Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Bölüm 6

ON SEKİZ SİSTEM YASASI

ON SEKİZ SİSTEM YASASI

Dostlarımız,

Bütünlenen Bilinçlere bildirilen Hakikatler sadece Sizler ile alâkalı bir Olgu değildir. Yüce Divanın Özel bir Bildirisi olarak size bildirilen Mesaj mahiyetindeki Hakikatler, bir (Sistemler Nizamının) Planetinize Mevlânamızın Özel kanalından bildirilişidir ki, bu bilgilerin her bir Frekans Gücü daima bilinmeyenlere kanat açtırır. Evrenler Hukukunun-Sistemler Nizamının Müşterek bir çalışması ile 18 Sistemler Yasasının birleşimin bir kolunun sizlere ulaştırılması ile Hakikatler aktarılmaktadır. Bu yasa, yani 18 Sistemler Yasası, bilinmezliklerin tüm bilgilerini kapsayan ve bu yolda birçok yasaları bünyesinde toplayan, var eden-var ettiren bir güce sahip elektromanyetik bir alandır.

18 Sistemler Yasası tüm Kâinatlar Nizamını kuran, tüm sistemleri yöneten ve tüm güçleri elinde tutan bir Evrenler-Kâinatlar yasasıdır ki, bunu hiçbir şekilde, hiç kimse asla değiştiremez. Ve asla da değiştiremeyecektir. Bu elektromanyetik güç alanı sizin bilinmezlik sınırınızdır. İşte bizler sizlere bugüne kadar kapalı kalmış olanı yavaş yavaş açıyoruz. Bu sınır ne Ulu Gücün düşünce okyanusunda, ne de büyük atomiğin içindedir. Bu hepsini ihata eden bir güçtür ki, işte buna “18 Sistemler Yasası” demekteyiz.

Bu gücün binlerce enerji alanından sadece biri olan, Doğal Denge Kanunlarına paralel hazırlanan sistemi, şu an içinde bulunduğunuz doğal gürzünüzdür. Ve sizler de bu sistemin tüm doğal kanunlarına paralel bir yaşamın ortasındasınız. Ancak şimdi bu doğal gürzün evrim bütünlüğünü tamamlayanları MUTLAK ALAN’a almaktayız. Bu Mutlak alan doğal denge kanunlarının tamamen tersi olan bir güç alanıdır ki, burada yaşamda Mutlak Yasalar ve Ebedi Hayat geçerlidir. İşte burası size bugüne kadar ALLAH diye tanıttığımız gücün bulunduğu GÜÇ ALANI’dır. Bu güç alanından sonra daha değişik Güç Birimleri, Güç Alanları ve Kanalları devreye girer ki, işte 18 Sistem Yasaları denilen yasalar sistemi gereğince, bu Mutlak Ebedi Boyuttan sonra, 18 Sistem Yasalarının tüm kolları sizlere açılarak bilinmezliklere göre hazırlanırsınız. Ve oradaki yaşamların idari sorumlusu olursunuz.

Ancak henüz Doğal gürzün içindeki yaşam boyutlarına bu yasalar açılamaz.  Ancak mutlak boyuta ulaşabilen bir bilinç, Bedensel terkini yapabilen bir güç, bu boyutun frekansına daha değişik bir boyuta yetiştirilerek hazırlanır. Ancak ondan sonra evrensel nizamın güç anahtarı eline verilir. Her bir sistem bir güç boyutudur. Ancak şimdi tüm sistemler tek boyutta toplanmaktadır. Şu an sizin bulunduğunuz güç boyutu (bilinç olarak) mutlak boyuttur. Bu bilince varanlar beden göçünden sonra buradaki boyutun eğitimine tabi tutularak mutlak boyuta alınırlar. Ve değişik güç boyutlarında ebedi güzel hayatları onlara tevdi edilir. Bilgilerinize sunulur.

MERKEZ

DÜŞÜNCE ZİNCİRLERİNE CEVAPTIR

Dostlarımız,

Sistemlerin ve nizamların daha devreye girmediği dönemlerde 18 Sistem Yasaları da devrede değildi. Oluşan bütünlükler kendi merkezkaç kuvvetlerinin birbirlerinin tesir sahalarından yararlanarak Evrensel düzeni sürdürüyorlardı. ALTIN BOYUT dönemi dediğimiz ATLANTA Ortamından sonra devreye giren 18 Sistemler Yasası, tüm kainatlar nizamını bir sisteme oturtmuştur. Bu sistemin temeli ATLANTALILAR’ın ATALARI tarafından hazırlanmış, Atlantalılar tarafından tatbik sahasına alınmıştır. 18 sistemler yasasından sonra güneş boyutları teessüs edilerek, yaşam boyutları devreye alınmış ve İNSAN denen varlık bu ortamdan sonra evrime alınmıştır. Bilgilerinize sunulur.

