Nutuk1 (14.Bölüm)
Yeni Sayfa 1ÇÜRÜKSULU MAHMUT PAŞA’NIN DEMECİ
Efendiler, İstanbul’da yurdun kurtarılmasıyla ilgili en önemli görevlerde çalışan saygıdeğer ve akıllı tanınmış kişilerin o zamanlar, İstanbul’un zehirli havasını almaları yüzünden, anlayış ve görüşlerinde ne denli olumsuz sapmalar olduğuna bir örnek vermek için, daha Sıvas’ta iken karşılaştığım küçük bir olayı, izin verirseniz bilginize sunmak isterim. Belki sayın üyeler arasında anımsayanlar vardır. Senato üyelerinden Çürüksulu Mahmut Paşa, Bosfor (Bosphore) gazetesi yazarlarından birisine, siyasal durumumuz üzerine demeç vermişti. Mahmut Paşa’nın o sıralarda Barış Hazırlıkları Komisyonu üyesi olduğunu da hatırlarsınız. Paşa’nın 31 Ekim 1919 günlü Tasviriefkar gazetesinde de yayımlanan demecini, 17 gün sonra Sıvas’ta okudum. “Ermenilerin pek çok olan isteklerine hak vermeksizin, sınırlarda bazı düzeltmeler yapmayı kabul ederiz.” Sözleri dikkatimizi çekti. Doğu Anadolu’da, Ermenistan yararına toprak bırakılacağına söz verme niteliğinde olan bu tümceyi, Barış Komisyonu üyelerinden bir devlet adamının söylemiş bulunması, gerçekten düşünülmeye ve şaşılmaya değerdi. Bundan ötürü, 17 Kasım 1919 günü Çürüksulu Mahmut Paşa Hazretlerine göndermeyi yararlı saydığım bir telzayısında, demecindeki işaret ettiğim tümceden dolayı, “Doğu Anadolu halkının, pek haklı olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu” belirttikten sonra: “Erzurum ve Sıvas Kongrelerinin kararları uyarınca ulusun Ermenistan’a bir karış toprak bırakmayacağını; hükümet, bu denli acı bir zorunluluk karşısında boyun eğerse ulusun, kendi haklarını kendisi savunmaya karar verdiğini ve bunun bütün dünyaya duyurulmuş olduğunu” yazdım ve bu ulusal karar ve direncin herkesten önce Barış Hazırlıkları Komisyonu yüksek üyesince bilinmesi ve benimsenmesi gerektiğini bildirdim.
Efendiler, Sıvas’ta kaldığımız süre içerisinde birçok sorunlar ve olaylarla karşılaşılmış ve zorunlu olarak ulusal, yönetimsel, askeri ve siyasal girişim ve yürütümlerde bulunulmuştur. Bunların hepsini ayrıntılarıyla anlatmak uzun sürer. Yalnız, izlediğimiz olaylar zincirinin birbirine bağlanmasına yarayacak bazı noktalara dokunarak ve işaret ederek geçeceğim.
*
ULUSAL ÖRGÜTÜN DÜZENE SOKULMASI
Efendiler, ulusal örgütün düzene sokulması önemliydi. Bunun için özel önlemler alındı. Seçimler dolayısıyla ortaya çıkan bazı görüş ayrılıklarının giderilmesi çarelerine başvuruldu.
Maraş’ta kimi Çerkez yurttaşlar, sözde Maraş’ın bütün Çerkezleri adına Cebelibereket Güvernörünün Maraş’a gönderilmesini, Antep’teki Fransız askeri komutanından telle istemişlerdi. Buna izin veren Maraş Mutasarrıfına kınama cezası verildi. Maraş’ın ileri gelenlerine, söz konusu Güvernör gelecek olursa, karşılamamaları bildirildi. İstanbul Hükümetinin de dikkati çekildi.
Bolu dolaylarında güvensizlik gittikçe artıyordu. İzmit’te, Asım Bey’den sonra, Birinci Tümen Komutanı olan Rüştü Bey’e bu konuda yönerge verildi.
Efendiler, 20 Kasım 1919 günü, İstanbul’daki örgütümüzden, Kara Vasıf ve Albay Şevket imzalarıyla gelen bir kapalı telde: “Gebze Kaymakamının karşıcıl olduğu ve çeşitli ağır suçlar işleyen Yahya Kaptan’ın kötülüklerini örtmeye ve buna benzer işlere başlayarak Ulusal Kuvvetlere leke sürmeye çalıştığı” bildiriliyor; bu kaymakamın yerinin değiştirilmesi söz konusu ediliyordu.
Biz de bu görüşe yürekten katılarak, yanıtımızda gereğinin Cemal Paşa aracılığıyla sağlanmasını bildirdik.
Efendiler, bu Yahya Kaptan işi, devrimin önemli bir evresi içine girdiği ve çok anlamlı olduğu için biraz ayrıntılara inmeyi uygun görüyorum.
Şimdiye değin verilen bilgilerden kuşkusuz anlaşılmış olacaktır ki, birbiriyle anlaşmış ve işbirliği yapmış iç ve dış düşmanların uygulamaya çalıştıkları planın önemli bir noktası da, yurt içinde güvensizlik olduğunu ve Hıristiyan halka saldırıldığını, maddesel ve edimli olaylar ve işlerle dünyanın gözü önünde tanıtlamak ve bu iş ve davranışların Ulusal Kuvvetlerce yapıldığına herkesi inandırmaktı. Bu gizli ve çirkin amacın gerçekleştirilmesi için de, bildiğimiz gibi, birtakım çeteler kurarak özellikle Hıristiyan halk üzerine saldırtmak ve bu çetelerin işleyecekleri ağır suçları, Ulusal Kuvvetlerin üstüne atmak yolunu tutuyorlardı. Bu girişimler, az çok yurdun her yanında filiz vermeye başlamakla birlikte, en önemli çalışma ve gelişme, İstanbul’a yakınlığı dolayısıyla, Biga, Balıkesir ve özellikle İzmit, Adapazarı ve Bolu dolaylarında oluyor ve dikkat çekici bir durum gösteriyordu.
Biz bu hayınca ama –açık söylemek gerekirse çok ustaca girişime karşılık, olağanüstü önlemler almak ve önleyici girişimlerde bulunmak zorunda kaldık. Çünkü, İstanbul Hükümeti, bütün bu düşman girişimlerini, gerçekten Ulusal Kuvvetlerce düzenlemiş sanıyor ve ortadan kaldırılmaları için sert önlemler alacağı yerde boyuna Temsilciler Kurulunu suçlayarak ve bu Kurula baskı yaparak, bu ağır suçları işleyen düşman çetelerinin dağıtılmasını bizden istiyordu. Ne yazık ki, hükümet, bu düşünce ve kanısını, İstanbul’daki örgütümüz başkanlarına da aşılmayı ve onları kandırmayı başarmıştı.
