Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Nutuk2 (3.Bölüm)

Yeni Sayfa 1

ETEM VE TEVFİK KARDEŞLERLE KENDİLERİ GİBİ

DÜŞÜNEN ARKADAŞLARININ ULUSAL HÜKÜMETE

KARŞI AYAKLANMALARI

Sayın efendiler, bu durumu hep birlikte incelemeye yarayacak ölçüde bilgi verdiğimi umarım. Kolaylıkla anlaşılmakta idi ki, Etem ve Tevfik kardeşler ile kendileri gibi düşünen kimi arkadaşları, ulusal hükümete karşı ayaklanmaya karar vermişlerdi. Bu kararlarını uygulamak için Tevfik Bey cephede uydurma nedenler ararken ve cepheyi bırakarak kuvvetlerini geride toplarken, Etem Bey ve milletvekili olan kardeşi Reşit Bey ve daha birtakımları da Ankara’da siyasa yönünde çalışıyorlardı. Ayaklanma planını başarıyla uygulayabilmek için her şeyden önce, buna engel olacağı sanılan Batı Cephesindeki ordunun başında bulunan komutanı, gözden düşürerek ve görevden uzaklaştırarak, orduya egemen olmak çok gerekli idi. Ondan sonra da, Meclis çoğunluğunu büsbütün kendilerinden yana çevirerek komutan, bakan ya da hükümet değiştirmekte kolaylık sağlamak önemli idi. İşte, bu amaçlarla çalışmakta olduklarına kuşkumuz kalmamıştı. Etem Bey’in İsmet Paşa’ya ve kardeşi Tevfik Bey’e yazdığı telyazılarında kullandığı ılımlı ve yumuşak birtakım sözcüklerin biraz daha zaman kazanmak amacıyla kullanıldığı ve bu gergin durumu, İsmet Paşa ile Tevfik Bey arasındaki anlaşmazlıktan doğan bir üzüntü dolayısıyla en sonu Tevfik Bey’in kızgınlığını yenemeyerek taşkınlık yapmasından ileri gelmiş gibi gösterip, kendilerinin pek yumuşak başlı ve alçakgönüllü olduklarını bir zaman için daha belirtmeye çalıştıkları yargısına varmamak elden gelmezdi. Biz de durumu çok önemli gördük. Siyaset ve askerlik bakımından gerekli önlemlerimizi ona göre uygulamaya başladık.

Efendiler, şunu bilginize sunmalıyım ki, hem cephede hem Ankara’da her bakımdan gereken önlemleri aldırmıştım. Etem ve kardeşlerinin ayaklanmasından hiç çekinmiyordum. Ayaklanırlarsa bastırılıp cezalandırılabileceklerine kuşkum yoktu. Onun için çok serin ve geniş davranıyordum. Elden geldiğince kendilerini öğütle yola getirmeye çalışmayı, bunda başarısızlığa uğrarsam, kamuoyunca daha iyi anlaşılacak olan saldırganca davranışlarının gereğini yapmayı yeğliyordum. Bu düşünce iledir ki, Ankara’da bulunan Etem ve Reşit Beyleri ve kimi kişileri yanıma alarak Eskişehir’e gitmeye ve orada İsmet Paşa ile de birleşerek yüz yüze konuşmaya ve anlaşmaya, 2/3 Aralık l920’de karar verdim. Etem Bey’in benimle birlikte gitmekten çekineceğini kestiriyordum. Oysa, ne olursa olsun Etem Bey’i birlikte alıp götürmek bence gerekli idi. Bunun için istese de istemese de, Etem Bey’i birlikte götürmek, gitmemekte direnirse ona göre davranılmak üzere gereken önlemlerin alınması buyruğunu da vermiştim.

Gerçekten, ertesi gün Etem Bey, hasta olduğunu söyleyerek birlikte gelemeyeceğini bildirdi. Doktor Adnan Bey de Etem Bey’in rahatsızlığının yolculuğa engel olduğunu söyledi; üsteledim. En sonu, 3 Aralık l920 akşamı özel bit trenle Eskişehir’e gitmek üzere yola çıktık. Etem ve kardeşi Reşit Beylerden başka yanımızda bulunan arkadaşlardan başlıcaları şunlardı: Kâzım Paşa, Celâl Bey, Kılıç Ali Bey, Eyüb Sabri Bey, Hakkı Behiç Bey, Hacı Şükrü Bey.

4 Aralık l920 sabahı erkenden, daha ben uykuda iken tren Eskişehir’e vardı. İsmet Paşa’nın, o sırada Bilecik’te bulunduğu anlaşılmış olduğundan Eskişehir’de durmayıp Bilecik istasyonuna gitmeye daha önce karar vermiştik. Eskişehir’de uyandığım zaman, trenin niçin durup yoluna gitmediğini sordum. Yaverlerim, arkadaşların sabah kahvaltısı yapmak üzere istasyonun karşısındaki lokantaya gittiklerini ve şimdi gelmek üzere bulunduklarını söylediler. Çabuk gelmeleri için haber gönderilmesini buyurdum. Birkaç dakika sonra “hazırız” denildi. “Bütün arkadaşlar geldi mi?” dedim. Bunun üzerine yapılan soruşturmadan anlaşıldı ki, herkes hazırdır ama, Etem Bey bir arkadaşıyla birlikte ortada yoktur. Hemen Etem Bey’in kaçırtıldığı yargısına vardım; ama, bunu kimseye söylemedim. Yalnız; “Öyleyse, dedim, Etem Bey olmaksızın bizim Bilecik’e gitmemizde bir yarar yoktur. İsmet Paşa’yı da buraya çağırınız.

İsmet Paşa da, telgraf başında yapılan özel görüşmeden sonra Eskişehir’e gelmek üzere yola çıktı. Daha önce, yalnız ve özel olarak görüşmemiz gerekli olduğundan, ben de bir iki istasyon ileri gittim ve buluştuk. Birlikte 4 Aralık l920 akşamı Eskişehir’e geldik. Orada bekleyen arkadaşlarla hep birlikte bir lokantada yemek yedik. Etem Bey yoktu. Nerede olduğunu kardeşinden sordum. “Rahatsızdır, yatıyor.” dedi. O gece İsmet Paşa’nın karargahında, Kâzım Paşa, Celal Bey ve Hakkı Behiç Bey’in yanında, Reşit ve Etem Beylerle konuşacaktık. Onun için Reşit Bey, Etem Bey’in hasta olduğunu söylerken, görüşmek üzere karargâha gelebileceğini de sözüne eklemişti. Yemekten sonra karargâha gittik; ama Etem Bey gelmemişti. Reşit Bey’e ne zaman geleceğini sordum. Verdiği yanıt şu idi: “Etem Bey bu dakikada kuvvetlerinin başındadır!”

Bu sözlere karşın yine de soğukkanlı bulunmayı ve görüşmeyi yeğ bulduk.

