Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Nutuk1 (9.Bölüm)

Yeni Sayfa 1

TRABZON’DAN GELEN ÖNERİ

Rahmetli Kerim Paşa’nın Fuat Paşa’ya yazdığı ilk telyazısında, İstanbul’dan yüksek kişilerin ulusal eylemleri yönetenlerle belli bir yerde buluşmalarından söz edildiğini görmüştük. Buna benzer, ama tersine olarak, yani Anadolu’dan İstanbul’a gitmek yolunda bir öneri de, bundan daha önce Trabzon’dan çıkmıştı. Bunu, izin verirseniz biraz açıklayayım: Trabzon Valisi Galip Bey, 18-19 Eylül günlerinde Ardase’de görev gezisinde bulunuyordu. Kazım Karabekir Paşa’nın Ardase’ye gidip Vali ile görüşmesi söz konusu idi. Bu iş üzerinde 19 Eylülde telgraf başında Kazım Karabekir Paşa ile görüştük. Görüşmeye yol açan, 18 Eylül günü Trabzon’dan aldığım bir telyazısı idi. Kendisine, olduğu gibi verdiğim bu telyazısında: “Ulusun yararına aykırı 6 maddeyi kabul etmiyoruz

(Bu 6 madde İstanbul ile ilişkiyi kesme buyruğudur.) Dileklerimizin Padişaha ulaştırılması konusu ise, gönderilecek bir kurul ile sağlanabilir kanısındayız.” denilmekte idi. Kazım Karabekir Paşa, makine başında Trabzon Valisi ile görüşmüş, özetini bildirdi. Vali, soru biçiminde birtakım düşünceler ileri sürmüş, Karabekir Paşa uygun karşılıklar vermiş. Vali en sonunda: “İstanbul’a bir kurul gönderilerek durumun Padişahın bilgisine sunulmasını ve bu kurulla kendisinin gitmesini önermiş ise de, bir türlü araçlarla ulusun dileğini bildirmeye giriştiğimiz için, bu düşüncesinden vazgeçmiştir. Böyle bir kurulun gitmesi ve buna, Sarayın durumunu bilen Gümüşhane delegesi Zeki Bey’in de katılması önerilmektedir.” denilmekte idi..

Tuhaftır ki, iki gün sonra, yani 21 Eylül 1919’da, Torul’dan Yarbay Halit Bey’in gönderdiği bir kapalı telde de bu kurul işinden söz ediliyordu. Çokça kuruntuya kapılan Padişahı, yabancıların ve Ferit Paşa’nın kucağına atmamak için, İstanbul’a kimliği ve görevi gizli tutulacak bir kurul gönderilmesinin uygun olacağı ve bu kurula delegelerden Servet ve Zeki Beyler alınırsa kıvançla kabul edecekleri, Zeki Bey’in ağzıyla bildiriliyordu. Halit Bey’e, 22 Eylülde verdiğin yanıtta, Zeki ve Servet Beylerin bulunacağı bir kurulun İstanbul’a gönderilmesinin uygun olmadığını bildirdim. 24/25 Eylül günü Ha1it Bey’den aldığım bir telde, Trabzon’daki karşı koyucuların başı olan Trabzon Valisi Galip Bey’i, Kolordu ile Erzurum Valisinin çağrısını kabul edip Erzurum’a gitmediğinden, ister istemez, silahlı kuvvetle göz altında bu gece (24/25 Eylül) Erzurum’a gönderdim.” deniliyordu.

Efendiler, garip bir rastlantı değil midir ki, rahmetli Kerim Paşa’nın ilk aracılık telyazısı, Trabzon Valisinin tutuklandığı gecenin ertesinde, Trabzon’da Vali ile Zeki ve Servet Beylerin ve bunların aldatmaları üzerine birtakım kişilerin İstanbul ile ilişki kesmeyi bozma yolundaki girişimlerinin ve İstanbul’a kimliği belirsiz bir kurul olarak gitmekle ilgili planlarının başarısızlığa uğratılmasının gerçekleştiği bir günde, yani 25 Eylül günü çekiliyor ve bizi ancak 27/28 Eylül gecesi aramayı gerekli görüyorlar. Yapılan yazışmalardan anlaşıldığına göre, Erzurum’a giden Vali Galip Bey, yeniden Kazım Karabekir Paşa’ya, İstanbul’a bir kurul aracılığı ile başvurmaktan söz etmiştir; bunu, Paşa’nın 27 Eylül günlü bir izin isteme telinden anlıyoruz. Buna 28 Eylülde karşılık olarak çekilen telde: “Kerim Paşa ile yapılan görüşme özeti okunduktan sonra söz konusu başvurmanın gerekli görülüp görülmeyeceğinin bildirilmesini rica ederiz. Gerekli görülürse, Trabzon Valisinin ulusal eylemlerimize karşı gelmekte Dahiliye Nazırı Adil Bey’den hiçbir ayrılığı olmadığından kendisinin yüksek ulusal işlerimize hiçbir yolla karışmasına izin verilmemesi” yanıtı veriliyor. Kazım Karabekir Paşa’nın 30 Eylülde verdiği karşılıkta ise: “Trabzon Valisinin bu gibi işlere karıştırılmaması yolundaki” düşüncemizin doğruluğu kabul olunduktan sonra “Trabzon’un durumunda çoktan beklenen düzelme oldu.” deniliyordu.

