Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Nutuk1 (7.Bölüm)

HAYINLARLA İŞBİRLİĞİ YAPAN FERİT PAŞA HÜKÜMETİNE SALDIRIŞ

HAYINLARLA İŞBİRLİĞİ YAPAN FERİT PAŞA HÜKÜMETİNE SALDIRIŞ

 

Baylar, Ali Galip’in giriştiği işin, Padişahın ve Ferit Paşa Hükümetinin ve yabancıların ortak bir girişimi olduğuna, bilginize sunduğum belgenin gördükten sonra kimsenin kuşkusu kalmaz sanırım. Bu hayınlığın, ortak girişimcilerine karşı alınması gereken durum açıktır. Ancak, karşı girişimde elden geldiğince açık saldırıdan vazgeçmemek, o günün gereği olmakla birlikte, girişim gücünü çeşitli yönlere çevirmekten sakınarak bir noktada toplamak, uygun bir davranış olacaktı. Biz de, saldırılacak hedef olarak, yalnız Ferit Paşa Hükümetini saptadık ve bu işte Padişahın parmağı olduğunu bilmezlikten geldik. Ferit Paşa Hükümetinin, gerçekleri bildirmeyerek Padişahı aldatmakta olduğu tezini tuttuk. Padişahın, durumu öğrendiğinde hemen, kendisini aldatanlara hakettikleri işlemi yapacağına ve olduğunu ileri sürdük ve hükümetin tanıtlanmış olan cinayeti üzerine kendisine güven kalmaması doğal olduğundan işin gerçeğini yalnız ve ancak doğrudan doğruya Padişaha bildirmekle durumun düzeltilebileceğini, girişimlerimiz için çıkış noktası saydık. Bu düşünce ile eylülün on birinci günü, Padişaha çekilmek üzere bir telyazısı hazırlandı.. Bu telde, kestirebileceğiniz gibi, zamanın gereği olan birçok gösterişli sözler içinde:

“Hükümetin savaşla Kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan’ı ayaklandırarak yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenilmiş olduğu, belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıkları; yakalanırlarsa yasanın aklayıcı eline verilecekleri ve bu cinayetleri düzenleyerek Dahiliye ve Harbiye Nazırlarına buyruk verdirip uygulattıran İstanbul Hükümetine ulusun iman ve güveni kalmadığı” bildirildikten sonra: “Namuslu kişilerden yeni bir hükümet kurularak bu casus örgütü için ivedilikle ve adaletli olarak soruşturma yapılması ve cezalandırılması” isteniyor ve: “Adaletli bir hükümetin kurulmasına değin İstanbul Hükümeti ile hiçbir türlü yazışma yapmamaya ve ilişki kurmamaya karar vermiş olan ulustan ordunun ayrılmayacağını, olayın içyüzünü bilen ve olayın yerine yakın olan kolordu komutanları, bilginize sunmak zorunda kaldık.” deniliyordu. (belge:82)

          İşte bu telyazısı örneğinin bütün kolordularca İstanbul’a çekilmesi uygun görüldü. 11 Eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına özel olarak şunları bildirdim:

“Şimdi bir örnek vereceğiz. Bu örneğin 3’üncü, 15’inci, 20’nci, 13’üncü ve 12’nci Kolordu Komutanlarının ortak imzalarıyla çekilmesini uygun görüyoruz. İnceledikten sonra öteki komutanlarla aynı zamanda çekmek için bekleyiniz.

Örnek

Yüksek Sadrazamlık Katına

             “Şimdi doğrudan doğruya kutsal başkomutanımız, şanlı Halifemiz Efendimize önemli şeyler bildirmek zorundayız. Engel olunmamasını rica eder; engel olunursa bundan doğacak ağır sonuçların sorumluluğunun yalnız yüksek kişiliğiniz üzerinde kalacağını bilgilerinize sunarız. 12’nci Kor., 13’üncü Kor., 20’nci Kor., 15’inci Kor., 3’üncü Kor.”

Padişaha bildirilecek önemli şeyler, daha önce bilginize sunduğum telyazısının içindekilerdi.

Eylülün 11’inci günü, özellikle 11/12’nci gecesi, her yerdeki Kolordu Komutanları telgrafhanelere el koyarak, kararlaştırılmış olduğu üzere İstanbul’la haberleşmeye çalışıyordu. Ama, Sadrazam    ortadan kaybolmuş gibi idi. Yanıt vermiyordu. Biz de, telgraf başında Sadrazamın telleri alıp yanıt vermesi için baskı yapıyorduk. İstanbul telgraf görevlileriy1e olan uzun çekişmelerden sonra bir telgraf görevlisi özel olarak şunları bildirdi:

“Sadrazam Paşa’ya Yunlar ilgililere telefonla söylenildi. Alınan yanıtta: Telyazısında bildirilenler Sadrazam Paşa Hazretlerinin bilgilerine sunuldu. Bildirilmek istenen şeyler  yöntemine göre telle bildirilmelidir. Telyazıları da yönetimine göre sunulur, buyurduklarını Müdür Bey söylüyor efendim.” (belge:83)

Bunun üzerine gece yansınan sonra, saat 4’te şu telyazısı Sıvas telgrafhanesine gönderildi:

11/12.9.1919

Sadrazam Ferit Paşa’ya

Yurdun ve ulusun haklarını ve kutsal varlıklarını ayaklar altına alarak ve Padişah Hazretlerinin yüksek şeref ve onurlarını kırarak, açmaza girişim ve davranışlarınız gerçekleşmiştir. Ulusun Padişahından başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. Bunun için, durumlarını ve dileklerini ancak Padişaha bildirmek zorundadırlar. Kurulunuz, yasadışı davranışlarının bir sonuçlarından korkarak ulus ile Padişah arasına bir duvar gibi giriyor. Bu yoldaki direnmeniz daha bir saat sürerse ulus olarak her tütlü davranış ve yürütümünde kendisini özgür sayacak ve bütün yurdun, yasadışı kurulunuzla kesin olarak ilgisini ve bağlantısını kesecektir. Bu, son uyarımızdır. Bundan sonra ulusun size karşı tutumu, burada bulunan yabancı subaylar aracılığı ile tüm devletleri temsilcilerine de ayrıntılı olarak bildirilecektir.

Genel Kongre Kurulu

 

Sıvas telgraf Müdürlüğüne de gene o sırada telefonla şu buyruk verildi:

 

“Kongremizden seçilmiş bir kurulla telgrafhaneye gönderilecek bir telimizin doğrudan doğruya Padişahın özel kalemine çekilmesine İstanbul’ca engel olunduğu bildiriliyor. Bir saat içinde telin çekilmesine izin verilmezse, İstanbul’la bütün Anadolu telgraf haberleşmesini kesmek zorunda kalacağımızı üstlerinize bildiriniz.”

Genel Kongre Kurulu

 

Kolordu Komutanlarına da aşağıdaki genel bildirim yapıldı:

Sıvas, 12.9.1919

20’nci Kolordu Komutanlığına

15’inci Kolordu Komutanlığına

13’üncü Kolordu Komutanlığına

3’üncü Kolordu Komutanlığına

       Kongrenin Padişah katına sunacağı dileklerin ulaştırılmasına İstanbul telgraf Başmüdürlüğünce engel olunmuştur. Verilen bir saatlik süre içinde Padişahın özel kalemine yol verilmezse bütün Anadolu’nun İstanbul’la telgraf haberleşmesinin kestirileceği yanıt olarak adı geçen müdürlüğe bildirilmiştir, Kongrenin bu yasal isteğine olumlu karşılık alınmadığından, bu telimizi alır almaz Ankara, Kastamonu, Diyarbakır telgraf merkezlerinde ve Sinop’ta telgraf haberleşmelerinin kesilmesi; yani Kongrenin bildirimlerinden başka hiçbir telin İstanbul’a geçirilmemesi ve İstanbul’dan verilecek tellerin kabul olunmaması ve Batı Anadolu ile haberleşmemize engel olmayacaksa Geyve Boğazı yönündeki telgraf yolunun da tutulma ya da geçici olarak kesilmesi ve işin sonunun bildirilmesi rica olunur.

Bu yönergeye engel olacak telgraf görevlileri, bulundukları yerde hemen askeri mahkemeye verirken ağır cezaya çarptırılacaklardır. İşbu bildiri yerine getirilmesi 20’nci 15’nci 13’üncü ve 3’üncü Kolordu Komutanlıklarından rica edilmiştir. Alındığının bildirilmesi.

Sıvas’ta Genel Kongre Kurulu

        Bu telyazısında bildirilenler , daha sonraki tellerle tamamlandı. (belge..84, 85).