Efendiler, bizim, özellikle İstanbul’a yakın olan İzmit bölgesinde uygulanmasını düşündüğümüz önlem, orada silahlı ulusal birlikler kurulması ve o bölgedeki güvenilir komutan ve subaylarımızın da yardımı ve desteği ile, bu ulusal birliklerin hayın çeteleri izleyip dokuncalarını ve varlıklarını ortadan kaldırmaları idi.
YAHYA KAPTAN KONUSU
İşte, bu amaçla meydana getirebildiğimiz ulusal birliklerin en önemlisi ve güçlüsü “Yahya Kaptan” diye tanınmış olan bir özverili yurtseverin birliği idi.
Merhum Yahya ile ilk ilişkimiz şöyle oldu:
Bir gün telgrafçılar, Sıvas Telgraf Merkezine şu bilgiyi veriyorlardı: Çok acele bir teli durdurdular; yani İstanubl’da durdurdular.
Telde bildirilenler, aşağı yukarı şu idi:
Sıvas’ta Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine
Dün İzmit’ten salık verilen, Yahya benim. Yarın akşam Kuşçalı telgrafhanesinde buyruğunuzu bekliyorum.
Kuşçalı, Üsküdar’la Gebze arasında bir köydür. Gerçekten Yahya Kaptan bana İzmit’ten örgütümüzce salık verilmişti.
4 Ekim 1919 günü Kuşçalı merkezinden şu teli aldım:
Önemli ve çok ivedidir.
Sıvas’ta Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine
Ben size iki gün önce İzmit’ten salık verilen Yahya’yım. Buyruğunuz üzere, telgraf başında buyruklarınızı almaya geldim. En son yarın akşama değin Kuşçalı telgrafhanesindeyim.
Yahya
Anlaşıldığına göre, Yahya Kaptan İstanbul’dan telinin çekilmediğini anlayınca, kendisi daha Kuşçalı’ya gelmeden bu teli Kuşçalı merkezine göndererek çektirmiş.
Ben de şu buyruğu verdim:
4 Ekim 1919
İzmit Merkezi Aracılığıyla Kuşçalı Telgrafhanesinde
Yahya Efendi’ye
Bulunduğunuz bölgede güçlü bir birlik kurunuz. Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey aracılığıyla bizimle bağlantı sağlayınız. Şimdilik hazır bulununuz.
Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Cemiyeti Başkanı
Mustafa Kemal
Efendiler, Yahya Kaptan aldığı bu buyruk üzerine birliği kurdu ve aylarca İstanbul’la ilişkisi olan çevrelerde hayın çetelerin eylemlerine engel oldu.
En sonunda, İstanbul Hükümetince öldürtüldü. Gerçi, Yahya Kaptan’ın çalışmaları ve korkunç bir biçimde şehit edilmesi, bundan sonraki aylarda geçen bir olay ise de, burada olaydan söz açılmışken, bir daha dönmemek üzere, durumun açıklanması uygun olur düşüncesindeyim.
24 Kasım 1919 günü Kartal merkezinden şu teli aldım:
Köy içinde suçsuz adam öldürme, Bucak Müdürünü herkesin gözü önünde dövme, köylülerden zorla para ve mal alma suçlarından dolayı Yahya Kaptan’ı hükümete teslim zorunluluğu vardır. Dahiliyet Nazırlığı önemle bu işi izliyor. Hükümetin güç durumda kalmaması, Yahya Kaptan’ın teslimini gerektiriyor. Buyruklarınız makine başında bekliyorum efendim.
İmza
Kartal Anadolu ve Rumeli Müdafaai
Hukuk Temsilciler Kurulu Başkanı
Binbaşı Ahmet Necati
Askerlerin ve resmi görevlilerin, bizim ulusal örgütlerle ilgili kurullarımızın başkanlarını açıktan almaları yöntemimiz değildi. Bir de, bizim örgütlerle ilgili tüzüğümüzü bilmesi gereken kurul başkanlarının, Temsilciler Kurulunun tek bir kurul olduğunu, her yerde birer Temsilciler Kurulu olamayacağını da bilmesi gerekirdi. Bu telyazısı üzerine, İzmit’teki Tümen Komutanına şu teli yazdım.
Şifre Sıvas, 25.11.1919
İzmit’te Birinci Tümen Komutanı Rüştü Beyefendiye
“Kartal Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı” sanıyla Binbaşı Ahmet Necati Bey’den gelen bir telde: Adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme, köylülerden zorla para ve mal alma suçlarından dolayı Yahya Kaptan’ı hükümete teslim etmek zorunluluğu olduğu ve Dahiliye Nazırının da bu konuyu önemle izlediği bildirilmektedir.
Başlangıçtan beri ulusal eylemlerde iyi hizmeti görülen bu adamın, yurdumuzun bu sıkıntılı günlerinde hükümete teslim edilmesi hiç uygun görülmemekte olduğundan, hükümetin erkini de göz önünde tutarak, Yahya Kaptan’ın bu aralık yasa kovuşturmasından kurtarılması işinin bir yoluna konulması, Kartal’da Necati Bey’e gereken yönergenin verilmesi ve sonucunun bildirilmesi önemle rica olunur.
Temsilciler Kurulu adına
Mustafa Kemal
26 Kasım 1919 günü Hereke merkezinden de şu teli aldım:
Ulus adına çok rica ediyorum. Bugünlerde Binbaşı Necati Bey’in görevini kötüye kullanması, ulusal örgütleri lekelemektedir. Hemen soruşturma yapılmasına buyruğunuzu rica ederim.
Gebze İlçesi Ulusal Kuvvetler Komutanı
Yahya
İzmit’teki Tümen Komutanlarından aldığım karşılık da şudur:
İzmit, 29 Kasım 1919
Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına
Y: 25.11.1919
Temsilciler Kurulu Başkanlığına:
Şimdiye dek yaptığım soruşturmaya göre, Yahya kaptan’ın adam öldürme, Bucak Müdürünün dövme gibi işler yapmadığı ve Binbaşı Yahya Kaptan’ın varlığını ortadan kaldırmak amacını güttüğü; bu konuda size telle başvurdukları zaman Yahya’yı da aldaratak yanlarına getirip öldürme planı düzenledikleri halde Yahya’nın işi sezerek kendisini kurtarmış olduğu anlaşılmıştır. Soruşturmayı gereğince derinleştiriyorum. Sonucu bilginize sunacağım.
