Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Bölüm 2

Ve dikkatli gözlerden kaçmayan ayrıntıda işte burada ortaya çıkıar

Ve dikkatli gözlerden kaçmayan ayrıntıda işte burada ortaya çıkıar!! Madem ki Aleviler öz Türklerdir, nasıl olur da Alevi dedeleri Peygamber soyundan geliyor olabilir?!!? “Ben Arap’tanım, ama Arap benden değildir” diyen Muhammed peygamberin bu sözü acaba bu sırla ilgili olabilir mi?!

Öyle ya; nasıl olur da anası, babası, dedesi,tüm sülalesi Arap olan Muhammet peygamber, doğum yolu ve kan bağı ile bağlı olduğu soyunu inkâr edebilir?!

Bedensel olarak göbek bağı ile Arap bir anneye ve Arap bir babaya bağlı olduğu açıkça bilinen Muhammet peygamber gibi bir varlığın kendi geçmişini inkâr etmiş olması mümkün olabilir mi?!!? Tabi ki olamaz. Öyleyse bu ilginç sözün altında yatan gizli anlam nedir? Nedir İslam’ın peygamberini bunu ifade etmeye iten?

Muhammet peygamberin söylediği bu söz gerçekte Alevi dedelerin söylediği “biz peygamber soyundan geliriz” sözünün sadece onları ve Arap toplumunu ilgilendiren şeklidir. Muhammet peygamber bu sözü söylerken gerçekte sahip olduğu “BİLİNÇ MAKAMINI” ifade etmeye çalışmıştır!! Onun bu sözü, göbek bağı ile bağlı olduğu ailesini inkâr anlamında kesinlikle değildir.

Eğer bunu Dünyasal bir örnek ile anlatmak istersek sanırım şöyle dememiz uygun olacaktır; Kozmik bilinç ifadesinin ordinaryüs profesörü olan Muhammed peygamber, çok doğaldır ki bu alanda daha ilk okul, orta veya lise mertebelerinde olan Arapları anlamakta hiçbir zorluk çekmeyecektir. Çekmeyecektir çünkü Arap’ın bilinç ifadeleri olan 2x2=4 ün, veya sıradan fen bilgisinin onun kozmik bilinç bütünlüğünde ancak birer kırıntı kadar yeri vardır. Dolayısıyla Muhammet peygamber, Hak-i Kat boyutunun bir varlığı olarak, onu oluşturan diğer tüm boyut bilinçlerini kendi içinde zaten barındırmaktadır!!! Yani “o Araptandır” ama bundan 1400 sene önceki Arap toplum bilincinin adeta bir ilkokul çocuğu seviyesinde olduğunu düşünürsek, o zaman “Arap benden değildir” sözünün gerçekte ne ifade ettiği ortaya çıkmış olur!!

Lübnan’lı bir filozof/ermiş olan Halil Cibran, “çocuklarınız, bedenlerini sizden ödünç alan özgür ruhlardır” der. Muhammed peygamber, göbek bağı ile bağlı olduğu öz ailesinden ödünç aldığı beden içinde Hak-i Kat boyutu’nun özgür bir ruhu idi!! O fiziksel olarak Arap toplumu içine enkarne olmuş olabilir ama bilinç olarak kesinlikle ve mutlak olarak onlardan değildi!!!

İşte Muhammed peygamberin adeta bir çok sır için gizli anahtar olarak bıraktığı bu söz bizim alevi dedelerin, “biz peygamber soyuyuz” sözünün altında yatan gizi de ortaya çıkaran ifadedir. Alevi dedeleri peygamber soyunu göbek bağı ile değil, makamın yani evrensel bilincin kendilerine teslim edilmesiyle temsil ederler yani peygamber bilincini temsil ettikleri için “peygamber soyundandırlar”

Alevi dedelerin peygamber soyundan olmaları onların göbek bağı ile değil, bilinç bağı ile peygambere bağlı olmalarındandır.!!!

Bütün bu gizleri daha da ilginç kılan ise, dedelerin bu konuyla ilgili harika bir bilgiyi kendilerinin taşıdıkları ve onu cemlerde kendi ağızlarından topluma verdikleridir. (Bu da, bir kez daha bize gösterir ki dedeler bilgiyi sadece taşımış ama hak-i kat’de ne anlama geldiğini hiç bir zaman bilememişlerdir.)