 

11/12 Eylül gecesi yapılmış olan genel bildirime ek olarak şu ricada bulunuldu:

“Bu gece sonuç elde edilinceye değin bütün komutanların, sivil yönetim başkanlarını ve ilgili kurulların telgrafhanelerden ayrılmamaları rica olunur.”

Genel Kongre Kurulu

 

Telgrafhanelere de şu uyarma yapıldı:

“Ektir: Bu bildirimin yerine getirildiği haberi Kongre Kurulunca öğrenildikten sonra gene böylece aramızda haberleşme sürdürüleceğinden telgrafhanelerde adam bulundurulması rica olunur.”

                                                                                                                     Kongre Kurulu

 

 

İSTANBUL’DAKİ HÜKÜMETLE İLİŞKİYİ KESME KARARI

 

          İstanbul’un verilen bir saatlık süre içinde Saraya yol vermeyeceği anlaşılıyordu. Bunun için 12 Eylül 1919 günü bütün komutanlara ve illere şu genel bildirim yapıldı:

“Bir saate değin, örneği aşağıda bulunan telyazısı Genel Kongre Kurulunca Sadrazama çekilecektir. Bunun için siz de hemen bu ilkeye uygun ve bu anlamda birer telyazısı çekiniz ve hemen bildiriniz, efendim.”

Genel Kongre Kurulu

Saat beşte Sadrazama da “bilgi için” diye ulaştırılan ve bütün komutanlara, valilere gönderilen bildirim şu idi:

1- Hükümet, ulusun sevgili Padişahına dileklerini ulaştırmasını engelleyip onunla bağlantısını kesmekte ve gerçekleşen hayınca davranışını sürdürmekte direndiğinden, ulus da, yasal bir hükümet başa geçinceye değin İstanbul Hükümeti ile yönetimsel ilişkisini ve İstanbul ile her türlü telgraf ve posta haberleşme ve ulaştırmasını büsbütün kesmeye karar vermiştir. Her yerdeki sivil görevliler askeri komutanlarla birlikte bu kararı yerine getirecek ve sonucu Sıvas’ta Genel Kongre Kuruluna bildirecektir.

2- İşbu bildirim bütün komutanlara, sivil yönetim başkanlarına gönderilmiştir.

12.9.1919

                                                                                          Genel Kongre Kurulu

 

 

 

MİLLETVEKİLLERİ SEÇİMİYLE UĞRAŞILMAYA BAŞLANMASI

 

Baylar, ayın on ikinci günü İstanbul Hükümetiyle genel olarak haberleşme ve bağlantı kesildi. Buna uymayan kimi yerler ve bu yerlerle olan tartışmamızı ayrıca açıklayacağım. Ondan önce, izin verirseniz, daha önemli sayılması gereken bir konu üzerinde bilgi sunayım. Bildiğiniz gibi Ferit Paşa Hükümeti, milletvekilleri seçimi için sözde bir buyruk vermişti. Ama, içinde bulunduğumuz güne değin, yani Anadolu’nun İstanbul’la bağlantıyı kestiği 12 Eylül gününe değin, bu buyruk uygulanmamıştı. Son durum üzerine en önemli sorunun milletvekilleri seçimini tez elden sağlamak olacağını çok iyi anlarsınız. Bunun için, 13 Eylülde hemen bu konu ile de uğraşılmaya başlanıldı. (belge.0 86) Uzun ayrıntılara girmektense, sözünü ettiğim gün verilen ilk genel yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunmayı daha yararlı sayarım. Bildirim şudur:

Tel                                                                                                     13.9.1919

            Balıkesir’de 14’üncü Kolordu, Konya’da 12’nci Kolordu, Diyarbakır’da 13’üncü Kolordu, Erzurum’da 15’inci Kolordu, Ankara’da 20’nci Kolordu, Bursa’da 17’nci Tümen, Çine’de 58’inci Tümen, Bandırma’da 61’inci Tümen Komutanlıklarına ve 61’inci Tümen aracılığı ile Edirne’de Birinci Kolordu, Niğde’de l1’inci Tümen Komutanlıklarına; İllere, Bağımsız Sancaklara, Belediyelere.

(Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurullarına)

İstanbul Hükümetinin tuttuğu ve sürdürdüğü gerici yönteme ve yaşamakta olduğumuz günlerin büyük korku ve tehlikelerine karşı haklarımızı savunmak ve varlığımızı korumak için Millet Meclisinin seçilmesini ve toplanmasını sağlamak ve çabuklaştırmak bugünün en önemli görevidir.

İstanbul Hükümeti, ulusu aldatarak, milletvekili seçimlerini aylarca yaptırmamış olduğu gibi, son zamanda verdiği seçim buyruğunun yerine getirilmesini de türlü nedenlerle askıya almakta ve geciktirmektedir. Ferit Paşa’nın Toros’un ötesindeki illerimizi gözden çıkardığı, Barış Konferansına verdiği nota ile tanıtlanmış; Aydın ilinde Yunanlılarla aramızda sınır çizmeye girişmesi ve, orada düşman eline düşen yerlerin bir oldubitti biçiminde Yunan topraklarına katılmasını kabul ettiğine kanıt sayılmıştır. Düşman eline geçmiş öteki yurt parçaları için de bunlara benzer akılsızca ve hayınca siyasa güderek ülkenin ve ulusun bölünüşüne yol açması kesinlikle beklenir. Millet Meclisi toplanmadan önce barış antlaşmasını imza ederek ulusu bir oldubitti karşısında bulundurmak istediği sanılmaktadır. Bundan dolayı, Genel Kongre, orduyu ve ulusu uyanıklığa çağırır ve aşağıdaki işlerin ivedilikle yapılmasını, ulusun var ya da yok oluş sorunu saydığını bildirir:

Birincisi  Seçim hazırlıklarının yürürlükteki yasada gösterilen en kısa süre içinde yapılıp bitirilmesi için Belediyeler ve Müdafaai Hukuk Cemiyetleri bütün güçleriyle çalışmalıdırlar.

İkincisi  Sancaklardan çıkarılacak milletvekillerinin, nüfusa göre, sayısı hemen saptanarak Temsilciler Kuruluna şimdiden bildirilmelidir. Adaylar sorunu daha sonra haberleşme ile çözümlenecektir.

Üçüncüsü  Gerek seçim hazırlıkları sırasında gerek Seçim yapılırken gecikmeye yol açacak nedenler şimdiden düşünülerek ortadan kaldırılmalı ve hiçbir gecikmeye yer verilmeyerek en kısa süre içinde seçimler sonuçlandırılmalıdır.

İşbu kararın, bölgenizdeki bütün Belediyelere ve Müdafaai Hukuk Cemiyetlerine bildirilmesine ve gereğinin tez elden yapılmasına yardım buyurmanız rica olunur.

                                                                                                                     Temsilciler Kurulu

 

 

YURDUN BAŞSIZ BIRAKILMAMASI

Ferit Paşa Hükümeti direnmesini sürdürüyordu. Bilindiği üzere, devrilinceye değin de sürdürdü. Yurdu günlerce başsız bırakmak kuşkusuz pek büyük sakıncalar doğururdu. Bundan dolayı, önce ne düşünüldüğünü sormak üzere, sonra da ileri sürülen kimi aykırı görüşlere bakmaksızın buyruk olarak ilgililere bildirdiğimiz kararları, eylülün 13/14 üncü gecesi, şöylece saptamış ve yazmıştım:

“Kongrece alınması düşünülen önlemleri kapsayan buyruk önemli aşağıda bilginize sunulmuştur: Bu konudaki yüksek görüş ve düşünceleriniz alındıktan sonra Genel Kurulca görüşülerek yürürlüğe konulacaktır. 15.9.1919 günü öğleye değin görüşlerinizi bildirmenizi bekliyoruz efendim.

Ulusal amaçları hayıncasına yorumlayan ve başka anlamlara çeken; girişimlerimizin ve ulusal eylemlerimizin yasadışı olduğunu ilan eden ve Padişahlık ve Halifelik katına karşı ulusun sonsuz bağlılığını her türlü türesel ve yasal araçla belirtmeye can attığımız halde, Padişah ile ulus arasında bir engel duvarı kuran; halkı birbirine karşı silahlandıran ve birbirini öldürmeye kışkırtıp yönelten İstanbul Hükümeti ile bağlantıyı kesmek zorunda kalan Genel Kongre Kurulu, aşağıdaki kararları sizlere bildirmeyi ödev sayar:

1- Devlet işleri, Padişah Hazretleri adına ve yürürlükteki yasalara göre, eskisi gibi yürütülecektir. Soy ve din ayrılığı gözetilmeksizin, halkın canı, malı ırzı ve her türlü hakları güven altında bulundurulacaktır.

