Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Nutuk1 (12.Bölüm)

İSTANBUL

İSTANBUL’DA ULUSAL KUVVETLERE KARŞI KIŞKIRTMALAR

Bu konuda ilk tepkiyi gösteren Ankara oldu. Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey’in Sıvas’a çektiği 15 Ekim 1919 günlü bir kapalı telini, rahmetli Hayati Bey’in imzasıyla gelen başka bir kapalı tel içinde 22 Ekimde Amasya’da aldım. O tel şudur:

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Paşa Hazretleri, biz yazgımızı ne böyle ulusun yazgısını bilmeyen bir hükümete ve ne de gelişigüzel gönderilecek valilere bırakamayız. Birçok kez yüksek kişiliğinizin bilgisine sunduğumuz düşünceler dikkate alınmadığı için İstanbul Hükümeti, Ferit Paşa Hükümetinin atayıp da gönderemediği Bitlis eski Valisi Ziya Paşa’yı buraya ve görev yaşamı boyunca, hiçbir varlık gösterememiş olan Suphi Bey’i de Konya’ya vali atayarak ilk adımını atmaya başladı. İşte bu gibi düşüncelere dayanarak, Millet Meclisi kurulmadan önce hiçbir göreve dışardan hiç kimsenin getirilmemesini geçende rica etmiştik. İstanbul Hükümetinin buraya yeniden vali göndermeye kalkıştığına bakılırsa, buradaki ulusal eylemlerin söndürülmesi isteniyor, demektir. Nasıl siz askerlikten çekilerek halktan bir kişi gibi çalışmaya karar verdinizse, ben de bu görevden çekilerek sizin yaptığınız gibi ulusal ödevimi yapmaya karar verdim. Vali gelinceye değin vekilliği kime vereceğimi bildirmek iyiliğinde bulununuz efendim. 15 Ekim 1919

Ankara Vali Vekili

Yahya Galip

Bir gün sonrada 23 Ekimde Cemal Paşa’nın, 21 Ekim günlü şu telyazısını aldım:

Sayı 419                                                                                             Kadıköy, 21.10. 1919

Amasya’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Ankara’daki Belediye Başkanı ve Müftü Efendi, dışardan gelecek valiyi kabul etmeyeceklerini, Ankara’ya Ankara’dan vali atanması gerektiğini kendi yetkilerine dayanarak ileri sürüyorlar. Böylece her yandan ayrı ayrı istekler ileri sürülmesi, hükümeti güç duruma sokmaktadır. Kötücüller ve başka azınlıklar bu gibi olayları türlü türlü yorumluyor.....

Hükümete yardım için verilen söz gereğince bu gibi olayların önlenmesini rica ederim. Atanması Padişahça onaylanan valinin yola çıkması gerekeceğini doğal kabul buyurursunuz.

Harbiye Nazırı

Cemal

Gerçekten, başta Müftü Efendi olduğu halde (şimdi Diyanet İşleri Başkanı bulunan sayın Rifat Efendi Hazretleriidi) Ankaralılar, protesto niteliğinde olarak İstanbul Hükümetine başvurmuşlardı.

Ankara’yı yatıştırarak, hükümet erkini kırmamak için, telgraf başında birçok öğütlemelerde bulundum. Fakat, Ankara’nın haklı olduğunu kabul etmemek elde değildi. Sonunda, Cemal Paşa aracılığı ile hükümete yazdığım telyazısından söz ederek, alınacak karşılığa değin durumun iyi idare edilmesini Ankara’da Kolordu Komutanı vekili Mahmut Bey’e yazdım.

Burada, yeri gelmişken bir gerçeği bilginize sunmak uygun olur. Biz, Temsilciler Kurulu, hükümetin durumunu ve içyüzünü pek güzel anlamıştık. Hükümet üyelerinden

kimilerinin hükümete girmekten pişman olduklarını ve bu gibilerin çekilmek için nedensi aradıklarını da anlıyorduk. Bundan başka, iç ve dış düşmanların ve Padişahın, birlik olarak, Ali Rıza Paşa Hükümeti yerine kendi görüşlerini açıktan açığa ve çabucak uygulayacak başka bir hükümeti iş başına getirmeye kararlı bulunduklarını da bilmiyor değildik. Bunun için de, Ali Rıza Paşa Hükümetini kötülerin en yeğnisi buluyorduk. Bir de, Ferit Paşa’nın düşmesinden sonra yeni hükümetle anlaşmak için geçen dört beş gün içinde kimi kişilerin, elden geldiğince çabuk uyuşmamız yolunda yaptıkları öğütlemeler de önemsenecek anlamı ve nitelikte idi. Bundan dolayı, amaca güvenle ulaşıncaya değin, gerekirse biraz da özveride bulunmak zorunluğunu duyuyorduk.

Mahmut Bey’e yazdığım kapalı telde bunlar da sezdirilmişti.

Cemal Paşa’ya verdiğim karşılığı olduğu gibi bilginize sunacağım:

Şifre                                                                                              Amasya, 24.10.1919

Özeldir.

İvedidir.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 21.10.1919 gün ve 419 sayılı kapalı tele:

Ankara’dan, Vali için çekilen telin ve ileri sürülen dileğin, aşağıdaki nedenlerden doğduğu anlaşılmıştır.

Şöyle ki: İstanbul’dan alınan güvenilir haberlerde İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti, İtilaf ve Hürriyet ve Nigehbancıların Hıristiyan azınlıklarla, işbirliği yaptıkları ve Anadolu’ya birçok bozguncular göndererek, ulusal örgütleri bozmaya ve İstanbul Hükümetini düşürmeye giriştikleri; bu karıştırıcı kişilerin Adapazarı ve Bursa’dan yola çıktıkları bildirildiği gibi, Adapazarı’nda da son günlerde birtakım eylemler görülmesi kaygı doğurmuştur. Konya’ya gönderilen Vali Suphi Bey’in, İngiliz Muhipler Cemiyeti İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden olduğunu Konya’da Refet Bey’e söylemiş bulunduğunun yayılmış bulunması, uyanan kuşkuyu artırmıştır. Ankara Valiliğine atanan Ziya Paşa’nın tutumu ve doğruluğu üzerine bir şey denemezse de, kendisinin iş başarma gücü ve yeterliği kuşkulu görüldüğünden, Ankara ili gibi ulusal örgütlerin ve eylemlerin en önemli merkezlerinden biri olan yerde daha durum aydınlanıp dirlik ve tam güven sağlanmadan, buradaki önemli işlerin başına hiç denenmemiş, yetersiz bir valinin atanması duraksamalara neden olmuştur. Ankara’da bulunan Vali Vekili ve Komutan ve Temsilciler Kurulu arasında yapılan yazışmalarda, şimdiki hükümetin, nasıl olursa olsun, buyruklarına ve yürütümüne uymak gerektiği üzerinde durulmuş ve o yolda iş yapılmış ise de; doğrudan doğruya halk, sezdikleri tehlikeye karşı verilen inancayı yetersiz görerek, tam güven sağlanıncaya değin, ulusal isteklere uygun iş gördüğü denenmiş bulunan Vali Vekilinin görevinde bırakılmasını gerekli sayıp doğrudan doğruya hükümete başvurmuşlardır. Son bildiriminiz üzerine Ankara, da gerekenlerle yeniden görüşüldü; sakıncaları olsa, bile, hükümet erkini kırmamak için, Ziya Paşa’nın iyi karşılanmasını sağlamaya çalıştık. Ancak, tehlikelerden ve geçmekte olan karıştırıcı olaylardan çok korkmuş bulunan halkı inandıramadık.

