Nutuk1 (13.Bölüm)
Yeni Sayfa 1REFET PAŞA DEMİRCİ EFE’NİN ADAMLARI İLE
Efendiler, Nazilli’ye giden Refet Paşa, Demirci Mehmet Efe’den komutayı almayı gerekli ve yararlı görmemiş. Kim bilir, belki de komuta kendisine, verilmemiş.. Demirci Efe’nin yanında, kurmay gibi çalışmayı daha yararlı görmüş ve bunu yeğlemiş. Refet Paşa bunu bize bildirdi. Oranın koşullarını, yakından görmüş olan bir kişinin kararını bozmak, çoğu zaman güçtür. Çünkü, ya gerçekten Refet Paşa’nın gördüğü ve yeğlediği gibi, Efenin komutasını sürdürmek ve ona yardımcı olmak yararlı idi; ya da Refet Paşa, o cephenin komutanlığını bilinmeyen bir nedenden ötürü ele alamıyordu. Öyle de olsa böyle de olsa ille komutayı al, diye buyruk vermek yararsız olurdu.
Asıl şaşılacak durum bundan sonra görüldü. Bir süre sonra Refet Paşa Nazilli’den kayboldu. Birkaç gün sonra, Balıkesir’de olduğunu, birtakım yabancı subaylarla ilişki kurayım mı diye bizden sorması üzerine anladık.
22 Aralık 1919 günü verdiğimiz karşılıkta: “Ulusal örgütten olanların özellikle Temsilciler Kurulu üyesi olarak tanındığı için kendisinin, yabancılarla hiçbir türlü ilişki kurmasını istemediğimizi” bildirdik. Refet Paşa bir daha kayboldu. En sonunda bir gün Bursa’dan Refet imzalı kısa bir tel aldık: “İstanbul üzerinden Bursa’ya geldim.”
Bu telin anlamını bir türlü kavrayamıyordum. Refet Paşa’nın İstanbul’la ne ilişkisi vardı? Bir de Nazilli-Balıkesir-Bursa yolu İstanbul’dan mı geçer? Bu bilmeceyi bir türlü çözemedim. Sonunda iş anlaşıldı.
Refet Paşa, Nazilli’den ayrıldıktan ve Balıkesir’de Kazım Paşa’ya uğradıktan sonra Bandırma’ya inmiş, oradan da bir Fransız torpidosuyla İstanbul’a gitmiş. Orada bir takım arkadaşlarıyla görüşmüş; sonra da Bursa’ya dönmüş.
Efendiler, bu bilmeceyi şimdi bile çözemiyorum. Bunun için beni bağışlayacağınızı umarım.
Refet Bey’in, bir İngiliz gemisine binip Samsun’a gelen Salahattin Bey’le değiştirildiğini ve kendisinin o gemi ile İstanbul’a dönmesinin istendiğini; bunun üzerine gitmeyip görevinden çekildiğini; ve İstanbul Hükümetinin benimle birlikte onun da yakalanmasını ve İstanbul’a gönderilmemizi genelge ile buyurduğunu biliyorsunuz. Bu kadar çok bilinenle bir bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek bağışlanmazsa da, benim bu noktada güçsüz kaldığımı açıkça söylemek isterim. Ferit Paşa Hükümetinin yerine Ali Rıza Paşa Hükümeti geçmiş idiyse de, yeni hükümetin haber alma ve yürütme araçlarının gene öncekiler olduğunu biliyoruz.
Efendiler, Refet Paşa’nın bu yeğnice davranışı, düzenli ordunun kurulmasına değin, Aydın ve Salihli cephelerinde güvenilir bir komuta düzeni sağlanamamasına yol açtı.
DAHİLİYE NAZIRI KUŞKU UYANDIRAN DAVRANIŞLARI
Efendiler, bu garip öyküden sonra, olayların yine bıraktığımız noktadan izlemeye başlayalım:
Cemal Paşa, bizim 5 Kasım 1919 günlü kapalı telimizin bir noktasını anlayamamış. Babıali merkezinden çektiği kısa bir kapalı telle şu yolda bizden açıklama istiyordu: “Dahiliye Nazırının kuşku uyandırabilecek eylemlerine dikkatinizi çekmeyi gerekli görürüz, sözleriyle ne demek istendiği anlaşılamadı. Bu noktanın ivedi olarak açıkça bildirilmesi.”
Bu kısa soruya verdiğimiz yanıt biraz uzundur. Sıkılmazsanız, olduğu gibi sunayım:
Şifre Sıvas, 12.11.1919
Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine
Y: 8.11.1919 gün ve 8084 sayı:
Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin kuşku uyandıran işlerinden ve davranışlarından akla gelenler aşağıda bilginize sunulur:
1- Ankara gibi birtakım illerdeki yüksek sivil görevlileri telgraf başına çağırtarak, ulusal eylemler sırasında Ferit Paşa Hükümetine karşı davranışta bulunanların durumlarını, hükümeti neden suçladıklarını; bu işin yasalara ne den1i uygun olduğunu gözdağı verici bir biçimde soruşturmak.
2- Uzun süre hasta yattıktan sonra tifodan ölen Tokat Mutasarrıfının ölümünün, nedeni bilinmeyen bir olay sayılarak Sıvas Valiliğinden kapalı telle sorulması.
3- Adliye Nazırı ile birlikte, Balıkesir cephesinden gelen ulusal kurul ile gizli buluşmaları sırasında Adliye Nazırının ulusal eylemleri yönetenlere karşı bir işlem yapılıp yapılmayacağını kendisinin yanında söz konusu edebilmesi.
4- Dahiliye Nazırlığını üzerine aldığı zaman, ilk yurtseverce iş olarak, vatan hayınlığı açıkça tanıtlanmış olan eski Dahiliye Nazırı Adil Bey’in düşünce ve iş ortağı Dahiliye Müsteşarı Keşfi Bey’i kovması gerekirken, onu bugün bile görevinde tutması ve onun aracılığı ile kamu görevlilerinin yerlerini değiştirmesi.
Doğaldır ki, bu müsteşar aracılığı ile atanacak görevliler, pek haklı olarak ulusal güveni kazanamazlar. Örneğin, ulusal eylemlerin başından sonuna değin karşı tutum içine giren ve sonunda halkın işten el çektirdiği fakat hasta olması dolayısıyla o zaman tutuklanmamış ve sürülmemiş olan eski Kayseri Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey, yönetici niteliklerinden büsbütün yoksun ve yetersiz takımından olduğu halde, Burdur’a atanmıştır.
Gene yetersizliğinden ve Canik sancağı için uygun görülmediğinden, kendinin de istemesi üzerine epey zaman önce İstanbul’a gönderilen Ethem Bey de, Menteşe’ye atanmıştır. Aydın mutasarrıflığına eski Niğde Mutasarrıfı olup Sıvas’a getirilen Cavit Bey atanmıştır. Bütün bunlara karşın, eski Konya Valisi vatan hayını Cema1 Bey’in adamı olan Antalya Mutasarrıfı, birçok başvurularımıza ve halkın sızlanmalarına karşın şimdi gene yerinde oturuyor.