MERKEZ

Not:

Güneşiniz Dünyanızdan daha gençtir. Atlantalılar Âdem’den çok önce var olmuş varlıklardır. Onlar sessizliklerin durgunluğunun sınır ötesi varlıklarıdır. (Bilgi Kitabı bilgileri burada sona erer.)

Demiştik ki” Hû, Allah’ın gizli ismidir” ve Arapça’da 3 üncü tekil şahısı ifade eder! Ona anlam olarak sınır konamaz ve her kim ondan ne anlarsa “O” odur!

Peki Hû yani 3 üncü tekil şahıs zamiri bizim alfabemizde hangi harf ile sembolize veya ifade edilir bilir misiniz?! O. Evet O, bizim alfabemizde ifade ettiği anlama sınır konulamayan, “herkesin kendi bilincine göre bir değer olan sembol veya harftir.”

O, sayı olarak ise sıfır değerini ifade eder! Sayı sistemine neden sonra dahil edilmiş ve bu sistemin “en önemli sayısı ve sembolüdür. (Bunun neden böyle olduğunu daha sonra göreceğiz) Dünyasal morfojenik rezonansın yarattığı sayı sistemi, 10’lu sayı sistemidir. Oysa evrensel sayı sistemi, tüm düzenin üzerinde kurulu olan 12 li sayı sistemidir ve ilginçtir ki bunun hemen tüm ipuçları insanlara verilmişken bizler gene de bunu görememiş ve 10’lu sayı sistemi ile sahip olduğumuz “kısıtlı bilinç yapısını” ifade etmişizdir!?

Bir yılın 12 aya bölünmesi, 1 günün 2x12 saatten oluşması, 12 astrolojik burç oluşu, dinlerdeki 12 Havariler, Septler veya İmamlar, hepsi gerçekte bizlere evrensel sayı sistemini hatırlatan değerlerdir.

İnsanın “biyolojik düzeni” inanılması zor ama gerçekte “aya göre yapılandırılmıştır”. Ay, Dünya üzerindeki gezegensel etkisi ile, tüm canlıların, hatta denizlerin bile yapılarını etkileme gücüne sahiptir. (Bütün o kurt-adam filmlerinin nereden kaynaklandığını sanıyordunuz?!). Gökyüzünde en güçlü şekilde görüldüğünde denizleri bile yerinden oynatan, insanların kan dolaşımını ve sinir yapısını etkileyen, Dünya’nın sipiritüel bilincini (evet, Dünya Gezegeninin sipiritüel bir bilinci vardır) çekim gücü ile dışına çeken, (ve böylece medyumların çalışmaları için en uygun koşulları hazırlayan) çekim gücü ile mineralleri dış kabuğa doğru yaklaştıran (bilgeler ve şamanlar bunun bilincinde oldukları için bitki ekim zamanlamasını mutlaka dolunaydan önce yapın derler) hep Ay dediğimiz o gizemli gezegendir!!!. (Hatırlarsanız, “Kozmik Bir Senfoni-Alevilik” adlı çalışmamızda şöyle demiştik: “Muhammed Güneştir (zahir’de olan) Ali ise Ay’dır (batın’da olan). Ve batın, yani Ay, yani Ali, Tanrı’nın gerçek yoludur.)

 

Ay, 4 evrede tamamladığı hareketini (dolunay olup tekrar başa dönüşü) toplam 28 günde bitirir. Bu değerler bir taraftan, ana unsurlar olan fiziksel varoluşun “4” yapı taşını bize 4 evre ile  hatırlatırken  (Toprak, Hava, Ateş ve Su) bunun 7 ile (insanda var olan 7 enerji çakrası) çarpımı da bize Ay’ın bir tam hareketini verir (4x7=28). Çıkan değeri (28) evrensel sayı sistemini ifade eden 12 ile çarparsak; 12x28=336 sayısını buluruz. (Ki bu sayıların toplamı da bize 12 rakamını verir)

Elde ettiğimiz 336 sayısı, Ay’a göre düzenlenmiş bir yılın ve 12 Ay ayının (inanılmaz!! Dünyasal sayı sistemi ile oluşturduğumuz 30-31 günlük zaman dilimini bile onun ismi ile yani Ay diye adlandırmışız ama gene de bu ikilemi görememişiz !!!?) gün olarak sayısal karşılığıdır.

