Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Bölüm 3

Elif beyindir

Elif beyindir. Gözler sevgiyi ve iradeyi temsil eder. Ağız ise, Allah’ın Kur’an’da açıkladığı gibi “ol” komutunu verip varlıkların, varlık alanına çıkmasını sağlayan ve enerjiyi harekete geçiren güçtür; ve yukarıdaki şeklin, insan suretine ne kadar benzediğini de gözden kaçırmayın!! (“Ben sizi suretimden yarattım”!!)

Dedeler kâinatın 72 üzre yaratıldığını söylerler. Bilgi kitabı, inanılmaz bir şekilde bunu onaylayan şu bilgiyi verir bize: Evren 72 nci frekanstan yaratılmıştır. Alevilik, Adem’den gelen neslin 72 olduğunu ve 72’de kalan bir insanın (72 nci frekansta) hala dünya ile beraber olduğunu söyler!!!

Peki, bütün bu sayılar neyi ifade ediyor?

Dünyaca ünlü bir Sümerolog, yakın zamanda yaptığı bir kazıda eline geçen tabletlerin üzerinde yaptığı araştırmada yazım dilini anlatmak için bir örnek veriyordu. Verdiği örnekle, bulduğu yazım dili sayesinde Kur’an kelimesinin bu eski dil ile nasıl yazılacağını anlatıyordu. Yaptığı araştırmalar, Eğer Kur’an Sümer dilinde yazılsaydı, bunun üç adet üçgen (D D D) şeklinde yazılması gerektiğini ortaya çıkarmıştı. Eh hiç de yanlış sayılmazdı gerçekten!!! Bunu Sümerlerden başka daha iyi kim bilebilirdi ki? Nasıl olup da Sümer uygarlığının hiçbir şekilde bir kaynağa sahip olmadığını araştıran dünya tarihçileri, tüm çabalarına rağmen ne yazık ki bir adım bile ileri gidememişlerdir!! Sümerlerin sahip olduğu inanılmaz uygarlığın bilgi kaynakları, âdeta, yer yarılmış, yerin içine girmiştir. (Ve tamı tamına da gerçek budur!!! Sümerler, gezegensel bir felaket sonucu yerle bir olan Atlantis ve Mu uygarlıklarının devamından başka bir şey değildir!!! Hani, Kur’an’ın şu “Sizden önce, sizden daha ileri uygarlıklar vardı” dediği ayetindeki uygarlıklardır işte bunlar.”)

Peki bütün bunların, yani Kur’an’ın üç üçgen (D D D) ile ifade edilmesinin bizim konumuzla ilgisi nedir? Cevap belli değil mi? Düz üçgen (D) dini doyumun ifadesidir!!!Din boyutu, yani Muhammed Peygamber’in Kur’an’ının boyutunun frekansı 72’dir. Peki Hac’da ki şeytan taşlama işlemi nasıl yapılır? Bu da 3 gün süren ve her gün 21 taşın atıldığı bir işlemdir. (Hatırlarsanız 21 sayısı, 3 tane 7’yi tamamlayan bir insanın bilinçlenme ve yaptığı eylemlerden sorumlu tutulma yaşıydı!!!) Bu, dünyasaldır ve dünya dilini oluşturan harflerin sayısı da (Arapçada ve Türkçede) 29 dur!!! (İşte bunun için öğretiler dünyasaldır ve şartlanmışlık içerir diyorum sürekli)

“Yani konuşulan kelam hala dünyasaldır”

Peki, bunu dünyasal olmaktan çıkarıp evrenselliğe ulaştırabilir miyiz? Tabi, 29 olan dünya kelamına aracılık yapan harflere Hak+Muhammed+Ali üçlemesini de eklersek, 29+3=32 yi buluruz. Bu da 73 üncü Güruhu Naci’nin ilminin harf sayısıdır. (Sır söylemek isteyenler bu üç sırrı yani Pa Ka Ja’yı bilmek zorundadır.)

“Virani sözünü söyler arife,

Bilen bilir, hacet yoktur tarife,

Sağır kerfleri sarf eyleyince hurufa,

Bin candan bir can irfana çıkamaz”

diyen Virani “sağır kerfler” olarak da adlandırır Pa, Ka ve Ja, yı!!? Ve onlara yüklediği enerji öylesine güçlüdür ki bunları bin kişiye de söylese, içlerinden biri bile onların bilincine varamaz demektedir!!!

Peki 73 üncü Güruhu Naci’nin ilmi nedir? 72 nci frekansta dinsel doyumu tamamlayan bir kişi artık 73 üncü frekansın enerjilerini almaya hazır hale gelir. (Unutmayın, çölde kalmış insana bile su gibi kutsal bir sıvı, o insana zarar vermesin diye yavaş yavaş verilir. İşte bilgi de insanlara aynen böyle, alıştıra alıştıra verilir.) 73 üncü frekans imtihan boyutudur, yani “arz ile arşın birleştiği boyuttur.” Bu boyut, dinsel, yani dünyasal boyutu temsil eden düz üçgenin aksine ters (—) bir üçgen ile ifade edilir. İnsan beşer olan vücuttan çıkıp (7 kat gök) Allah’ın mekânı olan başa yani “Arş-ı Ala’ya” geçmeye hazırdır artık. Ancak bunu gerçekleştirmek için, 74 üncü frekansı, yani sır-at köprüsünü de geçmek zorundadır. 75 inci frekans hazırlık boyutu, 76 ncı frekans ise “ışık evreni”dir, Rahman boyutudur ve Omega’nın 9 uncu katmanıdır. (Bilim adamlarının, evrenin çok uzaklarından gelen, “Omega ışıklar” diye adlandırdıkları, fakat kesinlikle kaynağını bulamadıkları eflatun renginde olan ve tanımlanamayan (evrenimizde daha önce hiç görülmemiş olan) bir ışıktan bahsettiklerini bilmem hatırlar mısınız yakın geçmişte?)

Evet, ne demiştik? 74 üncü frekans sırat köprüsü, 75 nci hazırlık ve 76 ncı frekans da “ışık evren” yani “Rahman boyutu!!”

Bütün bu terimler bize acaba başka bir bilgiyi de hatırlatıyor mu? Evet hatırlatıyor. Eğer Alevi dedelerin insan bedeni üzerinde temsilen gösterdikleri;

 

 

 

 

 

 

 

 

 

üstteki şemayı hatırlarsanız, aslında hem Bilgi Kitabı’nın hem de dedelerin bize aktardığı bilgilerin ne anlama geldiğini daha iyi anlarsınız. 74 sırat köprüsü (boğaz çakrası), 75 hazırlık boyutu (6 ncı çakra) ve 76 ışık evren, yani 7 nci çakra, yani “Hak ile BİR olunan mekan”dır. Hatırlarsanız Muhammed Peygamber “Ben Allah’ı şeş (6) cihedden tanırım” demişti ve bunun bir diğer açıklaması da bu değerlerin; Akıl, mantık, inanç, düşünce, edep ve haya olduğuydu.

“Çar enasır, şeş cihed

Bu vücudun tamamı

Kehf ile nun dan seyr eyledim.”

Alevi dedeleri, bir insanın ortaya çıkışı, varolması için gerekli koşulları açıklarken, bundan yüzlerce sene önce inanılmaz bir şekilde kehf ile nundan yani ışığın (+) ve (-) kutuplarından oluşan insandan bahsetmektedirler. Ve bunun için “Çar (4) enasır (terkip) anadan, 4 terkip babadan ve bir de ana sütü ile beraber toplam 9 terkipten ve şeş cihedden (altı yönden) oluşan bir bütünlüğü anlatmaktadırlar bizlere!!!

Size küçük bir bilmece:

1. 7 nci çakranın rengi neydi?

2. Bilim adamlarının açıklayamadıkları Omega ışık kaynağının özellikleri ne idi??!

3. İkisini bir potada eritince bu bilgiler bize ne gibi bir sır verebilir??? (Unutmayın “”her insan bir evrendir!!!”)

“Kozmik bir Senfoni-Alevilik” adlı çalışmamızda küçük bir bilmece olarak ortaya koyduğumuz bu bilgilere gelin isterseniz yeni bilgiler ekleyelim!!!

İncil-Yuhanna’nın Vahiy Kitabı:

BAB-1/8=Alfa ve Omega’yım, başlangıç ve sonum der RAB, şimdi var olan, geçmişte var olan ve Gelecekte var olan, Her Şeye Gücü Yeter.

BAB-1/10= Rabb’in gününde Ruh’taydım ve arkamdan boru sesi gibi güçlü bir ses duydum.

BAB-1/11= Şöyle diyordu, Ben Alfa ve Omega’yım, başlangıç ve son: Ve gördüklerini bir kitaba yaz...

BAB-1/12= Benimle konuşanın kim olduğunu görmek için arkamı döndüm. Ve döndüğümde 7 altın şamdan gördüm;

BAB-1/13= Ve yedi şamdanın ortasında, topuklarına kadar bir giysi giymiş ve göğsünde altın bir kuşak olanİnsanoğlu’na benzeyen biri vardı.

İncil, her zaman yaptığı gibi, İsa peygambere ismi ile hitap etmediği zamanlarda ona ya mesih demiştir, ya da burada yaptığı gibi İnsanoğlu demiştir.

Tüm bu bilgilerin ışığında sizi o küçük bilmece ile tekrar baş başa bırakıp, İsa Mesih’in Alevilik ile olan dolaylı ve olağanüstü ilginç başka bir ilişkisini daha sonra ele alacağımızı  belirtelim ve tekrar konumuza dönelim.

Biraz uzun olan bu hatırlatmalardan ve dedelerin kendi dillerinden beyan ettiği bilgilerden sonra şunu kesin ve mutlak olarak biliyoruz ki “dedelik makamı, peygamber soyunun değil, peygamber bilincinin temsilcisidir.”Yani evrensel bilincin!!! Peygamber soyundan gelmenin hiç kimseye beş kuruşluk faydası olmayacağını, önemli olanın;

4 kapıdan 40 makama geçmeyen

İşleğini 72’den 73’e seçmeyen olduğunu söyleyen dedelerin kendi değil midir?

Ve gene bu kişilerin;

İster Seyid-i Saadet, Evlad-ı Resul

İster İsm-i Şah talibiyim

demelerinin de hiç bir faydası olmayacağını söyleyen gene onlar değil midir? Öyleyse gerçekte bizim bu konuda yaptığımız sadece bir hatırlatmadan öte bir şey değildir. Söylenmesi gereken sözler zaten yüzlerce yıl önce söylenmiş ve herkesin görmesi için öylece ortaya bırakılmıştır; tabi görmek isteyen ve görmeye hazır olanlar için!?!

Umarım bütün bu yazdıklarım sevgili dedeleri incitmez! Onlara, bu güne kadar yaptıkları tüm hizmetler için sonsuz şükran borçlu olduğumuzu, ve olağanüstü, doyumsuz kozmik bilgileri bizlere yüzlerce yıl boyunca ser verip sır vermeme pahasına taşıdıkları için ellerinin öpülmesi gerektiğini söyleyen de benim.

Ancak, “zamanın bitiş tarihi”nin çok yaklaştığı içinde bulunduğumuz şu günler, artık hiçbir sırrın gizli kalmaması gereken günlerdir ve her şey açığa çıkmak, ifşa edilmek zorundadır; insanlık hayrı için!!! Bütün yapmaya çalıştığımız budur. Kaldı ki sözlerimin kabul edilip edilmemesi de tamamen bunları okuyan her bireyin kendi bilinci ile ilgilidir ve kabul edilmemesi de, kabul edilmesi kadar doğal olacaktır. Çünkü ben ne söylersem söyleyeyim;

“Herkesin anladığı kendi bildiği kadar olacaktır”

Peki neden?!

Bu sorunun cevabı, önceki sayfalarda yarım bıraktığım başka bir konumuzla da direkt ilgilidir; reenkarnasyon!!!

Hatırlarsanız, Alevilerin; “Bizim abdestimiz alınmış, namazımız kılınmıştır” dediğini ve dedelerin verdiği bu bilginin gerçekte reenkarnasyonla direk ilgili olduğu ve bunun da gene dedelerin bize ulaştırdığı başka bir sır bilgiyle de ilişkili olduğunu yazmıştık. Neydi bu“sır” bilgi?!

Daha önceki çalışmalarımızda demiştik ki, Kozmik bilinç ve yasalar, kendilerini Dünya boyutunda insanların uygulamaya koyduğu yaşam şartlarında ve koşullarında tezahür ettirirler.

Buna örnek teşkil edebilecek en üst uygulamanın da, Bilgi Kitabı’nın bize verdiği evrensel mekanizma ile ilgili “Sistem, Nizam, Düzen” bilgisinin insan bilinci ile Dünyasal pratiğe dönüştürülen “Yasama, Yürütme ve Yargı” anlayışı olduğunu söylemiştik. (Bkz. Kıyamet Öyküleri. Can Yayınları)

Çok daha güncel ve magazinsel bir örnek vermek istersek eğer, insan bilincinin yarattığı bilgisayar oyunları bu anlayışı ortaya koyabilecek belki de en iyi örnek olacaktır. Her bilgisayar oyununda oyuncu veya oyuncular hiç tanımadıkları, bilmedikleri koşullarda bir mücadeleye başlarlar. Doğaldır ki oyuncu, ilk kez oynama zorunda olduğu bu oyunda zorlanır ve “ikinci kademeye geçebilmesi için gerekli olan puanları elde edemeden yanar (ölür?!).

Kazanma puanına ulaşabilmek için (diyelim ki) 21 evreden (7 kat yer, 7 kat gök ve Arş-ı Alâ?!?) oluşan bu oyunda oyuncu her oynayıp yandığı bölümde (öldüğü), oyun ve oyunun incelikleri ile ilgili, doğal olarak, daha çok bilgi sahibi olur. Olur ama, her oyuncunun aynı yetenekleri gösteremediğini de hepimiz biliriz. Yani oyunun kurallarına alışmak ve bunları bilmek başarılı olabilmek için, evreyi geçebilmek için, yani (tekamül merdiveninin basamaklarından yukarı çıkabilmek için?!) ne yazık ki tek başına yeterli değildir. Bunun için oyuncunun yeteneklerinin hangi yönde olduğu da çok önemlidir. (Her insan bir evrendir felsefesinden yola çıkarsak gene eğer, insan bu anlayışta, sonsuzluğu oluşturan sonsuz parçalardan biridir. Ve nasıl ki bir evren olan insan bedeninde çeşitli işler konusunda uzmanlaşmış organları oluşturan milyarlarca hücre varsa, bu sonsuzluğun birer parçası olan insanların da kendi işlerinde belli konularda uzmanlaşmış olması hiç de şaşırtıcı olmamalıdır. Kimisi bu evrenin idrar yollarını temsil eden bölümünün işini üstlenmiştir, kimi de kalp organının işlevini. Kimi karaciğer bilincini oluşturan hücreleri, kimi de beynin işlevini yerine getiren hücreleri; ve doğal olarak belli bir bilinç bütünlüğü ve kapasitesi içinde davranacaklardır tüm bu hücreler!!! Ama herkes, herkese sonsuza dek muhtaç olacaktır!!! Bunu hiç unutmayın! (Boşuna dememişler; “Bir elin nesi var, iki elin sesi var!!)

Yani bir oyuncu bir evreyi ortalama 3 denemede geçerken bir diğeri bunu ancak 6-7 denemede (enkarnasyonda) gerçekleştirebilmektedir. Ve çok doğal olarak oyunu kazanma konusunda birinci oyuncu diğerinden biraz daha fazla önceliğe sahiptir.

Sahiptir ama ilginç bir şey olur! Oyun her bir üst kademeye geçtikçe şartlar zorlaşmaktadır ve yeni ve bilinmeyen sınavlar ortaya çıkmaktadır. (Yani başlarda bütün iş bir sandal içindeki 4 kişiyi durgun ve sığ bir gölde karşıdan karşıya geçirmek iken şimdi, 10 000 kişilik bir transatlantiği fırtınalı bir okyanustan geçirmek zorundadır varlık!!!)

İşte, tüm kozmik (din) kitaplarında, “Biz herkese taşıyabileceği kadar yük veririz” diyen ayet ile; “Sizin yaşamak zorunda kaldığınız zor sınavlar sizin için birer fırsatlar kapısıdır” diyen evrensel bilginin altında yatan sır budur.”

“Benim böylesine fırtınalı havada 10 000 kişi ile bu okyanusta ne işim var” deyip lanetler okuyan bir can, gerçekte nasıl olağanüstü bir fırsatın eşiğinde olduğunu bilse sanırım çok farklı düşünürdü!?

Evet. Oyuncu oyunu oynadıkça ve yanıp (ölüp) oyuna tekrar başladıkça (tekrar bedenlendikçe) hem oyun ile ilgili bilgisi birikimli olarak bir sonraki evreye (bedenlenmeye, enkarnasyona) taşınır, hem de kendisi bu koşullara daha uyumlu bir yapıya (bilinç, davranış, sezgi vs.) sahip olur.

Ve ne zaman ki oyuncu oyunla ilgili tüm bilgilere ulaşır (Hak-i Kat’i kavrar, Hak-i Kat kapısında hak sahibi olur) işte o zaman onun için sınavlar bitmiştir artık. (4 kapıdan, 40 makama geçmiş, ve Hak-i Kat boyutuna ulaşmıştır.)

Ve bu noktaya varmak için, kaçınılmaz olarak reenkarnasyon dediğimiz o evrensel yasanın nimetlerinden faydalanmıştır.

“Adem” bilinci ile gelip “insan”lık sıfatına ulaşmak isteyen varlıklar, bunu gerçekleştirirken, bir yaşamlık süre hiçbir zaman yeterli değildir (Dinler tarihinden önceki dönemlerde her ne kadar bu farklı idiyse de!! Çünkü yaşam süresi bu dönemlerde 1000 yıl civarında idi. Tevrat’ın ayetlerinde çok açık şekilde isim isim sıralanan bu 1000’er yıllık yaşamlar, Nuh peygamber dönemi ile inişe geçer; inişe geçer çünkü Tanrı(lar) kendisi ile aynı yaşam süresine sahip “Ademoğulları” ile uğraşmaktan bıkmıştır!!).

Tekvin 6-3: Ve Rab dedi: Ruhum adem ile ebediyyen çekişmeyecektir, çünkü o da ettir; bunun için onun günleri yüz yirmi yıl olacaktır.

“Adem” soyunun yaşam süresinin Nuh peygamberden başlayarak kısalması, hakikatde olağanüstü ilginç bir gerçeği de dolaylı olarak anlatmaya çalışır bize.

Nuh tufanı gerçekte Atlantis’in batışına sebep olan o olağanüstü doğa felaketidir. Teknolojik güçlerle fiziksel bedenlerini bin yıllık yaşam sürelerine kadar uzatan Atlantisliler bunu öylesine kullanmaya başlamışlardı ki, sosyal adalet ciddi şekilde yara almıştı.

Farklı sınıflar yaratılmış, insanlar arasındaki eşitlik ciddi şekilde bozulmuş ve üstün bir sınıf yaratılıp tüm güçler onlarda toplatılmıştı.

Oysa Atlantis’in efsanevi bir uygarlık olarak anılmasının en temel nedeni sahip olduğu Kozmik/Evrensel bilinci ve yaşamıydı.

Bu bilinç sayesinde gelişmiş, Dünya dışı uygarlıkların yardımlarını görmüş ve böylece muhteşem bir medeniyete sahip olmuştu.

İşte tüm bu değerlerin yitirilmesi, Evrensel yasaları harekete geçirmiş ve olumsuzluk baskı ve zulüm üretenler tüm bu değerleri misli ile yaşamaya kendilerini mahkum etmiş ve Atlantis gezegensel bir felaket ile sulara gömülmüştür. (A.B.D’nin son dönemlerindeki tutumu, Atlantis’in sonunu hazırlayan eşdeğer günlere benziyor; ve şuna inanın ki “Evrensel yasalar hiçbir zaman kişiye özel değildir”. Yani o zaman işleyen yasa bu zamanda da “mutlaka işleyecektir”; bundan hiç kuşkunuz olmasın!!!)

İşte tüm bu öykülerde anlatılanlar,“BİR”lik bilincinden uzaklaşan Atlantis halkının “İKİLİK” kavramına (dualite’ye) mahkum oluşu ile yaşam sürelerinin kısalmasının birbirine paralel gelişen iki değer olduğunu da gösterir bize.

Birlik kavramı ve bilinci, bu bilinç halinde olan varlıkların “sonsuz yaşam” anlayışını da ifade eder. Bu anlayıştan uzaklaşmak ise dualiteyi yaratır.

Ve işte Nuh peygamberden başlayarak 120 sene üst sınırı ile kısıtlanan yaşam gerçekte aynı zamanda “sınırlı yaşam” anlayışının neden Nuh peygamber ile başladığını da anlatır bize”

Çünkü Nuh ve soyu ikiliğe mahkum bir bilincin takipçileriydi ve “bunun için yaşamları sınırlanmıştı”!!!

Ancak bu aynı zamanda, toplu bilinçlenmenin koşullarını yaratma açısından da çok uygundu çünkü çok daha “güçlü dersler” alma imkanı yaratıyordu tekamül yolunda!!

Unutmayın ki, dersler ne kadar keskin ve güçlü olursa öğretisi de o derece etkili olur ve bunu sağlamanın en gizemli yolu da bize felaket ve keder dolu gibi görünen olaylardır.

Yaralanma, öldürme, savaş, intikam ve benzeri daha birçok olay Adem soyunun evrensel bilince ulaşması yolunda çok etkili uygulamalar olmuş, bu da kısa yaşam dönemlerinin farklı bedenlerde sık sık tekrarlanması ile elde edilmiştir.

Her yaşamda farklı koşullara sahip olan varlıklar, kısa ancak çok tekrarlanan bedenlenmeler sayesinde bazen dilenci, bazen, kral, bazen öldürülen, bazen öldüren, bazen kadın, bazen erkek olarak enkarne olup o kadar çok deneyim elde etmişlerdir ki, tüm bu sonu farklı biten deneyimlerin tek uzun hayatta elde edilmesi zorluğunu da böylece yener.

İşte bu anlayış, yani reenkarnasyon, Alevi dedelerin öykülerinde ve Alevi felsefesinin “dilinde” kendisini o kadar net gösterir ki, Alevilik için reenkarnasyon gerçekte en doğal ve en açık bilinen bir gerçekliktir. (Kozmik Bir Senfoni olan dünyalar güzeli Alevi felsefesi için farklı bir şey düşünülebilir miydi?)

“Ölüm” sözcüğü, dilimizde kullanılan şekliyle “yaşamın sonu”nu ifade eder. Ölüm, uygulanan tüm semavi dinlerde Tanrı’nın kullarına bir defaya mahsus tanıdığı yaşam hakkının sona erişi, bitişidir.

Bu anlayışa göre kul, eline geçen bu fırsatı ne kadar iyi değerlendirirse Allah yolunda buna göre ödüller kazanacak ve cennet veya cehennem’e gidecektir; gidecek ve sonsuza dek orada kalacaktır.

Alevilik inancında/dilinde ise ölüm kelimesi asla kullanılmaz; onun yerine “göçtü”, “don değiştirdi” veya en yaygın şekilde “Hak’ka yürüdü” denir.

Açıktır ki, kullanılan tüm bu sözcükler derin anlamları ile “DEĞİŞİMİ” ifade etmektedirler; asla bir sonu değil!”

Göçmek, kelime anlamı ile “bir mekan veya bölgeden başka bir mekana veya bölgeye taşınmaktır, yer değiştirmektir.” Varlık, bu yeni yaşam alanında kendini ifadeye devam etmektedir; koşullar biraz değişmiş olsa da!!

Öyle ki, eski geleneklerinden kopmamış Alevi köylerinde göçen can, toprağa yatak, yorgan ve özel eşyaları ile verilir hala. (Doç. Atilla Erden’in yaptığı saha araştırmalarında bu uygulama fotoğraflar ve slaytlar ile belgelidir!!)

Uygulama bize, Mısır dönemlerinde özel eşyaları ile mezara verilen firavunları hatırlatır. Tekrar bedenlenmeye kesin olarak inanılan Mısır uygarlığı döneminin tipik bir uygulamasıdır bu. Sümer kültürünün mirasçılarından olan Mısır uygarlığı ve Mu ve Atlantis kültürünün mirasçısı olan Sümer uygarlığı.

Ve bakın tüm bu konu hakkında yani reenkarnasyon hakkında, her dem sevinç ile varlığını ve gelişini size bildirdiğim Bilgi Kitabı, ki 5 nci Kozmik kitaptır, (diğer dördü Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’dır) neler söylüyor: (Fasikül 26-Sayfa 238).

“Dostlarımız,

Bilirsiniz ki tekamül ilânihayedir. Ama önce kendinizi Evrim Nizamına göre yetiştirmeniz lâzımdır. Bunu enkarnasyon halkalarınızın zinciri temin eder. Dünya Evrimini tamamlayıp, 7 Fasetinizi birleştirdiniz mi, Sonsuz Şuura dalma Müsaadesi alırsınız (7 Faset; 1985 Üçüncü Ay Fasikül 9’a bakınız). Evrimsel Nizam ile Evrensel Bilinç Sizi sonsuz Şuura hazırlar. Sonsuz şuura dalmak sizi size kazandırır. O zaman Ruhsal Enerjinize sahip çıkabilirsiniz. Ruhun Tekamüle ihtiyacı yoktur. Ancak Ruhsal Planın kademelerine yükselebilmek için Ruhsal Plan içindeki Ruhsal Potansiyeliniz ile Dünyevi Tekamülünüzün eşdeğer olması lazımdır. Enkarnasyon, ruhsal bütünlüğünüze ulaşabilmeniz için şarttır. Ancak ondan sonra ruhsal enerjinize sahip çıkarak sonsuz bilinç kazanabilirsiniz. Ve kainatın Nizamının bütününün içinde bulunmaya hak kazanırsınız

Bu etapta yapmış olduğunuz Tekamüller ile kazanacağınız puanlar devreye girer. Denetim merkezdendir. Bu merkez de, birçok Birleşim Merkezleri ile beraber çalışmaktadır. Bütün sistemin nizamını denetleyen bu merkezdir. Bir insan bu merkeze ÖZ-SAF RUH-SAF ŞUUR ile bağlanmaktadır. Biz bu dostlara HULUS sahibi dostlar demekteyiz. Bir hulus sahibi dost, Önce Tanrısal, sonra da RUHSAL Evrimini tamamlama zorunluğundadır. Ancak ondan sonra Evrensel Nizam ile irtibata geçebilir. Evrensel Nizamla irtibata geçen Dost Bilinci bazı özel eğitimlerden geçirildikten sonra sınırsız ufuklara açılabilir. Bilgilerinize sunulur.


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git