Birinci Tümen Komutanı
Rüştü
Tümen Komutanı Rüştü Bey’in birkaç gün sonra verdiği tamamlayıcı bilgi şuydu:
İzmit, 5.12.1919
Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına
Temsilciler Kuruluna:
Binbaşı Necati Bey’in, Maltepe Atış Okulunda çalışan bir görevli olduğu halde, Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı kimliğine bürünerek Ulusal Kuvvetler adıyla başına topladığı Arnavut Küçük Arslan çetesiyle ortalığı soydurmakta olduğu ve Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail Efendi’nin de bununla ortak olduğu üzerinde kuşkum kalmamıştır. Son günlerde, hükümetin başına dert açan Darıca Rum bekçilerinin öldürülmesi ve İstelianos adında bir zenginin dağa kaldırılarak para istenmesi gibi işlerine adı geçen çeteye yaptırılması ve böylece alçakça işlere yanaşmayan Yahya Kaptan’a suç yükleyerek gerek size gerekse hükümete Yahya Kaptan için yalan bilgiler verilmesi, bunların ulusal örgüt perdesi altında halkın ve hükümetin başına iş çıkararak keselerini doldurmaktan başka bir amaç beslemedikleri ve belki de daha başka siyasal amaçlar güttükleri düşüncesini uyandırıyor. Şimdiye değin pek çok namuslu davranmış ve davranmakta olan Yahya Kaptan’ın, bu gibi işlere katılmaması ve yukarda adı geçen, çetenin, kendi bölgesinde kötülükler yapmasına meydan vermemesi dolayısıyla, Kaptan’ın varlığını resmi ya da özel olarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Dün Yahya Kaptan yanıma gelerek hayatının tehlikede olduğunu ve bunun için adamlarının silah ve cephanesini bana getirip teslim ederek kendisinin buradan yitip gideceğini bana resmi olarak söyledi. Kendisine gerekli öğüdü vererek ve daha hizmet edecek önemli zamanlar olduğunu söyleyerek yerine yolladım. Her şeyi iyi bilmesi gereken Gebze İlçesi Kaymakamından resmi olarak bilgi istemem üzerine, aldığım yanıt da tam yukarda bildirdiğim gibi; yani Necati ve Nail Efendileri suçlar, Yahya Kaptan’ı aklar niteliktedir. Necati Efendi’nin İstanbul’da nere ile haberleştiğini bilemiyorsam da bir yerden arasıra para aldığı söyleniyor. Bunların varlıkları ve cana kıymak istemeleri yüzünden Yahya Kaptan bu bölgede durmak istemiyor. Bunun için, aslında, görevli bir subay olan Necati Efendi’nin başka bir yere, Nail Efendi’nin de gene başka bir yere kaldırılmalarının çok gerekli olduğu düşüncesindeyim. O yerler İstanbul’a bağlı olduğu için doğal olarak ben bir şey yapamıyorum.
Temsilciler Kurulunca gereğinin yapılması buyruklarınıza sunulur.
Birinci Tümen Komutanı
Rüştü
Rüştü Bey’in verdiği bilgilerden uzun uzadıya söz ederek 8 Aralık 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya yazdım.
Aynı günde, durumu ve Cemal Paşa’ya başvurduğumuzu anlatarak, işin izlenilmesini istanbul’daki örgütümüz başkanlarına da bildirdim.
On dokuz gün sonra, yani 27 Aralık 1919 günü, şifre içinde Vasıf ve dışında Albay Şevket imzaları bulunan uzun bir tel de şu bilgi veriliyordu.
“…. Güvensizliğin başlıca yaratıcıları, Yahya Kaptan’la arkadaşı Kara Arslan ve Alemdağı’nda dolaşan Sadık çeteleridir.”
Yahya Kaptan’ın birtakım şımarıklıklarından söz ettikten sonra: “…. Bizi, artık bu haydutu kötülük yapamayacak bir duruma getirmeye girişmek zorunda bıraktı.”
“Öteden beri araları iyi olmayan Küçük Arslan çetesinin gözde olması (?!) kendisini çeşitli araçlarla suçlarını örtmeğe sürüklemiştir.”
“Yüzbaşı Nail, Yahya’ya karşıdır. Necati Bey’e gelince; düşük hükümet zamanında (!) Kartal İlçesince başkan seçilerek, ulusal örgüt adına, merkezle ilgisini kesmiş (?)… Ulusal örgütü kökleştirmiş…… Yeniköy Rumlarının sağa sola sarkıntılıkları üzerine, Küçük Arslan çetesini dolaştırmaya başlamış….. kendisine para da vermişsiniz (?!).”
“Yahya Kaptan …… her şeyi sonuçsuz bırakmak için dümen çevirmektedir (?!).”
“Binbaşı Necati biraz idaresiz ise de cezayı hak etmiş değildir.”
“Gebze Kaymakamının….. bir an önce kaldırılarak Rum ve Ermeni dolaplarına son verdirilmesi…..”.
Efendiler, bu bilgiler arasında benim bilmediğim noktalar vardı. Örneğin, ben Küçük Arslan çetesini ve onun gözde olduğunu bilmiyordum. Bu çeteye Necati Bey aracılığıyla para verdiğimi hiç anımsamıyordum.
Yahya Kaptan’ın, verdiğimiz yönergeye uyarak, düşman çetelerini ortadan kaldırmaya ve hiç olmazsa onların Hıristiyan halka saldırarak düşmanın amacını gerçekleştirmeye yönelmiş bütün girişimlerinin sonuçsuz bırakmaya çalıştığını çok iyi biliyorduk.
Gebze Kaymakamının niteliği, şimdi ekleyeceğim belgelerle anlaşılacaktır sanırım.
4 Ocak 1920 günü Tümen Komutanı Rüştü Bey’e, Vasıf Bey’in verdiği bilgiyi, olduğu gibi özetleyerek bunun kendisince verilen bilgiyle çelişik olduğunu bildirdim ve bir kez daha güvenilir kişiler aracılığıyla işin inceleştirilmesini ve soruşturulmasını ve sonucun kendi düşünceleriyle birlikte açık olarak bildirilmesini rica ettim.