5- Özlük İşleri Müdürlüğü gibi en önemli görev, bir Ermeni elinde bulunduruluyor.
6- Basın Müdürlüğünde ve Ajansın durumunda bir değişiklik görülmemektedir.
7- Yurdun geleceğini güven altına alacak tek kuvvetin ulusal birlik olduğu ve bu birliği de ulusal örgütlerin sürdüreceği bilinmektedir. Bu birlik ve örgütün, yurdu bölünmekten kurtarmak, devletin ve ulusun bağımsızlığını sağlamaktan başka bir şey olmayan kutsal amacını bozmaya çalışanlar da, İstanbul’daki karıştırıcı takımıdır. Bunların kötülüklerini önlemek, ancak güçlü ve sağlam bir sıkıdüzene bağlıdır. Bunun da başlıca yolu; polis müdürünü, namuslu, ulussever, yeterli, girişken kişiler arasından seçmek ve atamaktır. Oysa, sizler de bilirsiniz ki bugünkü Polis Genel Müdürü, vatan hayını olan düşük hükümetin ve adamlarının biricik koruyucusudur. Sait Molla’nın Bay Fru’ya yazmış olduğu mektuplardan anlaşıldığına göre de, bu adam, karşıcıl kimselere, yani ulus düşmanlarına şimdi bir barınak ve sığınak oluyor. Amasya’da Salih Paşa Hazretleri de bunu kabul buyurmuşlardı.. Oysa Dahiliye Nazırı, yurdun ve ulusun yazgısını böyle bir kişinin elinde bırakmakta bir sakınca görmüyor, belki yarar görüyor demektir. Jandarma Komutanı Kemal Paşa’nın ise, gerek ulusal amaçlar ve gerekse sizler için dokuncalı bir kişi olduğu kuşku götürmezken şimdi gene yerinde durması da, Dahiliye Nazırlığının iyi niyetine mi verilmelidir?
Temsilciler Kurulu adına
Mustafa Kemal
ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ, ULUSAL ÖRGÜTÜ DÜŞMAN
ÖRGÜTLE, BİZİ DE ALİ KEMAL VE SAİT MOLLA İLE BİR
TUTUYOR
Efendiler, Harbiye Nazırının 9 Kasım 1919 günlü bir telyazısı vardı; onun içindekiler de ilgi çekicidir. Bu telyazısında Cemal Paşa, hükümetin düşüncesini şu noktalar üzerinde topluyordu:
1- Seçimlerin iyi ve doğru yapılması;
2- Millet Meclisinin İstanbul’da toplanması;
3- Ulusal örgütler adına hükümet işlerine karışılmaması için hükümetin size öteden beri yaptığı bildirimler kesindir.
4- Pek çok telyazılarınızda ileri sürülen isteklerin de bu özellikte yani işe karışma niteliğinde olduğu apaçıktır.
5- Hükümet, bildirisinde saptayıp yaydığı gibi, tarafsızlıktan ayrılmayacaktır. Bu bakımdan, ulusal örgütlere karşıt görüşte olanlara baskı yapmak ve onları cezalandırmak yoluna gidemez.
Telin sonunda şöylece gözdağı da veriliyordu: “Şimdiki durum, biraz daha sürecek olursa hükümet yüzde yüz çekilecektir.”
Sayın efendiler, bu maddelerden çıkan anlam, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş bulunuyordu. Hükümet, ulusal örgütlere karşı görüşte olanların yurda ve ulusa düşman olduklarını kabul etmiyordu. Ulusal örgütler ile düşmanların hayınca örgütlerini; Ali Kemal ve Sait Molla ile bizi eşit tutuyordu. Adapazarı, Karacabey, Bozkır, Anzavur olaylarını suç saymıyordu.
Cemal Paşa’ya verdiğimiz yanıtta bu noktaları açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açık söyletmek amacıyla şu tümceyi de ekledik: “Sözlerinizden anladığımıza göre, yüksek hükümet, ulusal örgütün varlığını belki gereksiz görüyor. Gerçekten durum böyle ise, yani ulusal örgüte dayanmaksızın yurdu kurtaracak kuvvet varsa, ona göre gereği yapılmak üzere, açıkça bildirilmesini, her türlü yanlış anlamaların ortadan kalkması için çok rica ederiz.”
DAMAT ŞERİF PAŞA ULUSAL BİRLİĞİ BOZMAYA, DELEGEMİZ
HARBİYE NAZIRI CEMAL PAŞA DA HÜKÜMETİN YAPTIKLARINI
SAVUNMAYA ÇALIŞIYOR
Efendiler, Cemal Paşa’nın özel olarak Sıvas’a gönderdiği ve kendi eliyle yazdığı 10 Kasım 1919 günlü bir mektubunu da, ancak 18 gün sonra yani 28 Kasım 1919 günü- almıştım. Cemal Paşa bu mektubunda, yapılan yazışmaların ilgili olduğu sorunları birer birer özetliyor ve her biri üzerinde açıklamalarda bulunuyordu.
Özellikle, Millet Meclisinin İstanbul’dan başka bir yerde toplanması sorunundan söz ederken: “Bu işe Padişahın olur demeyeceği kesin olarak anlaşılmıştır. İstanbul’daki düşman kuvvetlerinin Millet Meclisine saldırmalarının belki Osmanlı Devleti için yararlı sonuçlar doğurabileceğini, Amerikalılar sezdirdiler; üstelik açıkladılar da; fakat böyle bir saldırının olabileceğini olasılık içinde göremediler.” diyordu.
Cemal Paşa: “Yüreği ulusal güçlerden yana çarpmayan görevlilerin kodamanları, arkalarını yurttaki düşman ordularına dayamış gibidirler.” yollu, sanki bilinmeyen bir bilgi de verdikten ve bu bilgiyi: “Eski hükümet üyelerinin çoğu böyledir.” tümcesiyle tamamladıktan sonra: “Örneğin Polis Müdürünün değiştirilmesinde bu durum iyice belli oldu.” diye bir de örnek veriyor.
Cemal Paşa, hükümet birçok işler yapmayı düşünmüşse de: “Köklü bir girişim için, dayandığı gücün sağlamlığına daha inanamadı.” sözleriyle bizi suçladıktan sonra şu kanısını ortaya atıyordu: “Dahiliye Nazırı bu kuvvete yani Ulusal Kuvvetlere gereksinme gösterenlerin başında desem abartmış olmam.”
Cemal Paşa’nın, mektubunu imzaladıktan sonra yine kendi imzasıyla mektubuna eklediği bir özette şu tümceler vardı: “Karşıcılar ve yabancılar, Meclisin açılmasını engellemeye karar vermişlerdir. Temsilciler Kurulu da, toplantı yeri üzerindeki çekişmeyle bu engellemeyi sürdürürse işimiz Tanrı’ya kalıyor demektir.”