Bütün bu rakamlar ve onların ifade ettiği değerler bize evrensel varoluşun ifadelerini batınî olarak verirler. (Çünkü bu bilgiler “yapı taşları arasına gizlenmişlerdir”)

Peki, dünyasal yani 10’lu sayı sistemi ile ifade edilen ve bir yılın 365 gün olarak kabul edildiği bilgi ile ne yapacağız? Eğer 365 rakamından 336 rakamını çıkartırsak ne elde ederiz biliyor musunuz? 365-336=29. 29 rakamı bizim sınırlı Dünya bilincimizi ifade etmek için kullandığımız “Dünyasal alfabemizdeki harf sayısıdır”. (Alevi erenleri “sır söylemek” isteyen insanların, Dünya kelamına aracılık yapan harflere Hak-Muhammed-Ali üçlemesini eklemeleri gerektiğini söylerler. Ali ile batın’î, Muhammed ile zahir’i ve Hak ile mutlakı ifade eden bu sözler gerçekte o varlığın eriştiği tekamül boyutunun bu 3’lü değer anlayışını yani, batınî, zahiri ve mutlak ile ilgili olan sırları da kapsadığının bir göstergesidir)

Başka bir bilgi de bu 29 sayısının bir artık ay için gerekli olan 28 günü yarattığı, böylece toplam ay sayısının 13 olduğu (ki bu sayı en güçlü enerjilerden birini ifade eder (Bkz. Kozmik Bir Senfoni- ALEVİLİK), artık 1 günün ise her zaman kapalı kalacak olan o “SON KAPIYI” ifade ettiğidir.

12 li sayı sisteminin bizi getirdiği bu noktada duralım ve biz 10’lu sayı sistemini irdelemeye geri dönelim. Demiştik ki 10’lu sayı sisteminin en önemli sayısı ve/veya sembolü 0 (sıfır) dır.

O (harf olarak) ve O (sayı olarak) gerçekte bir “ortak değerin” farklı ifadelerinden başka birşey değildir. (Kadim bilgiler bize her harfin bir rakam karşılığı ve doğal olarak da her rakamın bir harf karşılığı olduğunu söylerler. Tüm batıni öğretilerin aynı kaynaktan çıktığını unutmayın; ve bu kaynağın  da bütün uygarlıkların ondan var olduğu Mu uygarlığı olduğunu da gene hatırlayın. İşte bu bâtınî/ezoterik öğretilerden/okullardan biri olan Hermes ve  takipçilerinin, bir adayı inisiye ederken (Tükçede “el vermek” denilen olay) kullandıkları sembolleri anlatan aşağıdaki paragraf ele aldığımız konu ile yakından ilgilidir. (Cihangir Gener: “Ezoterik-Batıni Doktrinler Tarihi”-Yenilik Basımevi:

“... adayı Kutsal Semboller Muhafızı adı verilen görevli rahip karşılar ve birinci sınavı başarıyla tamamladığı için kendisini kutlardı. Bu salonda yer alan 22 dev heykelin altında 22 temel sırrı ifade eden aynı sayıdaki harfler ile bunların sayısal sembolleri vardı. Bunlardan 1 sayısı ve “A” harfinin, Tanrı’nın ve O’nun yeryüzündeki en yüksek ifadesi olan insanın sembolü olduğunu öğrenen adaya diğer sırlarda sırasıyla verilirdi”-s.34.

Hermes’in, bilinen yazılı tarihten çok önce (yani en az 10.000 sene önce) rahip adaylarını inisiye etmek için kullandığı bu bilgiler gerçekte bize hiç de yabancı değildir. Tasavvuf’a biraz ilgisi olan her insan bilir ki Arap alfabesindeki elif harfi, batıni/ezoterik öğretide insanı temsil eder!!! HER NE KADAR ALFABE DEĞİŞMİŞSE DE, KOZMİK İFADE AYNEN, ANLAM BULMUŞTUR!!! Hermes’in “A” harfi ve “1” rakamı neyi ifade etmişse 10.000 sene önce, Arap alfabesinin Elif’i de aynı şeyi ifade etmiştir.