Şu noktayı da açıklamalıyım ki, ben Eskişehir’e resmi bir kimlikle gitmemiştim. Kimi arkadaşların yanında, İsmet Paşa ile buluşma ve görüşmelerimizi yan tutmayan bir arkadaş gibi yaptığımı söylemiştim. İsmet Paşa, durumu, yapılan yazışmaları, Gezici Kuvvetler Komutan Vekili olarak Tevfik Bey’in kafa tutarcasına davranışını anlattı. Reşit Bey, kardeşleri ve kendi adına yanıt veriyordu. Reşit Bey, çok sert ve saldırgancasına konuşmaya başladı. Kardeşlerinin birer yiğit olduklarını, hiç kimsenin buyruğu altına girmeyeceklerini ve bunu herkesin böylece kabul etmek zorunda olduğunu korkusuzca söylüyor; ordu, düzen bağı, komuta, hükümet kavramlarına ve bunların gerekleri üzerine ileri sürülen düşüncelere kulak bile vermiyordu. Onun üzerine ben dedim ki: “Bu dakikaya değin, sizinle eski bir arkadaşınız olarak ve sizden yana bir sonuca ulaşmak için içten gelen bir duygu ile görüşüyordum. Artık bu dakikadan sonra arkadaşlık ve yakınlıkla ilgili durumum kalmamıştır. Şimdi karşınızda Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Hükümetinin Başkanı bulunmaktadır. Devlet Başkanı kimliğiyle, Batı Cephesi Komutanına durumun gerektirdiği her şeyi yapmak için yetkisini kullanmasını buyuruyorum.” Hemen İsmet Paşa da dedi ki: “Buyruğum altında bulunan komutanlardan herhangi biri bana karşı gelmiş olabilir. Benim, onu yola getirmeye ve cezalandırmaya gücüm yeter. Bu konuda şimdiye dek kimseye karşı güçsüzlüğümden söz etmiş ve hiç kimsenin beni ilgilendiren bu görevin yerine getirilmesinde yardımcı olmasını rica etmiş değilim. Ben gerekeni yaparım.”

Benim ve İsmet Paşa’nın bu sıkı tutumumuz üzerine avazı çıktığınca bağırarak konuşmakta olan Reşit Bey, hemen sığınır gibi bir durum aldı ve ileri gitmekte ivedilik gösterilmemesini istedi ve kardeşlerinin yanına giderse bir çözüm yolu bulabileceğini söyledi. Bundan bir sonuç çıkmayacağı, amacının kardeşlerini uyarmak ve zaman kazanmak olduğu besbelli idi. Böyle olduğunu bile bile, Reşit Bey’in bu önerisini kabul ettik. Ertesi gün İsmet Paşa’nın hazırlatacağı; bir özel trenle Kütahya’daki kardeşlerinin yanına gitmesine izin verildi. Kazım Paşa’nın da Reşit Bey’le birlikte gitmesi uygun görüldü. Yola çıktılar.

BİLECİK BULUŞMASI

Efendiler, izin verirseniz bu hikayeyi şimdilik burada bırakacağım. Gene o gün, yani 5 Aralık l920’ de Bilecik istasyonunda bekleyen Ahmet İzzet Paşa Kuruluna değineceğim.

İzzet Paşa’nın istek ve önerisi üzerine kendileriyle Bilecik’te buluşmaya karar verdiğimizi anımsarsınız. Kurul, ayın dördünden beri beni Bilecik istasyonunda bekliyordu. Kurulda, İzzet ve Salih Paşalarla elçilerden Cevat, Ziraat Nazırı Hüseyin Kâzım, Hukuk Danışmanı Münir Beyler ve Hoca Fatin Efendi vardı. Bilecik istasyonunun bir odasında birleştik. İsmet Paşa da yanımızda idi. Görüşme şöyle oldu: Ben, ilk olarak: “Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti Başkanı” diyerek kendimi tanıttıktan sonra: “Kimlerle tanışıyorum?” diye sordum. Salih Paşa benim ne demek istediğimi kavrayamayarak, kendisinin Bahriye ve İzzet Paşa’nın Dahiliye Nazın olduğunu anlatmaya kalkışırken ben hemen, İstanbul’da bir hükümetin varlığını tanımadığımı ve kendilerini o hükümetin adamları olarak kabul etmediğimi; eğer İstanbul’daki bir hükümetin nazırları olarak görüşmek istiyorlarsa kendileri ile görüşemeyeceğimi söyledim. Ondan sonra, kimlik ve yetki söz konusu olmaksızın görüşmek uygun bulundu.

Konuşmanın kimi evrelerinde Ankara’dan bizimle birlikte gelen kimi milletvekili arkadaşları da bulundurdum. İstanbul’dan gelen kişilerin sağlam hiçbir bilgi ve görüşleri olmadığı, birkaç saat süren konuşma ile anlaşıldı. En sonu, İstanbul’a dönmelerine izin vermeyeceğimi ve birlikte Ankara ‘ya gideceğimizi kendilerine bildirdim.

İZZET VE SALİH PAŞALAR ANKARA’DA

Beklemekte bulunan trenle yola çıkıldı. 6 Aralık l920’ de Ankara ‘ya geldik. İstanbul Kurulunu, istekleri dışında alıkoymuştum; ama bunu kamuya duyurmayı yararlı bulmadım. Çünkü, İzzet ve Salih Paşalardan ve öbür kişilerden Ulusal Hükümet işlerinde yararlanmayı düşünerek onurlarını korumak istedim. Bu amaçla, Ankara’ya gelir gelmez basına verdiğim resmi bildirimde, söz konusu kişilerin, Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile görüşmek gibi bir sözde nedenle İstanbul’dan çıktıklarını; ülkenin iyiliği ve esenliği uğrunda daha verimli ve etkili olarak çalışmak üzere bize katıldıklarını açıkladım.

Efendiler, biz İzzet Paşa Kurulu ile Bilecik-Ankara yolu üzerinde bulunduğumuz 5/6 Aralık l920 günü Reşit Bey’den, Kütahya ‘ya vardığını ve ertesi günü Tevfik Bey’le görüşeceğini, Etem Bey’in de oraya geldiğini bildiren, ama olumlu bir anlamı bulunmayan bir telyazısı aldım. Dört gün sonra da Reşit Bey’in, dönerken Eskişehir’den gönderdiği 9 Aralık günlü bir telyazısında: “Tevfik ile olan sorun iyi sonuca bağlanmıştır.” denildikten sonra: “Ama, tanımak ve tanıtmak istediğimiz kişilerin yalın ve zamana uygun düşünememeleri ya da düşünemediklerine bin bir bellilik konmuştur.” sözleri eklenmişti. Reşit Bey, Eskişehir’de Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya da, işin yola konulduğunu, haberleşmenin sağlandığı ve Simav Bölgesi Komutanının yerine gönderilebileceğini söylemiş idi. 9 Aralık l920’de, Etem Bey’den aldığım kapalı telyazısında da bu işi, İsmet Paşa’nın bile bile ve zamansız çıkartmış olduğu anlatılmak isteniyordu. Almakta olduğu sözde önlem ve düzenlemelerden o zaman başyaverim bulunan Salih Bey’e de olduğu gibi bilgi verildiği açıklanıyordu. Benim, kuruntuya düşürüldüğümü kanıtları ile öğrendiğini yazıyordu. Ondan sonra birtakım inan verici tümcelerle, Gezici Kuvvetlerden olup Maden’den geri dönerken Genelkurmayın buyruğu ile Güney Cephesine gönderilen bir birliğin kendi kuvvetlerine katılmasından ve Gezici Kuvvetler giderlerinin Fuat Paşa zamanında, Gezici Jandarma örgütü giderleri gibi bütçeye konulduğundan söz ederek daha çok para elde etmek istediği, görülüyordu.

Ben üç gün sonra buna verdiğim inan verici yanıtta: “Son günlerin edimli belirtilerinin beni kuruntuya değil ama, duraksamaya düşürdüğünü açığa vurabilirim.” dedikten sonra: “...Genel durumumuzun uyum ve düzenini bozmakta hiç kimseye göz yummayınız.” diye yazdım.