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin, içinde bulunduğumuz durumun inceliğini ve önemini düşmanlarımızın da ne denli hileli ve sıkı çalışmakta olduklarını anlamış bulunduğu kuşku götürmez; Ancak, nazırlık görevine yeni başladıklarından çalıştırılmaya değer görevlileri, daha tanıyamamış olacakları da bir gerçektir. Üstelik, Adil Bey’in de müsteşarlığını yapmış olan Keşfi Bey’in şimdi gene müsteşarlık görevinde bulunduğu göz önüne alınınca, özellikle büyük görevlilerin atanmasında ne ölçüde sağgörüye uygun iş yapılacağı meydana çıkar. Bundan dolayı, Ziya Paşa’nın şimdilik gönderilmemesinin sağ1anmasına aracı olmanızı ve sonucunun bildirilmesini çok rica ederim.

Mustafa Kemal

Efendiler, Ali Fuat Paşa, 28 Ekim 1919 günlü bir kapalı teli ile İstanbul’daki örgütümüzden benim adıma gelen bir teli bildirdi. Bu telde verilen bilgiler önemli idi.

Çerkez Bekir’in çıkardığı, bilinen olay, Adapazarı ve çevresinde Ulusal Kuvvetlere karşı ayaklanma başlangıcı sayılmış. Bundan ne yolda yararlanılacağını görüşmek üzere Padişah, Ferit Paşa, Adil Bey ve Sait Molla ile Ali Kemal Bey’den meydana gelen bir kurul, birtakım tasarlamalarda bulunmuşlar.

Bu telyazısında, yukarda adı geçen Hikmet üzerine de bilgi veriliyordu. Bu Hikmet, iki ay önce Amasya’dan Adapazarı’na gelmiş. O çevrede öteden beri kendisine ve ailesine karşı olanların ulusal örgüte girdiklerini anlamış. Hikmet Bey, Amasya’dan geldiğini ve beni tanıdığını, ulusal örgüt kurma yetkisinin ancak kendisine verilmiş olduğunu ileri sürerek, Sıvas’la haberleşmeye girişmek istemiş. Karşı taraf engel olmuş. Hikmet, karşıt örgüt kurmuş. Bunu sezen Sait Molla, Hikmet’i elde edecek yolu bulmuş. Kendisini Hıristiyanlara karşı bir ayaklanmaya kışkırtmış.

Efendiler, Hikmet üzerine ve düşmanlarımızın Hıristiyanlara karşı kurdukları düzenler üzerine verdiğim bilgi, daha sonra dokunacağımız birtakım durumların kolaylıkla anlaşılmasına yarayacağından gereksiz sayılmamasını rica ederim.

Efendiler, bu bilgiler üzerine Cemal Paşa’ya çektiğim teli, olduğu gibi görmenizi isterim:

Şifre                                                                                                    Sıvas, 31.10.1919 

Harbiye Nazırı Cemal paşa Hazretlerine

Adapazarı dolaylarında hükümete ve ulusal örgütlere karşı meydana gelen olayı biliyorsunuz. Bu olay, ulusal birliğin dayancı ve yüce hükümetin kesin ve yerinde önlemleri ile bastırılmış ise de daha oralarda bozgunculuk tohumu vardır. Ulusun birliği karşısında, büsbütün ortadan kalkacağına kuşku yoktur. Ancak, bu bozgunculuk olaylarını Damat Ferit Paşa, eski Dahiliye Nazırı Adil ve daha önceki Dahiliye Nazırı Ali Kemal Beylerle Sait Molla’nın kışkırttıkları ve düzenledikleri anlaşılmıştır. Adları bildirilen bu kişiler, kendi vatan hayınlıklarından başka, çok büyük ve tehlikeli bir yanlış iş daha yapmışlardır. O da bu hayınca işlerinden sanki yüce Padişahımızın da bilgisi olduğu söylentisini yaymak gibi bir büyük alçaklıktır. Sayın hükümet üyelerinden tam bir yürek temizliği ile rica ederiz. Zamanında durumu, uygun bir yolla yüce Padişaha bildirsinler. Ulusun ve örgütlerinin bu gibi uydurma ve yalan sözlere önem vermeyeceği açık bir gerçektir. Bozguncuların, yalanlarla ulusal birliği bozmak istedikleri ileri sürülerek, olayın geçtiği yerlerde söylentilerin hükümetçe resmi olarak yalanlanmasını; böylece her türlü yanlış anlaşılmanın ortadan kaldırılmasını ve bu dokuncalı kişiler üzerinde gereken inceleme yapılarak yasa yoluyla kovuşturmaya girişilmesini yaşamsal bir sorun saymaktayız efendim.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİNİ TUTMA KARARI

Efendiler, Ali Rıza Paşa Hükümetinin kuru1uş niteliğini bildiğimiz halde tutmayı ve elden geldiğince desteklemeyi neden gerekli gördüğümü bir parçacık anlatmıştım.

Amasya’dan Sıvas’a dönüşümüzden sonra, Temsilciler Kurulu ve orada bulunan öteki arkadaşlarımızla yaptığımız toplantıda Amasya buluşması ve başka konular üzerinde arkadaşlara uzun uzadıya açıklamada bulundum. Bu toplantıda, Temsilciler Kurulu karar tutanaklarının 29 Ekim 1919 günkü görüşmelere ilişkin sayfasında, olduğu gibi yazılı olan şu kararı aldık:

“Başta Sadrazam Ali Rıza Paşa olmak üzere hepsinin yetersiz, Padişahın gözüne girmek isteyen kişilerden oldukları; kimisinin ulusal eylemlerden yana, kimisinin de buna karşı oldukları; bununla birlikte Padişah, kısa zamanda bunları düşürerek yerine zorbalığı sürdürebilecek bir hükümet getirmek isteyeceğinden, Millet Meclisi kurulup yasama görevini yapmaya başlayıncaya değin Temsilciler Kurulunun bu hükümeti tutmasının yurt ve ulus için hayırlı bir çözüm yolu olduğu kabul olundu.”