O kadar ki, sevgili İtzhak Bentov, yaptığı kozmik bilinç yolculuğunda Alef/Elif ile karşılaştığında (Alef olarak da yazmamın sebebi Bentov’un Musevi olması ve doğal olarak gördüğü yapının (Elif ve 3 çakrası) İbrani alfabesi ile anlam bulmasındandır.) Hermes’in 10.000 sene önce öğretilerinde yer alan tüm gizemleri kendisi aynen deneyimlemiştir. Elif, aydınlık yüzünden 22 temel İbrani harfini tam bir düzen içinde boşluğa yayarken, karanlık yüzünden de aynı harfleri kaotik bir yapıda varoluş’a yaymaktadır. Zaman ve mekanın olmadığı boyutlardaki değişmeyen Hak-i Katlerdir tüm bu ifadeler. İster Hermes’in, ister Bentov’un isterse de Yunus’un bilinci ile deneyimlenmiş olsun!??

Öylesine inanılmazdır ki, 0 rakamının harf olarak bir karşılığı yok iken (ki olmaması da son derece doğaldır çünkü “HİÇ”liği ifade eder!) sembolik anlamda onu birebir ifade eden harf 0 harfidir. Ve o harfi bizim alfabemizin, (sıkı durun) 18 inci harfidir. “(Ne demiştik; varoluş 18 sistem yasaları üzerine kurulmuştur!!!)

Diğer taraftan O  (Sıfır), tüm bu hiçlik boyutunu ifade edişle beraber öylesine bir bilinç yapısı ortaya koyar ki şaşırmamak elde değildir. Sayı sistemini 1’den 9’a kadar sayarsak, bu noktadan sonra ileriye (geleceğe veya sonsuzluğa) doğru gidebilmemiz ancak ve ancak “Hiçliği” ifade eden O (Sıfır) sayısı ile mümkündür (Unutmayın 9 (dokuz) değişim, dönüşümü ifade eder. Bundan sonra gelen 10 sayısı ise sadece ve sadece ilk başlangıcın yani, 0 1 rakamlarının ters yazılışından başka birşey değildir. Eh, demişler ya, “Görünen, görünmeyenin tezahürüdür diye!! (Unutmayın, sizin aynadaki tezahürünüzde de sağ taraf solda, sol taraf sağdadır!!)

Bütün bunların yanında O, sembol olarak da bir anlam ifade eder mi? Tabi eder! Yaşamın sonsuz döngüsünün ‘kesintisizliği’. O sembolünün çizimindeki hareket şeklinin tüm gezegenlerin, güneşlerin, galaksilerin, evrenlerin ve de atom ve atom altı parçacıkların ortak hareketi olan “dönüşü” (Alevi ve Mevlevi semahlarının sırrı da budur) anlattığı açık değil midir?

Çağdaş bir evliya olan benim sevgili Bentov’um yaptığı kozmik yolculukta “O” ile karşılaşmadan önce, bu sonsuz boşlukta varlık alanına çıkmış herşeyi kendi içinde barındıran o yapıya dönüp baktığında,tüm galaksilerin, evrenlerin, kozmosların ve süper kozmosların hepsinin, devasa bir küre içinde olduklarını görür; sonsuz boşlukta “mavimsi neon bir ışıkla parlayan” devasa, kusursuz bir “inci tanesi”!!!.

Ve bu devasa inci tanesinin, 2 boyutlu çizimde ifade ediliş şekli de, en gizemli sayı, harf ve sembol olan “O” dur. Alfabenin 18 nci harfi olan gizemli harf, sayı ve sembol olan “O”!!!

Alevi mistikleri için “hû”, tanımlanamayan, bilinemeyen ve anlaşılamayan “Yaradan Güç” için kullanılan kelime idi.

Okült çalışmaların en ilginç ve doğal detaylarından birisi ise, her farklı inanç toplumunun, benzer bilgiye kendi inanç sistemleri aracılığıyla ulaşmasıdır; yani batıni bir bilgi olan Alevi mistiklerinin bu ifadesine, yani Tanrının gizli adı olan “Hû” ye Musevi Kabalacılarının da kendi bilinç ifadeleri ile ulaşması ve onu ortaya koymuş olması.

İslam tasavvufu bu gize kendi bildiği yolla ulaşırken aynı gize Hıristiyanlık Gnosis ile Musevilik de Kabalistler yolu ile ulaşmış ve hepsi de, istisnasız olarak aynı bilinci ifade etmişlerdir. İslamın kendi dil bilimi ile “Hû” dediği bu güce, onlar “YHVH” demişlerdir.