Kendi ağızlarından kendi makamları ile ilgili bu kadar açık bilgilerin verilip de hala “biz peygamber soyundan geliriz” denmesi ve bunun göbek bağı ile gelen bir soy akrabalığı olduğunun iddia edilmesi gerçekten hoştur!?! Bakın bu sevgili dedeler konu ile ilgili bilgiyi cemlerde nasıl vermişler:

 

“Tarikat kutbundan tecrit olmayan kişi

Yediği haramdır, yese ne fayda.

Makbul dergâh biatına girmeyen,

İlahi Şah’ım dese ne fayda.

İsmi musemma kaydına düşmeyen,

4 kapıdan 40 makama geçmeyen

İşleğini 72’den 73’e seçmeyen

İster seyid-i saadet evlad-ı resul

İster ism-i şah talibiyim desin ne fayda.

Keşter-i Nuh gemisine binmeyen

Narı- baddan ab-u Hak’ka inmeyen

Kubbeyi âlemde alıp yunmayan

Beyhude özünü yorsa ne fayda.

Adem kubbeydi kubbe de oydu

Cihan ne derya ne de suydu

Evvel ahir gene buydu

Ahmak beyhude özünü yorsa ne fayda.

Cebrail 40 bin yıl havada döndü

Çok vakit Allah’ı kayıpta bildi

Görünce bir kubbe üstüne kondu

Sen sensin, ben benim desem ne fayda.

Fedai tecelli etti be yi noktaya

Kimini hece okuttu kimini verdi 2’ye

Özü çürük kişi kursa bir yaya

Menzil alamaz kursa ne fayda

Her bir cümlesinin sayfalarca yazı yazdıracağı Fedai canın bu güzel şiirinin diğer bilgilerine sonra döneceğimizi belirtip şimdilik bizim konumuzla ilgili olan bölümünü ele alalım.

Ne demiştik? “Dedeler peygamber sülalesinin değil, onun bilinç makamının temsilcileridirler!!!” Neden? Çünkü göbek bağı ile, peygambere bile bağlı olsanız, Alevi dedelerin kendi söyledikleri söze göre, size bunun en ufak bir faydası yoktur!!! Neden? Nedeni hem Halil Cibran’ın “çocuklarınız bedenlerini sizden ödünç alan özgür ruhlardır” sözünde ifade edilmiş hem de Alevi dedelerin;

 

İsmi musemma kaydına düşmeyen,

4 kapıdan 40 makama geçmeyen

İşleğin 72’den 73’e seçmeyen

İster seyid-i saadet evlad-ı resul

İster ism-i şah talibiyim desin ne fayda.

 

sözlerinde son derece net bir şekilde ortaya konmuştur.

Dedeler kendi ağızlarından, “siz ister peygamber soyundan olun (Seyid-i Saadet Evladı-ı Resul), ister Ali’nin talibiyim deyin (İsm-i Şah talibiyim) “tarikat kutbundan tecrit olmayan kişi” iseniz “NE FAYDA!!!” derken, önemli olanın sizin peygamber soyundan geliyor olmanız değil, “özgür bir ruh olarak bedenlenen sizlerin tekamül yolunda mesafe almanızdır” demiş ve peygamber soyu olmanın bile hiçbir anlam ifade etmeyeceğini açıkça vurgulamışken, dedelik makamını cemlerde işgal eden canların bu hakkı peygamberin göbek bağı ile ifade etmeleri nasıl mümkün olabilir?! (Dedeler, “tarikat kutbundan tecrit olmayan kişi” diyerek, bu makamın ifade bulması gereken bilinç frekansını o kadar net olarak belirlemişlerdir ki aslında başka hiçbir şey söylemeye gerek de yoktur!! Açıktır ki makamın talep ettiği tekamül, şeriat ve tarikat kapılarını aşmış, bu kapıların frekansından kendini tecrit etmiş, bu bilinç yapılarını özümseyip Mağrifet kapısına ulaşmış tekamül yapısıdır. Ve unutmayın ki mağrifet kapısı arifler kapısıdır; Ali’nin “büyücü” sıfatını kazandığı kapıdır ve varlığın 7 kat yer ve 7 kat gök bilincini tamamlayıp Arş-ı Ala’ya açılmaya hak kazandığı kapıdır. Sırların döküldüğü, Hak-i Kat ışığının aracısız göründüğü yerdir artık o kapı. (7 kat gök tekamülü insan bilincinin güneş sistemi içindeki, kadim üstatlar tarafından kabul edilmiş, 7 temel astrolojik ev bilincidir. Bugün 12 olarak kabul edilmiş olan bu yapı, Papüs’e göre, tamamen bilimsel kaygıdan dolayı bu şekilde kullanılmıştır ve kesinlikle hatalıdır. (Ki eğer Alevilik de aynı şeyi söylüyorsa Papus  mutlaka haklıdır!!!) İşte bu 7 temel gezegen veya gezegenler grubu 7 kat gök bilincini temsil eder ve hepsinin frekansı da farklıdır. Aleviliğin adeta yeniden yazımı olan Bilgi Kitabı da tüm bu gezegenlerden farklı bilinç frekansları yayınladığını açıkça söyler ve dedelerin gerçekte ne ifade etmeye çalıştıklarını da böylece bize açar.)