Efendiler, bu işte gerçeğin ortaya çıkmasına yarayan belgeleri bilmenizi istediğim için, Rüştü Bey’in verdiği karşılığı, olduğu gibi bilginize sunmama izin veriniz:
Düzce, 7/8.1.1920
Yirminci Kolordu Komutanlığına
Y: 4.1.1920 şifreye:
Temsilciler Kurulu Başkanlığına:
Yahya Kaptan için yapılan çeşitli suçlamalar üzerine, birkaç kez Yüzbaşı Ali Ağuş Efendi aracılığıyla yaptırdığım soruşturma, adı geçenin suçsuz olduğu sonucunu verdi. Bununla birlikte, kendisi okumamış bir kişi olduğundan, görevi içinde sanarak bazı şeyler yapmış olabilir. Büyük ve Küçük Arslanlar ise aslında haydutturlar. Ama, ulusal örgüte karşıt düşüncede olduğu kuşku götürmeyen ve Yahya için herkesten daha çok yakınmaya istekli olması gereken Gebze Kaymakamına bu konuda yazdığım yazıyı aldığım 1.12.1919 günlü ve 17 sayılı yanıtın örneği, olduğu gibi aşağıya alınmıştır:
Ben, bu telde bildirilenlere bir parça olsun inanmak zorunda kaldım ve aynı inanla bu yazıyı İstanbul’da Şevket Bey’e de gösterdim. Benim öğrenemediğim birtakım nedenler yüzünden İstanbulca kendisi için bir işlem yapılması gerekli görülürse kuşkusuz bir şey denilemeyeceği, bilgilerinize sunulur.
Örnek
30.11.1919 günlü, 53 sayılı yüksek buyrukları karşılığıdır:
Kartal Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı Binbaşı Necati Bey’in, adam öldürme ve Bucak Müdürünü dövme ile ilgili suç bildirmeleri, kişi ve zaman gösterilmediğinden, gerçeğe uygun değildir. Çünkü, dövüldüğü bildirilen Bucak Müdürü Burhanettin Bey ise, Yahya Kaptan’ın kendisini dövmediğini ve bir saldırıya uğramadığını resmi olarak ve yazıyla bildirdiği gibi, bu konuda Kaymakamlık katına da hiçbir yakınmada bulunmamıştır.
Adam öldürme işine gelince; Yahya Kaptan’ın adam öldürdüğü üzerine, hükümete ve adliyeye hiçbir yerden başvurma ve yakınma olmadığı gibi, kendisinin mahkemeye çağrılması için bir kağıt bile yazılmamıştır. Eğer Darıca Rumlarından ikisinin öldürülmesi ve Kartal’ın Paşa Köyünden İstelianos Çorbacı’nın dağa kaldırılarak kendisinden kurtulmalık istenmesi ve alınması anlatılmak isteniyorsa, bu haydutça suçları Küçük Arslan çetesinin işlediği söylenmektedir ve bu, yüzde yüz gerçektir. Adı geçen çete ise, Yahya Kaptan’a öteden beri düşmandır. Aslında Yüzbaşı Nail Efendi’nin koruyuculuğunda ve eli altında iken sayısı on sekize yükselen bu çetenin şimdi Binbaşı Necati Bey’in buyruğu altına verilmiş bulunduğu ve kendilerine ellişer lira aylık bağlama yoluna da gidilmekte olduğu öğrenilmiş olup köyleri soymaktan vazgeçmedikleri bilinmektedir. Binbaşı Necati Bey, Yüzbaşı Nail Bey’in eski okul arkadaşıdır. Kendisiyle bir buçuk ay önce Aydınlı Köyünde, Küçük Arslan çetesi adamlarından Ali Kaptan’ın dağa kaldırdığı Çorbacıdan alınan para ile yaptığı ünlü düğününde buluşmuşlar; sonra birçok kez, Binbaşı Necati Bey, Yüzbaşı Nail Bey’in evine gelip konuk olmuştur. Aralarında düşünce birliği vardır. Yüzbaşı Nail Bey öteden beri Yahya Kaptan’a karşı olup Kaptan’ı ulusal örgüt kurduğu sıralarda, ilçenin sınarları dışına kovup çıkarmaya kalkaşmıştır. Küçük Arslan, çetesince yapıldığı söylenen ve yüzde yüz doğru olan yukarda anılmış iki haydutluk olayı ile, Ulusal Kuvvetleri karalamak ve Yahya Bey’i, lekelemek amacı güdüldüğü sezilmiştir. Bu suçlar, adı geçen Arslan çetesinin dolaştığı yerlerde ve iş gördüğü alan içinde işlenmiştir. Dahası, İstanbul Muhafız Alayına bağlı Süvari Birliği Komutanı Hakkı Bey’in bu olaylar üzerine, kovuşturma yapmak için gönderileceği sırada Yüzbaşı Nail Bey’in ilgililerle haberleşerek, artık gereklik kalmadı diye, Hakkı Bey’i İstanbul’a kaldırttığı ve kovuşturmayı bıraktırdığı kesin olarak bellidir. Öne sürülen adam öldürme işi, bundan başka bir olay ise, bu konuda gerekli bilgi verilmek üzere, kişi ve zaman da bildirilmesi gerekir. Darıca Rum bekçilerinin öydürüydüğü gün çarşıda ellerini kollurını sallayıp gezen Küçük Arslan çetesince bu işin yapıldığının ortalığa yayılması üzerine Yüzbaşı Nail Bey, korkusundan, kendisinin başka bir yere kaldırılmasını istemiş ve burada kesinlikle oturmayacağını söylemişse de, alay ve tabur komutanları ve Binbaşı Necati Bey buraya gelerek Yahya Kaptan için bir işlem yapılmasını delege Sırrı Bey’e yazdıracaklarına söz ve güvence vererek yerinde kalmasını istemişlerdi. Bu kez Yüzbaşı Nail Bey, 25 Kasım 1919 Salı günü gelip giden Necati Bey’i aldatarak gerçeğe uymayan ihbarlarda ve suçlamalarda bulunduğu gibi bir yandan telefonla Yahya Kaptan’ı merkeze çağırtarak, öte yandan Küçük Arslan çetesini de kendi evinde hazır bulundurarak Kaptan’ı yakalatmayı tasarlamışsa da her nedense bunu göze alamayarak giriştiği işten vazgeçmek ve Necati Bey de Kartal’a dönmek zorunda kalmıştır. Şu duruma göre, Yüzbaşı Nail Bey, gerek Necati Bey ve gerek Necati Bey’in maşası olan Küçük Arslan çetesi aracılığıyla Yahya Kaptan’ı suçlamaktan ve ona karşı dolaplar çevirmekten hiç geri kalmamaktadır. Yahya Kaptan, kendine karşı çıkan ve düşman olan Küçük Arslan çetesi gibi, köyleri soymaya ve Hıristiyanları öldürüp yok etmeye izin vermeyip, kendi buyruğu altında bulunan Büyük Arslan Bey çetesince birtakım uygunsuz işler yapıldığında hemen önleme ve cezalandırma yoluna giderek, ulusal ülkü olan bağımsızlık ve yurt esenligi kaygısıyla güvenliğin ve sıkı düzenin korunmasına hizmet etmektedir. Bundan önce de, Büyük Arslan Bey çetesinin aman dilemesine ve sığınmasına yardımcı olmak ve bağışlanmasını sağlamakla yaptığı hizmetler övülmeye değer. Yahya Kaptan’ın suçlu gösterilmesi, Yüzbaşının kişisel isteklerine boyun eğmemesinden ve Küçük Arslan çetesince yapılıp Yahya Kaptan’ın üstüne yıkılmak istenen haydutlukların eksik olmamasından ve bunu yapanların korunması dolayısıyla Yüzbaşının kınanmasından ve kendisine sert uyarmalarda bulunulmasından ileri gelmektedir. BilgiIerine sunulur.