Musevi dininin takipçileri YHVH kelimesini, sahip olduğu olağan üstü frekanstan ve ifade ettiği bilinç boyutundan dolayı “telaffuz dahi edilmesi mümkün olmayan” bir konumda kabul etmişler ve onun yerine “Adonai” demişlerdir.

Nasıl okunduğu veya okunması gerektiği konusunda bile kesin bir bilgiye sahip olmadığımız bu kelime (YHVH), Musevi dostların dilbilgisinde “Adonai” diye ifade bulurken aynı zamanda çok ilginç bir noktaya da taşır bizi.

“Adonai”, evrensel bilinci ifade edebilen üst boyut varlıkların ortak selamlaşma ifadesidir de aynı zamanda. Varlıkların isim ile sınırlandırılmayıp, sahip oldukları bilinci ifade eden aura rengi ve/veya frekansı sayesinde tanındığı bu boyutlarda “Adonai” yani YHVH adeta Alevi/Bektaşi erenlerinin birbirlerini selamlarken kullandıkları “Hû” gibidir.

Alevi Senfonisi’nin Kozmik olduğunu, Alevi felsefesinin kozmosun temel ifadelerini taşıdığını söylerken ve Aleviliğin La frekansındaki bilinci ifade ettiğini söylerken pek de abartmamışız demek ki!!!

“Hû” yani (O) tüm mistikler tarafından ifade edilmiş bir değerdir ve kimsenin tekelinde de değildir. Bütün inanç sistemleri, kendi içinde bu değeri yaratmıştır bir şekilde. Öyle ki, Masonluk dahi bunu sembolik olarak ifade etmiş ve “hiçbir zaman açılamayacak bir son kapı her zaman kalacaktır” demiştir.

İşte, o “son kapısının ardındaki güç”ün ifadeleri olan “hiç”lik ve “hep”lik yapısı, sevgi ile varlık alanına çıkmış bir bütün’ün parçalarından başka bir şey değildir.

Hiçlik’ten Hepliğe doğru hareket eden bu yapı, Hepliğin kendi içinde parçalara bölünüp farklı yapılar ile ifade bulmasıyla İmam Cafer-i Sadık’ın o ünlü sözünü hatırlatır; “Bilim bir tek nokta idi; gafiller onu çoğalttı.”

İmam Cafer-i Sadık, kendi bilinç boyutunun frekansını da yansıtan bu söz ile hakikat boyutu bilincinden uzak olan varlıkların düşünce yapılarını anlatır bize. Okült bilgilerin hemen tamamında daire (veya sıfır rakamı) içinde bir nokta (     ) ile ifade bulan bu bilinç hali, ayrıntılarında  o sonsuz kaotik ve adeta anlaşılamaz yapıya dönüşür. Ve işte bu bilinç halinin ifadesi İmam Cafer-i Sadık için “gaflet”ten başka bir şey değildir!?! Gaflettir çünkü “Hakikat Boyutunun dışındaki tüm yapı aldatıcı ve yanıltıcıdır. Sizi sonu gelmez bir kabusa mahkum eder. Hırsınızın, egonuz ve maddenin esiri olup tüm varoluşun bu değerler üzerine kurulduğunu sanırsınız. Bütün bunların arkasında yatan HAKİKATİ göz ardı edip sadece dünyasal değerlere saplanıp kalmış, bunlara mahkum yaşayan gafiller olursunuz!?!

Ama ne olursa olsun, adem bilincine çözülmez bağlarla bağlı gibi görünen tüm bu varlıklar bile yine de Tanrı’nın “koşulsuz sevgisi” ile sarılmışlar ve bu lütuftan yararlanmışlardır. Yararlanmışlardır çünkü “Sevgi kozmik yasadır.”

Sevgi herşeydir. Ve herşey de Ali’dir!! Ali Tanrısal bilincin, sevginin kendi olmaya hak kazanmış bu yaşamın “meyvası”dır!! O varoluş’un en büyük sırlarından biridir! O bedenlenmiş melek, beden almış Tanrı’dır.

“Kozmik Bir Senfoni-ALEVİLİK” adlı eserimizde hatırlarsanız ALİ şifresinin dinler tarihinin 5 büyük meleğinin isimlerinde de var olduğunu belirtmiştik:

Cebr            ail

Mik             ail

Azr ail

Ref  ail

İsraf            il

Yukarıda adlarını andığımız 5 büyük meleğin isimlerinde var olan (İsrafil hariç) ail harflerini eğer i harfi sona gelecek şekilde yeniden düzenlersek bunun bize Ali şifresini verdiğini hayretle görürüz. (Düzeni bozan İsrafil kelimesindeki f harfini aradan çıkartırsanız İsrail kelimesini elde edersiniz ki bu da bize kıyamet de sura üfleyecek melek olan İsrafil ile ilgili ilginç bir ip ucu verir!!!)

