Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Bölüm 3

Ancak tüm bunlar

Ancak tüm bunlar, o varlığın Sisteme, Nizama ve Düzene karşı geleceği veya onları hiçe sayacağı anlamına da kesinlikle gelmez. Aksine, tüm varoluşun “BİR” lik bilincine ulaşmış, Hak-i Kat boyutunun sırrına ermiş, “Hiçlik” aleminin ne olduğunu kavramış bir bilinç, tüm bu donamını ile var olan her şeye herkesten daha çok saygı duyacak, evrensel yasaların talep ettiği bireysel varoluş için herkesten daha çok çaba sarfedecektir. Ancak bunu bir başka gücün emri ile değil, kendi öz bilincinin farkındalığı ile gerçekleştirecektir!! Ve fark da işte buradadır.

Kozmik zekânın Heplik boyutundaki işleyiş mekanizması olan Sistem, Nizam, Düzen anlayışını sevgili dostum Necip Kışlalı, güzel bir örnekle şöyle de anlatır; Sistem projedir. Nizam maket, Düzen de hazırlanan prototip maketin pratikteki uygulamasıdır.

İşte sorun da burada başlar. Yani pratikteki uygulamada. Çünkü pratikte ortaya çıkacak olan eserin ne kadar başarılı olduğu, onun yükümlülüğünü üstlenen kişilerin bu iş için geçerli vasıflara sahip olup olmadıklarına bağlıdır!! Yani, Dünya boyutunda kapalı bilinç ile bedenlenen varlıklara!!

129 katlı betonarme bir binanın inşaatının söz konusu olduğunu düşünelim. Bu binanın ülkenin hangi sahasında yapılacağına karar verilecektir önce bunu planlayan organizasyon tarafından. Bu yapının hangi amaca dönük olarak yapılacağı (otel mi, genel merkez mi yoksa iş merkezi mi? gibi) belirlenecek, amaç belirlendikten sonra, bu amaca en uygun koşulların nerede olduğuna bakılacak, ondan sonra da o koşullara ve amaca en uygun proje hazırlanıp, prototip bir maket ile arzu edilen sonucun örneği oluşturulacak ve sonrada uygulamaya geçilecektir. (Önceki sayfalarımızda verdiğimiz fotoğraf örneğini hatırlayalım.)

Uygulamayı üstlenen firma (Nizam),arzu edilen sonucu en iyi şekilde oluşturmak için kalifiye elemanlara ihtiyaç duyacaktır mutlaka!! Çünkü söz konusu yapı, onun (Nizam’ın) bundan 10.000 sene önce yaptırdığı o zamanın bilincini yansıtan sıradan 2 katlı ahşap veya kerpiç konutlara hiç benzememektedir artık. O zamanlar, herhangi sıradan bir ustabaşına yaptırabildikleri bu binaların (ki zamanın morfojenik rezonansını ifade eder) yerine artık demir hesabı ayrı olan, statiği ayrı hesaplanan, betonarme yapısı ayrı ifade edilen, çevre koşulları (deprem, rüzgarlar vs) en ince ayrıntısına kadar özenle gözetlenen bir uygulama söz konusudur!!

İşte, eskinin 2 katlı kerpiç binası bilincinden zamanımızın yüzlerce katlık gökdelen bilincine ulaşan morfojenik rezonans (toplum-zaman-bilinci) beraberinde, zorunlu olarak konusunda uzman olan çok daha fazla sayıda varlığa da gereksinim duyar.

Ve bu noktada gene bir sorun ile karşı karşıya kalırız! Sorun şudur; bir eğitim (ve üretim!) alanı olan Dünya boyutu, tüm bu yapılanmayı kendi içinde ürettiği bilinçler ile ortaya çıkarmak durumundadır; yani, ilk okul seviyesinden başlayan eğitim, üniversite mezunlarını çoktan vermiş ve kendi görevini (Dünya yaşam boyutunun görevini) yerine getirmiş olmalıydı!! Peki acaba bu gerçekleşti mi?