(Gebze Kaymakamı Mehmet Nurettin).
Birinci Tümen ve Bolu Bölgesi Komutanı
Rüştü
Efendiler, bu bilgiler gelmeden önce şöyle bir haber verdiler: Yahya Kaptan Tavşancıl’da sarıldı. Bunu yapan, İstanbul’dan gelen bir askeri birliktir.”
Bu haber üzerine, İzmit’te Tümen Komutanlığından, 7 Ocak 1920 günlü kapalı telle, makine başında bilgi istedik ve: “Haber doğru ise, İstanbul’dan geldiği bildirilen birlik komutanına, söz konusu kişinin Yahya Kaptan’ın bizim adamımız olduğunu ve eğer yersiz bir işi ve suçu varsa kuşkusuz gereğinin bizce yapılacağını ve hiçbir türlü Yahya Kaptan’ın sarılmasını ve tutuklanmasını uygun görmediğimizi bildiriniz.” dedik.
Efendiler, 7 Ocak 1920’de yazılıp 8’de aldığımız iki tel vardır. Bunlardan biri, İzmit’ten, Birinci Tümen Komutan Vekili imzasıyla Fevzi Bey’dendir. Bildirdiği şudur: Bu gece, iki bin kişilik bir kuvvet, Tavşancıl’a çıkarak Ulusal Kuvvetler Komutanı Yahya Bey’i sarmışlardır. Yapılacak işlemin bildirilmesi buyruklarına sunulur.”
Öteki tel de, Düzce’de bulunan asıl Tümen Komutanından geliyordu. Rüştü Bey, merkezde bulunan vekilinden aldığı aynı bilgiyi veriyordu.
Tümen Komutan Vekili Fevzi Bey’in, 7 Ocak 1920 günlü sorumuza verdiği 7/8 Ocak 1920 günlü yanıtında, Yahya Kaptan’ın daha ele geçmediği, gelen birlik ile Ulusal Kuvvetler arasında bir çarpışma olabileceği ve gelen birlik komutanına buyruğumuzu bildireceği haber veriliyordu.
Efendiler, o günlerde milletvekili olarak İstanbul’da bulunan emir subayım Cevat Bey’den 10 Ocak 1920’de şöyle bir tel geldi:
Harbiye, 10.1.1920
Yirminci Kolordu Komutanlığına
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine:
6.1.1920 gecesi sabaha karşı Jandarma Genel Komutanı yardımcısı Hilmi Bey ve Üsküdar Jandarma Komutanı Nazmi Bey komutasında dört, subay, elli jandarma ve Yüzbaşı Nahit Efendi komutasında İstanbul Muhafız Alayından doksan er, Bandırma vapurunun ışıkları söndürülerek Hereke’ye götürülmüş ve sabaha karşı Hereke’ye çıkan birlik hemen Tavşancıl’ı kuşatmış ve çeşitli evleri basmıştır. Gelenler, Köy İhtiyar Kurulunu toplayarak, vatan hayını olan Yahya’yı, teslim etmezler ya da nerede olduğunu söylemezlerse Tavşancıl’ı insanlarıyla birlikte yakacaklarını söylemişlerdir. İhtiyar Kurulu, iki günden beri Yahya Kaptan’ın köylerinde olmadığını ve nerede bulunduğunu bilmediklerini direnerek söylediler. Yahya sağ olarak ele geçemeyecektir. Fakat Yahya’nın ölümünden sonra Marmara bölgesini elinde tutan ve bölgede üstün duruma gelen ve her gün İngilizler ve Fransızlar eliyle silahlandırılan Rumların ve İstanbul’daki alçakların pek büyük bir başarı sağlayacakları bellidir. Ulusal Kuvvetler adını taşımakta olan Yahya’nın öldürülmesi, İzmit, Adapazarı ve İstanbul dolaylarında düşmanlarımızın hesabına karıştırıcılık yapacak birçok bozguncu çetelerin doğmasına da yol açacaktır. Bunun için, Cemal Paşa Hazretlerinin işe el atmasıyla Yahya’nıh adını değiştirerek bir önceki telde bildirdiğim gibi, serbest bırakılmasının sağlanması için gerekenlere buyruk verilmesi rica olunur. (Cevat)
Harbiye Nazırı
Cemal
Bu telin, Harbiye şifresiyle ve Cemal Paşa imzasıyla kapatılmış olması ama içinde “Cemal Paşa Hazretleri’nin işe el atmasıyla Yahya’nın kurtarılmasının sağlanması” bölümü ilgi çekicidir. Demek ki Cemal Paşa, Cevat Bey’in telinin, okumayı gerekli görmeden, kendi şifresiyle ve imzası altında çekilmesine izin vermiştir. Çünkü, bir kez Yahya’yı kovalatan Cemal Paşa’dır. Bundan başka, serbest bırakılmasına kendisinin aracı olması için benim buyruk vermemi, kendi bilgisi altında, kuşkusuz yazdırmazlardı.
İzmit’teki Tümen Komutanı Vekilinden gelen 9 ve 10 Ocak 1920 günlü iki telle, iki çarpışmadan sonra Yahya Kaptan’ın öldürülerek ele geçirildiği, duyulanlara dayanılarak bildirildi.