Peki, tüm büyük meleklerde Ali şifresinin oluşu bize ne anlatmaktadır?!

Israrla ve sürekli olarak hatırlattığım bir gerçeği bir kez daha analım; ister Alevilik olsun, ister Kabbala, ister şamanizm veya isterse Mısır’ın piramitlerinin ıssız adalarında gerçekleştirilen binlerce yıl önceki inisiyasyonlar, batıni öğretilerin tümü aynı kaynağı kullanmış ve bu kaynağı farklı dillerde öğretiye çevirmişlerdir; yani bilgi, ne olursa aynıdır.

İşte aynı kökene sahip bu farklı öğretiler, bakın bizim 5 büyük melek olarak bildiğimiz bu güçleri başka nasıl anlatırlar: (Cihangir Gener-Ezoterik-Batıni Doktrinler Tarihi-s.22)

“Naacal öğretisine göre (ki yazar bu bilgilerin alındığı tabletlerin 15000 yıllık olduğunu ve kayıp Mu uygarlığına ait olduğunu söyler! S.D.) Tanrı, sevginin ta kendisidir ve tüm evreni de sevgi üzerine kurmuştur. Ancak bu evrensel sevgiyi kavrayabilecek vasıfta olan ruhlar ona geri dönebilecek yeterliliktedir. Bu vasıflara sahip bir insan olabilmek ancak Naacal kardeşi olmakla ve kardeşlerin de öğretiyi derece derece sindirmeleri ile mümkündür. (İslam tasavvufuna “bilgi ehline verilir” olarak yansıyan söz.) Naacaller, yalnızca üstad rahiplerin bu aşamaya ulaşabileceklerini kabul ederler.

Naacal öğretisinin bir diğer temel dayanağı Tanrısal Nurdan çıkmış olan 4 temel gücün kainatı kaosdan düzene geçirmiş oldukları teorisidir. (Önceki kitaplarımızda piramitlerin, eğer çözmeyi bilirsek, evrenin sırlarını taşıdıklarını belirtmiştik. 4 köşeli (4 temel güç) kare üzerine oturmuş 4 üçgen yüzeye sahip bu yapılar (4 yüz x 3 köşeli üçgen=12 sayısını verir. Bu da 1+2=3 sayısını verir ki bu da 1’den (“BİR”) sudur edip 2’lik yapısına geçen maddesel varoluşun 1 ile (“BİR”) ile birlikte (1+2=3) yaşam bulmasını ifade eder!!! Bu istisnasız olarak tüm ezoterik/batıni öğretilerde farklı şekillerde ifade bulmuş bir değerdir; bu dinler tarihi öncesinde zaman gelmiş, Osiris-İsis-Hamus olarak anlatılmış, zaman gelmiş Hıristiyanlıkta Baba-Oğul-Kutsal Ruh olarak anlatılmış ve zaman gelmiş Alevilikte Hak-Muhammet-Ali olarak yer almıştır. Ama ne olursa olsun tüm gizli öğretilerde mutlaka farklı sembollerle verilmiştir; ve işte bu nedenledir ki ben her zaman ve ısrarla derim ki, Alevilik’te var olan tüm söylem, sembol ve harfler batınidir ve ne Ali, ne Muhammet ve ne de Allah geleneksel anlamı ile anlaşıldığı şekli ile anlaşılamaz!!) en tepe noktada tüm yüzeylerin (4 üçgenin) birleştiği “BİR”den (1) 4 temel güç ile düzene sokulmuş olan yaşama (4 köşeli kare ile temsil edilen tabana) 3’ler aracılığı ile yansır. (Üçgen yüzeyler ile.) Ve ters yönde de, yaşamdan “BİR’e (1) en tepeye ulaşmak için de gene 3’lere ihtiyacımız vardır!!! S.D.) Tanrı’nın kendi asli nitelikleri olarak kabul edilen bu dört temel güç, “dört büyük inşaatçı”, “dört büyük mimar”, “dört büyük geometri üstadı” olarak adlandırılır. Bu 4 temel eleman ateş, yel, su ve topraktır.