ETEM VE KARDEŞLERİ ZAMAN KAZANMAK İÇİN BİZİ

OYALAMAYA ÇALIŞIYORLAR

Efendiler sorun çözümlenmemişti. Yapacağım açıklamalardan anlaşılacaktır ki, Etem Bey ve kardeşleri gün kazanmak için bizi aldatmaya çalışıyorlardı. Amaçları, elden geldiği ölçüde yeniden kuvvet toplamak; Düzce’de bulunan Sarı Efe kuvvetlerinin ve Osmaneli’nde bulunan Gökbayrak Taburunun kendilerine katılmasını ve Demirci Efe’nin de kendisiyle birlikte ayaklanmasını sağlamak; bir yandan da cephe komutanlarını değiştirmek ve ordu subaylarıyla erlerinin kendilerine karşı koymamaları için propagandaya fırsat bulmak istiyorlardı. Gerçekten, Simav ve Bölgesi Komutanı, Simav’a gitmek için Kütahya’dan geçerken, Etem ve Tevfik Beyler durdurmuşlar ve kendi buyrukları altında, gösterecekleri yerde çalıştırmak üzere Kütahya’da kalmasını buyurmuşlardır. Bu buyruklarının uygun görüldüğünün bildirilmesini de l0 Aralık l920’de Cephe, Komutanlığından dilemişlerdir. Görülüyor ki, “her şey yoluna girdi” denilmesine karşın, başlangıçtaki kafa tutma durumu olduğu gibi duruyordu.

Etem Bey, Konya, Ankara, Haymana da içinde olmak üzere her yana, ellerinde özel şifreler bulunan birtakım kimseleri “bağlantı subayı” adıyla göndererek yeniden silah ve hayvan toplamaya başladı. Bunlara verilen görevlilerine ve hükümet görevlilerine yapılan bildirimlerin niteliği, anlaşılmak üzere örneğin, 7 Aralık l920’de Ankara kuzeyinde Kalecik kaymakamına yazılan yazıyı olduğu gibi okuyayım:

Kütahya, 7 Aralık l920

Kalecik İlçesi Kaymakamlığı Yüksek Katına

Gezici Kuvvetler birlik komutanlarından olup aşağıda kimliği yazılı İsmail Ağa, ilçeniz içinde Gezici Kuvvetlerden olan izinli ve izinsiz savaşçıları toplamak, yeniden silah ve hayvan sağlamak ve bize katılacak yurtseverleri alıp getirmek üzere görevli olarak Kalecik’e gönderilmiştir. Kendisine gerekli her türlü yurtsal kolaylığın gösterilmesini ve yardımın yapılmasını rica eylerim efendim.

Bütün Gezici Kuvvetler

Ve Kütahya Bölgesi Komutanı

Etem

Batı Cephesi Komutanının, Gezici Kuvvetler Komutanlığından, elinde bulunan cephane sayısını ve son Gördes Savaşı’nda ne sayıda topçu cephanesi harcandığını sorması üzerine Gezici Kuvvetler Komutan Vekili Tevfik imzasıyla 11 Aralık l920’de: “...Bu yazışınızdan bize güvenmediğinizi anlıyorum. Cephane ne yenir, ne içilir, ancak düşmana atılır. Bu güven işi akla geliyorsa, cephane göndermeyebilirsiniz”. Yolunda karşılık verilmekte idi.

Efendiler, burada ufak bir noktaya dikkatinizi çekeyim. Görüyorsunuz ki, Etem Bey cephede ve kuvvetinin başında olmasına karşın Tevfik Bey yine vekil olarak yazışmalar ve işlemler yapıyor. Bir tek kuvvet üzerinde, eşit yetkide iki komutan.....

Cephe Komutanı, l3 Aralıkta, sorulan sorunun ve alınan yanıtın örneklerini bilgi için bana göndermişti. Hükümetçe anahtarı olmayan şifreler ve özel şifreler kullanılması genel olarak yasak edilmişti. Oysa, Etem Bey’in özel görevlileri ve milletvekilleri arasındaki kimi arkadaşları, bu yasağa uymaksızın kapalı yazışmaları sürdürmekte idiler. Doğal olarak bunlara engel olundu. Bunun üzerine Etem Bey, İsmet Paşa’ya l3/l4 Aralık l920 günlü bir yazı ile başvurarak: “Birtakım eksiklerimiz ve bunun gibi şeyler için Ankara ve Eskişehir Gezici Kuvvetler bağlantı subaylarına çekilen tellerin alıkonmakta olduğu anlaşılmıştır. Haberleşmelerimizin yasaklanmasına ya da güçleştirilmesine ilişkin işlemlerin durdurulması iyiliğinde bulunmanızı rica ederim.” diyordu. Oysa, bağlantı subaylarının açık haberleşmeleri yasaklanmamıştı. Yasak edilen, özel şifre ile haberleşme idi. Özellikle Etem Bey’in söz konusu ettiği Ankara ve Eskişehir’deki subayların hiçbir haberleşmesi yasaklanmamış ve bu subayların Etem Bey’e herhangi bir yakınması olmamıştı. O günlerde Eskişehir’ de çektirilmeyen özel bir kapalı tel vardı. Ama, o Etem Bey’in komutan ve milletvekili diye imza atan bir arkadaşının kapalı teli idi. Onun için İsmet Paşa, Etem Bey’e verdiği yanıtta, bu işi kendisine duyuranın kim olduğunun bildirilmesini istemişti.

ÇERKEZ ETEM, HÜKÜMETİN YASALARINI TANIMIYOR

Efendiler, başlı başına dikkati çeken bir işlemi de burada söyleyeyim. Gene o günlerde Kütahya’da Mutasarrıf Vekili “Kadı Ahmet Asım Efendi” adında bir kişi bulunuyordu. Kütahya’da “Mevki Komutanı” sanı ile Etem Bey’in atadığı Abdullah Bey adında da biri vardı. Bu komutan, asker kaçağı erlerin ailelerinden kimilerini başka yerlere sürülmek üzere Kütahya Mutasarrıf Vekili Ahmet Asım Efendi’ye gönderir. Mutasarrıf Vekili, sürgün etme işlemini son yasa gereğince İstiklal Mahkemesi’nin yapabileceğini bildirerek, ilgili yazıyı Komutanlığa geri gönderir. Bunun üzerine Mevki Komutanı, Mutasarrıf Vekilini geceleyin yanına getirtmeye kalkar. Mutasarrıf Vekili gece işi olduğundan sabahleyin görüşebileceğini bildirir. Komutanın gönderdiği erler Mutasarrıf Vekilinin konağının kadınların oturduğu bölüme açılan kapısını kırarak zorla içeri girip onur kırıcı bir biçimde kendisini alırlar ve götürürler. Sorguya çektikten sonra o gece silahlı kimselerin eli altında on dört saat uzakta bulunan Gezici Kuvvet Komutanlığına götürürler. Ondan sonra da Kütahya’dan çıkarıp uzaklaştırırlar. Kadı olması ve Mutasarrıf Vekili bulunması dolayısıyla, birkaç bakanlığın büyük bir görevlisi olan bir kişiye yapılan kötü işlem ve saldırı kuşkusuz doğrudan doğruya hükümete yöneltilmiş bulunuyordu. Bu olay üzerine Mecliste gensoru açıldı. İlgili bakanlıklar, Cephe Komutanlığından, bu işe yeltenenlerin Askeri Mahkemeye verilmelerini istediler. Cephe Komutanlığının Gezici Kuvvetler Komutanlığına, soruşturma yapılması ve sonucunun bildirilmesi için yazdığı tele l9 Aralık l920’de Bütün Gezici Kuvvetler ve Kütahya Bölgesi Komutan Vekili Mehmet Tevfik imzasıyla gelen yanıtta: “Abdullah Bey her ne yapmış ise verdiğim kesin buyruk üzerine yapılmıştır. Ve yapmak zorunda idi. Bu işin gerekçesi ilgili bakanlıklara bildirilmişti... Adı geçenin dönmesine kesin buyruk verildiği yüksek katınızdan bildiriliyor. Geri dönerse... ne yapıp yapıp asacağım...” deniliyordu.