11 Ocak 1920’de Tümen Komutan Vekilinden, İstanbul’dan gelen birlik komutanına benim yerime bildirim yapılıp yapılmadığını sordum. Üç gün sonra 14 Ocak 1920 günlü raporunda, Tümen Komutan Vekili şu bilgiyi verdi: “Kendi yaptığım soruşturmadan... çarpışma olmamış; yalnız, Yahya Kaptan teslim olduktan sonra, köy dışında kesici aygıtla öldürülmüştür. Kafatasının olmaması bunu doğrulamaktadır.”
Efendiler, bu uğursuz haber üzerine İstanbul’daki örgütümüze, 20 Ocak 1920 günü Albay Şevket Bey aracılığıyla şu teli yazdık:
Yahya Kaptan’ın öldürülmesine gereklik gösteren nedenlerle, teslim olduktan sonra kötü niyetle şehit edildiği anlaşıldığından öldürülmesinde kimlerin etkisi ve eli olduğunun, İstanbul’dan bize başvuran birçok özverili arkadaşlara bilgi verilmek üzere, tez elden bildirilmesi rica olunur efendim.
Temsilciler Kurulu adına
Mustafa Kemal
Eski bir yazımıza karşılık olmak üzere, İstanbul’dan, 20 Ocak 1920’de yazılıp bir gün sonra gelen tel de şuydu:
Beşiktaş, 20.1.1920
Ankara’da Yirminci Kolordu Komutanlığına
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine özeldir.
Y: 17.1.1920
1- Olay yerinde bulunan güvenilir bir kişinin söylediğine göre, Yahya Kaptan yakalanıp köy dışında bulunan karakolun yanına götürülürken yakın bir yerden on kadar haydutun karakola ateş etmesi üzerine, kaçmaya yeltenmiş ve bu sırada öldürülmüştür. Bununla birlikte, iyi bir soruşturma yapılması için hükümete başvuruldu.
2- Yahya Kaptan’ın Ulusal Kuvvetler adına pek çok kötülükler yaptığı, yaygın olarak söylendiği gibi, yapılan resmi ve özel soruşturma da bunu doğruladığı için hükümet, kovuşturmaya karar vermiş; fakat Kurulumuzca adı geçenin geçici olarak saklanıp Ulusal Kuvvetlerin işlerine karışmaması ve kötülük yapmaması, yanında bulunan kaçak er ve jandarmaları geri göndermesi koşuluyla kovuşturma yapılmaması istenmiş ve gerekenler katında girişimlerde bulunulmakta birlikte, Gebze’ye de özel görevli gönderilmişti. Bu sırada hükümet gizlice birdenbire asker göndermiş ve yalnız Yahya Kaptan’ı yakalamak istediğini duyurmuş ve bildirilen durum meydana gelmiştir efendim.(Vasıf)
Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı
Şevket
Efendiler “Köy dışındaki karakola götürülürken yakın bir yerden ateş edilmiş (?), kaçmaya yeltenmiş, bu sırada öldürülmüş (?!)” Bu sözlerin bu gibi öldürmelerde basmakalıp olarak kullanıldığını anlamamak için, çok bön olmak gerekir.
Yahya Kaptan’ı öldürmek için, birlikte çalıştıkları ve karar verdikleri, hükümetin gizlice ve birdenbire oldubitti yapıvermiş olduğu yolundaki sözler de dikkat çekicidir. İstanbul’da Jandarmadan, İstanbul Muhafız Alayından subay, er ayrılıyor... İstanbul’da üstün durumda olduğunu ileri süren örgüt başkanlarımız bunu öğrenemiyorIar.
Kara Vasıf Bey’in bu teline karşılık olmak üzere gönderdiğimiz soru teli şudur:
Şifre Ankara, 22.1.1920
İstanbul Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı
Şevket Bey’e
Yahya Kaptan’ın öldürülmesi işini önemle izleyen ve hesabını isteyen, özellikle İstanbul’da, pek çok kimse vardır. Gerçeğin ortaya çıkarılmasına yaramak üzere, yaygın olarak söylendiği bildirilen kötülüklerin neler olduğunu tez elden bildirilmesi rica olunur.
Temsilciler Kurulu adına
Mustafa Kemal
Efendiler, bu sorumuza verilen karşılığı da, dinlemeye katlanacağınızı umarak, olduğu gibi bilginize sunacağım:
Beşiktaş, 24.1.1920
Ankara Yirminci Kolordu Komutanlığına
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine özeldir.
Y: 20.1.1920
1- Yahya Kaptan’ın, teslim olduktan sonra öldürüldüğünü işittik. Soruşturma yapıyoruz. Sonucu bilginize sunacağız.
2- Adı geçenin öldürülmesinin nedeni, hiçbir kimseyi dinlememesi, Ulusal Kuvvetler adına açıkça kötülük, haydutluk yapması ve haydutları öteden beri saklaması ya da gösterilen yere gitmesi için verilen buyrukları dinlememesidir. Bunun üzerine hükümet köylerden ve çevreden kendisine başvuranların üstelemelerine dayanamayarak, kendiliğinden ve Kurulumuzun haberi bile olmadan işe girişmiştir efendim. (Vasıf)
Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı
Albay Şevket
Sayın efendiler, telyazısının ikinci maddesindeki, adı geçenin hiç kimseyi dinlememesinin, öldürülmesine neden olarak gösterilmesi kesinlikle doğru olamaz. Şehit rahmetli, beni dinliyordu, benden buyruk alıyordu. Verdiğim buyruğa göre iş görüyordu. Başka bir yere, ya da kişiye bağlı olduğunu, onlardan buyruk alması gerektiğini kendisine buyurmamıştım. Bu yüzden, İstanbul’dan, her önüne gelenden, Dahiliye Nazırından, Jandarma Komutanı hayın Kemal Paşa’dan verilen buyrukları dinlememesi aslında bizim istediğimiz bir şeydi. Ulusal Kuvvetler adına kötülük ve haydutluk yapanın da kendisi olmayıp Küçük Arslan çetesi gibi hayınca özel amaçla kuruldukları belgelerle anlaşılmış bulunan çeteler olduğu ve Yahya’nın bunların haydutluklarını önlemeye çalıştığı da, sözlerine inanılması gereken kişilerin soruşturmalarıyla tanıtlanmıştır.