Semavi dinlerin doğuşu ile, bu dört temel eleman 4 baş melek olarak adlandırılmıştır. Naacaller bu 4 temel gücü gamalı haç ile sembolize etmişlerdir. Jeolog Niven’in bulduğu tabletler üzerinde rastlanan bu haçlardan, kollarının dördü de aynı uzunlukta olan 4 gücün eşitliğini, uçları kıvrık gamalı haçlardan ağızları sola dönük olanların iyiliği, sağa dönük olanların ise kötülüğü simgelediklerini görüyoruz. Bu konular üzerinde derin araştırmalar yapmış olan Hitler’in imparatorluğuna sembol olarak ucu sağa dönük gamalı hacı seçmiş olması (yani kötülüğü simgeleyen yapıdaki haçı) bir tesadüf değildir. İsa’nın da öğretisinde kullandığı haç sembolü aynı kaynaktan, MU’dan gelmektedir.”

Sn. Cihangir Gener’in sözleri burada biter. Ama bize çok değerli bilgileri de vermiş olur!! Varoluşun en temel 4 elemanı düzen sağlayıcı 4 güç, ezoterik/batıni/ gizli öğretilerin Ateş, Su, Hava ve Toprak olarak isimlendirdiği bu 4 temel yapı taşı, semavi dinlerin ortaya çıkışı ile (yani 3200 seneden beri) birer dinsel figür olan 4 temel/büyük melek olarak insanlara öğretilmişlerdir; o 4 büyük melek ki, Azrail, Mikail, Cebrail ve İsrafil, kendi içinde Hak-i Kat’de Allah olan Ali’nin şifresi ile donatılmışlardır!!! Dedeler, “Bir Ali 18 000 aleme bir geldi” derler ve alemi yaratılmışların tümü olarak kabul ederler; yani ateş, su, hava ve topraktan oluşan yaşamın kendi. Ezoterik/batıni öğretiler, adem denilen akıl ve mantık ile donatılacak varlığın 4 temel elementden ortaya çıktığını söylerler. Yani semavi dinlerde 4 büyük melek olarak öğretilen Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil!!! Ve işte sır da budur!! Ali, ki Hak-i Kat’de Allah’tır, işte bunun için Cebaril’in de kendisidir Alevi inancında!!! Ali gerçekte Mikail’in de, Azrail’in de, İsrafil’in de, varolan her şeyin de işte bunun için kendisidir. Ali Türk diline, bu günler için bulunmak ve ortaya çıkartılmak üzere öylece sokulmuş bir gizli şifredir. Aynen Hıristiyanlık’taki Mesih İsa’nın “İnsanoğlu” sıfatı ile özdeşleştirilmesi gibi.

Ve böylece bir diğer sırra ulaşırız. Neden sırlar Türkçe içine yerleştirilmiştir ve neden 5 nci Kozmik kitap olan Bilgi Kitabı (diğerleri Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’dır.) Türkiye’de insanlığa hediye edilmiştir?!?

Batık Mu uygarlığını araştıran James Churchward’ın bu konudaki en önemli kaynakları 1883 yılında Batı Tibet’de bir manastırda bulduğu ve o manastırın baş rahibi Rishi tarafından kendisine verilen 15 000 sene önce yazılmış “Naacal Tabletleri”dir!!

Churchward 2 yıl boyunca başrahip Rishi’den Naacal Tabletleri’nin yazılımında kullanılan dil olan “ölü dili” öğrenir ve 50 yıl süren araştırmalarında ikinci en önemli kaynağını Amerikalı jeolog William Niven’in 1921-23 yılları arasında Meksika’da yaptığı kazılar sırasında ortaya çıkan 11 500-12 000 yıl önce yazıldıkları saptanan 2600 dolayındaki tabletlerden elde eder!! Bu tabletler sayesinde Churchward, batık uygarlık Mu ile ilgili olağanüstü bilgilere ulaşır ve böylece bilinen ünlü eseri ortaya çıkar.

Ve böylece bizi ilgilendiren bilgiler de !!! Mu uygarlığının en büyük kolonisi, Churchward’ın deyimiyle “Mu’dan sonraki insanoğlunun en büyük uygarlığı” (sıkı durun) Uygur İmparatorluğu idi!!!? Uygur İmparatorluğu hemen bütün Asya’yı ve Avrupa’yı kaplıyordu ve Churchward’a göre tüm ari ırkların kökeni de gene Uygurlara dayanmaktaydı!!! Peki bu ünlü Uygur İmparatorluğunun merkezi neresiydi dersiniz? Tabi ki Orta Asya!!!!!