Gerçekten bu kararımızı uyguladık. Bunu doğrulayan bir olayı yeri gelmişken bilginize sunayım: İstanbul’daki örgütümüz, güvenilir kaynaklara dayandığını bildirdiği birtakım bilgileri, 31 Ekim 1919 gününde, bize ulaştırdı. O bilgiler şunlardı:

“İki günden beri, Kiraz Hamdi Paşa Saraya giriyor, iki üç saat Padişahın yanında kalıyor ve şu karar saptanıyor; Müşir Zeki Paşa’nın başkanlığında bir hükümet kurulacak, Hamdi Paşa Harbiye Nazırı, Prens Sabahattin Bey Hariciye Nazırı, Tevfik Hamdi Bey Dahiliye Nazırı olacak; Eşref, Mahir Sait ve başkaları öteki nazırlıkları alacaklardır. Bunlardan Sabahattin ve Mahir Sait’e daha öneride bulunulmamıştır. Padişah, Ali Rıza Paşa’ya, uygun bir zamanda, belki bugünlerde çekilmesini söyleyecektir. Bu işin içinde daha önce çalışmalarından söz edilen birleşik bir gizli dernek vardır.

Bu bilgiler alınınca, Cemal Paşa’ya 2 Kasım 1919 da, Sadrazamın hiçbir neden ve nedensi ile yerini bırakmaması gerektiği, bunun kendisine duyurulması; yoksa bütün yurdun İstanbul ile kesin olarak ilgisini keseceği bildirildi. Rumeli ve Anadolu’da bulunan bütün komutanlara da durumdan ve Cemal Paşa’ya çekilen telden bilgi verildi. İlişki kurulmuş olan Müdafaai Hukuk Merkez Kurullarına da bu konuda bilgi verilmesi gerektiği bildirildi.

Efendiler, Salih Paşa’nın İstanbul’a dönüşü üzerine, 21 Ekim günlü protokolda yazılı ve önemli olduğuna önceki sözlerim arasında parmak bastığım nokta Millet Meclisinin toplantı yeri üzerinde, yani Millet Meclisinin toplantı yeri üzerine hükümetle aramızda tartışma başladı. Hükümetin Cemal Paşa aracılığı ile yazdıkları, bizim ileri sürdüğümüz düşünceler, bir kez daha gözden geçirilmeye değer sanırım. Bu yazışmalarımızın ana çizgilerini Büyük Millet Meclisinin ilk toplantı tutanaklarında görebileceğiniz için burada ondan bir daha söz etmeyeceğim.

Ancak efendiler, bu konudaki yazışma ve tartışmalar, yalnız İstanbul Hükümeti ve Cemal Paşa ile aramızda yapılmakla kalmıyor, bütün yurdun ve özellikle İstanbul’daki örgütlerimizin konu ile ilgili görüşünü anlamak gerekiyordu. Burada, bu konulara ilişkin bazı bilgiler sunacağım.

 İstanbul’daki örgütlerimizin düşüncelerini öğrenmek için 13 Ekim 1919 günü çektiğimiz ilk tele verdikleri 20 Ekim 1919 günlü yanıtta: “Milletvekillerinin İstanbul’da toplanmalarında bir sakınca ve tehlike olmadığı, İtilaf devletlerini herhangi bir davranışlarının uygarlık dünyasına karşı kötü etki yapabileceği” bildirildikten sonra, yalnız: “Millet Meclisi şimdiki yetkisini genişletmeye girişirse Padişahın da Meclisi dağıtmaya kalkışması ve bize karşı olan kimselerin tehlikeli bir davranışta bulunmaları, İtilaf devletlerinin de bundan yararlanarak sizin gibi yüksek kişilere saldırmaya yeltenmeleri düşünülebilir.” sözleri ekleniyordu. Bu telin sonunda: “Bizim, barış yapılıncaya değin İstanbul’a ayak basmamaklığımız ve milletvekili olmamaklığımız” öğütleniyordu.

İstanbul’daki örgüt merkezimizden Kara Vasıf Bey’in gizli ve Şevket Bey’in açık imzasıyla aldığımız 30 Ekim 1919 günlü kapalı telde örgütümüzden olanların düşünceleri, başka birçok kişilerin düşündükleriyle destekleniyordu. Bu telin birinci maddesi şöyle başlıyordu: “Ahmet İzzet Paşa, Sadrazam, Harbiye Nazırı, Genelkurmay Başkanı, Nafıa Nazırı ve izlencelere gerçekten bağlı ve hizmet eden ve bağlılığı ile birlikte önemli bir gücü de bulunan Göz Hekimi Esat Paşa ile: ayrıca Rauf Ahmet Bey’le ve başkalarıyla gerek istekleri ve gerek ilişkimiz dolayısıyla görüştüm. Bütün görüşlerin birleştiği noktalar aşağıdadır.”

Bundan sonra bütün görüşlerin birleştiği noktaları özetliyordu.

Birinci maddede: “Millet Meclisinin kesin olarak İstanbul’da toplanması zorunludur. Yalnız, İstanbul’a gitmemelisiniz, Sadrazam Paşa, Meclisin, İstanbul’da vicdan rahatlığı ile kararlar alabileceğine, yabancılardan söz alarak güvence verdi. Ama, yalnız sizin için güvence alınamayacağından, milletvekili olursanız izinli olarak ya da milletvekili olmayarak daha yüksek ve gönüllerin sevgilisi kalmanız uygun olur.” deniliyordu.

Birinci maddenin (b) bölümünde: “Aslında hükümet, yapılacak barış antlaşmasında nispi temsili, azınlıkların hakları adına kabul etmek zorundadır. Şu duruma göre azınlıkların da yeniden seçime katılması için Millet Meclisinin dağıtılıp yeniden seçileceği, ilgili çevrelerce kesin olarak umulmaktadır.” gibi yeni bir bilgi veriliyordu.

Birinci madedenin (c) bölümünde: “Hükümet gerçekten iyi niyetlidir ve bu işe istekli değildir” inancası vardı.

İkinci madde de: “Olabildiğince sosyalist, birkaç temiz Hürriyet ve İtilafçı vb. çıkarmak” gibi bizim anlayamayacağımız çapraşık ve karışık bir görüşün belirtisine rastlıyorduk.

Üçüncü maddede: “Hükümeti güç duruma düşürmemek”;

Dördüncü madde ise: “Bize zararı dokunacakları, her ne yolla olursa olsun elde etmek istiyorum. Herkes de bana bunu öğütlüyor. Örneğin Refi Cevat, sosyalistler.” gibi düşünceler yer alıyordu.

1 ve 4 Ekim 1919 günlerinde, İstanbul’daki örgütümüze uzun düşünce ve yorumları kapsayan karşılıklar verdik. Bu karşılıklarda başlıca: “Milletvekillerinin İstanbul’da toplanmaları büsbütün tehlikeli ve sakıncalıdır.” dedik ve açıkladık. Cemal Paşa aracılığı ile hükümete bildirdiğimiz görüşleri özetledik. “Bizim için olan tehlikenin bütün milletvekilleri için de geçerli olduğunu” tanıtlamaya çalıştık. “İlle bizim seyirci durumda kalmamız isteniyorsa gerekçesiyle” bildirilmesini istedik.