Efendiler, ulusun vekillerinin buyruğuyla yeniden görevine başlatılması istenilen bir görevlinin asılacağının bildirilmesi, kuşkusuz yasa, ilke ve hükümleriyle bağdaştırılamazdı. l3 Aralık l920 günü Etem Bey, Ankara’da kardeşi Reşit Bey’le makine başında telgrafla açık olarak uzun uzadıya görüştü. Bu görüşmelerin özeti şu idi. Etem Bey: “Konuyu ne yapıp yapıp Mecliste görüşme konusu ettiriniz. Sarı Efe denilen Edip’in, kendi birliği ile Gökbayrak Taburuna katılması için haber gönderiniz. Meclis kararı ile komutanları çektiriniz. Meclis kararı ile olamazsa bir yolunu bulup bunu sağlayınız.” diyor. Ayrıca: “Patlatacağı bombaları ta İngilizlerin işiteceğini ve bunun patlamasının pek yakın olduğunu” söylüyor. Reşit Bey’in verdiği yanıtlar arasında da dikkati çeken şunlar vardı: “Gezici Kuvvetlerin düşmanla savaşmamasını, bunu tümenlere bırakmasını ve Edip’le doğrudan doğruya haberleşmesini, buna engel olunursa Cephe Komutanı ile yeniden ilgiyi kesmesini” öğütlüyordu.

Reşit Bey, bu görüşme ile ilgili belgeleri olduğu gibi bana gönderdi. Kendisi yanıma gelmedi. Eskişehir’ den Kütahya’ya gidip döndükten sonra hiç yanıma gelmemişti. Kendisini yanıma getirttim. Ne istediklerini sordum.

“Cephe komutanlarımı değiştiriniz.” dedi. “Yerine koyacak adamlarımız yoktur.” dedim. “Beni atayınız, ben daha iyi yaparım.” dedi. “Cephe komutanlarını değiştirmek önemli bir iştir. Genel durumumuzu sarsar. Böyle bir öneriyi kabul etmek kolay ve uygun değildir.” diye karşılık verdim.

Yine o gün, l3 Aralık l920’de Etem Bey’e de çektiğim bir telde, Reşit Bey’le makine başındaki görüşmelerini okuduğumu söyledikten sonra, işin Mecliste resmi olarak söz konusu edilip görüşülmesinin ve Edip’in yerinden oynatılmasının uygun olmadığını bildirdim. O gün Etem Bey verdiği yanıtta, işin önemli olduğunu bildirerek komutanları yeren sözler söylüyordu.

Efendiler, Etem ve kardeşleri cephede bulunan komutanları beğenmiyorlar ve onların buyruklarına uymuyorlar. Bakanlıkları ve hükümeti tanımıyorlar. Yalnız sözde benim buyruklarıma uyuyorlar ve Meclise de kendi isteklerine göre iş yaptıracaklarını umuyorlar. Bana ve Meclise karşı saygılı görünerek büyük bir çaba ile hazırlıklarını bitirmeye çalışıyorlardı. Etem Bey, l8/l9 Aralık günlü bir teliyle de yine Edip’in, birliği ile kendisine katılmasının sağlanmasını benden rica ediyordu. İsteğini haklı göstermek için de diyordu ki:

“Anadolu’daki ayaklanmaların bastırılması sırasında durum gereği, Biga bölgesinde bıraktığım ve sonradan Düzce’ye geçici olarak gönderilen, Birinci Gezici Kuvvete bağlı ve büyük çoğunluğu İzmir ve dolayları gönüllülerinden olan 250 süvari, 200 piyade, bir dağ topu takımı, iki makineli tüfek, 30 kişilik karargah süvarisinden meydana gelen Edip Bey Birliğinden, İzmir sınırına yaklaşmamız dolayısıyla, kuşkusuz daha çok yararlanılacaktır. Ayrıca sürekli isteklerde bulunulduğundan ve Edip Bey o bölgede güvenliğin tam olarak sağlandığını bildirdiğinden, bu görevin uygun görülecek başka bir birliğe verilmesi ve Edip Bey’in, birliği ve savaş araçlarıyla Gezici Kuvvetlere katılması için gerekenlere buyruklarınızı rica eylerim.”

Efendiler, bu telyazısında ileri sürülen düşüncelere en toy ve düşüncesiz birinin bile inanacağı kabul olunabilir mi? Kütahya’da bulunan bir kişi, bana İzmir sınırına yaklaşmaktan söz ediyor. Düzce ve dolaylarında durumun güvenilir nitelikte olduğunu benden daha iyi haber alıyor. Edip Bey Birliğinin kuvvetini ayrıntılarıyla saydıktan sonra bu birliğin savaş araçlarıyla birlikte kendisine katılması ricasını kabul edebileceğimi sanıyor.

Bu tel üzerine, l9 Aralık l920’de Düzce’de birlik komutanı Edip Bey’e özel olarak yazdığım telde, Etem Bey’in istediğinden ve kendisinin de bunu dilediğini bildirdiğinden söz ettikten sonra birliğin o bölgede kalmasının kesin olarak gerektiğini bildirdim.

Edip, l9/20Aralık l920 günü verdiği yanıtta, birliğinin o bölgede kalmasının zorunlu olduğunu bildirdi. Buna, birliğindeki adamların Gezici Kuvvettekilere eşit ödenek verilerek çalıştırılmalarının sağlanması dileğini eklemek fırsatını da kaçırmamıştı.

Efendiler, Etem ve arkadaşları Ankara yakınında Haymana’da da ayrıca bir kuvvet toplamaya giriştiler. Hırsızlıktan Ankara’da tutuklu iken daha sonra salıverilen Van sığınaklarından Musa Bey oğlu Abbas adında biri, elinde bir belge, beş on kişi ile Haymana dolaylarında adam toplamaya başladı. Bu adam, l9 Aralıkta yakalanabilmiş ve Ankara İstiklal Mahkemesine verilmişti. Bunu yakalamak ve adamlarını dağıtmak için özel ve çabuk bir düzenlemede bulunmak gerekti. Bu amaçla Haymana’ya gönderilen özel bir kuvvet, şimdi milletvekili bulunan Recep Zühtü Bey komutasında yollanmıştı. Recep Zühtü Bey, Abbas’ı üç arkadaşıyla yakalandıktan sonra önemli bir saldırıya uğrayacağını iyice kestirdiği için, tutukluları, yolunu değiştirerek Polatlı üzerinden trenle Ankara ‘ya getirmek zorunda kalmıştı.

DEMİRCİ EFE DE İŞE KARIŞIYOR

Efendiler, Demirci Efe, Etem Bey’le haberleştikten sonra özel bir durum aldı. Bu anlaşılır anlaşılmaz, Güney Cephesinde bulunan Refet Bey komutasındaki süvariler hemen Demirci Efe üzerine gönderildi. l5/l6 Aralık l920’de Dinar yakınında İğdecik köyünde bir gece baskını ile Efe’nin kuvvetleri dağıtılmış; kendisi beş on kişiyle kaçmış. Efe, çok sonra sığınarak bağışlanmıştır.