Efendiler, bu son söylediklerimle bir gerçek üzerinde daha sizleri aydınlatmak isterim. Trabzon Valisi Galip Bey ile Zeki Bey’in, Saray ve Ferit Pasa ile ilişkileri vardır. Bir kurul olarak İstanbul’a gitmek istemelerinin, ulusal amaca hizmet için olmayıp, İstanbul’da gerekenleri aydınlatmak ve birtakım önlemler önermek ve yeni buyruklar almak gibi ereklere dayandığı bence kuşku götürmüyordu. Nitekim, Zeki Bey daha sonra İstanbul’a gittiğinde, arkadan yeterince para ve cephane yollamaya söz verilerek ve özel yönerge ile, Trabzon ve Gümüşhane dolaylarında örgütler kurmak üzere gönderilmişti. Adı geçeni, İnebolu’da tutuklatarak Ankara’ya getirtmiştim. Bana, bu söylediklerimin hepsini açıkladı. Yalnız, sözde İstanbul’u aldattığını, alacağı para ve silahları bize teslim etmek düşüncesinde bulunduğunu söyledi. Buna, o gün ve dahası bugün bile inanacak bönler bulunabilir mi? Bununla birlikte, ben bu kişiyi, Erzurum Kongresi ile ilişkisine saygı gösterip, yalnız gerekli uyarma ve öğütlemelerle yetinerek salıvermiştim.

İLK BOZKIR OLAYI VE İZMİT MUTASARRIFININ KARŞI

KOYMASI

Efendiler, İstanbul Hükümetince Kolordu Komutanı olarak Konya’ya gönderilen Sait Paşa’yı 30 Eylülde İstanbul’a geri gönderdik. Konya Valisi kaçak Cemal Bey’in, kaçmadan önce düzenlediği ilk Bozkır olayının önce geçmek için, Yirminci Kolordu ve Niğde’deki On Birinci Tümenin aracılığı ve yardımlarıyla gereken önlemler alındı ve İstanbul’un beklediği kötülük durduruldu. Ereğli, Bolu, Adapazarı, İzmit dolaylarında kurulmasına çalışan Kuvayi Milliye örgütleri, eylül ayının son günlerinde büyük duyarlık göstermeye başladı ve o çevrelerdeki Kuvayi Milliye başkanları, hükümet çekilmemekte direnirse İstanbul’a yürümeye hazır bulunduklarını bildiriyorlardı. Bu durumu 28 Eylülde bütün yurda ve doğal olarak İstanbul’a da genelge ile bildirdik. Ancak, İzmit kentinde 2 Ekim günü olumsuz denebilecek yeni bir durum karşısında kaldık. O sırada İzmit Mutasarrıfı, Suat Bey adında bir kişi idi. Kendisini telgraf başına çağırdık. Son günlerdeki bildirimlerimizin hepsinin alınarak gereğinin yapılıp yapılmadığını sordum. Mutasarrıf Bey, yaptığı açıklamada diyordu ki: “Bildirimleri aldım. Anlaşmazlık ve karışıklık olmaması için, halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru bir tutum olarak gördüm. Olumsuz söylentiler vardır. Temsilciler Kurulundan açık1ama istemek ve özellikle amacın, İttihat Hükümetini önceki biçiminde diriltmek olup olmadığını kesin olarak anlamak istemektedirler. Ben en tarafsız bir adam olmak üzere düzeni ve güvenliği korumakla yükümlüyüm. Ben, her kim ve her ne için olursa olsun, sonucu bilinmeyen bir serüvene başkalarını sürüklemeyi doğru görmem. Hesaplı ve sakıngan davranılması düşüncesinde olduğumu bütün deneylerime dayanarak bilginize sunarım.”

Verdiğim yanıt ise şu idi:

Sıvas, 2 Ekim 1919

Suat Bey’e

Y: İzmit’te en küçük anlaşmazlığa ve karşılığa meydan vermemek, temel göreviniz olduğu gibi bizim de özellikle rica ettiğimiz bir iştir. Örgütlerimizin ve ulusal eylemlerimizin yasal amacını ve niteliğini, gerek size ve gerek İzmit’te birçok kişilere ve bütün dünyaya karşı yazdığımız ve yazmakta bulunduğumuz bildiri ve açıklamalarla, en kötücül düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza kuşkumuz kalmamıştır. Artık, ancak ayaktakımının söylentisinden başka bir niteliği olmayan dedikoduların karar vermede etkili olabileceğini sanmıyoruz. Bundan başka, halkın sorup öğrenmeyi gerekli gördüğü noktalar var idiyse, bunlar neden hemen sorulup çözümlenmemiş bulunuyor? Siz tarafsız durumda kalmayı yeğ görüyorsunuz. Oysa tutumunuz hiçbir zaman tarafsızlık olamaz. Çünkü, siz ulusun yasal eylemlerine karşı tarafsızlığınızı ileri sürdüğünüz halde, hayınca davranışlarıyla yasadışı olan ve aslında yok sayılan Ferit Paşa Hükümetinin memurluğunu yapıyorsunuz. İttihatçılığın diriltilmesiyle uğraşacak dar görüşlülerden olmadığınızı siz pek güzel anlayabilirsiniz. Size, pek temiz duygularla ve fakat bütün kesinliği ile bunu bildiririm ki, siz artık Ferit Pasa Hükümetine güven beslemiyorsanız bunu Dahiliye Nazırlığına resmi olarak bildirmelisiniz. Eğer ulusun kararına ve isteğine aykırı olarak Ferit Paşa Hükümetine güveniniz varsa, İzmit’in sayın halkını yasal ulusal eylemlerinde serbest bırakmak üzere hemen görevinizden ayrılıp İstanbul’a gidiniz. Bu iki noktadan herhangi birine uymazsanız sizin için doğabilecek durumun yaratıcısı ve sorumlusu yine siz olacağınızı bütün içtenliğimle bildirmeyi bir vicdan görevi sayarım.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

Mutasarrıf Bey’in: “Kulunuzu soğukkanlılıkla dinleyiniz efendim; bendeniz iyi anlatamadım. Amacımızın yüceliği ve yasallığı üzerine hiç söz söylenemez.” Tümceleriyle başlayan yanıtında yazılan satırlar: “Bizi yarınki cuma namazı toplantısına dek kendi kendimize bırakınız. Ferit Paşa’ya, kim bilir kaç kez kalemle saldıran bendenizi ne denli kötü gözle görüyorsunuz efendim?” tümceleriyle sona eriyordu.

Bunun üzerine, ertesi günlü cuma namazı toplantısına değin bekleyeceğimizi bildirmek için yazdığım telyazısına şu iki tümceyi ekledim: “Sizi kötü gözle gördüğümü sanmanız doğru değildir. Çünkü vicdanımız sızlamaksızın varabileceği yargılar, ancak, gerçek sonuçların alınmasına bırakılmıştır efendim.”

O günlerde İzmit’te Albay Asım Bey adında bir kişi, tümen komutanı olarak bulunuyordu. Asım Bey’e de, bir iki günden beri telgraf başında bildirimde bulunulmuştu. Ama hiçbir yanıt alınamıyordu. Onu da, 2 Ekim günü makine başına çağırdım, konuştum. Kendisine:

“Hükümetin düşeceği ve belki de düşmüş olması kesin olarak beklenir. Bu durumda ulusun dayancı ve buyrumu her türlü kuşkunun üstünde bir sağlamlık gösteriyor.” dedikten sonra, kesin düşünce ve kararını beklemekte olduğunu söyledim. Tümen Komutanı Asım Bey’in uzun uzun özür ve düşünce bildirmekle doldurduğu karşılığından çıkan olumlu anlam, şimdiye dek yanıt vermeyişinin, İstanbul’daki Kolordu Komutanına yazdığı buyruk isteme yazısına karşılık alamayışından ileri geldiği ve yarınki cuma namazında kararlar alınacağı tümceleriyle özetlenebilir. Birtakım öğüt1eri ve özendirmeleri kapsayan yanıtımda başlıca şunları dedim: “Ferit Paşa’nın yarına değin çekilmesi çok kuvvetle beklenebilir. Böyle olunca, yarınki toplantınız sonunda Padişah Hazretlerinden ve belli olursa yeni hükümet başkanından, hükümetin ulusal isteklere tam olarak uyacak tarafsız kişilerden kurulmasının rica edilmesini ve bunun beklendiğinin bildirilmesini sağlayınız. Bir de, yurdumuzu ve ulusal bağımsızlığımızı kurtarmak için, kurulacak yeni hükümet ile birlik olarak, daha pek çok çalışmaya gereksinme duyduğumuzdan tam sessizlik içinde, Temsilciler Kurulu kararı ile bildirdiğim noktaları göz önünde bulundurarak örgütler kurulmasının sürdürülmesini rica ederim.”

FERİT PAŞANIN ÇEKİLMESİ

Efendiler, ben Asım Bey’e bu son tümceleri yazdırırken (2 Ekim 1919, saat 3.40 sonrada) araya imzasız şöyle bir özel tel girdi:

“Paşa Hazretleri, İstanbul’da yakın arkadaşlar söylediler. Bütün akşam gazeteleri yazıyormuş. Ferit Paşa sağlık durumu dolayısıyla çekilmiş; Tevfik Paşa, hükümeti kurmakla görevlendirilmiş. Daha sabahtan söyleniyordu; fakat doğrulanmamıştı, şimdi doğrulandı efendim.”

“Bu teli kim veriyor? Anlayınız” dedim. Sormaya zaman kalmadan telin şöylece arkası geldi:

“Biz Ankara telgrafçıları. Paşa hazretlerine saygılarımızı sunarız ve yurdumuzun başına büyük bir bela olan bu hükümetin devrilmesi için, ulusun başında bulunup sağlayışını kutlarız. Kendisine söyleme iyiliğinde bulununuz.”

Telgraf haberleşmesi kesildi. Gerçekten 2 Ekim günü Ferit Paşa Hükümeti düşmüş bulunuyordu. Fakat, yeni hükümeti kuran Tevfik Paşa değil Ayandan Birinci Ferik Ali Rıza Paşa idi.

Efendiler, sırası gelmişken bilginize sunayım; bütün telgrafçılarımızın, ulusal girişim ve eylemlerimize yaptıkları özverili hizmetlerinin ulusal tarihimizde önemli yeri vardır. Kendilerine bugün açıkça teşekkür etmeyi bir ödev sayarım.

*

ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ

Efendiler, Ferit Paşa Hükümetinin düştüğünü ve Ali Rıza Paşa’nın yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiğini 2/3Ekim 1919 günü yazdığım bir genelge ile bütün ulusa bildirdim. Bu genelgenin bir örneğini de, bilgi edinilmesi için, yeni Sadrazama ulaştırdım.

2 Ekim günü, yeni hükümet başkanıyla, görüşmek istemiştik. Ertesi gün, hükümetin toplantısı sırasında, Temsilciler Kurulu ile görüşeceklerine söz vermişlerdi.

Bilginize sunduğum bu genelgede belli başlı noktalar şunlardı:

1- Yeni hükümet, Erzurum ve Sıvas Kongrelerinde kararlaştırılan ve saptanan örgütlere ve ulusal amaçlara saygı gösterirse, Ulusal Kuvvetler ona yardımcı olacaktır.

2- Yeni hükümet, Millet Meclisi toplanarak gerçekten denetleme işine başlayıncaya dek, ulusun yazgısı ile ilgili hiçbir yüklenmeye girmeyecektir.

3- Barış Konferansına atanacak delegeler, ulusun isteklerini gerçekten anlamış ve güvenini kazanmış bilgili ve güçlü kişilerden seçilecektir.

Bildiride bu saydığım ilkelerin yeni hükümetçe kabul edilmesinin önerileceği belirtildikten sonra: “Bu konuda başkaca düşündükleri varsa yarın öyleye değin tez elden bildirilmesi” istendi.

3 Ekim 1919 günü Sadrazam Ali Rıza Paşa’ya yazdığım telyazısında: “Ulus, şimdiye dek, başına geçenlerin Anayasaya ve ulusal isteklere aykırı davranışlarından üzüntü duydu. Bundan dolayı, yasal haklarını tanıtmak ve yazgısını yetkili ve güvenilir ellerde görmek için kesin kararını verdi. Gereken sağlam girişimlere başladı. Düzenli örgütlere bağlı Ulusal Kuvvetler, ulusun kesin buyrumunu bütünüyle gösterme ve tanıtlama gücünü kazandı.

Ulus, Padişahın güvendiği yüce kişiliğinizle yüksek arkadaşlarınızı güç durumda bırakmak istemez. Tersine, yardımcı olmaya bütün içtenliğiyle hazırdır. Ancak, hükümet üyeleri arasında Ferit Paşa ile işbirliği yapmış nazırların bulunuşu, yüksek hükümetinizin görüşleriyle ulusa isteklerin uygunluk derecesini büyük bir açık yüreklilikle anlamak zorunluğunu doğurmuştur. Ulusa tam güven gelmeden, iyiliğe doğru atılmış olan adımın durdurulması ve yarım önlemlerle yetinilmesi uygun görülmemektedir. Bundan dolayı, şu ilkelerin sizce kabul edilip edilmeyeceğini kesin ve açık olarak anlamak isteriz.” dedik ve genelge dolayısıyla bildirdiğim üç ilkeyi yazdık. Daha sonra: “Bu temel noktalarda uyuşma olduğu anlaşıldıktan sonra, olağandışı durumun düzeltilmesi amacıyla ikinci derecede birtakım sunuşlarda” bulunacağımızı da bildirdik.

Ali Rıza Paşa bugün ant içmek üzere Saraya gideceklerinden telyazımıza yarın karşılık verileceği bildirildi.

ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİNDE SEZİLEN DURAKSAMA

Biz, kimi davranışlardan, Ali Rıza Paşa Hükümetinde bir duraksama, bu hükümette bulunan kişilerin de kafalarında bir bulanıklık sezer gibi olduk. Onun için birtakım önlemler almayı uygun gördük.

Gene o gün bir genelge yazdık. Bunda: “Hükümet ile ulus arasında, görüş ve istek yönünden uyuşma sağlandığı, genelge ile bildirilinceye dek, eskisi gibi resmi yazışmanın kesilmiş bir durumda bulundurulması” gerektiğini bildirdik.

Bundan başka, her yandan gelen öneri ve düşünceleri birleştirerek bütün kolordu komutanlarına ve ulusal ayaklanmaya yardımcı olan valilere de 3 Ekim günü, birtakım gizli bildirimlerde bulunduk. Yeni Hükümet ile ilk yazışmalarımızı gösteren bu belgeleri, olduğu gibi yüksek görüşlerinize sunmayı, bundan sonraki yazışmalarımızın kolaylıkla anlaşılabilmesi için uygun görüyorum. İzin verir misiniz?

Şifre                                                                                                          Sıvas, 3.10.1919

Bütün Kolordu Komutanlıklarına ve Ulusal eylemlere

Yardımcı Valilere ve Vali Vekillerine

Aşağıdaki telyazısının Harbiye ve Dahiliye Nazırlarına çekilmesi ve çekildiğinin bildirilmesi rica olunur:

“Dahiliye Nazırının hayınca davranışlarına alet olarak halkı silahlandırmaya ve birbirini öldürtmeye kalkışan Konya Valisi Cemal ve Elazığ Valisi Ali Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerin tutuklanarak askeri mahkemeye verilmeleri ve Trabzon Valisi Galip Kastamonu eski Valileri İbrahim ve Ali Rıza Beylerle Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın görevlerinden çıkarılmaları ve ulusun yasal haklarına saldırıda bulunmadıklarından ve ulusal eylemlere ve ülküye yardımcı olmalarından dolayı görevlerinden çıkarılan Sıvas Valisi Reşit paşanın bu görevinde bırakılması, Bitlis eski Valisi Mazhar ve Van eski Valisi Haydar Beylerin hemen açık bulunan illere atanıp çalıştırılmaları istenilmektedir.”