Efendiler, bu mektuptaki, bundan önce gelen yazılardaki ve bundan sonra boyuna bildirilecek olan düşüncelerdeki mantık yorumlama ve görüş sağlamlığı üzerinde söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba 28 Kasım 1919 günü verdiğimiz açıklamalı yanıtın bir tümcesini, olduğu gibi bildirmekle yetineceğim. O tümce şudur: “Yüksek hükümetin köklü bir girişim için dayandığı gücün sağlamlığına güvenemediğini ortaya koyan sözleri, gerçeğe uygun bulmuyoruz.”
Efendiler, Dahiliye Nazırı Damat Ferit Paşa, durmadan dinlenmeden ulusal birliği bozmaktan; ulusu, her gün sürüp giden ve genişleyen saldırılar karşısında sessiz ve kıpırtısız tutacak önlemler almaktan geri durmuyordu. Öteki nazırlıkları da bu ilkeye göre iş görmeye kışkırttığı görülüyordu. Örneğin, Eskişehir’de Hamdi Efendi adında bir kadı vardı. Ulusal Kuvvetlere karşı olduğu için orada duramamış, geri gelmemek üzere İstanbul’a gitmişti. Bu Kadı Efendi’yi, yeni hükümet gene Eskişehir’e göndermiş. Durumu bildirerek, kendisinin değiştirilmesi gerektiğini Mutasarrıf, Adliye Nazırlığına yazmış, fakat bu yazıya karşılık alamamış. Mutasarrıf ve Eskişehir Bölge Komutanı, bu durumu Temsilciler Kuruluna bildiriyor ve:
“Eğer Adliye Nazırlığı bu öneriyi dikkate almayacak olursa, kadının kovulması gereklidir. Yüksek düşüncenizin ve buyruğunuzun bildirilmesi rica olunur.” Diyordu. Bizde düşüncemizi soranlara şu yanıtı vermek zorunda kaldık: “Ulusal amaçlara uyacağına söz veren ve bu ilkeye göre ulusal örgütten her türlü yardımı gören yüksek hükümete kadının değiştirilmesi işi dinletilemezse, en sonunda kovulması gerekeceği apaçık bir gerçektir. “Kuşkusuz bu durumda bulunan İstanbul görevlileri az değildi.
Buna benzer birtakım işler üzerinde hükümetin görüşünü bildiren Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın 24 Kasım 1919 günlü bir kapalı telinin ilk tümcesi, şu idi: “Devletin içişleri ve siyasası kesinlikle ortaklık kabul etmez.”
Bu tele 29 Kasım 1919 günü verdiğimiz ayrıntılı yanıtta, biz de şöyle dedik: “Devletin içişlerinin ve siyasal kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, bir benzeri bulunmayan bugünkü durumda yurdun ve ulusun geleceğini güven altında tutacak olan ulusal örgütleri bilerek ya da bilmeyerek güçsüz bırakacak ve ulusal birliği bozacak hiçbir işi ulusun kabul etmemesi de pek olağan ve türeye uygundur.” Bu telin son tümcesi şöyle idi: “Kurulumuz, imza ederek vermiş olduğu sözlere yüz de yüz bağlıdır. Şu var ki bunun karşılıklı olması gerektir. Oysa, hükümet Salih Paşa’nın imzaladığı protokollerle notlarda sözü geçen işlerin daha hiçbirini yapmamış ve engelleyici nedenler varsa onu da bildirmemiştir.”
Efendiler, şimdi vereciğim kısa bir bilgi ve göstereceğim belgeler –ki bu bilgiyi doğrulamaktadır- Ali Rıza Paşa Hükümetinin bizi suçlamada ne denli haksız ve hükümet işlerinde, en hafif deyimiyle, ne denli ilgisiz olduğunu gözlerinizin önünde canlandıracaktır sanırım.
Efendiler, İstanbul’daki gizli dernekler ve bu derneklere önderlik eden bir takım kişiler –Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın mektubunda da açığa vurulduğu gibi- sırtlarını yabancılara dayamışlardı. Bunlar, gerek ellerindeki bol paradan, gerekse Ali Rıza Paşa Hükümetinin çokça hoş görüsünden ve gevşekliğinden yararlanarak yurdu, baştan başa ateşe vermek için olanca güç ve çabalarıyla çalışıyorlardı. Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de Hükümetin bilgisi dışında bırakılmış değildi. İstanbul’daki örgütümüzle ve çabalarımızla elde edilmiş bir bölük belgeler, olduğu gibi Cemal Paşa’nın ve Sadrazam Paşa’nın ellerine verilmişti. Bu belgeler, o günlerde, yabancı devlet temsilcilerine de verilmiş ve böylece işi, İtilâf devletleri hükümetlerinin çoğu öğrenmişti. O zaman özetleri de bütün komutanlara ve başka gerekenlere bildirilmiş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugün, yüksek topluluğunuzca ve ulusça bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.
SAİT MOLLA NASIL ÇALIŞIYORDU
Ulusal savaşlar sırasında karşılaştığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir bilgi edinmeye ve gelecek kuşakların ders almasına ve uyanmasına yarayacak nitelikte olan, söz konusu belgeleri, olduğu gibi bilginize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Cemiyetinin sözde başkanı olarak tanınan Sait Molla’nın, Bay Fru adındaki rahibe gönderdiği mektupların örnekleridir.
Efendiler, bu mektupların örneklerinin alındığını sezen Sait Molla, Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 günlü sayısında, bu mektuplardan söz açarak uzun ve sert bir dille bir yalanlama yayımlamış olsa da, gerçeği örtmenin yolu yoktur. Bu mektupların örnekleri, Sait Molla’nın evinden ve mektup karalamalarının yazılı bulunduğu bir defterden, olduğu gibi çıkarılmıştır. Bunlar bir yana, mektupların içindekiler, yurtta beliren durumlara, olaylara ve kimi kişilerin tutumuna tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi izin verirseniz, bu mektupları yazılış sırasıyla sunayım:
Birinci Mektup
Sayın dostum.
Verilen iki bin lirayı Adapazarı’nda Hikmet Bey’e gönderdim. Orada ki işlerimiz pek yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonucunu elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgiyi, şu pusulamla size tezelden iletmek istedim. Yarın sabah kendim gelip geniş bilgi vereceğim.