Efendiler, Reşit Bey, 20/2l Aralık gecesi evinde, dört kişiye, ordu birlikleri ile Gezici Kuvvetler arasında bir çarpışma olduğu zaman, subay ve özellikle erlerimizi ayartma görevi veriyordu. Bu dört kişi şunlardı: Yeni Dünya gazetesinde çalışan Hayri, Arif Oruç’un kızkardeşinin oğlu Nizamettin, Mareşal Fuat Paşa’nın oğlu Hidayet ve arkadaşı Şükrü Beyler. Bunlar 2l Aralıkta trenle Eskişehir’e gittiler. Yanlarında Etem Bey’in katibi olan birisi de vardı. Bunlardan biri, tren kalkmadan önce, gizlice istasyondaki konutuma gelip bana durumu bildirdi. Bu adam propagandayı düzenlemek ve yürütmekle görevli imiş. Başkanları Hidayet Bey imiş. Para harcama yetkisi de onda imiş. Haberi veren kişi, yalnız olarak Kütahya’ya gidecek, Etem Bey’den yönerge aldıktan sonra Eskişehir’e dönecekti. Ötekiler Eskişehir’de bekleyeceklerdi.

Ben, bu adama: “Biz Etem Bey’le kardeşlerine sevgi besliyoruz. Onlar, boşuna kuşkulanıyorlar. Bu girişimlerinden üzüntü duydum. Ama Etem Bey’in orduyu karıştırmak için vereceği yönergeyi bilmek isterim.” dedim ve arkadaşlarıyla birlikte kendilerini, işlerinde serbest bıraktım.

Eskişehir’de İsmet Paşa’ya, Afyonkarahisar’da Fahrettin Paşa ‘ya bilgi verdim ve bu adamların izlenmeleri gerektiğini bildirdim.

Haberi getiren adamın doğru bilgi verdiği daha sonraki davranışlarından anlaşılmıştır.

Efendiler, Kazım Paşa, Reşit Bey’le birlikte Kütahya’da Etem ve Tevfik Beylerle buluşup konuştuğu zaman, Etem Bey’in sözlerinden kimi dikkate değer noktaları bana şöylece özetlemişti:

l- Ankara’daki hükümet, amacı gerçekleştirecek durumda ve güçte değildir. Bu hükümete karşı uyuşuk davranmamız doğru olmaz.

2- Silahla karşı koymamızı kötüye yoracaklardır. Ama sonunda, başarıya ulaşırsam, herkes bana hak verecektir.

3- Refet Bey’le aramızda bir onur üstünlüğü sorunu vardır. Mustafa Kemal Paşa, Refet Bey’in onurunu yeğliyor, bizimkini ise kırıyor. Ne olursa olsun, Refet Bey’i önüme katarak Ankara’ya değin kovalamak isterim; ölürsem de bu yolda öleyim.

4- Biz, çoktan bu işi yapardık. Ama Reşit’in Ankara’da Meclisteki durumu bizi yanıltmıştır. Meclisin ne önemi ve niteliği vardır?

REŞİT, ORDUYU YANILTMAYA ÇALIŞIYOR

Kazım Paşa, bu düşünceleri dinledikten sonra: “Türkiye’nin, Batı Cephesinden başka, doğuda, güneyde, merkezde de, orduları vardır. Bu orduların başında ve içinde çok değerli ve çok güçlü komutanlar ve subaylar vardır. Bütün bunlarla birlikte bir ulus vardır.” diyerek kendilerini yatıştırmaya ve ılımlı bir duruma getirmeye çalışmıştı.

Efendiler, Reşit Bey, Mecliste milletvekillerine düşüncelerini aşılıyor ve coşkulu girişimlerde bulunuyordu. Bir gün, Mecliste, kırk elli kadar milletvekili toplanmış. Bunların cephe ile ilgili kimi kuşkulan varmış. Hükümet üyelerini çağırarak durumu anlamak istiyorlarmış. Bolu Milletvekili olan rahmetli Yusuf İzzet Paşa, bu durumu ve toplanan milletvekillerinin dileğini bir mektupla bana bildirdi. Ben Bakanlar kurulu toplantısındaydım. Bakanlar Kurulu: “Böylece toplanan milletvekillerinin herhangi bir şeyi sormak için hükümeti çağırması yönteme uygun değildir, kabul edemeyiz.” dedi. Ben, bu kararı, yine Yusuf İzzet Paşa aracılığıyla duyurmakla birlikte, kendi düşüncem olarak şunları da ekledim: “Siz milletvekilisiniz, ben de başkanınızım. Herhangi bir konu üzerinde benimle görüşmek isterseniz, seve seve kabul ederim.” Verdiğim yanıtı, Yusuf İzzet Paşa, toplantıda bulunanlara bildirdiği zaman Reşit Bey ayağa kalkarak!: “Efendiler! Bu yanıt, ‘Göğsünüzü kapayın!’ demektir. Biliyorsunuz ki, askerlerin göğüslerinin kapalı bulunması sıkı düzen gereğidir.” demiş.

Reşit Bey’in: “Başkan bizi askeri sıkı düzen altına almak istiyor.” demek istediği anlaşılıyor.

Söz konusu toplantıyı düzenleyen, doğal olarak Reşit Bey’le kimi arkadaşları idi.

Reşit Bey, Ankara’da bulunan izzet Paşa kuruluyla da yaptığı buluşma ve konuşmalara dayanarak, “paşalar, İzmir’i, İstanbul’u kurtararak barış yapılabileceğini söylemek üzere geldikleri halde, kendilerinin tutuklandıkları” yolunda bir akım da uyandırmıştı.

22 Aralık l920 günü, Reşit Bey ile bakanlardan ve milletvekillerinden on beş kadar arkadaşı hükümet konağındaki odama çağırdım. Bu arkadaşlar arasında Celâl Bey, Kazım Paşa, Eyüp Sabri Bey, Adnan Bey, Vehbi Bey, Hasan Fehmi Bey, İhsan Bey, Kılıç Ali Bey, Yusuf İzzet ve Emir Paşalar vardı. Fevzi Paşa Hazretleri de geldi. Toplantıya gelenlere, sözü edilen konunun bütün gelmişini geçmişini, gereken belgeleri de göstererek açık bir biçimde anlattım. Reşit Bey, söylediklerimin hiçbirini yadsımadı2. Düşman saldırısına karşı tek kuvvetin, Etem Bey’in kuvveti olduğunu ve bizim kurduğumuz tümenlerin çil yavrusu gibi dağılacaklarını söyleyerek, ne yapıp yapıp Etem Bey kuvvetini artırmak ve desteklemek gerektiğini bildirdi. Karşılık olarak dedim ki: “Etem Bey’in kendi komuta edebileceği kuvvetin sayısı en çok, bin iki yüz, ya da iki bin olabilir. Bu artırılırsa düzensizlikten dağılıp yıkıma neden olur. Ne olursa olsun, yurt yazgısının, kişilere bağlı kuvvetlere değil, ancak Büyük Millet Meclisinin yasalarına bağlı düzenli birliklere bırakılması gereklidir. Gezici Kuvvetler, belli bir sayı içinde kalır ve verilen buyruklara tam uyarsa yararlı olabilir.”

Reşit Bey, ileri sürülen gerçekleri uygun buluyormuş gibi davrandı. Bunun üzerine, son bir deneme olmak üzere, Reşit Bey’in kimi arkadaşlarla birlikte kardeşlerinin yanına gidip öğüt vermesi kabul edildi.