Dünya yaşam boyutunun, bu zamanda, neden böylesine bir kaos içinde olduğunu hiç düşündünüz mü? Zamanımızdan önceki hiç bir dönemde böylesine bir bilinç kaosu yaşamayan Dünya boyutu, neden şimdi yaşıyor bunu?

Gelin bunu sık sık hatırlattığım bir örnek ile açıklayalım. Biliyorsunuz ki Galileo, bundan yaklaşık 700 sene önce Dünya hem kendi, hem de Güneş’in etrafında dönüyor dediği için ölüm ile yargılanmış ancak mahkemede bu iddiasından vazgeçtiği için af edilmişti. Çünkü o biliyordu ki, toplum bunu ister kabul etsin ister etmesin hakikat onun söylediği gibiydi ve toplumun bunu kabul edip etmemesi bu hakikati değiştirmeyecekti. (Buradaki toplum bilinci ve kabulü onların “Kaderi”nin, Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü hakikati ise “Mutlak Kader”in ifadesidir ve Mutlak Kader, yani İlahi Yapı Taşları, herşeyden bağımsız olarak sadece “Var” lardır. İnsanların bunlarla ilgili ne düşündüğü ve ne yaptığı onları hiç etkilemez!!).

Ve değiştirmedi de. Yani hakikat Dünya’nın hem kendi, hem de Güneş’in etrafında döndüğü idi ve o zamanın ölüm nedeni olan böyle bir bilinç ifadesi, bugünün ilk okul çocuklarının bile sahip olduğu sıradan bir bilgi haline geldi. Ama bazı kişiler hariç!!!

Amerika Birleşik Devletleri Ay yüzeyine ayak bastığı gün muazzam bir teknolojik bilinç sıçramasını pratiğe dönüştürmüş, adem soyunun en büyük hayallerinden birini gerçekleştirmişti; uzaya açılmış ve göğü fethetme yolunda inanılmaz bir adım atmıştı. (Tabii bizim toplum zaman bilincimize göre!)

Atmıştı ama, gelin görün ki herkesi buna inandıramamıştı!!! Ve bunların başında, Anadolu’nun ücra köşelerinde ki köylerde, hala ilkokul mezunu bile olmayan eğitimsiz cami imamlarının cemaatlerine üye olan insanlar geliyordu? Onlar için “Ay bir Nur idi” ve adem soyunun, Kur’an’a göre, oraya çıkmasına olanak yoktu!?! (Ve hatta çok yakın zamana kadar Dünya’nın, hala bir öküzün başı üzerinde olduğuna inananlar bile vardı!).

Bir tarafta Ay’a çıkan bilinç ifadesi, diğer tarafta, Kur’an’ın Arap toplumuna indiği zamanın, yani 1400 sene öncesinin bilincine sahip insanlar. Bilinç uçurumunu hissedebiliyor musunuz?

İki zıt kutup oluşturması amacı ile verdiğim bu örneğin zıt kutupları arasında ki farklı bilinç ifadelerini de eğer göz önüne alırsak, şöyle bir şey de söyleyebiliriz; Dünya’nın içinde bulunduğu kaosun nedeni içinde hem ilk okul, hem orta okul, hem lise, hem üniversite, hem mastır, hem doçentlik hem de profesörlük vs. bilgilerinin aynı anda verildiği bir sınıfa benzemesidir!!

Teknolojik bilgi akışının tüm Dünya’yı küçücük bir okul sınıfına çevirdiği bir zamanda, böyle bir yapılaşmayı hayal edebiliyor musunuz?

Sınıfın bir köşesinde kuantum teorisi bilgileri ile evrensel çözümler üstünde çalışan bir profesör varken, hemen yanı başında, sınıfın içinde çılgınca koşuşturan, altını pisleyen, arkadaşının saçını çekip onu ağlatan ve hemen her talebi için sürekli bağıran yaramazlar topluluğu.

Bir tarafta felsefe içindeki varoluşçuluğu anlamaya çalışıp, bu bilinç ile yaşadığı boyuta bakmaya çalışan üniversiteliler, diğer tarafta müthiş bir boşvermişçilik ile sadece içgüdüsel ihtiyaçlarına konsantre olmuş ergenlik dönemi gençler !!