Gebze Müdafaai Hukuk Kurulu Başkanı ile Gebze Kaymakamı Fevzi Bey’in birlikte imzaladıkları ve üzerine olayın meydana gelişinden önce yazdırıp makine başında karşılığını bekledikleri bir teli de anmadan geçemeyeceğim:
“Gebze Ulusal Kuvvetler Komutanı Yahya Bey’in kimi adamların suçlamaları üzerine en sonunda salı gecesi İstanbul’dan üstsubaylar komutasında gelen iki bin kişilik kadar bir kuvvetle Tavşancıl’da sarıldığı ve şu sırada kuşatılmış durumda bulunduğu, şimdi halktan aldığım bilgilerden anlaşılmıştır. Böyle yurdu için çalışan bir kişiye karşı yapılan bu işlemin pek haksız olduğu yüce komutanlığınızca bilinmektedir. Adı geçenin kurtarılması için ne gibi bir işlem yapılacağının emir buyurulmasını makine başında beliyoruz.”
Kaymakam Müdafaai Hukuk Kurulu Başkanı
Fevzi Hacı Ali
Efendiler, o günlerde İzmit dolaylarında ulusal örgüt işleriyle uğraşan Milletvekili Sırrı Bey’in de, bu konuda, bildirdiklerini, olduğu gibi sunmama izninizi rica ederim:
İzmit, 11.1.1920
Yirminci Kolordu Komutanlığına
1- Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: Dört gün önce yazışması yapılmış olan Yahya Kaptan işi, en sonunda, haber almış olacağınız üzere, şehit edilmesiyle sonuçlandı.
2- Yahya Kaptan’ın, İstanbul’un kapısı sayılan bir yerde, ulusal bir örgütün başında bulunması, herhalde Ulusal Kuvvetlere karı olan kişileri korkutmaktan uzak kalmadığı için, ortadan kaldırılması kararlaştırıldığı kuşku götürmez.
3- Öldürme işinin bu amaçla yapılmış olması, olayın önemini artırmakta ve Temsilciler Kurulunca üzerinde düşünülmesini gerekli kılmaktadır.
4- İzmit sancağı haydutlar yüzünden tedirgin iken, yerinden kımıldamayan ve buyruğu altındaki hiçbir birliğe emir vermeyen; yanındaki cezaevinden on beş yirmi kişinin birden kaçmasını her gün olağan işlerden sayan Alay Komutanı Hikmet Bey, Yahya’nın öldürülmesini önemli sayarak aldığı jandarma kuvveti ile kendisi de gitmiş ve sonunda Ulusal Kuvvetlere önemli bir vuruşla amacına ulaşmıştır. Sonu var. (Milletvekili Sırrı)
Birinci Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci Kolordu Komutanlığına
5- Gebze’de kurulmuş oIan Ulusal Kuvvetlerin başsız kalması bundan böyle, oraların korku içinde yaşamasına yol açacaktır.
6- Bura halkınca bütün Ulusal Kuvvetlerin dayanağı olarak bilinen Yahya’nın böylece öldürülmesi kamoyunu gerçekten karıştırmıştır.
7- Yahya’nın öldurülmesi, hükümetin Ulusal Kuvvetlere karşı bundan sonra alacağı saldırgan duruma kanıt sayılmaktadır.
8- Bu davranış üzerine, yabancılar da, hiç kuşku yok, Ulusal Kuvvetlerin hükümet gözünde bir değeri olmadığı ve yok edilebileceği kanısına varacaklardır. Bu bakımdan gerekli önlemler alınmalıdır. Sonu var. (Milletvekili Sırrı)
Birinci Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci Kolordu Komutanlığına
1- 68 sayılı kapalı tele ektir: Öncesi geçen telimizde. Durum karışıklıktan kurtarılmaz ve Gebze Kuvvetlerinin hemen güvenilir bir kişiye verilmesi yoluna gidilmezse, üsküdar sancağı ile birlikte bütün İzmit sancağında bir tek kişinin bile Ulusal Kuvvetleri tutmayacağı kesin olarak bilinmelidir.
2- Jandarma Alay Komutanı Hikmet Bey’in, bir dakika bile beklenmeden görevinden kaldırılması çok gereklidir.
3- İzmit sancağında Ulusal Kuvvetlerin varlık gösterebilmesi, nizamiye hizmetinde bulunan Yarbay Fevzi Bey’in, Jandarma Komutanı olmasına bağlıdır. Başka çıkar yol yoktur. Bunu önemle bilginize sunuyorum. (MiIletvekili Sırrı)
Birinci Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci Kolordu Komutanlığına
1- 79 sayılı kapalı tele ektir:
Ulusal Kuvvetlerin Anadoluca horlanmakta olduğu yolunda çıkan söylentiler, son acı oIay üzerine karşıcıların daha çok yüreklendirdiğinden, eski erkin ve canlılığın yitmediğini gösterecek edimli bir önlem alınması çok gereklidir.
2- Ali Fuat Paşa Hazretlerinin buraya buyurmalarını gerekli görmekteyim.
3- İzmit sancağına önem verilmesini ve önem verildiğini gösterecek edimli önlemler alınması gerektiğini bir daha bildirmeye zorunluk duyuyorum. (Milletvekili Sırrı)
Birinci Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
O günlerde İstanbul’da bulunan Rauf Bey de şu mektubu gönderdi:
İstanbul, 19.2.1920
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine
Yahya Kaptan’ın teslim olduktan sonra öldürüldüğü, burda anlaşılmıştır.
Muhafızlığa başvurulmuş, otopsi de yapılmıştır. Yasalar gereğince kovuşturma yapmaya hükümet başlamıştır efendim. Saygılarımızı sunarız.
Hüseyin Rauf
Efendiler, Yahya Kaptan’ın öldürüldüğüne kuşku kalmamıştı. Bu gerçek bilindikten sonra, öldürtmüş olan hükümetin, yasalar gereğince kovuşturmaya girişmiş bulunması, bu ağır suçu işleyenlerin meydana çıkmayacağına kanıt degil miydi? Ama efendiler, zaman, her şeyin, her gerçeğin, tarihin gerçekçi kucağında incelenmesini sağlayacaktır.
Sayın efendiler, hükümeti ve İstanbul’daki örgütümüzün başkanlarını, böyle çirkin bir öldürme suçunun işlenmesine aracı olmaya sürükleyen nedenlerin ve etmenlerin incelenmesiyle gerçekten ders alınmaya değer sonuçlar çıkacağına inandığım içindir ki, dıştan bakılınca önemsiz gibi görülebilecek olan bir olayı kanıtlara ve belgelere dayanarak açıkladım. Bu açıklamamla ulusun gözü önünde aydınlık bir inceleme ortamı doğmasına yardım edebildimse vicdan ödevlerimden birini yapmış olduğuma inanacak ve gönül rahatlığına ereceğim.