Ulusal Kuvvetlerden yana olanların Fransa’ya pek çok eğilim gösterdiklerini ve General Despere’nin (Franchet d’Esperey) Sıvas’a gönderdiği subayların, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiltere Hükümetine karşı birtakım kararlar aldıklarını Ankara’daki adamımız “N.B.D. 285/3”, özel bir postacı ile gönderdi, mektupla bildiriyor. “D.B.K. 91/3” her kadar demeğimiz üyesi ise de bu adamın Fransızlara çaşıtlık ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi söyleyip yaydığı kanısı bende uyanmıştır. Bu iş üzerinde de, yüksek kanılarınıza ve güveninize aykırı düşecek sözlerimle şimdiye dek o adam için göstermiş olduğunuz güvendeki yanılgıyı belirtmiş olacağım. Dün sabah Âdil Bey’le birlikte, Damat Ferit Paşa Hazretlerinin yanına gittim. Biraz daha sabretmeleri ve beklemeleri gereğini sizin adınıza kendilerine bildirdim. Damat Ferit Paşa Hazretleri verdiği karşılıkta, size teşekkür etmekle birlikte, ulusal örgütlerin Anadolu’da büsbütün kök saldığını ve karşı bir saldırışla hayın başkanları tepelettirilmedikçe, kendisinin Sadrazam olamayacağını ve böylece Padişahın da onayından geçen sözleşme hükümlerinin Konferansta savunulamayacağını söyledi. Ayrıca, Ulusal Kuvvetlerin dağıtılması için yüksek İngiltere Hükümeti katında tezelden girişimlerde bulunularak, ortak bir notanın milletvekilleri seçiminden önce İstanbul Hükümetine verilmesini ve çetelerimizin Adapazarı, Karacabey ve Şile’de Rumlara karşı girişecekleri saldırıları tutamak yapıp Ulusal Kuvvetlerin güvenliği bozduğu gerekçesiyle işi çabuklaştırmaya çalışmamızı; İngiliz basının, ulusal örgütlere karşı yayın yapmasının sağlanmasını ve özel olarak torpido ile gönderilen “E.B.K. 19/2” ye, dün görüştüğümüz işler üzerinde telsizle yönerge verilmesini rica ediyorum. Bu gece, saat on birde Âdil Bey “K.”de sizi görecek ve Ferit Paşa’nın bazı özel ricalarını daha bildirecektir. Daha sonra, Padişah Hazretleri ile Bay “T.R.” görüşebilecektir. Refik Bey’e artık güvenmeyiniz. Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir. Saygılarımı sunarım. 11.10.1919
Sait
Ekleme: Karacabey’le Bozkır’dan daha bir haber alamadık.
İkinci Mektup
Ankara’daki “N. B. D. 285/3”den gelen 12. 10. 1919 günlü mektup ta, Sıvas Temsilciler Kurulunda kurmay albaylıktan emekli Vâsıf Bey’in Despere ile görüşmek üzere gönderileceği ve birkaç güne değin yola çıkacağı bildiriliyor. Hikmet Bey paraları almış. Biraz daha para istiyor. On gün sizin yanınıza geldiğim sırada izlendiğimi söylememiştim. Dönüşümde biri sarı bıyıklı, ötekisi kumral ve köse iki adamın sokak başında beni beklediklerini gördüm. Gece olduğu için epeyce korktum. Yalnız birbirlerine yavaşça: “Bu Sait Molla imiş. Artık gidelim.” dediklerini işittim. Bu sık sık buluşmalar benim için iyi olmayacak. Fuat Paşa Türbesi yakınındaki görüştüğümüz evi tutabilirseniz buluşabileceğiz. Nazım Paşa, derneğimizi haber almış. Bana çok gücendi. İzninizle “N.B.S. 495/1” düzenine kendilerini kattım. Ev işi bir yoluna konuluncaya değin sizinle o buluşacaktır. Karacabey’de “N. B.D. 289/3” e gönderilen bin iki yüz lira, yerine ulaşmıştır. Yola çıkacaklardır. Ferit Paşa, İstanbul Hükümetine verilecek notayı her dakika bekliyor. Bu durum, Padişah Hazretlerini pek üzüyor. Teselli ettirmeniz ve her zaman kendisine umut verici sözler söylettirmeniz, çıkarlarımız gereğidir. Bizim padişahlarımızın, her şeye karşı yumuşak gönüllü olduklarını unutmayınız. Seyit Abdülkadir Efendi, o iş için pek şaşırtıcı şeyler söyledi. Sözde arkadaşları: “Yurtseverliğe aykırı düşer.” diyorlarmış. Artık siz işi bir yoluna koymaya bakınız. Polis Müdürü Nurettin Bey’in değiştirileceği söyleniyor. Hepimizin koruyucusu olan bu kişi üzerine gerekenlerin dikkatlerini çektiriniz. Saygılarımı sunarım.18/19.10.1919
Ek: Ali Kemal Bey o adamla görüşmüş. Konuşmayı iyi yönetemediği için karşısındaki adam amacını anlamış ve kendisine, büyük bir aşağılama ile: “Biz, sizin İngilizler hesabına çalıştığınızı anladık.” demiş.
Üçüncü Mektup
Yapılan propagandaları, Göz Hekimi Esat Paşa kolu ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak boyuna yalanlatıyor ve halkın coşkusunu yatıştırmaya çalışıyorlar. Bu adamlar başvurdukları zaman hiç karşılık verilmemesini; dün kararlaştırdığımız kişiye, Padişah aracılığıyla buyruk vermenizi rica eder, saygılarımı sunarım. 19.10.1919
Sait
Dördüncü Mektup
Sayın Üstat,
Muhipleri arasında Franmason örgütünü istemeyenler var. İttihatçıların yolu tutulacağından korkuyor. Bu örgütün yönetiminde görev alacak nitelikte yetiştirilmiş gençlerin katılmasıyla, bu izlenceyi uygulayabileceğiz. Benim dış kılığımın engel olması yüzünden eski dostunuz “K.B.V.4/35”, kararlaştırılan ilkelere göre işe başlayacaktır. Ankara ve Kayseri’den yine haber yok. Saygılarımı sunarım üstadım. 19.10.1919
Sait
Beşinci Mektup
Üstat,
Kasidecioğlu Ziya Molla dün Adam Blok’a (Adam Block) haber göndermiş, eski dostu olmasına güvenerek, benim başında bulunduğum Muhipler Cemiyetinin İngilizlerce korunmasının İngiliz karakteriyle bağdaşmadığını ve bunun kamuoyu üzerinde kötü etkiler yaptığını bildirmiş; böylece Cemiyeti namuslu kişilerin temsil etmesi gerekeceğini dolayısıyla anlatmış ve benim için çok kötü sözler eklemiş. Bu kişinin bana karşı kişisel düşmanlığı olduğunu anımsatmak isterim. Ziya Molla’nın damadının kız kardeşi eskiden benim karımdı. Kendisini boşadığım için bana böyle düşmanlık ediyorlar. Bunun Adam Blok Hazretlerine duyurulmasını ve Ziya Molla’nın şimdi İngilizlerden yana olmayıp ulusal eylemin destekleyenlerin propagandacısı olduğunu ve Mustafa Kemal paşa ile ilişki kurmuş bulunduğunu ve beni suçlamasıyla da ne mal olduğunu ortaya koyduğunu yüksek görüşlerinize sunmak isterim. 21.10.1919
Sait
Ek: Bir sakınca yoksa, Adam Blok Hazretlerine size olan hizmetlerimi duyurunuz.
