bana sordular: “Paranız var mıdır? Silahınız var mıdır?” Yoktur, dedim. O zaman, “O halde ne yapacaksınız?” dediler. Para olacak, ordu olacak ve bu ulus bağımsızlığını kurtaracaktır! dedim. Görüyorsunuz ki hepsi oldu ve olacaktır.(1922)
* * *
I. İnönü Meydan Savaşı, devrim tarihimizin çok önemli, çok verimli bir sayfasıdır. gelecek kuşaklar ve bütün dünya ve sayfayı araştırıp inceledikçe Türk devrimini yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran bugünkü Türk ulusunu, elbette saygı ile anacak ve takdir edecektir.(1925)
* * *
T.B. Millet Meclisi ordusunun Sakarya’da kazanmış olduğu meydan savaşı, pek büyük bir meydan savaşıdır. Savaş tarihide benzeri belki olmayan bir meydan savaşıdır.
Subaylarımızın yiğitlikleri hakkında söyleyecek söz bulamam. Yalnız diyebilirim ki, bu savaş, subay savaşı olmuştur. Bu nedenle subay arkadaşlarımın en küçük rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar değer ve özveriliklerini (fedakarlıklarını) bütün kalp ve vicdanımla ve takdirlerle anarım. (1921)
* * *
Afyonkarahisar-Dumlupanır meydan savaşı ve onun son aşaması olan 30 Ağustos, Türk tarihinin en büyük bir dönüm noktasını oluşturur. Ulusal tarihimiz, çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu ve bütün tarihte, yalnız bizim tarihimizde değil, dünya tarihine yeni yön vermekte etkili böyle bir meydan savaşı anımsamıyorum.
Hiç kuşku duyulmamalıdır ki, yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı. Sonsuz hayat burada taçlandırıldı. Bu meydanda akan Türk kanları, bu gökte uçan şehit ruhları, o ruhlarla birlikte gazi arkadaşlarını, özverili ve yiğit Türk ulusunu temsil edecektir. Bu anıt, Türk yurduna göz dikeceklere, Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, saldırısını, güç ve iradesindeki şiddeti anımsatacaktır. (1924)
* * *
Bizim bu büyük zaferimizin (9 Eylül 1922) doğuracağı büyük sonuçlar, yalnız Türkiye’nin alınyazısı üzerine etkili olmakla kalmayacak, aynı zamanda bütün zulüm görmüş ulusları, kendi hayat ve bağımsızlıklarını korku ve baskı altında tutan zalimler aleyhine eylem için gayrete getirecektir. (1922)
* * *
Türk komutanları, komuta etmesini; Türk askeri ölmesini bildi. Savaşı kazanışımızın gizi (sırrı) bundan ibarettir. (1922)
AHMET KÖKLÜGİLLER