Yalnız Kara Vasıf Bey’e çekilen telde:

“Ahmet İzzet Paşa Hazretleri, aslında ulusal eylemlerin İstanbul’da kıyıma yol açacağını sanıyordu. Sözlerinin dikkate alınması her şeyden önce bu inanışlarının değişip değişmediğini bilmemize bağlıdır. Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine gelince, onun da kararsız olduğunu bilmez değilsiniz. Abuk Paşa da bu nitelikte ve bu ruhsal durum içindedir. Göz Hekimi Esat Paşa üzerinde kesin bir düşüncem yoktur. Yalnız, birçokları onu son derece dar görüşlü, şan ve üne pek çok düşkün gösteriyorlar. Kısacası, tutumları ve düşünceleri kararlı ve yerinde olmayan ve İstanbul’da düşman baskısı altında düşünen devlet adamları ve başka kişilerin öğütleri üzerinde iyi düşünülmelidir.” dedikten ve söz konusu toplantı yeri üzerine akla gelebilecek tehlike ve sakıncaları bir daha saydıktan sonra: “Asıl şaşılacak nokta; bize, adları belli iki üç kişiye güven vermeye gücü yetmeyen hükümetin, öteki milletvekillerini nasıl koruyabileceği işidir.

Bizde yavaş yavaş yer etmeye başlayan düşünce ve inanç, ne yazık ki yabancıların değil, belki onlardan daha çok şimdiki hükümet üyeleri ile başka kimselerden kimilerinin bizi sakıncalı görmekte olmalarıdır.” dedik.

Bundan sonraki bölümlerin birinde: “Nispi temsilin kabul edilmesi zorunluğu karşısında Meclisin dağıtılmasını şimdiden düşünen bir çevrede, Millet Meclisinin toplanmamasını doğal saymak gerekir.” görüşünü bildirdik.

Bir bölümde de, hükümetin bu işe istekli olmadığı sözünden bir şey anlayamadığımızı belirterek: “Amacı, bizi sıkışık zamanlarda yalnız bırakmak mıdır?” sorusundan sonra, onların bir düşüncelerine karşılık olarak da: “Hükümete karşı çıkanların iş başına gelmelerinden korkmak yarar sağlamaz. Bundan dolayı gidiş ve tutum değiştirilemez.” dedik.

Efendiler, bu yazışmalardan ve bu yazışmalarda ileri sürülen düşüncelerden kolaylıkla anlaşılmakta idi ki, bizim İstanbul’daki örgütümüzün başında bulunanlar hükümet üyelerinin, şunun bunun ileri sürdüğü düşünceler karşısında güçsüz kalmışlardı ve artık onların sözcüsü olmaktan başka bir iş yapmıyorlardı.

İşte başka bir kapalı tel ki 6 Kasım 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın imzasıyla çekiliyor; ama içinde Kara Vasıf Bey’in düşünceleri ve imzası bulunuyor. Bu telde yine toplantı yerinden söz açılarak, özellikle: “Önce siyasal sakıncalar var. İkincisi, yönetimsel sakıncalar var, üçüncüsü de toplanma olanağı yoktur.... Zorunluluk, duygulara üstün tutulmalıdır... Uygun yanıtınızı tez elden hükümete bildiriniz.” sözleriyle baskı yapılıyor ve: “Japon Rıza Bey’le birlikte pek yakında iyi haberlerle sizin yanınıza geleceğim.” muştusu veriliyordu. “Barışı ve esenliği büsbütün kazandık demektir. Milli Türk de bizim. Milli Ahrarı yıkıyoruz. Milli Kongre yola gelecek.” tümcesiyle de iyi haberlerin neler, ne gibi boş şeylerle ilgili olduğunu belirtmekte ivedi davranılıyordu.

Kara Vasıf Bey’e 7 Kasım 1919’da, tez elden Sıvas’a gelmesini yazdım.”

Kara Vasıf Bey, yine de bu işle ilgili olarak gönderdiği 19 Kasım 1919 günlü kapalı telinde, uzun düşünceleriyle desteklediği yargısını ve mantığını şu tümcede özetliyordu:

“Ulusal Kuvvetlerle düşünce birliğinde olan Meclis, Padişaha karşı düşmanlığını ilan ederse, Anadolu kimin arkasından gider?.. Ulusal Kuvvetlere mi uysun?.. Meclisi Anadolu’da toplamak düşüncesinden vazgeçmek bir yurt borcudur ...”.

KOMUTANLARLA DANIŞMA

Efendiler, çok önemli olan bu toplantı yeri konusunda, kimseye danışmadan karar vermek ve bu kararı ulusa ve seçilen milletvekillerine uygulatmak pek tehlikeli olurdu. Bundan dolayı, çok dikkatle ve duyarlıkla bütün özel görüşleri ve kamuoyunu incelemek; gerçek eğilimi anlayarak uygulanabilecek kararı almak zorunluğu karşısında bulunuyordum.

Bir yandan, gördüğünüz gibi, İstanbul’un ileri gelenleriyle yazışmalar yaparken bir yandan da, türlü yollarla kamuoyunu yokluyordum. Vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için ordunun görüşünü almak da pek önemli idi. Bu nedenle, daha Ekim ayının 29’unda, On Beşinci, Yirminci, On ikinci ve Üçüncü Kolordu komutanlarını Sıvas’ta bir toplantıya çağırdım.

Diyarbakır’daki Kolordu Komutanına, Edirne’deki Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e, Bursa’da Yusuf İzzet Paşa’ya, Balıkesir’de Kazım Paşa’ya, Bursa’da Bekir Sami Bey’e de “kendilerini, aradaki uzaklık ve özel durumları dolayısıyla çağıramadığımı ve alınacak kararları bildireceğimi” yazdım.

Efendiler, çağrılan komutanlardan Salahattin Bey, o sırada Sıvas’ta idi. Kazım Karabekir Paşa Erzurum’dan, Ali Fuat Paşa Ankara’dan ve Konya’daki Kolordu Komutanının, cephe ile ilgili birtakım önemli işleri kendisinin düzene koyması gerektiğinden, ona vekil olarak Kurmay Başkanı Şemsettin Bey Konya’dan gelip Sıvas’ta toplandılar. Temsilciler Kurulu üyesi olan ve üye olmayıp da toplantıya katılmalarından yararlanılan kişilerle ve komutanlarla toplanarak 16 Kasım 1919 günü görüşmelere başladık. Görüşme gündemimiz yalnız şu üç madde olacaktı:

1- Millet Meclisinin toplantı yeri.

2- Toplantıdan sonra Temsilciler Kurulunun ve ulusal örgütün alacağı biçim ve çalışma yöntemi.

3- Paris Barış Konferansının bizim için olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi durumunda nasıl davranılacağı.