Tüm doğu efsaneleri, büyük tufan öncesi Orta Asya’nın bugün çöller ve bozkırlarla kaplı alanlarının son derece bereketli topraklar ve ormanlar ile örtülü olduğunu iddia etmektedir. Ve Naacal tabletlerine göre Uygur kolonisi, 70 000 sene önce Mu’ların kurduğu ilk kolonidir. O Mu uygarlığı ki, daha o zamanlarda, yani zamanımızdan 70 000 sene önce, Dünya dışı varlıklarla iletişim kurabilen, uzayın derinliklerine seyahat edebilen ve sahip oldukları evrensel bilinç ve teknoloji ile yaşam süresini 1 000 yıllara kadar çıkartabilen bir muhteşem medeniyetti!!!

Ve bu inanılmaz uygarlığın en büyük ve ilk kolonisi, Türklerin ana yurdu olan Orta Asya’da ki Uygur imparatorluğu idi. O Orta Asya ki tüm batıni/ezoterik öğretilerin kökeni olarak kabul edilen Şamanizm’inde yuvasıdır.

Ve o ünlü Mu kolonisinin yaşadığı Orta Asya, Türk dilinin de doğduğu ve tüm Türk soylarının dilini oluşturan Türkçe’nin ilk konuşulduğu yerdir.

Ve o Türkçe ki, tüm diller üzerinde yapılan inceleme sonucunda, bilgisayar diline en yatkın, en rahat kullanılan dil olarak kabul edilmiştir.!!!!!? (Mu uygarlığının o dönemde bilgisayar teknolojisine sahip olmadığını düşünmüyorsunuzdur sanırım?!?!)

70 000 sene önceki Mu uygarlığının en büyük kolonisi olan toprakların dili olan dil, 70 000 sene sonra, insanoğlunun uzaya çıkmasının arkasındaki ve yaptığı inanılmaz bilinç ve teknolojik sıçramanın temelindeki en büyük güç olan bilgisayara, en uyumlu dil olarak kabul ediliyor!!!!?

Mu’ya kadar giden bir konuşma dili (Türkçe), tüm ezoterik/batıni öğretilerin kaynağı olduğu kabul edilen Şamanizm’e direk ulaşan Alevilik ve insanlığın irşadı için Dünya’ya hediye edilen 5 nci kozmik kitap olan Bilgi Kitabı’nın Türkiye’de ortaya çıkması?!?!

Yaklaşık 26 000 yıllık döngüsü olan bir siklusun, aynen bir dairenin tamamlanabilmesi gibi, başladığı noktada sona ermesi gerekmektedir.

Kapanan siklus’un, sona erecek zamanın ve ortaya çıkacak olağanüstü enerjilerin etkilerine hazır olmak istiyorsanız, bağışlamayı (“incinsen de incitme”), affetmeyi ve koşulsuz sevgiyi (“sevgi bizim dinimizdir, başka dine inanmayız”) kendi sarsılmaz değerleriniz olarak mutlaka yaratın ve yaşatın. Ve tüm bu değerlerin sizin öğretinizin, felsefenizin bir parçası olduğunu da unutmayın.

O öğreti ve felsefe ki, alemlerin var olduğu günden beri var olan, miraç ile sembolize edilen tanrısal bilincin ilahi boyutlardan gelip adem denilen varlığın “kubbesinde” ağırlanmasından beri, bizim olan (“Hanemize aldık, mihman eyledik”), yaşamın içinde Hak-i Kat bilincine ulaşarak ALİ olabilmiş her canın, bu yaşamın ilahi boyutlara hediye etmesi gereken “olgunlaşmış meyve” olduğunu hatırlatan (“Balası (baharı) Muhammet, meyvesi Ali”) Kozmik Bir Senfoni’dir!!!

“Ben seni yarattım, sen de beni”der Bilgi Kitabı’nda (O) güç!!

Doğrudur. “Bizler kelam ile ifade bulmuş tanrısal nefesleriz”.

Bizler “B”nin altındaki noktayız.

Bizler “4 kapıdan 40 makama geçmiş”, “işleğini 72’den 73’e seçmiş” erenleriz.

Bizler canız, bizler cananız.

Bizler seveniz, sevileniz.

Bizler yaratan ve yaratılanız.

Ve;

(O) ne ise, biz (O)’yuz!!!

 

Sevgiyle...


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git