Bundan sonra, sorunun bir çözüme bağlanması için şimdiye değin yaptığım kişisel girişimlere son vereceğimi de, öğüt vermeye gidecek kurula söyledim. Kurul Gezici Kuvvetlere, hükümetin son ve kesin istekleri olmak üzere şunları bildirecekti:

l- Gezici Kuvvetler, öbür birlikler; gibi buyruklara ve komutaya tam uyacak ve yasa dışı her türlü taşkınlıklardan kaçmayacaktır.

2- Gezici Kuvvetler, gücünü artırmak için, kendiliğinden hiçbir yerde hiçbir yolla adam toplamayacak ve bu amaçla gönderdiği adamların çalışmalarına hemen son verecektir. Er gereksemesi, başka birlikler gibi, istek üzerine cephe komutanlığınca sağlanacaktır.

3- Gezici Kuvvetler, kaçaklarını yakalatmak için doğrudan doğruya adam görevlendirip göndermeyecek; kaçakları, öteki birliklerde olduğu gibi, cephe komutanlığınca izletilecek ve yakalattırılacaktır.

4- Gezici Kuvvetlerin, kendi adamlarının ailelerine bakmak üzere, kimi yerlerde bulundurduğu; bağlantı subaylarının kim oldukları hükümetçe bilinecek ve bu subayların elinde bulunan şifrenin bir örneği de bize verilecektir.

ÇERKEZ ETEM’E BİR ÖĞÜT KURULU GÖNDERİLİYOR

Bu koşullar yerine getirilirse Gezici Kuvvetler, şimdiye değin olduğu gibi, belli bir sayıyı aşmamak üzere görevini sürdürecektir.

Reşit Bey’le birlikte Celâl, Kılıç Ali, Eyüp Sabri, Vehbi Beyler, 23 Aralıkta, öğleyin Ankara’dan yola çıkarak 24 Aralık günü öğleden sonra saat 4.45’te Kütahya’ya vardılar.

Efendiler, Etem ve Tevfik Beylerin, Cephe Komutanının bilgisi ve onayı olmaksızın, bölgelerinde bulunan ordu birliklerini cepheye dağıtarak, Gezici Kuvvetlerin ağırlıksız erlerini Gediz’de, Pehlivan Ağa birliğini de Kütahya’da toplamış olduklarını haber aldım. Bunun üzerine 25/26 Aralık l920’de, Kütahya’daki Celâl Bey ve arkadaşlarına çektiğim açık bir telde: “Böyle bir davranışla ne yapılmak istendiğini kesin olarak bilmek isterim. Bu konudaki düşüncenizin bildirilmesini makine başında bekliyorum.” dedim. Bu telin birer örneğini, İsmet, Refet ve Fahrettin Paşalara kapalı olarak bildirip dikkatlerini çektim. Öğüt vermeye giden kurul, altında bütün üyelerinin imzası bulunan kısa karşılığı verdi: “Üzülmeyiniz, yanlış yorumlamayı gerektirir bir davranış yoktur. Tevfik Bey yarın gelecek, hep birlikte görüşeceğiz. Sonucu ayrıntılarıyla bilginize sunarız.” Ben bu karşılığı alınca, oradaki arkadaşların, ya gerçek durum bildirilmeyerek aldatılmakta oldukları ya da tutuklanarak istenildiği gibi yazı yazmaya zorlandıkları kanısına vardım. Onun için, gerçek durumu anlamamış ve kısaca telleriyle verdikleri güvenceye inanmış görünmek istedim. Bundan dolayı, aldığım tele karşılık olarak kendilerine: “Tevfik Bey’le görüşmelerinden sonra yurdun ve ulusun en yüksek çıkarını sağlayacak ilkeler üzerinde görüş birliğine varacaklarına kuşkum olmadığını; bana gelen haberleri dedikodu sayarak, hükümetçe hiçbir önlem alınmasına gerek olmadığı yolundaki inancımı hükümet üyelerine anlatmayı başarabileceğimi; ancak içtenlikli davranmayı bozucu durumun bir an önce ortadan kalkmış bulunduğu haberini beklediğimi; beni gönül kırıklığına uğratmamalarını” yazdım.

26/27 Aralık l920’de yine kurul üyelerinin ortak imzaları ile gelen ayrıntılı bir açık telde önemli olarak şunlar vardı:

l- Güvenlik önlemleri alındığına kuşku yoktur. Bu önlemlerin hepsi kendilerini savunmak içindir. Kendilerine karşı çıkarılan ve yığılan kuvvetler ve yeni kurulan karakollar eski yerlerine çekilirlerse, bu önlemlerden de vazgeçeceklerdir.

2- Düşmanca davranışlarla karşılaşmadıkça, yurdun gelecekteki esenliği ve yüksek kişiliğinize karşı besledikleri içten bağlılık dolayısıyla, her türlü çatışmadan sakınacaklarına en büyük antlarla söz vermişlerdir.

3- Gezici Kuvvetlerin Konya ve Alaca’da bulunan erleri ile, Teğmen

Sadrettin Efendi komutasında Konya’dan gelmekteyken Fahrettin Paşa’nın tutuklattığı seksen kişinin ve Gezici Kuvvetler Birlik Komutanlarından Kürt İsmail Ağa ile. Kalecik’ten, kendi hısımları içinden, savaşa katılmak üzere, askerlik çağı dışında bulunan kimselerden topladığı adamların Gezici Kuvvetlere katılmalarına engel olunmamalıdır.

4- Gezici Kuvvetlere para verilmesi için Kütahya Mutasarrıflığına buyruk verilmelidir.

5- Karşılıklı güvenin gerçekten kurulması ve sürdürülmesi için Fahrettin ve Refet Beyler cepheden uzaklaştırılmalıdır.

Bunlardan çıkan anlam nedir efendiler? Oraya giden arkadaşlarımızın tümünün bu anlamı kavrayamayacakları düşünülebilir miydi? Öyle ise, biraz önce belirttiğim gibi, Kütahya’ya giden Kurul gerçekten tutuklanmıştı. Bu yazılan şeyler, kendilerine zorla yazdırılıyordu. Bunun böyle olacağını, Kurul gitmeden önce biliyordum. Bu yüzdendir ki Reşit Bey, Kâzım Paşa’yı birlikte götürmek için üstelediği halde, görüşmeler sırasında iyi bir rastlantıyla soluma oturan Kazım Paşa’ya gitmemesi gerektiğini sezinletmiştim. Çünkü Kazım Paşa’yı geçici olarak değil, temelli tutuklayıp imzasını kullanmaktan çok yararlanabilirlerdi..

O gece kendilerine şu yanıtı verdim: “Telinizi yarın Bakanlar Kuruluna sunacağım.” Yine, 26/27 Aralık gecesi Eskişehir’de Batı Cephesi Komutanı İsmet Beyefendiye de, şu kapalı teli yazdım:

Kütahya’ya giden Kurulun ayrıntılı telyazısını, olduğu gibi, aşağıda sunuyorum. Bunun temel noktalarını özetleyerek, makine başında Refet ve Fahrettin Beylere bildirmenizi rica ederim. Kurula makine başında verdiğim karşılık da: “Telinizi, yarın Bakanlar Kuruluna sunacağım.” dedim. Yarın, sözü geçen Kurula, Bakanlar Kurulu kararıyla görevlerine son verildiğini, ivedilikle Ankara’ya dönmelerini bildireceğim. Ondan sonra, bu işin içyüzünü bütün ayrıntılarıyla Meclise açıklamak düşüncesindeyim.