DÖRT AYKIRI GÖRÜŞ

Efendiler, bu zamana değin, Cemiyet merkez kurullarından yazılı sorularımıza gelen yanıtlar, dört görüşe ayrılıyordu.

1- Birinci görüşe göre, Millet Meclisinin dışarda toplanması uygun görülüyordu.

2- İkinci görüşe göre İstanbul’da... Bu görüşü ileri sürenlerin başında Erzurum, Trabzon, Balıkesir ve bütün Karesi, Saruhan kurulları bulunuyordu. İstanbul’daki ileri gelen kişilerin hemen hepsinin bu düşüncede olduğunu biliyoruz. Padişahın isteği, hükümetin direndiği de bu idi.

3- Üçüncü görüş, İstanbul yakınlarında... Trakya-Paşaeli’nin düşüncesi bu idi.

4- Bir bölük merkez kurulları da, Salih Paşa’nın kişisel kanısına dayanarak, hükümet uygun bulursa dışarda toplanmasında bir sakınca görmüyorlardı.

Efendiler, İstanbul Hükümetinin ve onun yardakçılarının, kamuoyunu ne denli ayrılığa ve karışıklığa uğratmış oldukları ulusun gösterdiği bu görüş ayrılığından kolaylıkla anlaşılabilir.

Artık bunun üzerine, direnmenin dokuncalı sonuç vereceği kanısına varmak da zor değildir.

Şimdi l6 Kasım 1919’dan 29 Kasım 1919 gününe değin, günlerce süren görüşme ve tartışmalardan çıkan sonuçlarla varılan kararların tutanaklarını, olduğu gibi yüksek bilginize sunuyorum:

1- Millet Meclisinin İstanbul’da toplanmasında sakıncalar ve tehlikeler olduğu halde, toplantının İstanbul dışında yapılmasını hükümet uygun bulmadığı için ve yurdu sarsıntıya uğratmaktan çekinerek, İstanbul’da toplanma zorunluğu kabul edildi. Ancak, aşağıdaki önlemlerin alınması gerektiği kararlaştırıldı:

a- Bütün milletvekillerini durum üzerinde aydınlatarak teker teker düşüncelerini istemek.

b- Milletvekillerinin, İstanbul’a gitmeden önce Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir ve Edirne gibi yerlerde bölük bölük toplanarak, Millet Meclisi İstanbul’da toplanacağına göre, gerek İstanbul’da ve gerek dışarda alınması gerekli güvenlik önlemlerini ve izlencemizin ilkelerini savunacak güçlü bir grubun kurulması yollarını düşünüp görüşmeleri.

c- Cemiyetin örgütlerini çabucak yaymak ve güçlendirmek için kolordu Komutanlarının, bölge komutanları ve askerlik şubesi başkanları aracılığı ile çabuk ve etkin yardımda bulunmaları.

ç- Sivil örgütlerin başında bulunan bütün yüksek görevlilerden ne olur ne olmaz diye ulusal örgüte bağlı kalacaklarına söz almak ve kendilerinin, ellerinde bulunan bütün araçlarla Cemiyetin örgütlerini kurmaya ivedilikle girişmelerini istemek.

2- Millet Meclisi İstanbul’da toplandıktan sonra milletvekillerinin tam güvenlik ve serbestlik içinde yasama görevlerini:yapmakta olduklarını bildirecekleri güne değin Temsilciler Kurulu, şimdiye dek olduğu gibi, dışarda kalarak ulusal ödevini yapacaktır. Ancak, bütün sancaklardan birer, illerle bağımsız sancaklardan ikişer olmak üzere milletvekilleri arasından seçilecek kişiler, tüzüğün sekizinci maddesi gereğince Temsilciler Kurulu üyesi olarak Eskişehir yakınında toplanacaklar; burada durumun açıklanması ve Millet Meclisindeki yöntemimizin belirtilmesi ile ilgili görüşmeler yapılacaktır. Bunun için, Temsilciler Kurulu da oraya gidecektir. Bu toplantıdan sonra Temsilciler Kurulunun üye sayısı uygun şekilde artırılacak, öteki milletvekilleri İstanbul’a Millet Meclisine gideceklerdir. Temsilciler Kurulunun görevde bulunduğu sürece, ulusal örgütlerin kuruluşu ve çalışma yöntemi, tüzükteki gibi olacaktır.

Millet Meclisi tam güvenlik içinde bulunduğunu bildirdiği zaman, Temsilciler Kurulu, tüzükteki yetkisine dayanarak Genel Kongreyi toplantıya çağırıp, on birinci madde gereğince, Cemiyetin ileride alacağı durumun belirtilmesini Kongrenin kararına bırakacaktır. Kongrenin nerde ve nasıl toplanacağı o zamanki duruma göre belirtilecektir. Kongrenin toplantıya çağrıldığı zaman ile toplanması arasında geçecek süre içinde Temsilciler Kurulu, İstanbul Hükümeti ve Millet Meclisi Başkanlığı ile kesin zorunluk görmedikçe resmi ilişkide bulunmayacaktır.

3- Paris Barış Konferansı, bizim için olumsuz bir karar verir ve Hükümet ile Millet Meclisince bu karar kabul edilirse, en uygun yolla ve çabuk olarak ulusal buyruma başvurulacak ve tüzükte açıklanmış olan ilkelerin gerçekleştirilmesine çalışacaktır.

Mustafa Kemal

Rüstem Mazhar Müfit Ali Fuat Hüsrev Hüseyin Rauf Kazım Karabekir Hakkı Behiç Hüseyin Salahattin İbrahim Süreyya Bekir Sami Ömer Mümtaz Şemsettin (12’nci Kolordu Kurmay Başkanı)

Vasıf

MİLLETVEKİLLERİNE VERİLEN YÖNERGE

Efendiler, bu kararlar gereğince milletvekillerini aydınlatmak için verdiğimiz bilgi ve yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunacağım.

Seçilen milletvekillerine ulaştırılan bilgiler ve yönerge şudur:

Madde 1- İstanbul’un İtilaf devletlerinin ve özellikle İngiliz kara kuvvetlerinin elinde ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğunu; güvenlik kuvvetlerinin de yabancılar buyruğu altında ve onlarla olarak bulunduğunu biliyorsunuz. Bundan başka, Rumların kendi aralarında İstanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri ve Atina’dan gelmiş Yunanlı başkan ve komutanların yönetimi altında gizli polis ve ayaklanma örgütü kurarak sırası gelince devletimize karşı başkaldıracakları anlaşılmıştır. Hükümetin İstanbul’da, yazık ki, bağımlı olduğunu açıkça söylemek zorunluğu vardır. Bu nedenlerden dolayı, Millet Meclisinin toplantı yeri üzerinde tartışmak gibi bir sorun ortaya çıkmış bulunuyor. Millet Meclisi İstanbul’da toplanırsa, milletvekillerinin yapacakları yurt ödevi göz önüne getirilince, tehlikelerle karşılaşmalarından doğrusu korkulur. Gerçekten İtilaf devletlerinin Ateşkes Anlaşması hükümlerini bozarak ve barışın yapılmasını beklemeksizin yurdumuzun önemli yerlerine girmek ve Hıristiyan azınlıkların haklarımızı çiğnemelerine yol açmak gibi haksız işlerini kötüleyerek ve kabul etmeyerek ülke bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızın korunmasını kesinlikle isteyip savunacak olan Millet Meclisinin dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması ya da sürgün edilmesi olmayacak bir iş değildir. Kars’ta toplanan Ulusal İslam Şurasına İngilizlerin yaptıkları gibi. Seçimlere katılmamış olan Hıristiyan azınlıkların ve onların yolunda giden İngiliz Muhipler ve Nigehban Cemiyetlerinin, bu konuda düşmanların isteklerini yerine getirmek üzere her türlü kötülüğe girişebilecekleri de düşünülebilir. Bundan dolayı, Millet Meclisinin İstanbul’da toplanmasının, Meclisten beklenen gerçek ve tarihsel ödevin yapılmasına engel olacağını ve Millet Meclisi devletin ve ulusun bağımsızlık bayrağı olduğundan, onun dağıtılması ile bağımsızlığımızın da zedeleneceğini açıklamaya gereklik yoktur. Hükümet adına Amasya’da Temsilciler Kurulu ile görüşmelerde bulunan Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri de, bu gerçekleri göz önünde tutarak Millet Meclisinin İstanbul’un dışında güvenli bir yerde toplanması gerektiği kanısına vicdan ve aklı ile varmış ve bu işi uygun gördüğünü ilgili belgeyi imzalayarak belirtmiştir. Millet Meclisinin, düşman etkisinden uzak ve tam güvenli olan bir yerde toplanması, İstanbul’da toplanmasına göre düşünülen bütün sakıncaları ortadan kaldıracağı gibi, Halifelik ve Padişahlık katının tehlikede bulunduğunu dünya kamuoyuna ve özellikle İslam dünyasına duyurmuş olacak ve ulusal varlığımızın ve bağımsızlığımızın zararına verilecek olan bir karar karşısında ulus ve yurt ödevini yapabilecek bir durumda bulunacaktır. İtilaf devletlerine karşı da Meclisin ulusun yazgısı üzerinde tam egemen bulunduğu daha açık olarak belirtilebilecektir. Meclisin İstanbul dışında toplanmasında akla gelebilecek sakıncalar şunlardır:

Karamsarlar, “İstanbul’dan vazgeçildi” diye dokuncalı bir propagandaya olanak bulacaklardır. Hükümetin, İstanbul’da olduğu gibi, Meclisle ilişki ve bağlantısı kolay olmayacaktır. Meclisin açılış töreni de, Padişah Hazretlerinin yolculuk sıkıntısı çekmemesi için, ancak vekil edecekleri bir kişi aracılığı ile yapılabilecektir. İşte bu sakıncalara dayanan şimdiki hükümet, Millet Meclisinin dışarda toplanmasına olur dememiştir. Bu direniş yüzünden söz konusu sakıncalara aşağıdakiler de eklenmiş bulunmaktadır:

Millet Meclisinin yasal olarak toplanması, senatonun da toplantı zamanında orada bulunmasına bağlıdır. Oysa, hükümetin dışarda uygun görülecek bir yerde toplantı yapılmasını kabul etmeyişi yüzünden, senato üyeleri ve hükümet üyeleri dışındaki toplantıya gelmeyecekler ve Padişah Hazretlerine Meclisi yöntemine göre açtırmayacaklardır.

Buna göre, Millet Meclisinin dışarda toplanmasına yasal olarak olanak kalmayıp, bildirilen sakıncalar bulunsa da yine İstanbul’da toplanması zorunlu oluyor. Sayın milletvekilleri İstanbul’a gitmekten çekinip dışarıda kendiliklerinden toplanırlarsa yapılacak bu toplantı, kuşkusuz Meclisin bilinen yasama niteliği biçiminde olamaz. Belki, ulusun varlığını, isteklerini, bağımsızlığını temsil edebilecek ve alınyazısı üzerine verilen hükümleri eleştirip, ulusa dayanarak kabul etmeyebilecek ulusal bir toplanı niteliğinde olabilir. Bu durumda, Millet Meclisi de doğal olarak İstanbul’da toplanmamak zorunda kalır. Bu yolda bir davranışın, hükümetin karşı çıkmasına ve zorlayıcı önlemler almasına ve sonunda ulusa İstanbul Hükümeti arasında ilişkinin kesilmesine yol açacağı da düşünülebilir. Milletvekillerinin bir bölüğünün İstanbul’a gitmesi ise, bu yoldaki sakıncaları artırabilir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti yukarıda bildirilen bütün konuları gözden geçirip tartıştıktan sonra, Millet Meclisinin İstanbul’da toplanması zorunluğuna karşı, durumu bütün milletvekillerine bildirerek her birinin düşünce ve görüşlerini almayı ödev saymıştır. Bundan başka, İstanbul’da Millet Meclisine katılmadan önce sayın milletvekillerinin, toplanma kolaylığı göz önüne alınarak, uygun yerlerde toplanıp aşağıdaki konuları görüşüp alınacak sonuçları, birleştirmek üzere, Temsilciler Kuruluna bildirmeleri gerekli görülmüştür. Görüşülecek konular şunlardır:

a- İstanbul’da toplanma zorunluğuna karşı, İstanbul’da ve dışarda bütün yurtta alınması gereken önlemler ve düzenlemeler.

b- Millet Meclisinde yurdun bütünlüğünü, devletin ve ulusun bağımsızlığını kurtarmaktan başka bir şey olmayan amacı korumak ve savunmak için oydaş ve dayançlı bir grup meydana getirme yollarını düşünülmesi.

Milletvekillerinin, bildirilen konuları görüşmek için toplanmaları uygun görülen yerler şunlardır: Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir, Bursa, Bandırma, Edirne.

Madde 2- Birinci madde, olduğu gibi bölgenizde bulunan milletvekillerine bildirilerek, önce kişisel görüşlerinin olabildiğince çabuk alınıp hiç vakit geçirilmeden Temsilciler Kuruluna ulaştırılması ve bölgenizdeki merkez kurullarına da verilerek bu konuda çalışmalarının sağlanması; sonra, bölgenizdeki milletvekillerinin birinci maddede belirtilen yerlerde toplanmalarına olanak sağlanması ve görüşme sonuçlarının Temsilciler Kuruluna ulaştırılması için gereken önlemlerin alınması rica olunur.

Bölgeniz içindeki yerlerin milletvekillerinden olup şimdi İstanbul’da bulunanların, İstanbul’a yakın toplantı yerlerinden birine, seçim bölgelerince çağırılması gereklidir.

EKİM 1919’DA ÖNEMLİ OLAYLAR

Efendiler, 1919 yılı Ekim ayı ile ilgili olup değinmek istediğim birtakım olayları da birkaç sözcükle özetleneme izin vermenizi rica ederim.

İzmir ili içinde, düşman elindeki yerlerde bulunan Müslüman halk kıyım görüyor ve öldürülüyordu. Bunun için, İtilaf devletlerinin temsilcileri katında etkili girişimlerde bulunmasını hükümetten rica ettik. Yunanlılar kıyımlarını ve yolsuzluklarını sürdürürlerse, karşılık vermek zorunda kalacağımızı da bildirdik. İzmir’de geçen acıklı olaylar üzerine İstanbul’da bir gösteri toplantısı yapılmak istenmişti. Buna engel olunduğunu haber alınca Cemal Paşa’nın dikkatini çektik.

Anzavur, Bandırma dolaylarında hayınca ve canavarca işlere başlamıştı. Onların dokuncalarını gidermek ve Karabiga, Bandırma yörelerine çıkan Nigehban Cemiyetinden subaylara karşı yapılacak işlemi Balıkesir’de Kazım Paşa’ya ve başka ilgililere yazdık. Otuz kadar Nigehbancı subayın da, yabancı işgaline yol açmak için, Hıristiyanlara karşı saldırıda bulunmak üzere Trabzon ve Samsun’a çıkacaklarını haber aldık. Hemen On Beşinci Kolordu Komutanının ve Canik Mutasarrıfının dikkatlerini çektik.

Bildiğiniz gibi Maraş, Urfa, Antep’te, başlangıçta İngiliz birlikleri vardı. Bu birliklere onların yerine Fransız askerleri geldi. Fransızların girişini önlemeye çalıştık. Girdikten sonra da ilkin siyasal sonra da eylemsel girişimlerde bulunduk.

Bozkır’da yemden önemlice bir ayaklanma oldu. Onun bastırılması için çeşitli önlemler aldık.

Maraş ve Antep’e Kılıç Ali Bey’i, Çukurova bölgesine de Topçu Binbaşısı Kemal ve yüzbaşı Osman Tufan Beyleri göndererek sağlam örgütler kurmaya ve girişimlerde bulunmaya başladık.

Efendiler, bu arada aklıma gelen bir noktayı da bildirmiş bulunayım: Sıvas Kongresinden sonra, Kongrelerin tüzük ve bildirilerinden başka, Temsilciler Kurulu, sorumluluğu üzerine alarak, Sıvas Kongresi Tüzüğüne ek olmak üzere “Müdafaai Hukuk Cemiyeti Kuruluş Tüzüğüne Ektir:I” başlıklı, “yalnız ilgililere özel ve gizlidir” işaretli ulusal silahlı örgütler için gizli bir yönerge düzenledi. Düşmanla çatışılan yerlerde bu yönergeye göre silahlı birlikler kuruldu.

ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ GÖRÜŞÜNDE DİRENİYOR

Efendiler, 2 Kasımda Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan aldığım bir kapalı telde: “Aslında az olmayan dedikodulara biri daha eklendi. Ziya Paşa’nın Ankara’ya değin gitmemesi desteklediğiniz hükümetin gücünü kırmaktan başka bir anlam taşımaz. Bu konuda hükümet, görüşünde direniyor.” denilmekte ve bunun yanıtının ivedilikle beklenilmekte olduğu bildirilmekte idi. Ziya Paşa’nın gönderilmemesi ile ilgili ricamızı, hükümet iyi karşılamamıştı. Ziya Paşa’yı görevlendirmiş ve yollamıştı. Ziya Paşa Eskişehir’e değin gelmiş ve oradan izin alarak geri dönmüştü. Cemal Paşa, gene o telinde: “Bozkır olayından dolayı basına verilen bildirinin yazılış biçimini hükümet aramızdaki uzlaşmaya aykırı görmektedir.” diyordu. Oysa, böyle bir bildirimiz yoktu.

Cemal Paşa’nın bu teline şu yanıtı verdik:

Şifre                                                                                                      Sıvas, 3.11.1919

İvedidir.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 2.11.1919 gün, 501 sayılı tele:

1- Hükümetle ulusal örgüt arasında içten gelen bir uzlaşma olmasını ve gerçek bir birlik kurulması ilkesini kabul ettik. Sizin aracılığınızla pek önemli bir ricamız var. O da haklı bir amaca dayanan ulusal örgütün çözülüp dağılmasını önlemek için bütün yüksek görevlilerin bu görüşe göre seçilmesi, bize karşı olanların değiştirilmesi idi. Bunlarla ilgili birçok ricalarımıza yanıt alamadık. Trabzon ve Diyarbakır Valileri ile Antalya Mutasarrıfı için ne yapıldığını daha bilmiyoruz. Tersine, Dahiliye Nazırlığı, Konya’nın yerel durumunu incelemeksizin oraya Muhipler Cemiyeti üyelerinden çok yetersiz ve güçsüz olan Suphi Bey’i vali olarak gönderdi. Dahiliye Nazırının bu işlerde bizimle hiçbir görüşme ve ilişkiyi kabul etmediği; sanki ulusal örgüte karşı imiş gibi davrandığı sanısı uyanıyor. Bu düşüncemizde yanılıyorsak uyarılmamızı ve aydınlatılmamızı rica ederiz. Ankara Valisi Ziya Paşa’nın kendi isteğiyle izin aldığını bildirmiştim. Kuşkusuz, yine kendisi, resmi olarak Ankara Valisi sayılmaktadır. Ama bildirdiğim noktadaki kuşku ve sanı ortadan kaldırılıncaya dek adı geçen Valinin izinden yararlanmayı sürdürmesi en iyi yol olarak kabul edilmelidir. Polis Müdürlüğünün, bugün de Nurettin Bey gibi bir kişi elinde bulunması, sizin de bu pek önemli noktaya karşı ilgisiz davranmakta olduğunuz kanısını vermektedir. Oysa, bu hoşgörünün sonucu hem hükümete hem de ulusal örgüte dokuncalı olacaktır. Temsilciler Kurulumuzun ulusal örgüt ve birliği bozacak en ufak bir davranışa karşı hoşgörülü davranamamasını kuşkusuz bağışlarsınız.