Altıncı Mektup
Sayın Üstat,
Ankara’dan “N.B.D. 295/3” den özel postacı ile gelen 20 Ekim 1919 günlü mektupta bildirildiğine göre “K.D.S. 93/1”, yönergemiz gereğince orada bırakılarak kendisi Kayseri’ye gitmiştir. Yönergenin onaylanmış bir örneğini de Galip Bey’e gönderdiğini bildiriyor. Önceki ödeneği harcamış olduğu için yeniden ödenek istiyor. Gizli örgütümüzün genişlediğini ve haydut başkanlardan yakasını kurtaran Muhiplerimizin şimdilik köylerde kalarak el altından işe başladıklarını muştuIuyor ve son yaptığınız ustaca düzenlemelerin verimli olacağını bildiriyor. “M.K.B.”, pürüzsüz Türkçesi yüzünden önemli işler çeviriyormuş. Hele hocalığına diyecek yok diyor. Yönergenin “X. V.V.” planı tam olarak hazırlanmış. Aramıza yeni yabancılar girmemiş ise amaç, sezilmeksizin edimli olarak gerçekleşecektir. Yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere özel postacı “4 R.” burada alıkonulmuştur. 23/24.10.1919
Sait
Ek: Ahmet Rıza Bey’in İtalyan güdümü üzerindeki demecini mektubun sonuna ekledim. Kendisinin Fransa’ya geçmesi, bizce tehlike olur. Bu işi sağlama bağlayınız.
Yedinci Mektup
Üstadım,
Ali Kemal Bey dün o adamla görüşmüş. Basın işinde biraz ağır davranmak gerektiğini söylemiş. Bir kez, bir yana yöneltilmiş olan düşünürleri ve yazarları öncekine karşıt bir amaca yöneltmek, bizde pek kolay olmaz. Bütün devlet görevlileri ulusal eylemleri şimdilik iyi görüyor, demiş. Ali Kemal Bey, yönergenize eksiksiz uyacak. Zeynelâbidin Partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor.
Kısacası, işler bulandırılacak, Bugünlerde Fransa ve Amerika çevrelerinde benim adım çok geçiyormuş. Bunun nedenini şimdiye dek, anlayamadım. Ulusal eylemlerden yana olanların, bu hükümetin siyasal görevlileri üzerinde yaptıkları etki sonucu olarak tehlikeye giren yaşamının korunması size kalmıştır. Ben bu güvenle kendi kendimi yüreklendiriyorum. Hikmet ile kendim görüştüm. Bu kez onu biraz kaypak buldum. Ama sağlam güvence verdi. “Ben erkeğim. Sözümden dönmem.” dedi. Sıvas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. Kadıköylü de işi üzerine alıyor. Fakat o yere batası İttihatçı basın, arasıra bizim işlere engel oluyor. Bunların yazılarına dikkat gerek. Paşamız gene de sinirli, “Ne vakit olacak” diyor. Ev işinin bugüne dek yoluna konulmamış olması buluşup görüşmemizi güçleştiriyor. “N.B.S. 495/1” Konya’ya önem verilmesini öğütlüyor. Size sözlü olarak açıkladığı iş üzerinde dikkatini çekmemi rica ediyor. Ali Kemal Bey’in uğradığı son yıkım üzerine üzüntülerinizi bildirdiğinizi söyledim. Bu adamı elde bulundurmak gerek. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunmak için en elverişli zamandır. 19 Ekim günlü mektubumu almadığınıza üzüldüm. Aracıyı biraz sıkıştırınız. Tehlikeden sakınmak, benim için pek önemlidir. Yeni bir parola gönderiniz. Hikmet ve Kadıköylü’ye numaralarını vereceğim. Saygılarımı sunarım üstadım. 24.10.1919
Sait
Ek: Birkaç kez söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa’ya ve onu tutanlara biraz yumuşak davranmalı, kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. Bu işe pek çok önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.
Sekizinci Mektup
Sayın Üstat,
Seçimleri askıda bırakmak ve geciktirmek için gerek Mustafa Sabri ve gerek Hamdi ve Vasfi efendilerle uzun uzadıya, verdiğiniz yönerge sınırları içinde görüştüm. İşi kabul ettiler. Mahallelerde propagandalar başladı. Gerekenleri elde edecekler. Bol para dağıtarak halkın kafasını karıştıracaklardır. Padişahın bu konuda aydınlatılması gerekmektedir. Ustaca düşünce ve önlemlerinizle amaca ulaşacağımıza güvence veririm, sayın üstadım. 26.10.1919
Sait
Dokuzuncu Mektup
“9. R.” özel postacı geldi. Keskin örgütü bitmiştir. Arkadaşlara propaganda için yönerge verdim. Başarılarımızın ilk verimlerini yakında alacağımıza güveniyorum, sayın üstadım. 21128.10.1919
Sait
Onuncu Mektup
Sayın Üstat,
Sarayda, yeni hükümet kurulmasının tasarlandığı ve hazırlık yapıldığı söylentisi yayılmıştır. Bu işin çabuklaştırılması çok gereklidir. Anadolu örgütümüzün kimi planları Ulusal Kuvvetlerce anlaşılmış, özellikle Ankara ve Kayseri’de bize karşı çalışmalar başlamıştır. Kürt Cemiyeti, söz verdiği halde bir iş yapamadı. Çetelerimizden bir bölüğü yok ediliyor. Ne pahasına olursa olsun, tasarlanan hükümetin iş başına getirilmesi pek çok gereklidir. Ali Rıza Paşa’nın, planlarımıza karşı önleyici önlemler alacağını da sanıyorum. Bozkır’a gidecek adamlarımız, tanınmış kişiler olduklarından, çokça korkuyorlar. Konya’da “K.B. 81/1”e, sizin adamınız aracılığı ile olayın kızıştırılması için bildirim yapılarak, propaganda kurullarının bu konu üzerinde çalışmaya çağrılması gereğini ve zorunluğunu bildirir, saygılarımı sunarım. 29/30.10.1919
Sait
Benim bir mektubumdan Hikmet’e söz açmışlar. Bu mektubun içinde yazılı olanları nereden öğrenmişler? Hikmet ile kendim görüştüm; bunun doğru olduğunu, şaşkınlık içinde Hikmet’ten dinledim. Çaşıt, benim çevremde midir, yoksa sizde midir?