Kendi ağızlarından ifşa ettikleri;

İster Seyid-i Saadet Evlad-ı Resul

İster İsm-i Şah Talibiyim desin ne fayda.

sözleri ile gerçekte soy bağının değil ama önemli olanın;

4 kapıdan 40 makama geçmeyen

İşleğini 72’den 73’e seçmeyen

erenler  olmamak  olduğunu  daha  güzel  nasıl  anlatabilirlerdi?

Bilgiyi bir emanetçi gibi taşıyan can hiç ışığın kendi olabilir mi? Elektrik düğmesini kullanmayı bilen her insanın, ortaya çıkan bu olağanüstü gücün tüm oluşum aşamalarını bilmesi nasıl mümkün değilse, ama gene de onu kendi yararına kullanabiliyorsa, işte dedelik makamını temsil eden ve post’a oturan her dede de “gerçek peygamber soyu değildir!!!”

4 kapı 40 makam’ın Hak-i Kat ve son kapısı olan “peygamberlik bilinci”, peygamberlik görevi almadan önceki son kapıdır.

Ben ilmin şehriysem, Ali onun kapısıdır” diyen peygamber, 4 kapı 40 makamdan geçip Ali bilincine ulaşmanın önündeki “ilim şehrinin kapısından bahsetmektedir Hak-i Kat’de”

Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an sistematiğinin devamı olarak Dünya’ya hediye edilen ve 5 nci kozmik kitap olan Bilgi Kitabı, kainatın 72 nci frekanstan yaratıldığını açıklar. Peki, Alevi dedeleri ne der?

“İşleğini 72’den 73’e seçmeyen”

Neden? Dedeler bunun nedenini şöyle açıklar: (Kozmik bir Senfoni-Alevilik-s.144)

 

“7 kat yer, 7 kat gök sendedir

Ne düşüp gezersin düzde derede.

Bulasın bir üstad bu can sendedir

Çok gitme ıraka kalırsın arada.

Arşın katında 7 kapı yaradılmış

3’ünü örtmüş 4’ünü açık koymuş

Âşık maşık ondan seyreder

Arş-ı ala çar muallak üstünde

Kur’an’da okunur 114 sure

7’si ağdadır (zahir) 7’si karede (batınî)

Dahi çok hesap var ağda karede

Nerede, nerede

12 ile 24, 48 harfin manisini arifler bilir”

diyen erenler “arşın katında 7 kapı yaratılmış” derken acaba neyi kastediyorlardı? Tabi ki “Arş-ı ala” olarak tanımladıkları insanda zuhur etmiş evrenlerin sırrının karşılığını; yani 2 göz+2 kulak+2 burun deliği+ağız=7!!! Peki örtülenler hangileri? Denerseniz bulursunuz. Kendi kendini örten uzuvlar hangileri? 2 göz+1 ağız=3 eder. Açık olanlar tabi ki kulaklar (2)+ burun delikleri (2)=4 (İnsanda yaratılan “Arş-ın 7 katı” 7 kat anlayışının nereden kaynaklandığını daha sonra göreceğiz)

Peki, 12, 24 ve 48 sayılarının sırrı nedir? Dedeler bunu şöyle açıklar: 12+24+48=84 Bu sayıdan yer ile göğü çıkar; 84-2=82. Bunan 4 kapıyı çıkar; 82-4=78. Bundan da “şeş ciheddir bu vücudu ihya eden” diyen değer çıkar; 78-6=72 İşte bu, dedelere göre kâinatın yaradılışını ifade eder!!! Onlar arşın katında örtülü olan kapıları Pa, Ka, Ja yani ilmi ledun olarak bilirler ve bunun Allah+Muhammed+Ali’nin ilmi olduğunu söylerler. (Daha önce incelediğimiz sevgili Bentov’un açıkladığı, Elif’in bölünerek 3 çakra oluşturduğunu hatırlayın. Şekil şöyle idi: