Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Bölüm 5

Bu yedi kozmosun üstünde de

Bu yedi kozmosun üstünde de, yapıyı zorlamadan en doğal şekilde durabilecek 3 kozmos daha vardır. Ve bu üçün üstünde en yukarıda 1 tane daha; ve böylece yapı en üstte 1, altta 3 ve en altta 7 olmak üzere toplam 11 kozmostan oluşan tetrahedrona dayanan üç boyutlu bir şekil alır.

Bu yapı yani; “1/137 (137 sayısı ile 731 sayısının benzerliğine dikkat), atomların, kristallerin, dağların ya da yapısal olarak var olan her şeyin boyutunu belirleyen sağlam yapı ya da oluşum değişmezi olarak da bilinir. Kozmik modelle ilişkilendirdiğimizde bu değişmez evrenin bir parçasını ya da kesrini ifade eder. Bu yapı, tetrahedron, evrenin en temel yapısını oluşturur. (Bu arada 1’in 3’e ve 3’ün de 7’ye ulaşarak var olduğunu göz ardı etmeyin.)

Yapı aynı şekilde diğer yöne doğru da devam eder. Temel 7’yi ortak kullanarak ters yönde de en üstte 1, onun altında 3 ve ortak kullanılan 7 kozmos...”

Bentov’un çalışmasından alıntılar yaptığım yukarıdaki bilgilerin hemen devamında tekrar Papus’e dönüp gene aynı kitaptan yeni bir bilgi aktaralım satırlarımız arasına:

“O halde gerçek bir yüzyıl aslında 4’er yıllardan oluşan 32 grupluk bir destedir (s.130).”

Öncesi, teknik bir takım terimler ve yaklaşımlar içerdiği için buraya almadığımız bu çalışmanın sonucunda Papus’ün elde ettiği yukarıdaki sayılar Bentov’un buldukları ile beraber ele alındığında yepyeni ufuklara götürür bizi.

Artık çok iyi bildiğimiz gibi varoluş kendisini dualiteye mahkum etmiş bir yapıdadır. İfade ettiğiniz veya sahip olduğunuz bilinç boyutuna bağlı olarak varoluşu ele aldığımızda, ister yaşadığınız 3 boyutlu bu hayatta, ister Kozmos’un idarecisi olan Elif’in yapısında, ister Tanrı bilincinin (En-el Hak) ifade edildiği boyutta ve hatta isterseniz Allah boyutunun ifadesinde, hepsinde, İKİLİK (Dualite) kaçınılmaz bir ilahi yapısal gerçekliktir.

Papus, bizim 1 yıl olarak kabul edip yaşadığımız zaman dilimini, astrolojik hesaplamalarla, (artık zamanı da ele alarak) bölünmüş bir yapının yarısı olarak kabul eder ve iki yarımın (365 yani günlük 2 yılın) toplam günlerinin bize 731 sayısını verdiğini söyler!!!

731 sayısı, ise, Bentov’un Kozmik yolculuğunda deneyimlediği tetrahedron, yani, evrenin en temel yapısını ifade eden sayının aynısıdır!!!? (7 Kozmos temel alınarak, her iki tarafta 3’er tane daha ve en üstte de 1’er tane daha)

Yaşadığımız zaman anlayışını bile mahkum ettiğimiz dualiteyi ortadan kaldırdığımızda elde ettiğimiz bu sayı veya yapısal gerçeklik, tetrohedronun çift taraflı bir varoluşa sahip olduğu gerçeğinden ele alınırsa o zaman bu, bizi her bir sayı kümesinin 2 birleşik yılı ifade ettiği toplam 4 yıllık bir zaman dilimine (731-iki 365 günlük yıl diliminin artık zamanlarla oluşturduğu bir günler toplamı idi) ulaştırır.

Papus, Bentov’un ortaya koyduğu tüm bu Kozmik yapısal gerçeklerden (belki de) hiç haberdar olmadığı halde, astrolojik hesaplamalarla ilginç bir şekilde kendi boyutundan sahip olduğu bilgilerle, gerçek bir yüzyılın aslında “4’er yıllardan oluşan 32 grupluk bir deste olduğunu” söylemiştir. (Her kozmos kümesinin sayısal yapısının 4 yılı ifade ettiğini sanırım anlamışsınızdır)

Papus’un yolundan gitmeye devam eder ve 32 grupluk bu 4’er yılları birbiri ile çarparsak 32x4=128 sayısını buluruz ki, Papus’ün “gerçek yüzyıl” olarak tanımladığı bu zaman dilimiRab Yahova’nın Tevrat’da Ademoğulları için uygun gördüğü yaşam süresinin hemen hemen aynısıdır (120 sene).

Belki de çok daha ilginç olanı ise, ingilizcede century olarak isimlendirilen yüzyıl kelimesi “bazı etimologlara göre yılların birbirini takibi (latince segui, takipten) bazılarına göre de yaşamın zamanı (!!!) demektir. (Gaelik saoghol)”-Papus (s.130).

Varoluşu, (Heplik boyutunu) “BİR”in parçalanmış ve kaotik bir yapısı olarak ele almış ve bu kaotik yapının aynı zamanda ilahi bir denge anlayışıyla “düzene” sokulduğunu söylemiştik.

“Evrenin en temel yapısını” oluşturan tetrahedronun sayısal ifadesi, gerçekte kendi içinde inanılmaz bir sırrı da saklar; İlahi yasaların sayısal yansımalarını!!!

137 veya 731 olarak sıralanan rakamlar dikkatli bakıldığında ilginç bir etkileşim veya ortak bir gelişimi anlatır bize!? Her bir sonraki sayı, kendinden bir önceki sayı ile arasındaki farkın toplamından meydana gelmektedir. “BİR”in bölünmesiyle başlayan bu gelişme, 3 ile devam etmek için 1 ile 3 arasındaki sayısal fark kadar sayının 1’e eklenmesi ile oluşmaktadır. Yani 3 ile 1 arasındaki sayı farkını 1’e ekleyerek (=3-1=2, 2+1=3)

Aynı kural 7’ye ulaşmak içinde geçerlidir. 3’ten 7’ye ulaşmak için, 7’den önceki sayıların toplamı kadar sayıyı (yani 4’ü) 7’den önceki son sayıya (yani 3’e) eklemek zorundayızdır.

Belki de en ilginci ise, aynı yasayı ileri doğru devam ettirdiğimizde elde ettiğimiz sayıdır. Toplamı 11 olan 137 sayılarını (yani “BİR”in 3’e, ve 3’ün de 7’ye yansıyarak varoluşunu) aynı mantık ile işleme tabi tutarsak; 11+7 (137 rakamının son sayısı)=18 sayısını verir bize!!!?

Alevi Kozmik öğretilerinde “Bir Ali 18000 aleme bir geldi” denilen, Bilgi Kitabında “18 sistem yasaları” olarak anılan tüm bu bilgiler gerçekte, yukarıdaki bilgilerin de bize gösterdiği gibi“Aynı “BİR”in kendi içinde bölünmesi ile oluşan bir yapıdan başka bir şey değildir!!!? Ve gene açıktır ki, her şeyin ama her şeyin toplam ifadesi, “Bütünü” yani “BİR”i veren bir yapıdadır. “BİR”in 3’e (Hak + Muhammed + Ali veya Baba + Oğul + Kutsal Ruh), 3’ün 7’ye (7 süptil çakradan oluşan bedene sahip insan) ve 7’nin de 18’e ulaşması, varoluşun üzerinde oluşacağı yapısal değerlerin temel kavramlarını yaratmış olur.

İnsan bilincinin ürettiği her şeyin ama istisnasız olarak her şeyin Kozmik Bilinç’den bir yansıma olduğunu bir kez daha size hatırlatıp, ulaştığımız 18 sayısının bizim kültürümüzde ifade ettiği önemli bir değeri buraya bir kez daha almak istiyorum.

“Kıyamet Öyküleri” adlı çalışmamızda “Hû Erenler” başlığı altında yayınladığımız öyküde şunları söylemiştik:

 

HÛ ERENLER

“Tesadüf Tanrının bir diğer ismidir sadece” demiş üstatlar. Tüm varoluşun gerçekte bir “hiçlik” ten oluştuğunu ve buna rağmen bu sonsuz alemlerin “Tanrısal sayılar, değerler ve denklemler” üzerine oturtulmuş olacağını düşünmek, sınırlı bilinçler için gerçektende anlaşılamaz kavramlardır.

Öyle ilginçtir ki, morfojenik rezonans ile (toplumsal bilinç)  oluşturulan değerler, ama harf,  ama sayı, ama semboller, bir tarafta varoluşu kusursuz şekilde işleten “gizemli güçlere” dönüşürken, diğer taraftan tüm bu değerlerin “mutlak karşıtı” olan “Hiçlik” kavramına da ulaştırırlar bizi!!.

“Kozmik Bir Senfoni-Alevilik” adlı üçüncü kitabımızda Alevi dedelerin, Allah’ın zahiri isimleri olarak Rahman ve Rahimi’i kullandıklarını, batınî (gizli) ismi olarak da “Hû” dediklerini yazmıştık. (Unutmayın. Besmele, Kur’an’ın en gizemli en sır dolu ve aynı zamanda en açık ayetidir. Çünkü Allah bu ayetde, Rahman ve Rahim’dir. Yani affı ve hoşgörüsü tüm alemleri, herşeyi kapsayan güçtür. Ve işte bu güç de Alevi mistiklerine göre, Allah’ın “zahiri” sıfatını oluşturur!! Ve Allah, hem de her sure’nin başında “Ben Rahman ve Rahim’im, yani affım ve hoşgörüm tüm alemleri kapsar” dediği halde, insanlar gene de Allah ile korkutulmuş ve hep bu korkuyla büyütülmüştür!!.)