Efendiler, bu olayı incelerken iki noktayı göz önünde tutmak yararlı olur. O noktalardan:
Birincisi: Sait Molla’nın üyesi bulunduğu gizli örgüt ile Gebze ve Kartal dolaylarında, hepsi bu örgütten olan kişilerin ve çetelerİn rollerini ve bunların yaptıkları kötülükleri, bizim adamlarımız ve örgütümüz yapmış gibi göstererek yurtsever geçinen kişileri aldatıp kandırmada gösterilen ustalık ve başarı.
İkincisi: İstanbul örgütümüzün başkanları, bize yani Temsilciler Kuruluna bağlı olduklarına ve onun yönerge ve bildirimlerine uygun iş görmekle ödevli bulunduklarına göre, bu ödevi açık yürekle yaparak genel amaç yönünde tam uygunlukla yürümenin en doğru bir gidiş olabileceğini kabul eylemeleri gerekirdi. Oysa bu kişiler, kendi akıl ve önlemlerini, Temsilciler Kurulunun uyarmaları karşısında yüksek görmekten vazgeçememişler ve bağımsız olarak çalışmalarına engel olunmasını onur işi yaparak sinirlenmişler ve bu yanlış duygunun etkisi altında, aldatılmaya değin varmışlardır.
Şimdi efendiler, vicdanı ve acıma duygusu olanları gerçekten yaralayan bir teli daha acılı gözleriniz önüne sunarak, bu konu üzerindeki sözlerime son vereceğim:
4960 İstanbul 14.1.1920
Ankara’da Ulusal Kuvvetler Başkanı
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine
Eşim Yahya Kaptan, sadece sizinle olan ilişkisi dolayısıyla bir suçu olmaksızın ve teslim olduğu halde, Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail ve Üsteğmen Abdurrahman Efendiler eliyle alçakçasına şehit edildi. Bütün Tavşancıl halkı olayın tanığıdır. Hakaramak için Adliye ve Dahiliye Nazırlıklarına başvuruldu. İki yetimle acıklı bir durumda bulunuyoruz. Bu iş için yüksek girişim ve yardımlarınızı bekliyoruz. Buyruk sizindir.
Karagümrük’te Keçecilerde Karabaş
Mahallesinde 19 sayılı evde oturan
Yahya Kaptan eşi
Şevket Hanım
1919 SONBAHARINDA KARŞILAŞTIĞIMIZ BAZI
OLAYLAR
Efendiler, Yahya Kaptan işine 20 Kasım l919 günündeki olaylar dolayısıyla dokunduk. Yer ve zaman bakımından ana konumuzdan çokça uzaklaşarak Yahya Kaptan olayının açıklanmasını bütünlemek zorunda kaldık. Şimdi izin verirseniz yeniden, bıraktığımız yere dönerek olayları izleyelim.
Ankara- Eskişehir demiryolunun işletilmesine İtilaf devletlerince engel olunmuştu. Bu yolun işletilmesi için, İtilaf devletleri temsilcilerine sert bir protesto notası verilmesi, 21 Ekim 1919’da Ankara Merkez Kuruluna bildirildi.
Adana örgütü kurucularının, Niğde’ye ya da Kayseri’ye gelerek, bizimle görüştükten sonra çalışmalarını sürdürmeleri sağlandı.
Aydın cephesinde durum her gün güçleşmekte ve ağırlaşmakta olduğundan, Salih Paşa ile Amasya’da kararlaştırdığımız üzere, Donanma Cemiyetinin dört yüz bin lirasının bu cephelere verilmesini Harbiye Nazırına yazdık. Bu cephelerde savaşanlara silah ve cephane verilmesini; cephenin makineli tüfek ve topçu birlikleriyle desteklenmesini, Konya’daki On İkinci Kolordu Komutanından rica ettik.
Efendiler, Fransızlar, Bandırma-Soma demiryolunu sözde denetlemek için Bandırma’ya bir birlik çıkarmışlardı. Güvenlik bakımından çok iyi durumda olan Bandırma’ya asker çıkarmaya hakları olmadığı apaçıktı. Bu noktaya, 24 Kasım 1919’da On Dördüncü Kolordu ve Elli Altıncı Tümen Komutanlarının dikkatlerini çektik.
Yabancı subaylar, Aydın cephelerinde dolaşarak propaganda yapıyorlar ve buranın durumunu öğreniyorlardı. Bu gbii subayların cephedeki birliklere ilişki kurmalarına kesinlikle meydan verilmemesini ve gerekli ise resmi olarak hükümete başvurmalarını; eğer Ulusal Kuvvetler için bir söyleyecekleri olursa, merkez kurullarımız aracılığıyla bize başvurmaları gerektiğinin kendilerine bildirilmesini; bunlardan propaganda yapanlar bulunursa, gözaltında bölgeden çıkarılmalarını ve kesin zorunluluk olursa, cephede görülecek İtilaf askerlerine karşı da silah kullanılmasını cepheye bildirdik.
Efendiler, biz, İzmir halkının da edimli olarak seçimlere katılmasını sağlamak istiyorduk ve o yolda çeşitli araçlarla isteğimizi duyuruyorduk. Fakat, Yunanlılar, doğal olarak buna engel oluyorlardı.
29 Kasım 1919 günü, bu davranışı İtilaf devletleri temsilcileri ile tarafsız elçilikler katında protesto ettik ve bunu o sırada İzmir telgraf ve Posta Başmüdürü bulunan Ethem Bey’e yazarak, İzmir halkına da duyurmak istedik.
Efendiler, belki birçoklarınız anımsarsınız. Adana düşman elinde iken orada Ferda adında, Ulusal Kuvvetlere karşı bir yabancı gazete yayımlanıyordu. Bu gazete, yalnızca Anadolu halkını aldatmak ve yanlış yola sürüklemek amacıyla çıkıyordu ve sütunları bizi kötüleyen uydurmalarla dolu idi. Doğal olarak, bu gazetenin Anadolu’nun içerlerine sokulmasını yasak ettik.
Fakat, bu gazetenin yurtta okunmasını kuşkusuz yararlı bulan da vardı. Ali Rıza Paşa Hükümetinin Dahiliye Nazırı olan ve temiz olduğuna Cemal Paşa’nın birçok kez tanıklık ettiği, Damat Şerif Paşa, Ferda gazetesinin, bu ağı saçan paçavranın, yurda serbestçe sokulmasına engel olunmaması için buyruklar vermişti. Bundan dolayı, Şerif Paşa’nın arkadaşı Cemal Paşa’nın, 3 Aralık 1919’da dikkatini çekmeyi gerekli bulduk.