On Birinci Mektup
Sayın Üstadım,
Kürt Teali Cemiyetindeki yakın dostlarımızla görüştüm. Yeni geldikleri için birkaç gün sonra, verilen yönergeye uygun olarak gerekli düzenlemeleri yapacaklarını; yalnız Kürdistan’a gönderilecek çeşitli arkadaşlar için büyük bir ödenek verilmesi gerektiğini söylediler. “D. B. R. 3/141” den gelen mektubu da gösterdiler. Urfa, Antep, Maraş’ta Fransızlara karşı gereğinden daha çok kışkırtma yaptıkları ve halkı, kolordu komutanının güttüğü yumuşak siyasaya aykırı bir davranışa sürükledikleri yazılıdır. Hükümet başkanlığına Zeki Paşa’nın getirilmemesi için ileri sürülen düşünceler doğru değildir. Bu adam Kürtlere sözünü geçirebilecek durumdadır. Eski Ermeni kırımı unutulmuştur. Sizin aklınıza gelenler, bugün için her halde zamansızdır. Bunu, gerektiğinde başka türlü yorumlamak kolaydır. Yüksek yardımlarınızı her dakika bekliyoruz. Karşıdaki olayı ötekilerine bulaştırmaya çalışıyoruz.
Saygılarımı sunarım
Sait
On İkinci Mektup
Sayın Üstadım,
Ahmet Rıza’mn Tan (Temps) gazetesi haber yazarına verdiği demeç kuşkusuz gözünüzden kaçmamıştır. Emir Faysal’a Fransızlarla anlaşma yapmasını öğütlemesindeki anlamın kapsadığı siyasal incelik, ustaca görüşlerinizden uzak kalmamalıdır. Ulusal örgüt başkanları, son günlerde dikkati çekecek bir biçimde Fransa’ya eğilim belirtisi gösterdikleri gibi, bir yandan Irak’ta kargaşalık çıkartırken öte yandan Suriye’deki egemenliğinizi de baltalamak istiyorlar. Bu örgütün sürüp gitmesinde gösterilecek ilgisizlik ve savsaklama, İslam dünyasının İngiltere’ye karşı olağanüstü ayaklanmasıyla sonuçlanacaktır. En dikkate değer olan bu noktayı görmek ve yüksek siyasa adamlarınıza göstermek pek çok önemli ve gereklidir. Şu düşüncemle bilimsel değerinize dil uzattığım sanısına varmayınız. Çünkü, Türkiye üzerinde sizden başka bir kuvvetin erkini ve egemenliğini sürdürmesi, siyasal amacımıza aykırıdır. Fransa, İtalya ve özellikle Amerika’nın, gerek devlet adamlarıyla gerek basınıyla bu kuvvete karşı gösterdikleri türlü eğilimler, siyasal ve askeri üstünIüğünüzü çekemediklerinin açık belirtileridir. Ahmet Rıza gibi Klemanso (Clemenceau) ve Pişon’un (Pichon) ve çeşitli yüksek siyasa adamlarının en yakın ve eski dostu olmak mutluluğuna erişen kişilerin, Fransa’da önemli bir rol oynayacaklarından ve kamuoyunu tam anlamıyla kendilerinden yana çekeceklerinden kuşku etmeyin. Bu adamın İsviçre’ye geçmesi ile ilgili haberlere bakılırsa oradan bir yolunu bulup Fransa’ya geçmek amacında olduğu kanısına varılabilir. Balıkesir dolaylarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış ve “A. R.” bölgesinde gizlenmişlerdir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor. Beş bin Iiradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor. Karaman’dan “D.B.S.4O/5’ten gelen mektupta şimdilik beklemek zorunda oldukları ve Kayseri’de “K.B.R.87/’4’ten gelen mektupta da yakında eyleme geçecekleri bildiriliyor. Ziya Efendi de, “H.K.” ve “C.H.” de örgütler tamamlandığından oraya yalnız ödenekle gitmek zorunda olduğunu sözlü olarak bildiriyor. Dilerseniz durum üzerinde sözlü olarak size geniş bilgi verecektir. Çok sıkı izlenildiğimizi, işlerimizden Sıvas’ın günü gününe haber aldığını söyleyebilirim. Mehmet Ali’ye güvenmeyiniz. Ağzı sıkı değildir. Herhalde boşboğazlık ediyor. Dış örgütte ve işlerde benden başkasını kullanmasanız daha iyi olur. Ali Kemal Bey’in listeye geçirilmesi zorunludur. Bunca gizlerimizi bilen bu adamı gücendirirsek planlarımız, olduğu gibi yabancı ellere geçer. Bu adamı sık sık kollayınız. Saygılarımı sunarım üstadım. 5.11.1919
S.
Kemal yakalanmış, ilişkisi bakımından, ”K. B. R. 15/1”in, örgütle ne ölçüde ilişkisi olduğu meydana çıkmış demektir. Bu adamı korumak çok gereklidir.
Efendiler, bu geniş düzene engel olmak ve yaratılan durumların ortadan kaldırmak için elimizden gele her yola ve önleme başvurduk. Şimdiye değin anlattığım ve bundan sonra sırası geldikçe anımsatmaya çalışacağım o hepinizin bildiği başkaldırmaları, karışıklıkları, resmi düşman kuvvetlerinin saldırılarını bastırmak ve ortadan kaldırmak için çok uğraştık. Ali Rıza Paşa Hükümeti, gözüne batan Ulusal Kuvvetleri bastırmaya ve bunun için bizimle didişmeye bakmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi ondan sonra hükümet kuran yüksek arkadaşları da, onun yolunda gitmekten ve sonunda yıkımdan yıkıma, maskaralıktan maskaralığa sürüklenmekten başka bir iş görmediler.
Efendiler, bütün bu gizli düzen kaynaklarının, Rahip Fru’nun kafasında topladığını ve oradan din kardeşlerimiz olacak hayınların kafalarına sokularak eyleme dönüştürüldüğünü kestirdiğimden, bir zaman için olsun Rahip Fru’nun durmasını ve bu işten uzaklaşmasını sağlamaya yarar düşüncesiyle, kendisine bir mektup yazdım. Mektubun iyi anlaşılabilmesi için, şu bilgiyi de ekleyeyim ki ben ay Fru ile İstanbul’da bir iki kez görüşmüş ve tartışmıştım. Fru’ya Fransızca olarak gönderdiğim mektubun Türkçesi şudur:
Bay Fru’ya,
Sizinle, Bay Marten aracılığıyla, yaptığımız görüşmelerin anısını seve seve gönlümde saklıyorum. Yıllarca yurdumuzda ve ulusumuz arasında yaşamış olan sizlerin, bizim için en doğru düşünce ve kanılarla dolu bulunacağınızı umardım. Oysa, ne yazık ki, İstanbul çevresinde karşılaştığınız kimi aymaz ve çıkarcı kişilerin, sizi yanlış yönlere sürüklediklerini pek çok üzülerek anlıyorum. En başta Sait Molla ile düzenlemeye ve uygulamaya başladığınız, güvenilir kaynaklardan öğrenilen planın, İngiliz ulusunun gerçekten kıyanacağı bir nitelikte olduğunu bildirmekliğime izninizi rica ederim. Ulusumuza, Sait Molla’nın değil, fakat gerçek yurtseverlerimizin gözüyle bakıldığı zaman, böyle planların artık yurdumuza ve ulusumuza uygulanabilecek bir yanı olmadığı yargısına kolaylıkla varılır. Nitekim daha bugünün olaylarından olan Adapazarı ve Karacabey olaylarının başarısızlığa uğraması, sözümüzü doğrulamaya yeter. Fakat, buna ne gerek vardı? İngiliz subayı Novil’in Diyarbakır dolaylarında Müslüman Kürt halkı yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan sonra Malatya’da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerle, Sıvas’a karşı yaratmaya çalıştığı olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı utanç verici değil miydi?