Neyse, biz konumuza dönelim. Ne demiştik? Allah’ın zahiri isimleri, Alevi dedelerine göre, Rahman ve Rahim, batınî ismi ise Hû’dür.

Peki, Hû ne demektir? Neyi ifade eder? Hû Arapça 3 üncü tekil şahıs zamiridir. Ona anlam olarak sınır konamaz!! Bir varlığa, özellikle de yüce bir varlığa isim vermek onu sınırlamaktır!! (Dünya boyutunun dışındaki üst boyutlarda varlıklar isim ile anılmaz. Dünya boyutunda ki “son bulan yaşam” ise Adem denilen  sınırlı ömür biçilmiş (Tevrat’a göre 120 sene) “kalıptır”. Kalıptan kurtulan kısım ise ölümsüz olan evrensel varlığımızdır ve onu “BİR”den (bütünden, mutlakdan) ayıran bir isme de sahip değildir!!)

Eğer bir varlığa isim vererek onu sınırlamak istemezseniz, o zaman o varlığı “Hû” diye çağırırsınız. (İşte Alevilerin birbirlerini selamlarken söyledikleri “Hû erenler” sözünün altında yatan sır buradadır!!. Onlar cesede, kalıba yani “isim ile sınırlandırılmış bedene” değil, onun içindeki ölümsüz varlığımıza sevgi ve saygılarını gösterirler Hû diyerek”!!.)

Hû, ondan kim ne anlar ise (O) odur. “O”nun ne mana olarak, ne de madde olarak bir sınırı yoktur. “Bu, hakikat’de, hiçlik boyutunun varlık alanına çıkmış yaratılışını tasdik eden, onaylayıcı bilinç gösterisinden başka birşey de değildir!!!.

Peki bu bilinç, Arapça’da kendini Hû ile ifade ederken, bizim dilimizde nasıl ifade eder? Daha doğrusu, böyle bir ifade ediş var mıdır?

Yazımızın başlarında demiştik ki, “Öyle ilginçtir ki, morfojenik rezonans (toplumsal bilinç) ile oluşturulan değerler, ama harf, ama sayı, ama semboller, bir taraftan varoluşu kusursuz şekilde işleten gizemli güçlere dönüşürken, diğer taraftan tüm bu değerlerin “mutlak karşıtı” olan “Hiçlik” kavramına da ulaştırırlar bizi”.

Kadim bilgiler, kendi bilinçlerimiz ile yarattığımız tüm sembol, harf veya sayı sistemlerinin “bu varoluşu ifade eden” ve “enerjinin gizemli sürekliliğini sağlayan” değerler olduğunu söyler bizlere.

“Düşünce” kendisini bu değerler ile “zahiri”, yani açıkça bilinen ve görünen” kılarak “kelama” dönüştürür. (Ve unutmayın ki, “Herşey kelam ile başlar”. (Heplik boyutunda)

Toplumsal bilinç, varoluşu zahirde (görünende) ifade ederken öyle değerler üretmelidir ki bu değerler aynı zamanda bâtının da bilgilerini kendi içinde var edebilmelidir! Var edebilmelidir diyorum çünkü bâtının kendisi gizemli bir yol olduğundan, onun ifadeleri de “saklı” olacaktır. “Vardır” ama açıkça görünmez ve bilinmez!! İfade içinde ifade, sembol içinde semboldür o adeta!!!

Bilgi kitabı, ki Dünya’ya Kur’an’dan sonra hediye edilen 4 üncü kozmik kitaptır ancak hiçbir şekilde bir din kitabı değildir, varoluşun yaratılışının “18 sistem yasaları” üzerine kurulduğunu, bunların Atlanta boyutundan bile daha önce var edildiğini, tüm alemlerin, bilinen bilinmeyen herşeyin bir elektromanyetik alan oluşturan bu yasalar üzerinde süregeldiğini açıklar bizlere!!!? (Alevi mistikleri, “Bir Ali 18000 aleme bir geldi” diyerek bu sır yasanın ipuçlarını vermişlerdir aslında!!!) Ve bunu yaparken de “istisnasız” her insanın avuç içine Kur’an değerleri ile 18 sayısını bir “işaret” olarak doğuştan var etmiştir. ( I ve Iv sayıları Arapça 18 ve 81 sayılarını ifade eder ve istisnasız her insanın avuç içinde mevcuttur. Bilgi içinde bilgi; Atatürk’ün doğum tarihinin IIv   yani 1881 olduğunu hatırlayalım!!).

Atlanta boyutu, 18 sistem yasaları, elektromanyetik alanlar... Bütün bunlar ne demek Allah aşkına?

Gelin bu konularla ilgili geniş açıklamayı Bilgi Kitabı’nın kendisine bırakalım ve bizim öykümüze kaldığımız yerden sonra devam edelim.