2- Hükümet görevlilerinin kendilerine verilmiş görevleri ulusun yasal isteklerine göre yürütmeleri doğaldır. Bununla birlikte, görev yapmaktan çekinenlerin özür bildirmeleri, görevden çekilme sayılarak yerlerine uygun görülen kişiler vekil olarak atanacaklardır.

3- Görev sırasında ulusal amaç ve gidişe aykırı davranışları görülecek ve anlaşılacak olanlar, din ve ulusun esenliği adına kesin olarak ağır cezalara çarptırılacaklardır.

4- Çekilen görevlilerden ve halktan her kim olursa olsun ulusal kararlara aykırı davranışlarda bulunan ve bozgunculuk aşılayanlar da ağır cezalara çarptırılacaklardır.

5- Ülkenin ve ulusun esenliği ve mutluluğu adalet ve haktanırlıkla ve yurtta dirlik ve düzenliğin sağlanmasıyla gerçekleşebilir. Bu yolda gereken her türlü önlemin alınması kolordu komutanlarıyla valiliklerden ve bağımsız mutasarrıf1ıklardan beklenir.

6- Ulusun dileklerinin Padişah Hazretlerine bildirilmesi sağlandıktan sonra ulusça inanılıp güvenilecek, yasal bir hükümet kuruluncaya dek, yazışmalar Sıvas’taki Genel Kongre Temsilciler Kuruluyla yapılacaktır.

          7- İşbu kararlar, bütün ulusal örgütlerin merkezlerine bildirilecek ve halka duyurulacaktır.

                                                                                                   Mustafa Kemal

                                                 *

 

KARŞI GÖRÜŞLER VE ELEŞTİRİLER

Baylar, bilginize sunduğum bu son genelgemiz üzerine, kimi hafif ve fakat kimi de oldukça ağır karşı görüşlerle, direnmelerle ve dahası, karşı girişimlerle, korkutmalarla karşılaştık. Karşı görüşler ve eleştiriler, yalnız son genelgemiz hükümleri üzerinde de kalmadı. Bununla ilgili olarak, daha başka noktaları da kapsadı. Bu konuda yüksek kurulunuzu özel olarak aydınlatmak için bu yolda geçmiş olan yazışmalardan bir bölümünü kısaca sunmamıza izin vermenizi rica ederim.

Erzincan Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulunun 14 Eylül 1919 günlü telyazısında: “Kararların uygulanmasından önce, İstanbul Hükümetine kırk sekiz saatlik bir süre verilmesinin uygun olacağı bütün üyelerce kararlaştırılmıştır.” yolunda dokuncasız bir düşünce ileri sürülüyordu. (belge:87)

Diyarbakır’dan 13’üncü Kolordu Komutanı Cevdet Bey, 14 Eylül 1919 günlü uzun kapalı telinde: “Hükümet merkeziyle büsbütün ilişki kesilerek yazışmalar, doğruca Kongre Temsilciler Kurulu ile yapı1ırsa karşı görüşte olanlar, siyasal bir amaç güdenler, bu davranışı Halifeliğe karşı ayaklanma gibi göstererek halkı yanıltacaklardır. Bu durum böyle kalırsa görevlilerin ve askerlerin aylıkları ve yiyecek giderleri için kaynak ve önlem düşünüldü mü? İstanbul Hükümeti İngiliz etkisi altındadır. Ne denli üstelense ve çalışılsa da başka türlü iş görebilecek bir hükümet kurmaya olanak yoktur. İngilizler, hükümetin de oluruyla, geniş ölçüde yurdumuza girerlerse yeni baştan İngiliz1erle savaşa girişmekten yana mısınız? Girişilecek olursa başarı sağlanacağına ne denli güveniyorsunuz? Bu üsteleyici gidiş yurt yararına uygun mudur?” (belge:88) gibi birtakım düşünceler ileri sürüyor ve sorular soruyordu.

Erzurum Merkez Kurulunun 15 Eylül 1919 günlü telinde: “Yönergenizin altıncı maddesinin (yani Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat olmasıyla ilgili) tüzüğümüzle uygunluğu sağlanmak üzere, Merkez kurulundan onay alınması gerekir.” denilmekte idi. Malatya’daki komutan İlyas Bey’in 15 Eylül 1919 günlü telinde: “Elazığ ili halkının, Kongrenin amaç ve ereği bildirilerek hiç olmazsa biraz aydınlatılmasına değ;in, bu işlerin geri bırakılması yerinde görülürse, uygun bulduğumu saygı ile bildiririm.” düşüncesi ileri sürülüyordu. (belge:89)

İçinde bulunduğumuz Sıvas’ın Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulu da uzun bir raporunda: “Bildirilen maddelerin bütününden, yurtta geçici bir yönetim kurulacağı anlaşılmaktadır.” diye başlandıktan sonra:

“Bunun, Cemiyet tüzüğünün özel maddesine ve hiçbir maddesine dayandırılamayacağı” üzerine dikkatimiz çekiliyor ve: “Padişaha dilek sunmaya elverişli ortamı, büyük bir ağırbaşlılık, içtenlik ve tatlılıkla aramayı, öğütlüyordu (belge: 90).

Temsilciler Kurulu üyelerimizden olup birçok çağrı ve ricalarda bulunduğumuz halde bize katılmayan, Sıvas Kongresinde bulunmamak için özürler uyduran Servet Bey’in: “Esselamüaleyküm” diye dinsel sözlerle başlayan l5 Eylül 1919 günü Trabzon’dan çektiği açık telinde: “Sıvas Kongresi Bildirisini ve sonra genelgenizi aldık. Karşılık olarak bildirdiğimiz düşünceler Kazım Paşa Hazretlerince görülmek istenmiş ve görülmüştür.”..........................................................

Önce Sıvas Kongresinin, Genel Kongre biçimine girmiş ve bir Temsilciler Kurulu meydana getirmiş olduğu anlaşılıyor ki, işin bu yönü kararlarımıza aykırıdır. Sıvas Kongresi, Temsilciler Kurulumuz arasına üye seçmeye yetkili olamayacaktı............ İstanbul Hükümeti ile yazışmayı kesme, bir oldubitti oldu.................... Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat olması sorunu, kamuoyu üzerinde pek kötü etkiler yapacaktır.

İşin bu yanından kesin olarak vazgeçilmelidir ............................... Sıvas Kongresi, Erzurum Tüzüğünü değiştirmeye yetkili değildir. Bu Kongre, Doğu İlleri Temsilciler Kuruluna uymak zorunda olacaktı. Erzurum kararları üzerine kamuoyunun bir sarsıntı evresi geçirdiği bu günlerde ondan başka hükümlere kuşkulu gözlerle bakacağından kuşkunuz olmasın...” deniliyor ve bu tel: “Erzurum Kongresi hükümleri dışında yapılacak işlere katılamayacağız.” protestosu ile sona eriyordu. (belge:91)

On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa 15 Eylül 1919 günü gönderdiği yazısında: “Sıvas Kongresinin sorusuna Trabzon Merkez Kurulundan Servet, İzzet ve Zeki Beylerin vermek istedikleri yanıtı okudum. Pek yakından tanıdığım bu kişilere sonsuz güvenim ve saygım vardır. Adı geçenlerin görüşlerine etki yapan temel düşünceyi anlıyorum ve benimsiyorum.” dedikten sonra, ayrıntılar üzerideki görüşlerini ileri sürüyor ve bu arada: “Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu illeri adınadır. Sıvas Kongresi ise bütün ulusu temsil eden bir kongredir ki, bu kongrenin de ayrıca bir temsilciler kurulu olması” doğaldır. Ancak, Sıvas Kongresi Temsilciler Kurulu, Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulunu ortadan kaldırmış olmuyor. Bu Temsilciler Kurulu doğal olarak her an vardır. Yalnız, bu Temsilciler Kurulundan olup şimdi Sıvas Kongresi Temsilciler Kuruluna girmiş bulunanlar varsa bunların, Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulundan çekilmelerini istemek doğru olabilir. Sıvas Kongresi, bütün ulusun yararını ve Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulu da Doğu Anadolu illerinin hak ve yararını korur Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat oluşu ve yetkileri, işin en önemli noktasıdır ki, bu konuda şimdiden ivedi davranılmaması konusunda sizinle tam bir görüş birliğindeyim. Temsilciler Kurulu yönerge tasarısının birden beşe değin olan maddelerine gelince; bunların değil sorulmasını, bir bildiri ya da bir dilek olarak yayımını bile çok görürüm.” düşüncesinde bulunuyordu. (belge:92)

                                                    *

Trabzon’da Servet Bey’e yazdığımız yanıt teliyle Kazım Karabekir Paşa’ya verdiğimiz yanıttan da söz edeyim. Servet Bey’e yazılan tel şu idi:

 

Trabzon’da Servet Beyefendiye

Sorduğumuz işler üzerine Trabzon Merkez Kurulunun ne düşündüğünü bildirir yanıt daha gelmedi. Bu konu, ayrıca Kazım Paşa Hazretlerinden de sorulmuştu. Görüşleri birleştirmenin neden gerekli görüldüğü doğal olarak anlaşılamamıştır. Sıra ile bildirdiğiniz düşüncelere gene o sıra ile yanıt veriyorum:

Sıvas Kongresinin genel bir kongre olacağını herkes biliyordu. Bunun sizce başka türlü görülmekte olduğunu şimdi ilk olarak sizden işitiyorum. Temsilciler Kurulu sorununa gelince, bu kurul aslında Erzurum Kongresinin seçip kabul ettiği kuruldur. Şimdi benimle birlikte Rauf Bey, Bekir Sami Bey, Raif Efendi, Şeyh Hacı Fevzi Efendi Sıvas’ta bulunmaktadır. Daha dört üyemiz eksik olmakla birlikte çoğunluk, görevini yapmaktadır. Bu yönün de sizce açık olarak bilindiğinden kuşkumuz yoktur. Çünkü, sizi de durumun öneminden ötürü, daha Erzurum’da iken çağırmış ve öteki arkadaşların birlikte götürüleceğini bildirmiştik. Sıvas Genel Kongresinin, tüzüğümüzün sekizinci maddesi uyarınca, birkaç üye ile Temsilciler Kurulumuzu güçlendirebileceği, birlikte görülmüş ve bunda da sakınca görülmemiş tersine, ulusal bütünlüğü temsil için bu iş, gerekli sayılmıştı. Sıvas Genel Kongresinde, bundan başka bir şey yapılmamıştır. İstanbul Hükümeti ile yazışmayı kesmek, temel kararlarımızın dördüncü maddesinin dışında değil, içindedir; üstelik, o madde kapsamını aşan ve o zaman hiç düşünülemeyecek olan hayınlık nedenlerine dayanır niteliktedir. Aslında bu oldubittiyi yapan biz değil, İstanbul Hükümetidir. Kapalı telimizde bildirilenlerin uygulanması kaçınılmaz bir iştir. Bundan hiçbir yolla dönülemez. Biz uygulamak için sizin uygun görümünüzü almayı bir ödev saydık. Uygun görüp görmemek sizin bileceğiniz bir iştir. Yalnız, şunu da bildireyim ki, bugün bütün Anadolu ve Rumeli’nin birlikte tutmak zorunda oldukları yol seçilirken, azınlığın değil, çoğunluğun isteğine uymaya ve azınlıkları bu yola çevirmeye kesin zorunluluk vardır. Başvurulacak en yüksek kat ve yetki konusunda daha akla yatkın bir görüşünüz varsa bildirmek iyiliğinde bulununuz. Uyulması zorunlu görülen bugünkü yöntem, dikkatle incelenirse tüzüğümüze ve Erzurum Kongresinin temel kararlarına tam uygundur. Bunun dışına çıkıldığı noktayı göremiyorum. Şu duruma göre, sizin sorumluluğuna katılmak istemediğiniz tüzüğü ve bilinen kararları aşan işlerin açıklanmasını rica ederim. Bugün önlenemeyecek bir gidiş varsa o da, İstanbul Hükümetinin, ulus ve yurdun yazgısını alçakçasına İngilizlerin isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına kurban etmesidir. Buna karşı, burada alınan karardan başka bir karar alınabilecekse bildirmek iyiliğinde bulununuz.

                                                                                                  Mustafa Kemal

         Kazım Karabekir Paşa ‘ya da verdiğimiz ,ayrıntılı yanıtın başlangıcı şöyle idi:

“Servet ve İzzet Beylerin, Temsilciler Kurulunun Trabzon Merkez Kurulundan sorduklarına karşılık olarak, çektikleri açık tel alındı. Telin içindeki açık olarak bildirilmesi sakıncalı olan düşünceleri, Temsilciler Kurulu, baştan sona, Servet ve İzzet Beylerin kendi kişisel görüşleri sayar. Temsilciler Kurulu, genelge ile istediği düşünceleri, İzzet ve Servet Beylerden değil, tüzük gereğince Trabzon Merkez Kurulundan istemiştir. Servet ve İzzet Beylerin görüşlerini bildiren özel telyazısı ve sizin hem kendilerine ve hem de Temsilciler Kuruluna karşılık olmak üzere ileri sürdüğünüz düşünceler üzerine aşağıdaki açıklamaların yapılması gerekli görülmüştür:

a- Her şeyden önce, adı geçen kişileri, sizce de bilinen görüşe götüren temel düşüncenin ne olduğu, yazık ki, Temsilciler Kurulunca anlaşılamamıştır.

b- Tüzüğün dördüncü maddesi, bir geçici yönetim kurulması nedenlerini ve koşullarını açıklar. Oysa, bilinen son hayınlık olayları yüzünden alınmış ve alınmasının gereği üzerinde düşünce istenmiş olan önlemler, hiçbir zaman geçici yönetim kurmak amacına yönelik değildir. Bu durumda, bu iş ile dördüncü madde arasında ilişki aramaya gereklik yoktur. Önlemler, Padişaha doğrudan doğruya, dilek bildirmeye yol bulmak ve yasal bir hükümetin iş başına getirilmesini rica etmek amacına yöneliktir.

c- Sıvas’ta toplanan Kongre, Batı Anadolu delegeleriyle, Erzurum Kongresinin Genel Kurulunu, dolayısıyla Kongre kararı gereğince bütün Doğu Anadolu illeri adına yetkili olmak üzere seçilen bir özel kurul bulundurmakla, doğal olarak bütün Anadolu ve Rumeli adına iş görecek bütün Ulusu temsil edecek genel bir kongre niteliğini kazanmıştır. İşbu kongre, Erzurum Kongresi kararlarını ve örgütünü, olduğu gibi, fakat doğallıkla kapsamını genişleterek kabul eylemiş ve sonuç olarak Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti, “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti” genel adı altında genişletilerek birleştirilmiştir.

Tüzüğün üçüncü maddesi ve Kongrenin temel kararları daha başının, bu yüksek amacın gerçekleştirilmesini kesin erek olarak göstermiştir. Sıvas Genel Kongresi, Erzurum Kongresini Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti adına seçilmiş olan Temsilciler Kuruluna tam güven bildirerek onu, olduğu gibi, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti için Temsilciler Kurulu olarak kabul eylemiştir. Buna göre, Sıvas Genel Kongresinin kararları başka, Erzurum Kongresinin kararları başka; Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Temsilciler Kurulu başka, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Temsilciler Kurulu başka gibi ayrılıklar ve başkalıklar kesinlikle söz konusu olamaz ve bunun söz konusu olması, kuşkusuz yürekten kopup gelen bütünlük amacımız ve kutsal ülkümüz için son derece dokuncalıdır. Böyle olunca, birbirini ortadan kaldıran Temsilciler Kurulları olmadığı gibi, birine girince, ötekinden çekilmesi istenebilecek üyeler de yoktur. Bugün bütün Anadolu ve Rumeli ile ilgili olan Cemiyetimizin, Sıvas’ta bulunan bir tek Temsilciler Kurulu, Erzurum Kongresinde tüzüğün özel maddelerine uyularak seçilmiş dokuz kişiden beşinin katılmasıyla görevini yapmaktadır. Hakları, yetkisi ve yararları, Doğu Anadolu illerinden kuşkusuz hiçbir bakımdan az olmayan Batı Anadolu’nun haklı ve yasal olan düşünce ve önerilerini dikkate almayarak onları, herhangi bir uydu durumunda bulundurmaya kalkışmak, bizim aklımızın bir türlü kabul edemediği işlerdendir. Bunun için Temsilciler Kurulumuz altı üye daha katılarak güçlendirilmiştir. (belge:93)

Bundan sonra daha birçok açıklamaları içine alan bu telimiz, olduğu gibi, Trabzon Merkez Kuruluna da çekilmiştir .( belge : 94 )

Bu tartışmalar üzerinde daha birçok sorular soruldu ve açıklamalar yapıldı. Üstelik “Müdafaai Hukuk Heyeti Trabzon Merkezi” uydurma imzasıyla başka illere bizi yeren teller de çekildiği görüldü. (belge: 95) On beş gün sonra da Trabzon’dan bir tel aldık. Ama, Servet Bey’den değil. Olduğu gibi sunarsam durum anlaşılır.

Sıvas’ta Temsilciler Kurulu Adına Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Trabzon Belediye Kurulunun, örneği aşağıda bulunan telyazısı İstanbu’la şimdi çekiliyor. Bir örneğinin de On Beşinci Kolordu Komutanlığına yazdırıldığı, bilgilerine sunulur.

1 Ekim 1919

Mevki Komutanı

Ali Rıza

Örnek

İstanbul, Sadrazam Ferit Paşa Hazretlerine

Bugüne değin Anadolu’dan yükselen ulusal çığlığı Trabzon, kendisine  özgü ağırbaşlılıkla inceledi ve izledi. Yurt, bu duruma daha çok katlanamaz. Yurt sevginiz varsa artık görevinizi bırakınız Paşa Hazretleri.

Belediye Başkanı

Üye Hüseyin ,Üye Ahmet ,Üye Mehmet Avni, Üye Mehmet Salih ,Üye Hüsnü ,Üye Temel, Üye Mehmet, Üye Şefik

 

                                                        *

 

KAZIM KARABEKİR PAŞA’NIN ÖĞÜTLERİ

Kazım Karabekir Paşa’dan 17 Ey1ü11919 günü de kişiye özel bir kapalı tel aldım. Pek içten ve kardeşçe bir dille yazılmış olan bu telde bir iki uyarma vardı. Kazım Karabekir Paşa: “Paşam” diyor, “Sıvas’tan gelen bildirimler ve genelgeler, kimi zaman Temsilciler Kurulu adına, kimi zaman da kişisel olarak sizden geliyor. 10 Eylür 1919 günü İstanbul’daki Hükümete kişisel olarak bildirim yaptığınız ve uyarma yazıları yolladığınız görülmüştür. Şuna inanmalısınız ki, böyle imzanıza yaptığınız bildirimler, sizi en çok saygı ile sevenler arasında bile, büyük bir içtenlik ve düşünce esenliği ile yeriliyor. Bunun ne denli etkili olacağını ve tepkilere yol açacağını çok iyi bilirsiniz. Bu bakımdan, Temsilciler Kurulu ve Kongre kararlarının her zaman imzasız, yalnızca Temsilciler Kurulu diye yayılmasını rica ederim.” Telyazısı şu sözlerle son buluyordu: “Yüksek kişiliğinizin herhalde ortada tek başına görülmemesi yurt yararı bakımından gereklidir. Oybirliği ile (bu işte oyları toplanan kişilerin ya da kurulun kimler olduğu daha bugüne değin öğrenilememiştir.) bilginize sunulan işbu dileklerimin iyi karşılanacağına inanıyorum. Ellerinizden öperim.” (belge: 96)

Kazım Karabekir Paşa’yı içtenlikle duraksattığını ve bizi eleştirmeye dek götürdüğünü gördüğünüz noktaları elden geldiğince belirgin olarak yorumlamanın ve açıklamanın gerekli olduğu besbellidir. O günlerdeki duygu ve düşüncelerimden esinlenen görüşlerimi, bugünün yeni etkilerine kendimi kaptırmaktan çekinerek belirtmek için, o gün verdiğim karşılığı olduğu gibi bilginize sunmayı yeğ görürüm:

 

19 Eylül 1919

On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Paşa Hazretlerine

Y:

Sayın Kardeşim.

            Derin bir içtenliğe dayandığından kuşku duymadığım kanılarınızı açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız kardeşlik bağlarımızı pekiştirmiş ve beni yürekten sevindirmiştir. Aklınıza gelen sakıncaları çok iyi anlıyorum. 10 eylül günü hükümete doğrudan doğruya yazılmış bir bildirim yoktur. Yalnız telgrafhanede bulunduğum bir sırada, Dahiliye Nazırı Adil Bey’le makine başında bir rastlantı sonucu karşı karşıya geliverdik. Onun Sıvas Valisi Reşit Paşa’ya verdiği yersiz karşılıklar üzerine ben de ona karşı büsbütün kişisel olmak üzere bildiğiniz biraz sertçe uyarılarda bulundum. Bu basbayağı bir konuşma biçiminde olup geçmiştir. Bundan başka gerek hükümete gerek Padişaha gerekse yabancılara başvurmalarımızda hep “Kongre Kurulu” ya da “Temsilciler Kurulu” sözleri imza yerine geçmiştir. Yalnız Amerika Senatosuna yazılan ve sizin de bildiğiniz bir mektuba Kongre kararıyla beş kişi imza koymuştur ki bu arada benim de imzam vardır. İçerde yapılan açık yazışmalara gelince; bunda da “Temsilciler Kurulu” sözlerini imza yerine kullanmakta idik. Ancak bunun kimi çevrelerde kötü etki yaptığı güvensizliğe yol açtığı görüldü. Gerçekten, böyle genel bir deyimin bildirdiği kişiler ve kuvvet gizli kalıyor. Ortada sorumlu kimdir? Kimi yerlerden özellikle Kastamonu, Ankara, Malatya, Niğde, Canik gibi yerlerden doğrudan doğruya ben makine başına çağrılmaya başlandım. Sanki “Temsilciler Kurulu” adı altında gizlenen kişilerle aramızda birlik olup olmadığı üzerinde bir duraksama belirtisi sezildi. Trabzon’dan Servet Bey bile “Temsilciler Kurulu” imzalı genelgeyi kötüye yorarak ve adı geçen kurulun nitelik ve niceliği üzerinde birçok yanlış düşüncelere kapıldıktan sonra beni makine başına çağırdı. Görüştükten sonra bütün tartışmaların imzanın “Temsilciler Kurulu” olarak belirsiz bir kişilik bildirir gibi atılmış olmasından çıktığını söyledi. İşte bu nedenlerden dolayı, bu imza işi siz kardeşimin bildirmenizden önce, Temsilciler Kurulunda görüşülmüştü. Temsilciler Kurulunun gizli bir komitenin yürütme kurulu olmayıp, hükümetten resmi izin almış, yasal ve türesel bir derneğin temsilcilerinden meydana gelmiş olması dolayısıyla, ilgili yasaya uyularak, kararları ve bildirimleri sorumlu bir kişinin imzalaması zorunlu görülmüştü. Temsilciler Kurulunun, bildirim ve yayımlarını genel ve belirsiz bir ad altında yaparak düşeceği yasadışı durumdan doğacak sakıncalar bu bildirim ve yayımlara imza atılması üzerine ulusal akıma karşı olanların yapmakta oldukları zararlı propagandalara katabilecekleri dokuncadan pek daha çok görüldü ve sonuç olarak, bildirim ve yayımlara imza atılması, oybirliği ile karar altına alındı.. Bu karar alındığı halde bu kez yaptığımız kardeşçe uyarma üzerine, işin bir daha görüşülmesini Temsilciler Kuruluna önerdim. Daha önce ileri sürülmüş olan gerekçe ve düşüncelerden dolayı, yazılan şeylerin, Temsilciler Kurulu kararıyla olduğu açıklanmak üzere yazılmasına oybirliğiyle karar verdiler. Kendimle ilgili bulunduğundan, bu görüşmelerde tarafsız kalmayı uygun gördüm. İlke olarak bir kişinin imza etmesi kabul edildikten sonra, benim yerime başka bir kişinin imza etmesi söz konusu oldu. Bu noktada, kurulun ileri sürdüğü sakıncalar şunlardır: Bütün dünya, benim bu işin içinde bulunduğunu bilir. Bugün başka bir kişinin imzasıyla bildirimler yapmaya başlanınca, benim adımın ortadan kalkmasıyla, ya aramızda bir bozuşma ve ayrılık olduğu sanılacak ya da herhangi bir kişi imza eylediği halde benim ortaya çıkmaktan çekinir, yasadışı bir durumda bulunduğum ve böylelikle, yapılan işlerin de yasadışı olduğu sanısına düşülecektir. Bundan başka, kamuya inan ve güven verici başka bir arkadaşımız, imzasıyla ortaya çıkınca, bugün benim için düşünülen sakıncalar o arkadaşımız için de düşünülecektir. O zaman onun da çekilip başka birinin imza atmaya başlaması gibi sonunda bizim için güçsüzlük belirtisi olacak bir sıra gütmek gerekecektir. Bilmem böyle bir tutumu ne ölçüde uygun bulursunuz? Gerçekten, özellikle işin başlangıcında, doğrudan doğruya beni saldırı hedefi olarak görmüşlerdi. Ama, gerek içerden gerek dışardan, beklenen saldırılar yapılmış. Tanrı’ya şükür, hepsi de amacımız yararına sonuçlanmıştır. İstanbul Hükümeti ve kötülüğümüzü isteyenler, her girişimlerinde bozguna uğramışlardır. Yabancılara gelince; Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizlerle pek önemli görüşmeler yapılmış ve bunların Sıvas’a değin gelen yetkili görevlileri, bizden yana bir tutumla, karşılıklı iyi ilişkiler kurma yolunu tutmuşlardır. Bizim de katıldığımız ulusal eylemlerin, bir iki kişinin kışkırtması sonucu olmayıp, bütün anlamıyla ulusal ve kamuya yaygın bir biçim ve nitelikte olduğunu, bize de bilgi vererek, rapor ile kendilerinin bağlı bulundukları yerler bildirmişlerdir. Bir de bu gibi işlerde az çok önayak olanlar için, yurdumuzda bilinen ahlaksızlık gereği, birtakım kirli vicdanlı kimselerin yapacakları dedikoduların önüne geçilemez. Bu duygusal durum, her ulusta da böyledir. Bu gibi sakıncalara karşı burada düşünülen tek çıkar yol, bizim yürekten gelen sarsılmaz bir dayanışma ile kutsal amacımıza yitirmekte bir an duraksama göstermemekliğimizdir. Ben, kamu yararına ve geniş kapsamlı olan işlerimizde kendi görüşlerime göre değil, bütün değerli arkadaşlarımın candan ve gönülden birliği ile çalışmayı yeğlediğimi, siz kardeşim de kabul edersiniz. Bununla birlikte, bu konuda başkaca düşünceleriniz olursa bildirmenizi siz kardeşimden bekler, üstün saygı ve içtenlikle gözlerinizden öperim kardeşim.

Mustafa Kemal

 

Baylar, İstanbul Hükümetiyle yazışmayı kestiğimiz l2 Eylül 1919 gününden sonra Ferit Paşa Hükümetinin düştüğü güne değin değişik zamanlarda Padişaha, yabancı devlet temsilcilerine, İstanbul Belediyesine ve bütün basma çeşitli andın ve bildiriler yazıldı. (belge: 97)

 

 

PADİŞAHIN BİLDİRİSİ

20 Eylül 1919 günlü, Sadrazam Damat Ferit imzalı bir genel bildirim ile Padişahın da bir bildirisinin yayımlandığını anımsayacaksınız. (belge:98) Bu bildirinin dikkate değer yerlerini bir daha anımsatmak isterim. Bunları sıra ile göstereceğim:

1- Hükümetin izlediği siyasa sonucunda, İzmir’de geçen acıklı olaylar, Avrupa’daki uygar devlet ve ulusların ilgilerini çekti ve kardeşlik duygularını uyandırdı.

2- Bir özel kurul, olay yerinde yan tutmadan soruşturmaya başladı. Hakkımız, uygarlık dünyasının gözleri önünde belirlenmektedir.

3- Ulusal birliğimizi bozacak hiçbir karar ve öneri olmadı.

        4- Bazı kimselerce, sözde halk ile hükümet arasında karşıtlık olduğu ilan ediliyor.

5- Bu durum, yasal koşullarda, bir an önce yapılmasım istediğimiz seçimleri de ertelediği gibi barışın yaklaşmakta bulunduğu bir sırada, varlığı çok gerekli olan Millet Meclisinin toplanmasını da askıda bırakacaktır.

6- Bugün, bütün ulusumdan beklediğim, hükümetin buyruklarına kesinlikle uymaktır.

7- Büyük devletlerin adalet duyguları, Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı davranışı, durumumuzu ve onurumuzu koruyacak bir barışa yakında kavuşmak umudumu sağlamlaştırmaktadır.

Bilirsiniz ki, bu bildirinin yayımlanması bizim, yurtla İstanbul Hükümeti arasında yazışmayı ve ilişkiyi kestiğimiz ve bunda direnmekte bulunduğumuz günlerde oluyor. Verdiğimiz yönerge ve genel buyruklara kesinlikle uyulsa, hiçbir yerden alınmaması ve halka okutturulmaması gerekirdi. Oysa, karar ve bildirimlerimize uyulmayarak ve görüşümüze büsbütün aykırı olarak bu bildirinin kimi yerlerce alındığı, şimdi bilginize sunacağım bir te1yazısından anlaşıldı.

 

Trabzon Mevki Komutanlığına

Şevketli Padişahımız Hazretlerinin ulusuna karşı, yayımladıkları kutlu bildirilerin hemen görevlilere ve halka ulaştırılması gereklidir. Böylece, şimdiki hayın hükümetin melek yüzlü, Padişahımız Efendimizi ne denli küstahça ve gözü peklikle aldatmakta olduklarını anlamayanlar kaldıysa, hepsi anlasınlar. Ulusu ve ülkesi için kutlu yüreğinin ne denli büyük bir sevgi ve esirgeyicilikle dolu olduğunu gösteren işbu bildiride, en açık olarak göze çarpan şey hükümetin hayınca gidişi üzerine ulusun Halifelik katına sunduğu yakınma yazılarının daha Padişaha bildirilmemiş olmasıdır. Çünkü, ulusa ve yurda karşı hükümet üyelerinin çektikleri hayınlık hançerini bilmiş olsalardı, bu hayınları bir dakika bile yerlerinde tutmayacaklarına kutlu bildirideki yürekten gelen anlatım en büyük tanıktır. Bu hayın1ar, bu gerçeği bildikleri için Halife Efendimizi doğrudan doğruya ulusla karşı karşıya getirmiyorlar. Bunun için, ulusa düşen ödev, şanlı Padişaha sonsuz sevgi ve bağlılığını durmadan göstermek ve sunmakla birlikte, bütün ulusun ve ordunun birlik olarak, Padişahın söz götürmez haklarını, ulusun ve yurdun varlığını kurtarmaya çalıştıkları; ama bu hayın hükümetin bu yasal ve gönülden gelen davranış Padişahımız Efendimizden gizledikleri, üstelik büsbütün ters bir biçimde gösterdikleri gerçeğini, dün karar verildiği üzere, Halifelik katına aracısız bildirmektir. Erzurum halkının bu yolda yazacakları telin bir örneği oraya bildirilecektir.

21 Eylul 1919                                                                15’inci Kolordu Komutanı

                                                                                         Kazım Karabekir

           Kazım Karabekir Paşa, bu telini şöyle bir ekleme ile bize de bildiriyordu:

“Bu konuda düşünceleriniz var mı? Bu kutlu bildiri, ulusun Padişahına gerçeği bildirmesine yeniden elverişli bir durum yaratmıştır ki Erzurum halkı, hükümetin bütün cinayetlerini sayarak, yeniden Padişaha dileklerini bildirecektir. Bunun örneğini ya çekilmek üzere ya da bilgi için sayın kurulunuza sunacağım.”

                                                                                                Kazım Karabekir

 

           Makine başında karşılık olarak bildirdiğimiz düşünce şu idi:

“Ferit Paşa Hükümetinin canice işleri ve davranışları ile ilgili olan belgelerin ulusal gerektiği ölçüde köy ve bucaklara değin bildirilip yayılamamış olduğunu bilirsiniz. Bildirilmiş olsa bile bunlarla padişahın bildirisini karşılaştırarak değerlendirmek ve gerçek durumu anlamak kesin değildir. Bundan dolayı biz aslında böyle bir bildirinin Babıâli’de uydurulmakta olduğunu daha önce haber almış ve bunun, ulusun zihnini karıştırmasını önlemek için İstanbul’dan alınmamasını uygun bulmuştuk. İstanbul’la resmi yazışmanın da kesilmiş bulunması dolayısıyla, doğrudan doğruya Saraydan değil, yine Ferit Paşa’nın bir eklemesi ile Babıali’den verilen işbu bildirinin Sıvas, Ankara, Kastamonu ve başka merkezlerde olduğu gibi, hiçbir yerden alınmamış olduğunu sanıyorduk. Bu bildiriyi almak için daha önce ulusun Padişaha durumu ve gerçeği bildirmesine izin verilmesi gerekirdi. Bunun için bu bildirinin dağıtılıp yayılmasma aracılığı yararlı bulmuyoruz. Ancak, bu bildiri Trabzon, Erzurum ve Sıvas gibi merkezlerde gerekenlerce okunmuş bulunduğuna göre, düşündüğünüz gibi her merkezden İstanbul’a bir tel çekilmesi uygun olur.”

Mustafa Kemal

Padişahın bu bildirisinin, ulus üzerinde yapacağı kuşku götürmeyen kötü etkileri bir ölçüde önüne geçebilmek için, padişaha, söz konusu bildirinin içindekileri yalanlamaya ve hükümsüz bırakmaya yarayacak nitelikte bir yanıt yazmayı ve bunu yurtta dağıtıp yayarak okutturmayı tek çıkar yol olarak düşündük ve öyle yaptık.

(belge:99)

 

 

HALİT BEY’İN TRABZON VE ÇEVRESİNDE ULUSAL ÖRGÜTLER KURMAKLA GÖREVLENDİRİLMESİ

Baylar, Trabzon’da bir iki kişinin, pek yurtsever ve saygıdeğer olan Trabzon halkının hiçbir bilgisi olmadan onlar adına, oradaki ulusal varlığı kendi kişilikleriyle temsile kalkıştıkları ve bu yüzden ulusal girişim ve kararların gereği gibi yürütülmemekte olduğu kanısına vardım. Trabzon’da Vali bulunan Galip Bey adında bir kişinin de yıkıcı akımı yaratmakta etken olduğunu anladım. Bunun üzerine, Trabzon yakınlarında Torul’da bulunan ve daha tümenine komutaya edimli olarak başlamamış olan Halit Bey’in, Trabzon çevresinde ulusal örgütler kurmak için görevlendirilmesi uygun görüldü ve Kolordu Komutanına bu düşünce bildirildi. 20 Eylül 1919’da alınan yanıtta: “İngilizlere karşı gizlenen Halit Bey’in, yaratılışı gereği, ortaya çıkarabileceği durumlar, bu elverişsiz zamanda belki düzeltilemez.” yolunda birtakım düşüncelerden sonra: Halit Bey bilgi dışında dilekte bulunsa bile yerine getirilmemesi. deniliyordu. (belge:100)

Kazım Karabekir Paşa’nın bu teline verdiğimiz yanıtta: İngiliz sakıncasının bizlerce düşünülmediğini bildirdik; sert ve kesin davranmak sakıncalı görüldüğüne göre, Trabzon’da durumun düzeltilmesi neye ve ne yapmaya bağlı ise, onun doğrudan doğruya kendilerince düşünülmesini, 22 Eylül 1919 günlü bir kapalı telle rica ettik. (belge: 101)

Bizim, On Beşinci Kolordu Komutanıyla bu yazışmaları yaptığımız günlerde, Torul’dan Yarbay Halit Bey doğrudan doğruya bizimle yazışmaya başladı.Kendisini karşılıksız bırakmamak ve durum üzerine aydınlatmak amacıyla yanıt verdik.

On Beşinci Kolordu Komutanının, bir bakıma bizim 22 Eylül 1919 günlü telyazımıza yanıt olan, 27 Eylül 1919 günlü bir kapalı telini aldık. Bunda, halkı önce aydınlatma ve uyarma görevini yaptığını ; direnenlere karşıda hakettikleri işlemi yapmaktan başka bir şey olmayan ve büyük deneyler sonucu olan ilkesini, olduğu gibi Trabzon çevresinde de uyguladığını açıkladıktan ve Dokuzuncu Tümen Komutanı Rüştü Bey’i, kurmaylarıyla birlikte, Üçüncü Tümen Komutanlığı vekilliği ile Trabzon’a gönderdiğini; Halit Bey’i Trabzon için uygun bulmadığını bildirdikten sonra : “İngilizlerle ilgili görüşe gelince; bana kalırsa, elden geldiği sürece açık ve silahlı bir çatışmadan kaçınmayı yeğ tutarım, deniliyordu. (belge: 102) Buna verdiğim 29 Eylül 1919 günlü özel ve kişisel yanıtımda şunları yazdım: “Trabzon ili kamuoyunun ne olduğu burada da kesinlikle anlaşılmıştır. Trabzon merkezinin dışarda, bütün ilçe ve sancaklarıyla haberleşilmektedir. Merkezdeki durum da Valinin tutuklanıp uzaklaştırılmasından sonra ortadan kalkmıştır (Valiyi tutuklayarak gözaltında Erzurum’a gönderen, buyruğum üzerine, Halit Bey’dir). Rüştü Bey’in üçüncü Tümen Komutan1ığı vekilliği ile Trabzon’a gönderilmesinde aklıma gelen noktaları bildireceğim.

Birincisi: Valiyi tutuklayan Halit Bey’dir. Birkaç gün sonra Rüştü Bey’in böylece gönderilmesi Halit Bey’in davranışını oradaki kötülüğümüzü isteyenlere karşı yermek gibi olabilir.

İkincisi: Halit Bey, önemli durumlarda Tümeninin başına geçmeyi beklerken, bugün geçirmekte olduğumuz önemli ve tarihsel anlarda başka bir kimsenin yerine geldiğini görmekten üzülebilir. Bu tutumdan vazgeçilmesini rica ederim. Bununla birlikte Kolordunuzun askeri işlerine karışmak istemem. ( belge : 103 )

Kazım Karabekir Paşa’nın verdiği 2 Ekim 1919 günlü uzun yanıtta, bu işlemin Halit Bey’in isteği üzerine yapıldığını ve kendisine durumu gereği gibi anlatmak için Erzurum’a çağrıldığını bildirdi. (belge.. 104) Oysa. 1 Ekim 1919 günü Üçüncü Tümen Emir Subayı üsteğmen Tarık imzasıyla, Başyaverim Cevat Abbas Bey’e gelen özel bir kapalı telin son tümceleri şöyleydi:

“Son günlerde Komutan Bey, Üçüncü Tümenin bugünkü komuta durumunun değiştirilmesini Kolordudan istedi. Eğer Kolordu bu öneriyi kabul etmez ve yerine getirmezse, kendiliğinden komutayı ele alacağını ve önceki karar gereğince Kolordudan ayrılarak doğrudan doğruya Kongrenin emrine gireceğini bildiririm. Paşa Hazretlerine gereği gibi bilgi veriniz efendim.” (belge: 105).

Bundan on beş gün sonra idi. Kazım Karabekir Paşa’dan 17 Ekim 1919 günlü şu teli aldım:

“Bölgemde ulusal isteğin gerçekleştirilmesi ve yerine getirilmesi için son noktaya değin askerlikten ve komuta zincirine uymaktan kimsenin ayrılmamasını, geleceğin sıkı düzeni için de çok gerekli görüyorum. Gözü peklikle sağgörünün bağdaştırılmadığı yerlerde ve işlerde, sonuç pek parlak da olsa, çabucak tersine döndüğü” ve değerden düştüğü benzerleriyle anlaşılmıştır. Özellikle İngiliz, Fransız temsilcilerinin bulunduğu Trabzon çevresinde, komuta zincirinin çok güzel görülmesine ve sağgörüyle iş yapmaya pek çok gereklilik vardır.

Ne yazık ki, verdiğim açık yönergeye uymayarak Halit Bey’in, kendi eliyle ve asker kılığı ile valiyi tutuklamak gibi aykırı işleri dillere destan olmuştur (Halit Bey’e bu işi yaptıranın kim olduğunu bildirmiştim). Seçimlerde de böyle davranırsa kendisi için İngilizlerin bir çıkış daha yapmaları ve güç durumun belirmesi önlenemez (seçimlerin çabuklaştırılması ve ulusal isteğe uygun olarak yaptırılması için, Halit Bey’e ve başka gereken birçok kişilere çalışmaları özellikle rica edilmişti. Bir de İngiliz girişiminin önlenemez ne gibi bir durum yaratabileceğini kendi durumumu gözönüne getirerek bir türlü anlayamamış olduğumu açıklamalıyım). Bunun için, adı geçen kişiyle yazışma yapılmayarak yüksek isteklerinizin uygulanmasında beni aracı kılmanızı çok rica ederim. Onun kişisel durumu söz götürmez sayılıyorsa herhangi bölgeden milletvekili seçilmesi üzerindeki yüksek düşüncelerinizin bildirilmesini dilerim.”

Bu tele 19 Ekim 1919 günü kısaca şu yanıtı verdim:

            “Halit Bey’in milletvekili olmak ya da olmamak konusundaki eğilimini bilemediğimden bu yolda bir düşünce bildiremeyeceğim efendim.”

         Baylar, Ferit Paşa Hükümetinin düşmesine değin geçen günler içinde karşılaştığımız sorunlar çeşitlidir. Enge1ler ve güçlükler az değildi. Bunların hepsini sayıp açıklamaya kalkışmak yüksek kurulunuzu çok yorabilir. Bunun için, bu evreyi tamamlayacağını sandığım kimi noktalara yalnız dokunmakla yetineceğim.

Ali Galip’in salık vermesi üzerine, İstanbul Hükümetince Dersim Mutasarrıflığına atandığı anlaşılan ve Sıvas’a gelen Osman Nuri Bey, 8 Eylülde Sıvas’ta alıkonuldu.