Gezici Kuvvetlere karşı, İsmet ve Refet Bey kuvvetlerinin, bulundukları yerlerde toplu ve uyanık olmalarını ve alınmış bulunan genel önlemlere daha çok önem verilmesini ve dikkat edilmesini rica ederim. Ne olursa olsun, saldırıya, onlar başlamadan, şimdilik başlanmaması düşüncesindeyim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Mustafa Kemal

Efendiler, ertesi gün Batı ve Güney Cephesine şu tel çekildi:

Şifre                                                                                                                                         27.12.1920

Batı Cephesi Komutanlığı Karargahı Birinci Şube

Müdürlüğüne

Güney Cephesi Komutanlığı Karargahı Birinci Şube

Müdürlüğüne

Refet ve İsmet Beyefendilere özeldir:

Kütahya’ya giden kurulun gönderdiği ayrıntılı tel, Bakanlar Kurulunda görüşülerek, aşağıdaki kararlar alındı. Bu kararlar, bu akşam açık telle Büyük Millet Meclisi Yüce Başkanlığından doğruca Kütahya’ya bildirilecek ve kurulun görevine son verilecektir. Buna göre gereken önlemlerin alınması ve bu konudaki düşüncelerinizin bildirilmesi rica olunur. (Genelkurmay Başkan Vekili Fevzi)

Harekat Şubesi Müdürü

Salih

Bakanlar Kurulu Kararı                                                                27 Aralık l920

Yurdun gerçek esenliği ve kurtuluşu için ordularda görüş birliğinin ve buyruklara yüzde yüz uyulmasının gerekliliğini her şeyden üstün sayan Bakanlar Kurulu, Büyük Millet Meclisi üyelerinden Celâl, Reşit, Eyüb Sabri, Vehbi ve Kılıç Ali Beylerin Kütahya’dan gönderdikleri 26l27 Aralık l920 günlü telyazısının ve bu konu ile ilgili olarak geçen olayları görüşüp inceledikten sonra aşağıdaki kararları almıştır:

l- Birinci Gezici Kuvvet, bütün öteki ordu birlikleri gibi, hiçbir ayrıcalık tanımaksızın Büyük Millet Meclisinin yasaları ile hükümetin koyduğu kurallara ve verdiği buyruklara uymak ve boyun eğmek zorundadır ve askerlik sıkıdüzeniyle bağlıdır.

2- Birinci Gezici Kuvvet Komutanlığının askerlik işleri ve görevleri ile ilgili bütün öneri ve düşünceleri ancak bağlı bulunduğu komutanlığa ve bu komutanlık aracılığı ile gereken katlara bildirilecektir.

3- Yukarıdaki kararları Genelkurmay Başkanlığı uygulayacaktır.

                                                                                                              Mustafa Kemal

   İçişleri Bakanı            Dışişleri Bakanı              Milli Savunma Bakanı

  Doktor Adnan          Ahmet Muhtar                           Fevzi

Din İşleri Bakanı          Maliye Bakanı          Genelkurmay Başkan Vekili

        Fehmi                         Ferit                                    Fevzi

Kütahya’da Büyük Millet Meclisi üyelerinden Celal, Reşit, Eyüp Sabri, Vehbi ve Kılıç Ali Beylerin 26/27 Aralık l920 günlü ayrıntılı tellerine, 27 Aralıkta yanıt verdim. Bunda, Bakanlar Kurulu kararımı, olduğu gibi bildirdim ve dedim ki: “Buna göre, sizlere verdiğim özel görev sona ermiş olduğundan geri dönmeniz rica olunur.”

28 Aralık l920’de kuruldan şu teli aldım:

Kütahya, 28.12.1920

Ankara’da Büyük Millet Meclisi Yüce Başkanlığına

Bakanlar Kurulu kararını bildiren buyruğunuzu akşam aldık. Gerçekte her birimiz, yurdun ve ulusun esenliği için buyruğunuza canla başla uyarak buraya geldik. Eskişehir’in ve buranın tutumunu ve durumunu gördük; Uyuşmazlık konusu olan işi, hiç yan tutmadan, tam doğrulukla inceledik ve araştırdık. Görüşmelerin gidişini ve evrelerini, olduğu gibi bilginize sunduk.

Ve içten inançlarımıza dayanarak işin çözüm yolunu, anladığımız gibi yazdık. Buna karşılık, bize bildirilen Bakanlar Kurulu kararının anlamını kavrayamadık. Tersine, yurdun esenliği ve mutluluğu ile ilgili dileklerimizin iyi karşılanmadığını gördük. Bu işin artık daha çok sürüncemede bırakılamayacağına inanmanızı rica ederiz.

      Kılıç Ali            Vehbi             Eyüb Sabri            Reşit           Celal

Bu tele şu karşılığı verdim:

Şifre, makine başında                                                                Ankara,

                                                                                                   28.12.1920

Kütahya’da Büyük Millet Meclisi Üyelerinden Celâl, Reşit,

Eyüb Sabri, Vehbi ve Kılıç Ali Beylere

Y. 28.12.1920 şifreye:

Yurdun ve ulusun esenliği yolunda bana karşı beslediğiniz içten duygulara gerçekten teşekkür ederim. Buradan ayrılmanızdan önce söz konusu sorunla ilgili bütün belgeleri göstererek yaptığım açıklamalar sonunda işi resmi olarak hükümete getirirken sizlerden oradaki arkadaşlara uygun bir yol tutmaları gerektiğini anlatmak ve kavratmak üzere bu yolculuğun yorgunluklarına katlanmanızı rica etmiştim. “işin çözüm yolu” diye telyazınızda gösterdiğiniz yol, aslında burada da söz konusu olmuştu. Hükümetçe alınacak genel önlem ve düzenin, iki yandan birinin isteğine göre olamayacağını bildirmiştim. Bakanlar Kurulu kararı, aslında uyulması gerekli, belli ve olağan işleri resmi ve kesin olarak bir kez daha belirtiyor. Yüksek yazılarınız hiçbir zaman kötüye yorulmuş değildir. Ancak, burada da söylediğim gibi, benim bir buçuk aydan beri süregelen kişisel ve özel aracılık ve girişimlerimin ve tam içtenlikle yaptığım çalışmaların, ne yazık ki, değerinin anlaşılmadığını görüyorum ve bunun sonucu olarak işin çözümünü ve izlenmesini sorumlu ve ilgili katlara bırakmış bulunuyorum.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Mustafa Kemal

Efendiler, Kütahya’daki kurulun, Mecliste durumu açıklarlarsa, kendilerine daha yararlı olabileceklerine Etem ve kardeşlerini inandırarak ellerinden kurtulabildikleri anlaşılmıştır. Doğal olarak, Reşit Bey orada kalmıştır.

AYAKLANAN ETEM VE KARDEŞLERİNE KARŞI SAVAŞA

GİRİŞİLMESİNİ BUYURDUM

Efendiler, Kütahya’daki kurula, Bakanlar Kurulu kararını ve geri dönmeleri gerektiğini bildirdikten sonra cephe komutanlarına da başkaldıran Etem ve kardeşlerine karşı savaşa girişmelerini buyurdum.

Efendiler, askerliği çapulculuk ve devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun suçsuz çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırma haydutluğu sanan; şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk yurdunu tedirgin eden ve Türk ulusunun Büyük Meclisini kendileriyle uğraştıran utanmaz, kendini bilmez, saygısız ve herhangi bir düşmanın boğaz tokluğuna çalıştığını, uşaklığını yapacak kertede alçak ve aşağılık yaratılışlı olan bu kardeşleri, ellerindeki bütün kuvvetler ve kendilerini destekleyen düşmanlarla birlikte tepeleyip yola getirerek, devrim tarihimizde etkili bir örnek göstermek, zorunlu görüldü. Onun için şöyle bir düzenleme yapmıştık:

Bursa’da bulunan Yunan kuvvetlerine karşı bir piyade tümeni bırakılarak, iki piyade tümeniyle bir süvari tugayına Eskişehir’in güney batısında ve Kütahya doğrultusunda yığınak yaptırılmıştı. Uşak’ta bulunan Yunan kuvvetlerine karşı da, yalnız bir tabur cephede bırakılarak, iki piyade tümeniyle yedi süvari alayına Dumlupınar yakınlarında ve gene Kütahya doğrultusunda yığınak yaptırılmıştı.

Kuvvetlerimiz, yürüyüş buyruğunu alır almaz, hemen Kütahya’da bulunan ayaklanmış Etem kuvvetleri üzerine yürüdüler. 29 Aralık l920 günü Kütahya’ya girdiler. Üç gün sonra da Batı ve Güney cephelerinden yürüyüşe geçen bütün kuvvetlerimiz, Kütahya’nın 30-40 kilometre ilerisinde ve Gediz genel doğrultusunda bir kesimde birleştiler. Ayaklanan Etem, kuvvetlerini hiçbir yerde durdurmayı ve direndirmeyi göze alamadan Gediz üzerine çekilmişti.

Efendiler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilinçli ordusu, kendisini, Büyük Millet Meclisini ve Hükümetini küçümseyecek kertede beyinsizlik ve budalaca kendini beğenmişlik gösteren bu ayaklanıcılara hakettikleri uslandırma şamarını vurmak için, önüne geçilmez bir kızgınlık ve sertlikle saldırıyorlardı. Soluk almaksızın kaçan Etem, “İstanbul’da Yüce Sadrazamlığa” diye şu teli çekiyordu:

Ankara’da tutuklanan saygı değer arkadaşlarınızın İstanbul’a geri gönderilmeleri için Ankara Meclis Başkanlığına çektiğim protesto teli aşağıda bilgilerinize sunulmuştur. Şimdi. Millet Meclisinin kararıyla saldırıya uğramış bulunuyorum. Kuvvetim yalnız savunmaya değil, saldırıya bile yetecek kadardır. Karşımda ve yanlarımda Yunanlılar bulunduğundan nasıl bir yol tutulacağı konusunda Yunan komutanlığı ile anlaşmaya varılmış ise de, yüksek onayınızın da alınmasını her bakımdan gerekli gördüm. Gereken işin yapılmasına, yüce buyruklarınızın bize ulaşabilmesi ve haberleşmenin sağlanabilmesi için de Gediz tel yolunun onarılmasına ve düzeltilmesine buyruklarınızı yüksek onayınıza sunarım.

Bütün Gezici Kuvvetler ve Kütahya Bölgesi

Eski Komutanı ve Şimdi Bütün

Ulusal Kuvvetler Komutanı

Etem

Efendiler, bu telde, “protesto teli” diye sözü geçen saçma sapan bir tel gerçekten Meclis Başkanlığına çekilmiş ve gizli bir oturumda Meclise okunmuştu. Bunda o denli çirkin ve o denli utanmazcasına söz ve deyimler kullanılmıştı ki, bir kez okunduktan sonra, bir daha okunmasına ve dinlenilmesine katlanılamamıştı. Bu denli aşağılık bir yazıyı sizlere de sunmayı gerekli görmüyorum. Bu saçma sapan yazı ile milletvekillerinin kişiliklerine ve Ulusal Meclisin türeye uygunluğuna saldırılarak İzzet Paşa kurulunun İstanbul’a dönmekte serbest bırakılması isteniyordu.

Efendiler, kuvvetlerimiz Kütahya’ya girerken ben de Mecliste kimi milletvekillerince sorguya çekilmiş bulunuyordum. Ayaklanan Etem’in üzerine yürümemize, ona saldırmamıza, onu kovalamamıza karşı çıkılıyordu. Fuat Paşa, Etem, ve kardeşini, çekip çevirebildiği için, onun değiştirilmemesi uygun olurmuş. Bütün anlaşmazlığa yol açan, yeni atadığım komutanların toylukları ve duruma uygun tutum ve davranışta bulunamamaları imiş. Orduda sağlam düzen aramanın zamanı mı imiş? Ya, Tanrı korusun, Etem Bey orduyu dağıtırsa ne yapacakmışım? Bu denli önemli bir işe kim ve nasıl karar vermiş? Böyle bir karar Meclise bildirilmeksizin nasıl alınırmış gibi birçok sorular ve eleştirilerden sonra: “Ne olursa olsun Etem Bey ve kardeşleri vurulmamalıdır.” istekleri ortaya atıldı. 29 Aralık gününün bütün oturumlarını ve 30 Aralık gününün birkaç gizli oturumunu açıklamalar yapmakla geçirdim. Durumun bütün evrelerini belgeleriyle, kanıtlarıyla, gerçekleriyle anlatmaya çalıştım. Bütün bu açıklamalarıma karşın, tartışma bir türlü sona ermiyordu. Her şey bir yana, yalnız Meclisin türeye uygunluğuna saldıran telyazısı, teli çekenleri Yurt Hayınlığı Yasasına çarptırmaya yeter iken, bu ayaklananların aylardan beri süregelen karşı gelici durumları ve ulusal hükümeti yıkmak, kendi akıllarınca başka türlü bir hükümet kurmak, düşüncelerini uygulamaya yeltenmeleri, dikkate alınmak istenmiyordu. Tersine, bunları tepelenmekten, cezalanmaktan kurtarmaya çalışılıyor gibiydi. Bunun, kısaca nedenini açıklayayım. Efendiler milletvekillerinden kimileri, durumun kişisel ve duygusal gücenikliklerden doğduğu sanısına kapılmışlardı. Gerçekten bu alanda sonsuz propaganda yapılmış ve kamuoyu bulandırılmak istenmişti. Bir de, güçlü ve aşırı söylentilerin etkisi altında, Etem kuvvetlerinin çok ve yenilmesi güç olduğunu sanarak, ordu ile çarpışacak olurlarsa ordunun çil yavrusu gibi dağılacağını ve o zaman durumun gerçekten korkunç olabileceğini düşünüyorlar ve böyle bir çarpışmaya engel olmayı uygun buluyorlardı.

Efendiler, bu düşünceleri uygun görüp ona göre iş yapma sonucunun, emir erliğinden gelen ve aslında daha yüksek bir düşünce yeteneği bulunmayan Etem’in, koskoca Türk yurdunda diktatörlüğünü benimsemeye ve onaylamaya varacağını anlamak güç mü idi?

Meclisin coşku ve kuşkusunu giderecek inandırıcı sözler söyleyerek gizli oturum görüşmelerini, çarpışma sonuçlarını beklemek üzere kapattık.

ETEM VE KARDEŞLERİ, DÜŞMANLARlN YANlNDA YER ALDlLAR

Efendiler, Etem kuvvetlerini kovalayan birliklerimiz, 5 Ocak l92l günü Gediz’i ele geçirerek o bölgede toplandılar. Etem ve kardeşleri de kuvvetleriyle birlikte düşmandan yana geçip kendilerine yaraşan durumu aldılar. Artık Etem olayı kalmamıştı. Ordumuzun içinde bulunan düşman kovularak kendi cephesine sürülmüştü. Bundan sonra yalnız bir düşman cephesi göreceğiz ve onunla savaşacağız. Gerçekten, bir gün sonra, 6 Ocak l92l günü Yunan ordusunun tümü, bütün cephe üzerinde her noktadan saldırıya geçti.

Efendiler, o günkü askeri durumu, anlaşılır bir biçimde açıklamak için şöyle diyeceğim.


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git