2- Bozkır olayı üzerine, Temsilciler Kurulunca basına bir bildiri verilmemiştir. Bunda bir yanlışlık olacaktır. Ola ki, bu bildiri dediğiniz şey, İradei Milliye gazetesinin aldığı bir haberdir. Temsilciler Kurulunun, bir gazetenin yazılarını denetlemeye yetkisi olmadığı sizce de bilinir. Bununla birlikte, gazetenin dikkati çekilmek üzere, bu haberde, hükümetle aramızdaki uzlaşmaya aykırı görülen noktaların açıklanmasını çok rica ederiz.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

Temsilciler Kurulunun delegesi ve ulusal eylemlerin bir savunucusu olduğunu ileri süren Cemal Paşa’nın telimize verdiği yanıt şudur:

Harbiye, 4/5.11.1919

Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: Resmi bildiride yazıldığı gibi şimdiki hükümet, böyle bir zamanda yalnız yurda ve ülkeye hizmet etmek amacıyla pek büyük bir sorumluluk yüklenmiş ve bu görevini yapmak için tam bir tarafsızlık ve gönül aklığıyla iş görmekte olduğundan aşağıdaki noktaların ivedilikle açıklanması gerekti:

Birincisi: Milletvekilleri seçimine Müslüman olmayan halk katılmadığı gibi çeşitli partiler de şimdi bile çekingen durumdadır. Sözü geçen partiler, yurtta iki hükümet olduğunu ve seçimlerin tarafsız olarak yapılmadığını ileri sürmektedirler. Müslüman olmayan halkın da sonradan bu gerekçe ile seçime katılmadığını ileri süreceği akla pek yatkın gelmektedir. Seçimlerin iyi ve doğru yapılmadığı konusunda sızlanmalar ve söylentiler sürüp gitmekte, yabancı basına ve yabancı çevrelere değin uzanmaktadır. Millet Meclisi, ulusun bütününü temsil etmez ve özellikle Kuvayi Milliyenin etkisi altında kurulursa, bunun dünya kamuoyunda nasıl yorumlanacağını açıklamak gerekmez. Onun için, milletvekilleri seçiminde baskıya meydan verilmemelidir.

İkincisi: Bir kez daha açıklanması gerekmeyen nedenlerden ötürü, Millet Meclisinin başkentten başka bir yerde toplanması, içte ve dışta çeşitli sakıncalar ve dokuncalar doğuracaktır. Bunun için, Meclisin İstanbul’da toplanması, yurdun yaşamsal yararları gereğindendir.

Üçüncüsü: Taşrada, ulusal örgüt adına birtakım kimselerin hükümet işlerine karışmakta oldukları, sık sık verilen bilgi ve haberlerden anlaşılmaktadır. Bu gibi karışmaların tez elden önlenmesi çok gereklidir.

Şimdiki hükümet şu üç dilek üzerinde direniyor... Devlet işlerini başka türlü yürütmek olanağı yoktur.

Harbiye Nazırı

Cemal

Cemal Paşa’nın bu bildirimine –Başyaver Salih Bey açacaktır notuyla verdiğimiz yanıtı olduğu gibi bilginize sunmak isterim:

Şifre                                                                                                     Sıvas, 5.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 4/5.11.1919

1- Müslüman olmayan halk ile, bu yurt ve bu ulus için Müslüman olmayan halktan daha dokuncalı kimi siyasal partilerin seçimlere katılmamalarını, onların bile bile yaydıkları nedenlere bağlamak kuşkusuz doğru olamaz. Hıristiyan halkın, daha ulusal örgütün adı bile yokken, seçimlere katılmayacağını ilan eyledikleri, bilinen bir şey değil midir? Yaygara koparan siyasal partilere gelince, bunlar yalan söylüyorlar. Çünkü, her yerde seçimlere katılmışlardır. Ancak, beşer onar üyesi bulunan bu partilerin, ulus gözünde değerleri olmadığından ve ulus bu kez İstanbul’daki politikacılardan değil, kendi bağrındaki öz yurttaşlar arasından milletvekillerini seçmekte olduğundan, bunlar, kendilerinin başarı elde edemeyeceklerini anlayarak kaygıya düşüyorlar. Buna karşı bizim elimizden ne gelebilir? Böyle bir gerçek karşısında hükümetin kararsız bulunuşu şaşılacak şeydir. Sözü edilen baskı nerede yapılmıştır? Bunu kim yapmış, nasıl yapmıştır?Açıklamak iyiliğinde bulunulmalıdır ki, Temsilciler Kurulu görevini yerine getirebilsin. Boş savlara önem vererek kaygıya düşmek doğru değildir.

2- Toplantı yeri üzerindeki görüşte hükümetin direnmesinin yerinde olup olmadığını, zaman ve olaylar tanıtlayacaktır. Bu konudaki son düşüncelerimizin, merkezlerden alınacak karşılıklar üzerine bilginize sunulacağını bildirmiştik.

3- Ulusal örgüt adına hükümet işlerine nerede ve kim karışmışsa hemen bildirilmelidir ki, gereken işlem yapılabilsin. Ancak, Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin kuşku uyandırabilecek biçimdeki işlemlerine yüksek dikkatlerinizi çekmeyi gerekli görürüz efendim.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal

DAHİLİYE NAZIRININ YURDA GÖNDERDİĞİ ÖĞÜTÇÜ

KURULLAR

Dahiliye Nazırı, yurt içine birtakım kurullar yollamaya kalkıştı. Bunlardan biri de, Harbiye Nazırlığı eski Müsteşarı Ahmet Fevzi Paşa adında bir kişinin başkanlığında, Yargıtay üyelerinden İlhami ve Fetva Emini Hasan Efendilerden oluşuyordu.

Temsilciler Kurulumuzun delegesi olan Cemal Paşa bize bunu bildirmemişti. 5 Kasım 1919 günlü bir kapalı telle kendisinden bu kurulun niçin gönderildiğini sorduk ve: “Özellikle Fetva Emini ile Kamil Paşa Hükümeti zamanında polis müdürü olan kişilerin böyle bir kurulda neden bulunduklarının” anlaşılamadığını bildirdik.

Efendiler, Fuat Paşa’nın Ankara’da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren nedenler ortaya çıkmaya başladı. Bu nedenlerin önemlisi, yurt içinde halkın zehirlenmeye başlanması idi. İç ye dış düşmanlarla işbirliği yapanlar, A1i Rıza Paşa Hükümeti zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden daha çok başarı sağlamaya başlamıştı.

REFET PAŞA SALİHLİ VE AYDIN CEPHELERİNDE

Balıkesir dolaylarında Kazım Paşa, cephe kurmaya ve üstünlük sağlamaya çalışıyordu. Salihli ve Aydın cephelerindeki komuta düzeninin, askerlik yöntemlerine uydurulması gerekiyordu. Buraya, az çok tanınmış bir askerin gitmesi gerekti. Elimizde bu işte yararlanabileceğimiz, Konya’da bulunan Refet Paşa vardı. Konya’daki Kolordunun başına Fahrettin Bey (Müfettiş Fahrettin Paşa Hazretleri) gelmiş bulunuyordu. Bundan dolayı Refet Paşa’ya, Aydın ulusal Kuvvetler Komutanlığını üzerine almak için cepheye gitmesini, A1i Fuat Paşa’ya da Ankara’ya dönmesini yazmıştık.

Refet Paşa’nın Nazilli’ye vardığı anlaşıldıktan sonra da Genelkurmay Başkanlığına gelmiş olan Cevat Paşa’dan, geçen savaşta pişmiş genç kurmaylardan seçilecek dört beş subayın Nazilli’ye, Refet Paşa’nın yanına gönderilmesini rica ettim. Bunu Refet Paşa’ya da bildirdim.