Ulusal akıma karşı hayınca davranışlarda bulunduğu öğrenilen Ankara Valisi Muhittin Paşa, özel bir amaçla görev gezisine çıkmıştı 13 Eylülde Çorum’da bulunuyordu. Muhittin Paşa’nın yakalanıp gözaltında Sıvas’a gönderilmesi için Ankara’da Kolordu Komutanına ve Samsun’da Beşinci Kafkas Tümeni Komutanına buyruk verildi. Muhittin Paşa tutuklu olarak Sivas’a getirilmiştir. Kendisiyle görüştüm. Gereken öğütleme ve uyarmalarda bulunduktan sonra yaşına saygı göstererek Samsun üzerinden İstanbul’a gönderdim. Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey’e de üç dört gün sonra özel olarak Sıvas’a çağrıldı.

Ulusal eylemlere karşı oldukları anlaşılan Niğde Mutasarrıfı, Saymanı ve Komiserinin gözaltında Sıvas’a gönderilmeleri için 16 Eylülde Niğde’de Tümen Komutanlığına buyruk verildi.

KASTAMONU VALİSİ’NİN İSTANBUL HÜKÜMETİNCE DEĞİŞTİRİLMESİ VE BUNDAN ÇIKAN OLAY

Baylar, Kastamonu’da Vali bulunan İbrahim Bey, ben ordu müfettişi iken kurmay başkanım bulunan Albay Kazım Bey’in yakından tanıdığı bir kişi idi. Bundan dolayı, kendisine her türlü gizli şeyler bildirilmişti. Aramızda şifre ile yazışmalar yapılıyordu. Kendisi İstanbul Hükümetince İstanbul’a çağrıldı. Bu çağrıya hiç uymaması gerekirken, anlaşılmaz nedenler ve düşüncelerle sanki İstanbul’da tutuklanmak için Kastamonu’dan ayrılmıştı. İstanbul, İbrahim Bey’in yerine bir başkasını Kastamonu valiliğine atamıştı. Yeni vali, 16 Eylülde İnebolu’ya varmış bulunuyordu. Onun tutuklanmasını oradaki ilgililere buyurduk. Bu işte ilgi çekici küçük bir evre oldu. İzin verirseniz biraz açıklayayım: Kastamonu’da ve Kastamonu ili içinde sarsıntı ve duraksama belirtileri görülmeye başlayınca Kastamonu’ya, güvenilir ve becerikli bir subayın gönderilmesini Ankara’da bulunan Ali Fuat Paşa’dan rica etmiştim. Fuat Paşa, Kastamonu Mevki Komutanlığı göreviyle oraya Albay Osman Bey’i göndermişti. Osman Bey, tam 16 Eylül günü Kastamonu’ya varmıştı. Yeni gelen vali için verdiğimiz buyruğun uygulanmasını ondan bekliyorduk. Bildirdiğim buyruğu verdikten sonra, uygulama ve yürütümle ilgili bilgiyi telgraf başında bekliyordum. Gece olmuştu. İstediğim bilgiyi verecek Kastamonu’da bir kişi bulamıyordum. Sonunda, 16/17 Eylül gecesi, Kastamonu ve çevresi Komutanı Albay Osman Bey, Kastamonu Telgrafhanesine geldi ve olduğu gibi şu teli verdi:

“Bugün Kastamonu’ya geldim. İstanbul Hükümetinin adamlarıyla Vali Vekili ve Jandarma Komutanının düzeni üzerine evimde tutuklandım. Yurtsever örnek subaylarımızın yardımlarıyla şimdi kurtuldum. Ben de Vali Vekilini ve Jandarma Alay Komutanını birlikte tutuklattım. Telgrafhaneye el koydum. Burada durum önemlidir. Kongreden çok rica ederim; bütün kararlarından buraya bilgi vererek Kastamonu’nun sayın halkımı aydınlatsın. Yeni valinin İnebolu’ya indiği haber alınmıştı. Kendisi için ne işlem yapılacaktır? Buraya vali vekili ve başka görevli atanması için Ulusal Kongrenin bana yetki vermesini rica eder ve bu dileklerimin yanıtını şimdi makine başında beklediğimi bilgilerine sunarım.”

Osman Bey’le makine başındaki haberleşmemiz şöylece biraz daha sürdü. Kendisinden sordum:

“Şimdi orada üstünlüğü sağladınız mı ? Ne kadar kuvvetiniz var? Orada ilin ileri gelen görevlilerinden güvenilir kim vardır? Yeni atanıp İnebolu’ya geldiği öğrenilen valinin adı nedir?’’

Osman Bey’in yanıtı şu idi: Şimdi ilde üstün durumdayım. Kongre, her durumda yardımcı olarak, beni aydınlatmalıdır. Atanan valinin, Konya valiliğinden emekli, çok eski bir kişi olduğu söyleniyor. Adı Ali Rıza’dır. Kuvvetim, iki yüz elli kişi çıkarır bir tabur ve dört tüfekli bir ağır makineli bölüğüdür. Halk ile daha görüşülememiştir. İlin ileri gelen görevlilerinden Defterdar Ferit Bey vardır.”

Osman Bey’e şu buyruğu verdim: “Şimdi kendiniz vali vekilliğini üzerinize alınız. Asker ve sivil bütün kuvvetleri elinize almaya tam yetkilisiniz. Gelmekte olan valiyi hemen tutuklatacak önlemleri çabucak alınız. İşlerinize açıktan engel olanlara karşı hiç duraksamadan silah kullandırınız. İl Defterdarı, benim Diyarbakır’dan tanıdığım Ferit Bey ise, size yardım etmesi gerekir. Bolu Mutasarrıfına, aldığınız durumu ve size verilen yetkiyi şimdi bildirerek onun da İstanbul’a karşı böyle davranmasını benim yerime söyleyiniz. Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey’e de, benim yerime gene bu yönergeyi veriniz. Yanınızda hangi şifre anahtarı vardır?”

Osman Bey’in yanıtı; “Vali vekilliğini Defterdar Ferit Bey’e vereceğim, kendim alamayacağım. Bildiğiniz Ferit Bey’dir. Sinop Mutasarrıfı bildiğinizdir, kendisi görevden çıkarılmıştır; vekillik, Jandarma Tabur Komutanı Remzi Bey’dedir. Mazhar Tevfik Bey’in Sinop’ta olduğu bildiriliyor. Şifre anahtarı tutuklu Alay Komutanındadır; istendi, alacağım yanıta göre sonucu bildiririm efendim.”

          “Yanınızda başka şifre anahtarı var mıdır? Ferit Bey şimdi nerededir, durumu biliyor mu?” diye sordum.

          “Durumdan bilgisi yoktur, şimdi çağrıldı, gelecektir. Ben hiç şifre anahtarı almadım; çünkü tutuklanacağımı bilmiyordum. Makam şifresiyle yazarım umudunda idim.” karşılığını verdi.

‘‘Oradaki Jandarma Tabur Komutanı kimdir? Ne kadar Jandarma kuvveti vardır, buyruğunuz altına girdi mi?” sorusunu yazdırdım. Buna da verdiği yanıtta: “Jandarma Komutanı Emin Bey yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. Merkezde Jandarma sayısı otuz beş kadardır. Polis Müdürü Halil Bey de yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. Polis sayısı kırktır. Piyade Tabur Komutanı Şerif Bey, kendisi biraz budala olduğundan şimdilik tutuklanmıştır. Jandarma Tabur Komutanı Emin Bey yüzbaşıdır. Defterdar Ferit Bey geldi, yanımdadır.”

“Emin Bey’i biraz anlatır mısınız?’’ sorusuna: “318 çıkışlı, Üsküplü Emin, tanırsınız. Ayrıca ellerinizden öpüyorlar.”

Bunun üzerine şu satırları yazdırdım: “Emin Efendi’yi tanırım, teşekkür ederim. Ferit Bey’e durumu anlattınız mı? Önemli işler valilik katı şifresiyle bildirilebilir. Sinop Mutasarrıf Vekili olan Jandarma Komutanına güvenilemezse onun yerine sizce uygun görülecek birinin vekilliğe geçirilmesi için gerekli önlemlerin alınması düşünülmelidir. Yardım istiyor musunuz?”

Osman Bey: “Kuvvetçe yardımı gerekli görüp görmediğimi daha sonra bilginize sunacağım. Jandarma Tabur Komutanı yeni geldiği için, durumu anlaşılamamıştır efendim.” karşılığını verdi. Osman Bey’e başka bir söyleyeceği olup olmadığını ve Ferit Bey’le durum üzerinde görüşüp görüşmediklerini sorup anladıktan sonra, şu teli yazdırdım:

                                                                                                   16/17 Eylül 1919

                                   Osman Bey ve Ferit Beyefendiye

Önlemlerinizde ve işlerinizde başarı dilerim. Bize durumunuzdan ve gelmekte olan valinin tutuklandığından bilgi vermenizi bekleriz.

Mustafa Kemal


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git