Size çok açık yürekle ye içtenlikle bildiririm ki, İngiliz ulusu, ulusumuzun dostluğuna ve güvenine değer vermiyorsa, bundaki yanılgı pek derindir. Böyle değilse kullandığımız araçlar pek yanıltıcı olup, sonuç ve verim alınacak nitelikte değildir. Sait Molla aracılığıyla Adapazarı’na gönderilen iki bin Iiranın, yakında verimli sonuç sağlayacağı yolunda verilen sözün yalan olduğunu olaylar size anlatmış olacağından uzun sözü gerekli görmem. Hele sizinle ilişki kuran düzmecilerin, Osmanlı Padişahının da ortaklaşa yaptığınız işlerinizde ve çalışmalarınızda eli varmış gibi gösterilmesi pek tehlikelidir. Siz çok iyi düşünebilirsiniz ki Padişah, sorumsuz ve tarafsız olup ulusal buyrum ve egemenliğimizle ilgili gerçekleri değiştirmez ve bozmazlar. Yurdumuzda bulunan İngiliz siyasal görevlilerinin, kuşkusuz İngiliz ulusunun eğimine ve çıkarına aykırı olarak, yurdumuza ve ulusumuza karşı uygarlığa ve insanIığa yaraşmaz bir biçimdeki girişimlerini, elimizde bulunan belgelerle İngiliz uIusunun gözü önüne serersek, sonuç dünyaca iyi karşılanmaz sanırım. Fakat, bu konuda, tuhaf olması bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki siz, bir din adamı olarak siyasa oyunlarına, özellikle adam öldürmeye varacak işlere karışmak hevesine kapılmamaIıydınız. Sizinle yaptığım görüşmelerde, sizi bu denli bir siyasa adamı olarak değil, insanlığa hizmet eden, adaleti seven erdemli bir kişi olarak tanımıştım. Bunda ne denli aldandığımı son aldığım sağlam bilgilerin doğrulamakta oIduğunu size bildirmekle şeref duyarım.
Mustafa Kemal
ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ, DÜŞMANIN YALANLARINA
GERÇEK GÖZÜYLE BAKIYOR
Efendiler, İstanbul’da hükümetin gözü önünde ve bilgisi altında yapılmış ve yapılmakta olan alçakça girişimlerin ve bu girişimlerin bütün yurtta uğursuz belirtileri olduğu açıkça ortaya koyan olayların gerçek kaynaklarını etmenlerini, İstanbul Hükümetinin, Temsilciler Kurulundan daha iyi bildiği, daha da kuşku götürür mü?
Efendiler, işlerin içyüzünü bilen bir hükümetin üyelerinden, düşmanların, salt yanıltmak ve saptırmak amacıyla ortaya attıkları yalanlara ve söylentilere gerçek gözüyle, bakıp, yine onların öğütlerini çıkar yol ve önlem diye uygulamaya kalkışmak gibi bir davranış beklenir mi?
Bu sorulara karşılık vererek yüksek topluluğunuzu yormaktan çekindiğim için sözü, Ali Rıza Paşa Hükümetinin düşüncesini yansıtan Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya bırakmayı yeğ tutarım.
Efendiler, açıkça söylemeliyim ki ben, Cemal Paşa’nın bu konu ile ilgili olarak gönderdiği kapalı telin anlamını ve kapsamını kavramakta güçlüğe ve şaşkınlığa uğradım ve kendilerinden yeni bir tel göndermelerini istedim. Nazır Paşa, 9 Aralık 1919 günü, olduğu gibi bilginize sunacağım birbiri arkasından gelen telyazılarını gönderdiler.
9 Aralık 1919
Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine
Yinelenmesi istenilen telyazısı aşağıda sunulmuştur:
“Hükümetin, Barış Konferansına çağrılmak için istekte bulunduğu bilinmektedir. İyi bir barış antlaşması, gidecek delegelerimizin ulusal güveni kazanmış, hem içişlerinde sözü geçer bir hükümeti temsil etmeleriyle yapılabilir. Yabancı devlet temsilcileri, içeride güvenliğin ve dirliğin kurulup yerleşmesini durmadan öğütlüyorlar ve Anadolu’da bir kırmıma uğrayacakları kaygısıyla korkuya düşen Hristiyan halkın, bölük bölük, düşman elindeki yerlere sığınmakta olduklarını sert ve dikkat çekici bir dille söylüyorlar. Gerçi düşman elindeki yerlere ve özellikle Adana dolaylarına gidenler, oralardaki Ermeni sayısını artırmak için gitmekte iseler de, bu gidiş üzerine, Anadolu’da dirlik ve düzenliğin bozulduğu ileri sürülerek, hükümetçe yapılan yalanlamanın etkisi azaltılıyor. Çünkü Temsilciler Kurulu güvence verdiği halde, illerde kimi kişilerin kendilerine hoş görünmeyen görevlileri, kimseye danışmadan, görevlerinden çıkarmaları, değiştirmeleri; hükümet işlerini aksatmaları, zor kullanarak yardım ya da vergi toplamaları gibi davranış ve karışmalarının büsbütün önlenememesi yüzünden, yabancı çevrelerin kaygıları da sürüp gitmektedir. Devletimizin karada ve denizdeki şu durumda alınyazımız üzerinde karar verecek olan devletlere karşı gözdağı verici bir davranış herhalde dokuncalıdır. Bundan başka, Temsilciler Kurulu adına yabancı temsilcilere teller çekilmesinin, yurtta iki hükümet bulunduğunu gösterdiğini Fransa temsilcisi açıkça söylemiştir. Hele bunlardan herhangi birine karşı aşağılayıcı sözler kullanılması, temiz ahlaklı ve ileriyi düşünen sağlam görüşlü kimselere yaraşmaz. Tehlike ve sıkıntı zamanlarında ağırbaşlı ve onurlu davranmanın ulusal özelliğimizden olduğu unutulmamalı; üzüntünün ve bezginliğin akla getireceği aşırı ve çok dokuncalı istek ve tasarılar için yurdun yüce çıkarlarından vazgeçilmemelidir. Şimdiki durumumuzda haklarımızı, ancak iki siyasa gütmekle, uyanık durmakla ve zamanın gereklerine uymakla savunabiliriz. Bu düşünceler, bildiğiniz şeyleri sizlere bir daha bildirmekten başka bir şey değilse de, arkadaşlara ve şubelere de yurtseverce öğütler vermek herhalde pek çok gereklidir. Yakında toplanacak olan Millet Meclisimizin, sevgili yurdumuzun kurtuluşu ve mutluluğu için gereken bilgece önlemleri bularak bu yüksek amacı gerçekleştirmeye kendini adaması ve bütün varlığı ile çalışması beklenmektedir.