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

Bütün Vali ve Kolordu Komutanlarıyla Bağımsız

Mutasarrıflıklara

Sadrazama, anlamca aşağıdaki örneğe uygun olarak başvurulması ve sonucun bildirilmesi rica olunur.

“Müslüman halkı silahlandırmaya ve birbirini öldürtmeye” kalkışan ve orduyu dağıtmak ve sonunda yurdu savunmasız bırakmak için buyruk veren ve ordunun sırlarını, şifrelerini çalmak için düzenler kurarak bunları açığa vuran ve u1usun Anayasa hükümlerine göre dokunulmazlığı bulunan özel haberleşmesine engel olan eski nazırlardan Ali Kemal Bey ile Süleyman Şefik Paşanın ve Dahiliye Nazırı Adil Beyin, Millet Meclisi açıldığında Yüce Divana verilmek üzere, hiçbir yere kaçmalarına meydan verilmemesini ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit Beyin gene bu nedenlerden dolayı hemen tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini yasanın dokunulmazlığı ve kutsallığı adına isteriz.”

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Temsilci1er Kurulu adına

Mustafa Kemal

Elbette Harbiye Nazırlığına geçen Cemal Paşa, orduya resmi bir bildirim yapacaktı. İşte ona ilk karşılık olmak üzere şu telin çekilmesini kolordulara bildirdik:

Şifre

Üçüncü, Yirminci, On ikinci, On Beşinci, On Üçüncü

Kolordu Komutanlık1arına

Yirminci Kolordu Komutanı Fuat Paşaya (ayrıca)

Konya’da Refet Bey’e (ayrıca)

Harbiye Nazırı Cemal Paşanın ilk bildirimine yanıt olmak üzere aşağıdaki telyazısının gizli olarak kendisine çekilmesi ve sonucun bildirilmesi rica olunur:

“Sizin, ilk günden beri büyük bir inançla yasal ulusal eylemlerin başında bulunduğunuzu biliyoruz. Harbiye Nazırlığına gelişiniz sevinçle karşılanmıştır. Yüksek başarılarınıza bütün ordu ve bütün Ulusal Kuvvetler yardımcı olacaktır. Ancak, başarı sağlamanız için aşağıdaki işlerin olabildiğince çabuk gerçekleştirilmesini rica. ederiz:

a- Cevat Paşaya da eski Birinci Ordu Müfettişi Fevzi Paşa, Genelkurmay Başkanlığına atanmalıdır.

b- Galatalı Albay Şevket Bey, ya da Yusuf İzzet Paşa, İstanbul’daki Kolordu Komutanı ve İstanbul Muhafızı olmalıdır. Yusuf İzzet Paşa İstanbul Muhafızlığına ve Galatalı Şevket Bey 25 inci Kolordu Komutanlığına atansa da olabilir.

c- A1bay İsmet Bey Harbiye Nazırlığı Müsteşarlığına atanmalıdır.

ç- Tümen Komutanı Yarbay Kemal Bey’in Polis Genel Müdürlüğüne atanmasına yardım edilmelidir.

d- Ordu üzerinde kötü etki yapmış olan ve Harbiye Nazırlığını değersiz ve işlemez bir duruma getiren ve Millet Meclisinin kararı olmadan eski rütbeleri ile göreve alınıp özel siyasal düşünce ile çalıştırılmakta bulunan emeklilerin hemen eski durumlarına getirilmeleri ve önemli ve etkili görevlerin güvenilir ellere verilmesi gereklidir.

e- Eski Üçüncü Kolordu Komutanı Albay Refet Bey nedensiz olarak çekilmeye zorlandığından bu işlemin düzeltilmesiyle kendisinin bugün bulunduğu Konya’da On İkinci Kolordu Komutanlığına atanması ve Fuat Paşa’nın kendisi için yapılan işlem düzeltilerek Yirminci Kolordu Komutanlığında bırakılması gereklidir.

f- Fuat Paşa’nın yerine atanan Hamdi Paşa ve Onikinci Kolorduya atanan Sait Paşa hemen eski durumlarına getirilmelidirler.

g- İlk fırsatta müfettişliklerin yeniden kurulması ve Doğu Anadolu’daki kolorduların On üçüncü Kolordu ile birlikte Kazım Karabekir Paşaya ve Batı Anadolu’daki kolorduların İstanbul ve Edirne de içinde olmak üzere, Ali Fuat Paşa’ya verilmesi ve şimdilik iki müfettişlikle yetinilmesi uygun görülmektedir.”

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ ULUSAL ÖRGÜTLERİ VE

AMAÇLARI SORUYOR

Efendiler, yeni Sadrazamdan beklediğimiz karşılık, sonunda geldi; şudur:

Çok ivedidir.

Sadrazamlık, 4.10.1919

Sıvas’ta Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kuruluna

Y: 2 ve 3 Ekim 1919

Erzurum ve Sıvas Kongrelerinde kararlaştırılıp saptandığı telyazılarında bildirilen örgüt ve amaçların neler olduğu Bakanlar Kurulunca bilinmediğinden işin gereği incelenmek üzere, her şeyden önce, adı geçen kongrelerde alınan kararların tez elden bitirilmesini dilerim efendim.

Sadrazam Ali Rıza

Sadrazam Paşa ve sayın arkadaşlarının içlerinde, biraz sonra görüleceği gibi, Kuvayi Milliyenin delegesi olarak hükümete girdiğini bildiren Cemal Paşa bulunduğu halde hükümeti kurdukları güne değin, ulusal amaçların neler olduğunu bilmediklerini söylemeleri şaşı1acak iş değil midir? Bundan daha çok dikkati çeken nokta, ulusal isteklere uyup uymamak konusunda karar verebilmek için, her şeyden önce, kongrelerin kararlarlılığı istemeleridir. Oysa, bu denli gürültü doğuran ve uygulanması kendilerinden önceki hükümetin düşmesi sonucunu veren kongre kararlarını bilmemeleri düşünülebilir miydi? Amaçlarının, zaman kazanmak ve bize karşı hiçbir yüklenmeye girmeksizin, yeni ve şeytanca düzenlerle ulusu aldatarak kurulmuş olan dayanışmayı ve bağlantıyı gevşetmek olduğuna hiç kuşku etmedim. Ama bozuşma olacaksa, ben de her şeyden önce onların içlerinde sakladıklarını ulus önünde belirtecek bir yol tutmayı yeğledim. Bundan dolayı, Sadrazamın ve sayın arkadaşlarının isteklerini yerine getirdim. 4 Ekim 1919 günlü telyazısı ile Kongre Bildirisini, olduğu gibi ve tüzüğün yalnız örgütle ilgili temel noktalarını da özet olarak bildirdim. Hiçbir yerden resmi yazışmalara girişilmemesi içjn yeniden genel bildirimler yapıldı.

Efendiler, o gün şöyle bir tel a1dık:”

Sadrazamlık, 4.10.1919

Y: Başkanlığım altında kurulan hükümet ulusun isteklerine göre yurdun mutluluk. ve esenliğini sağlamak için kesin bir dayançla çalışmak konusunda görüş birliğine varmıştır. Osmanlı topluluğunun dağılmaması, ulus bağımsızlığının korunması, yüce Halifelik ve Padişahlığın dokunulmazlığı, Anayasa hükümlerince bütün ulusun gücüne ve buyrumuna dayanılarak kuşkusuz sağlanacaktır. Ateşkes Andlaşması tarihindeki sınır içinde kalan bütün Osmanlı topraklarının ve kentlerinin antlaşmaya temel olan Vilson ilkelerine uyularak doğrudan doğruya yüksek Padişahlığın yönetimi altında bırakılması ve sınır içinde kalıp büyük Müslüman çoğunluğunun oturduğu ülkenin parçalanmasını önleyerek bu toprak1ar üzerindeki, tarih, soy, din ve coğrafya bakımından olan haklarımız için, türeye ve adalete uygun bir karar alınmasının sağlanması da bugünkü hükümetçe kesin olarak istenmektedir. Millet Meclisinin toplanmasına değin ulusun yazgısı ile ilgili herhangi bir kesin ve resmi yüklenmeye girişilmeyeceği ve Barış Konferansına gönderilecek delegelerin ulusal istekleri anlamış, güvenilir, güçlü ve iyi düşünür kimselerden seçileceği kuşku götürmez. Yurdumuzda meşrutiyet yöntemi gereğince, ulus egemenliği yürürlükte bulunduğundan görevini iyi bilen şimdiki hükümet, ulusun kararını almaksızın yurdun kaderi üzerine bir işlem yapamayacağı için, seçimlerin bir an önce yapı1masını sağlayacak her türlü davranış ve girişimlerde bulunmakta ve Millet Meclisinin toplanmasını çabuklaştıracak kolaylıkları göstermeye çalışmaktadır. Ancak, hükümetin tutacağı yol, yasalara eksiksiz uymak, aykırı durumları önleyip ortadan kaldırmak olduğundan; olağandışı ve yasaya uymayan durumların sürüp gitmesi ise, Osmanlı devlet merkezi ile Anadolu’yu birbirinden ayırarak birçok tehlikeli sonuçlar doğurmakla, Tanrı korusun başkentin varlığını tehlikeye düşüreceğinden ve düşman1arın yer yer yurdumuza girmeleriyle sonuçlanıp ülkenin bütünlüğünü bozacağından; bugünkü hükümet, sizin el koyduğunuz resmi dairelerin boşaltı1acağına, hükümet işlerindeki kesikliğin giderileceğine ve en ufak bir karışmadan bile sakınılması gereken hükümet erkine saygı gösterileceğine, yabancılarla siyasal ilişkilere girişilmeyeceğine, milletvekili seçimlerinde halkım özgürlüğüne hiç dokunulmayacağına söz vermenizi istiyor.

Efendiler, dikkat buyurulursa bu telyazında ne ad vardır ve ne de imza. Sadrazamlık katından yazıldığı anlaşılıyor idiyse de, başka bir şey daha anlaşılıyordu; o da, bu satırları yazan kişi ya da kişiler, Temsilciler Kurulunu tanımak ve onunla imzalı olarak resmi olarak resmi yazışma ve görüş alışverişinde bulunmak istemiyorlardı.

Bir de bizim kongrelerde aldığımız kararların ve kendilerine önerdiğimiz üç noktanın dikkate alınmasını, yeni hükümetin Sadrazamı ve nazırları, olağan buluyorlar. Bu karar ve ilkelerin sağlanmasına çalışmakta olduklarını söylüyorlar.

Ancak Sadrazam: “Hükümetin klavuzu yasa hükümleridir. Görevi, aykırı durumları önleyip ortadan kaldırmaktır.” gibi bir başlangıçtan sonra, bizim ve davranışlarımızın olağandışı ve yasaya aykırı olduğuna dokundurarak bu durum sürüp giderse, merkezle Anadolunun birbirinden ayrı olacağını bildirip bundan doğacak tehlikeleri sayıyor. En sonunda baklayı ağzından çıkararak: “Sizin el koyduğunuz resmi dairelerin boşaltılacağına, hükümet işlerindeki kesikliğin giderileceğine ve hükümet erkine saygı gösterileceğine, yabancılarla ilişkilere girişilmeyeceğine, milletvekili seçimlerinde özgürlüğüne dokunulmayacağına vermenizi istiyoruz.” diyor. Böylece, bizim varlığımızı ve çalışmalarımızı ortadan kaldırmak amacında olduğunu anlatmış bulunuyor.

Efendiler, belki unuturum, ayrıntılara girişmeden önce söylemeliyim ki bizim el koyduğumuz resmi daire yoktu. Yalnız Sıvas Valiliği Temsilciler Kurulunu okulların tatil bulunması dolayısıyla lisede konuklamıştı.. Söz konusu edilmek istenilen resmi daire bu olacaktı. Yeni hükümet her türlü yürütümüne başlangıç olmak üzere Temsilciler Kurulunu buradan kovarak, onun erkini ve onurunu kamu önünde kırmak istiyordu.

Efendiler, kimden kime yazıldığı açıkça belli olmayan bu telyazısı üzerine, Sıvas telgraf merkeziyle İstanbul telgraf merkezi arasında işte şu haberleşme oldu:

Olağanüstü

İstanbul Merkez Müdürlüğüne

Sadrazamlık merkezinden yazılan telyazısı, başlığı ve imzası olmadığı için Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kurulunca kabul edilmedi. Telin örneği merkezimizde tutu1maktadır. Gerekenlere bilgi verilmesi rica olunur.

İmza

Kongre Merkezi

“Bize, üzerinde Sadrazam Paşa Hazretlerinin yanıtıdır başlığı ile Ametçi Bey verdi ve örneği telgrafhanededir. Siz Paşa Hazretlerine böyle veriniz.”

“Temsilciler Kuruluna geldiği vekilinden olduğu belli değildir. Bundan dolayı, başlık ve imza olmadığı için, kabul etmiyorlar.”

“Öyle ise şimdi dağıldı. Hükümet toplantısında bu konuda bir şey yazarlarsa kuşkusuz durum belli olur efendim.

Bu karşılığı verdikleri zaman dağıldılar. Artık bize bir şey gelmez. Fakat Sadrazam Paşa evinden belki yazar. Bizim bu merkezin işi, toplantı dağılınca biter, kapanır azizim.”

“Siz, dediğimizi Ametçi Bey’e söyleyin.”

“Ametçi Bey de gitti. Yalnızım.”

“Telefonla söyleyiniz.”

“Bizde şehir telefonu yok. Bununla birlikte siz teli öylece saklayınız da sabahleyin resmi olarak bir şey yazdıralım efendim.”

“Sadrazam Paşa’ya telefon edin.”

“Kardeşim, o Sadrazam Paşa’ya anlatamayız ki...”

Olağanüstü                                                                                          Babıali, 4.10.1919

Sıvas Kongre Merkezi Müdürlüğüne

Erenköyü’nde oturan Sadrazam Paşa Hazretleri te1efondan arandığı ve saat yirmi biri yirmi beş geçtiği halde bulunamadı. Yapılacak haberleşme sonucu, zorunlu olarak, yarın bildiri1ecektir efendim.

Babıali Müdürü

Hüseyin Hüsnü

Olağanüstü                                                                                     İstanbul, 4.10.1919

Kongre Merkezine,

Y: Babıali Müdürlüğünden de bildirildiği üzere şimdi yirmi biri yirmi beş geçeye değin, telefondan arandıkları halde Sadrazam Paşa Hazretlerinin konaklarından yanıt alınamadı.. Biraz sonra yine arayacağım. Yanıt alırsam hemen bildiririm. Alamazsam sabahı beklemek zorunlu olacaktır efendim.