Hükümetin düşüncesini bilginize sunarım.
Harbiye Nazırı
Cemal
Efendiler, dinlemiş olduğunuz bu telyazısının içindekileri yorumlayarak yüksek topluluğunuzu yormayı gereksiz bulurum. Yalnız izin verirseniz, buna verdiğim yanıtı, olduğu gibi sunmakla yetineceğim.
Şifre Sıvas, 11.12.1919
Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine
Hükümetin düşüncesi olarak gönderilen 9 Aralık 1919 günlü telyazısı, Kurulumuzca gözden geçirildi. Bu telyazısında bildirilenler, bunca açıklamalar yaptığımız ve bilgiler sunduğumuz halde, gene eskiden ileri sürülen görüşleri yineleme niteliğinde görülmüştür. Temsilciler Kurulumuzun amacı, hükümet erkinin kırılmasını önlemek ve ulusal güveni sağlamlaştırmaktır diye birçok kez güvence verilmiştir. Sunuşlarımızın ne yazık ki, gereken önemle dikkate alınmadığı kanısı uyanmaktadır.
1- Anadolu’da dirlik, düzenlik ve güven kalmadığı doğru değildir, belki düşük Damat Ferit Paşa Hükümeti zamanında yaratılan dirliksizlik ve güvensizlik, son zamanlardaki ulusal birliğin etkisi ile ortadan kalkmıştır.
2- Sorumsuz kişilerce, kimseye danışmadan görevli çıkarılmış ya da değiştirilmiş değildir. Yalnız, Dahiliye Nazırlığının, ulusal eylemlere karşı olmalarından dolayı düşükü hükümet zamanında ulusça kovulan ve adları herkesçe bilinen görevlileri yeniden atamada direnmesiyle, pek anlamlı bir tutumu vardır. Dahiliye Nazırlığının, ulusal isteklere büsbütün aykırı olan ve şimdi bile kamuoyuna eski Nazır Adil Bey ruhunun bu nazırlıkta yaşadığı duygusunu veren yürütümüne, kuşkusuz pek haklı ve yasal olarak, halk uyamamaktadır. Gene o müsteşarın, gene o İçişleri Genel İdaresinin, gene o Özlük İşleri Müdürünün işbaşında bulunmaları, gerçekten hem yüksek hükümetinizi hem de ulusa karşı söz vermiş olan Temsilciler Kurulumuzu pek güç bir duruma sokmaktadır… günlü telle bilginize sunduğumuz Dersim Mutasarrıfı konusu, dikkat çekicidir. Artık bu konuda Temsilciler Kurulunca yapılacak bir şey kalmamıştır. Bundan böyle de, Dahiliye Nazırlığının bu gibi işleri yüzünden ortaya çıkacak durumların düzeltilmesi için, iyi karşılanmadığından ve güven beslenmediğinden, ricada da bulunulmayacaktır.
Son bir kez daha şunu bildirelim ki yüksek hükümetiniz, ulusun güvenini gerçekten kazanmak, bu yurda ve ulusa yararlı olmak dileğinde ise, ki buna Kurulumuzun hiç kuşkusu yoktur, ulusun ruhuna, durumun ağırlığına göre bir yol seçmeli; asıl kendi içindeki derdi iyileştirmelidir. Yoksa, iş başına gelindiğinden beri yapıldığı gibi, Temsilciler Kurulunu hedef tutarak bu yolda yazılar yazmakla amaca ulaşılamaz.
3- Düşük hükümetin ulusa düşman, düşmanlara dost olarak gütmüş olduğu hayınca siyasanın kalıntısı olan Aydın Cephesinde para toplanırken, belki birtakım uygunsuzluklar olmuştur. Ancak, Sivas Genel Kongresi ile oluşan ulusal birliğin ve Harbiye Nazırlığının yaptığı yurtseverce çaba ve yardımların etkisiyle bu gibi olayların da önü alınmış demektir.
4- Ulus, Ateşkes Anlaşmasıyla bağlı bulunduğu düşman devletlerden hiç birine gözdağı verici bir durum almış değildir. Yalnız, kutsal ve yasal haklarına el uzatılmasını, kesin zorunluluk olursa, silahla da önlemeye kararlıdır.
5- Temsilciler Kurulunun, yabancı devlet temsilcilerine tel çekmesi konusuna gelince; bu, ancak protestolarda bulunmak içindir ki, yüksek hükümetinizin onayından da geçmiştir. Aslına bakılırsa, ulusal birliğin temsilcisi olarak Temsilciler Kurulunun, ulus adına bu denli yazışmalarda bulunması, yasal bir haktır. Eğer hükümet de, böyle duyarlık gösterir ve ulusla bir düşüncede olduğunu bu gibi elverişli durumlarda açıklamaya ve belirtmeye koşarsa, siyasaya zarar vermek şöyle dursun, bundan pek büyük yararlar elde edileceği apaçıktır. Oysa yüksek hükümetinizin, Adana’ya düşmanın girişi gibi açık bir haksızlığı bile protesto etmediğini Fransızlar söylüyorlar. Demek ki, Fransız Temsilcisinin açık konuşmasının nedenini bu noktada aramalıdır. Kısaca şunu bildirelim ki, Temsilciler kurulu, ne üzüntüye ve bezginliğe kapılmıştır ne de kutsal görevlerinde ulusun ve yurdun esenliği için gerekenleri anlayamayacak bir bilinçsizliğe düşmüştür. Ulusun esenliği adına aldığı önlemlerde ve yaptığı bütün işlemlerde ağırbaşlılığı ve onuru, alçalmaya ve uyuşukluğa yeğlemeyi temel ilke olarak kabul etmiştir. Siyasanın da, akıllığın da, durumun gereklerine uymanın da ancak bu yolda olacağına inanmıştır. Bunun için, ulusun çok acı gerçekler karşısında uyanık ve bilinçli olan ruhundan aldığı bu ilkelerin tersini ulusa öğütleyemez ve yakında toplanmasını çok gerekli saydığı Millet Meclisinin de bu ruh ve duygu ile dolu olacağına sağlam güven besler.
6- Temsilciler kurulumuzun görüşü yukarda bilginize sunuldu. Bu gibi işlerde, delegemiz olarak, sizin hükümet üyelerini aydınlatmanız ve aslı olmayan şeyleri kendilerine açıklamanız gerektiğini, yurdun esenliği adına, saygıyla bildiririz.
Temsilciler Kurulu adına
Mustafa Kemal