İstanbul Telgraf Müdürü

Tevfik

Efendiler, ertesi gün, yani 5 Ekim 1919 günü, imzasız teli Sadrazamın Temsilciler Kuruluna yazdığı ve Kurulun teline karşılık olduğu söylendi. Bunu resmi olarak saptayan resmi ve imzalı bir açıklama olmamakla birlikte, biz böyle küçük bir noktada daha çok durmayı yararlı ve uygun görmedik. Sadrazam Paşa’ya yanıt vermeyi uygun bulduk. 5 Ekimde yazdığımız uzun karşılığın ana çizgilerini özetleyeyim:

“Önerilerimizin hepsinin uygun görülüp kabul edilmiş olduğu anlaşıldı.” Dedikten sonra, bizim söz vermemizi istedikleri noktalar üzerinde açıklama yaptık ve dedik ki: “Olağandışı ve yasaya aykırı durumların etmeni ve yaratıcısı Ferit Paşa Hükümeti idi. Ferit Paşa Hükümetinin yaptığı türeye uymaz iş ve davranışlarının nedenlerinin ve etmenlerinin kaldırılması için sizler kesin önlem alırsanız, bu durum kendiliğinden ortadan kalkar.

Cemiyetimizin, şimdiki hükümete karşı yüklenmelerde bulunması ve kendilerine yardım edebilmesi için önce, hükümetin ulusal örgütlerimizi iyi karşıladığını açık ve kesin bir dille söylemesi gereklidir. Yoksa, karşılıklı güven ve yakınlığın doğduğuna inanılamayacak ve karşıt davranış ve girişimlerin belirmesi beklenecektir.”

Ali Rıza Paşa’nın imzasız telyazısındaki: “Yurdumuzda, meşrutiyet yöntemi gereğince, ulusal egemenliğin yürürlükte olduğu” noktasına da: “Gerçekten öyle ise de Millet Meclisinin dağıtıldığı günden sonra dört ay içinde toplanması Anayasamızın açık hükümlerinden iken, bugüne değin seçmen kütükleri bile düzenlenmemiştir. Bu davranış, Ferit Paşa Hükümetinin açıktan açığa meşrutiyeti yıkmaya yeltenmesi ve Anayasaya kesin saldırısı demektir ve Ceza Yasasının özel maddesine göre ağır bir suç sayılarak bu suçu işleyenlere yasa hükümlerinin eksiksiz uygulanması, ulusal egemenliği kabul eden ve yasa hükümlerinin uygulanmasını kendisi için bir ödev sayan her yasal hükümetin ilk kutsal görevidir.” diye yanıt verdik. Ondan sonra şu önerileri ileri sürmeye başladık:

1- Yurtta rahatlık ve güvenlik olduğunu ve ulusal isteklerin yüzde yüz haklı ve yasaya uygun olduğunu resmi bir bildiri ile açıklayarak ulusun genel birliğine Hükümetin de katıldığını gösteriniz.

2- Düşük Hükümetin hayınca davranışlarına alet olmuş bulunan birtakım büyük görevler vardır. Onları ilgili mahkemelere veriniz. Ulusal eylemlere engel olan bazı eski valilerin devlet hizmetinde kullanılmamaları için gerekli işlemi yapınız. Ulusal eylemlere hizmet ettikleri için çıkarılanları eski görevlerine atayınız.

3- Önceki rütbeleriyle göreve alınmaları Millet Meclisinin onayından geçmemiş olan ve çalıştırılmamalarının tek nedeni birtakım kötü siyasal düşüncelerden başka bir şey olmayan emeklileri hemen, eski durumlarına getiriniz. Önemli askeri görevleri yetkili ellere veriniz.

4- Eski nazırlardan Ali Kemal ve Adil Beylerle Süleyman Şefik Paşa’nın, Millet Meclisi açılınca Yüce Divana verilmek üzere, hiçbir yere kaçmalarına meydan bırakılmamasını; Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Ha1it Bey’in hemen tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini; yasanın dokunulmazlığı ve ulusal hakların kutsallığı adına isteriz.

5- Ulusal eylemlere katılmış ya da ulusal eylemleri desteklemiş olanlara karşı başlanan kovuşturma ve baskılara son veriniz.

6- Basını yabancı sansüründen kurtarınız.

İşte efendiler, özet olarak saydığım bu noktalarla ilgili düşünce ve önerilerden sonra telimizi şöylece bitirdik: Bilginize sunduğumuz şeylere ve ileri sürdüğümüz önerilere ulusu inandıracak açık ve uygun karşılık verilinceye değin, ulusal amaçları gerçekleştirmek için, ulusça alınmış olan edimli önlemlerin, eskisi gibi sürdürülmesinin zorunlu olacağını, bütün illerle bağımsız sancaklardan ve bağlantılarından aldığımız kararlar üzerine tam bir kesinlikle bildiririz.

İmza: Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına, Mustafa Kemal.

Efendiler, İstanbul’la haberleşme biter bitmez, şu genelge ile yurda durumu bildirdim:

Genelge

Belediyelere ve Basına

Sadrazam Paşa Hazretleri Erzurum ve Sıvas kongrelerindeki temel kararları ve ulusal örgüt1erin isteklerini yerinde görüyorlarsa da düşüncelerinde birtakım açıklanması gerekli yönler bulunduğundan hükümetle ulusun gerçekten anlaşmasının sağlanması amacıyla ve bütün merkezlerden alınan düşüncelerin özüne dayanılarak verilen yanıt ve ileri sürülen öneriler, aşağıda gösterilmiştir. Olduğu gibi kamuoyuna bildirilir. Gelecek karşılık ve ona göre alınacak kararlar da hemen bildirilecektir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk

Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kema1