İşte,Dünya yaşam boyutunun içinde bulunduğu kaosun nedeni, bu olağan üstü farklı bilinç yelpazesinin kendisini küçücük bir sınıfta aynı anda ifade etmeye çalışmasındandır.

Yani, aynı sınıf içinde, aynı anda, hem pop müzik, hem arabesk, hem klasik batı müziği, hem klasik Türk müziği ve hem de Türk Halk müziği aynı anda mümkün olan en üst volumde çalınmaktadır!! (Ortamın dayanılmazlığını hayal edebiliyor musunuz?!)

Bu dayanılması gerçekten zor “sınıf koşulları” çözümü kendi içinde üretmek zorunda olmak gibi bir gerekliliği de beraberinde getirir. Çünkü çözüm burada, yaşadığımız bu boyutta üretilmek zorundadır!!! Ve bütün sır da buradadır!!! Yani, çözümün burada, Dünya üzerinde yaşayan insanlar tarafından üretilmek ZORUNDA olduğu!!!

Halk dilinde olan şu söylemi satırlarımız arasına almıştık daha önce; “Allah’ın sopası yok ki insin insanların arasına”!!!

Ve hiç bir zaman da olmayacak; çünkü insan ne yaparsa kendi kendine yapacak.

Heplik boyutu, kendini ifade ettiği andan itibaren, sonsuz bir “kapalı devre” döngü içine girmiştir. Kendi içinde sürekli üreten ve tüm ilahi kuralları daha ilk yaradılış anında konmuş bir boyuttur bu ve üzerinde yaşadığımız Dünya denilen bu gezegen ile de direkt ilişkilidir.

Okült bilgiler, gezegenimizin üzerinde bulunan kara parçalarının her siklus sonunda/başında (bir siklus yaklaşık olarak 26000 yıldır) çok büyük değişikliklere uğradığını, hatta kıtaların dahi yeniden yapılandığını söyler bize. Bu siklus geçişleri, Kozmosun ilahi döngülerinden biridir ve  sadece “Var”lardır ve “Olur”. Bununla ilgili insan bilincinin yapabileceği hiç birşey yoktur. Onun  yapabileceği yegane şey, bu zaman dilimi içinde sahip olduğu tekamülü ile, evrensel bilincin hangi boyutunda olmaya ve tanrısal gerçekliklerin ne kadarını tanıyacağına karar vermektir. Çünkü bu, her siklus sonunda yaşanan hasat’ın içinde olup olmayacağını belirleyecektir (Tüm bu düşünce yapıları sizin kozmik frekansınızı ifade eden değerler olacak ve meydana gelecek olaylar içinden sarsılmadan çıkmanızı sağlayacaktır).

Biraz önce demiştik ki, her siklus bitişinde ve yeni bir siklusun başlangıcında, tüm kara parçalarının ve hatta kıtaların bile yeniden yapılanması söz konusudur. (Böyle bir yer hareketinin ne inanılmaz boyutlarda olabileceğini sanırım tahmin edebilirsiniz).

Kozmik kitaplar, (yani din kitapları ve özellikle de Kur’an) gerçekleşecek bu olayları öylesine kesin ve şiddetli ifadelerle anlatmışlardır ki (başta Zelzele Sur’esi ve kıyametle ilgili diğer sur’elerde) okült bilgilerde var olan bu gerçekler aslında bu kaynaklarda da son derece açık olarak görülebilir!!!)

Evet, tüm kara parçaları ve hatta kıtalar, siklus geçişlerinde (ki Bilgi Kitabı bu geçişi “Foton Kuşağından geçiş” olarak tanımlar) yeniden yapılanırken gerçekte olan başka bir şey daha vardır; yeni bir bilincin ifadesi olarak veya yeni bir bilinç yaratmak için ortaya çıkacak “Yeni Bir Kutup Yıldızı”!! (Alevi dedelerinin, Dünya üzerine her yüzyılda bir “bir Kutup” doğacağını söylemesi gerçekte doğacak çok üst bilinç frekansına sahip bir varlığı işaret ederken aynı zamanda bu bilinci “Kutup (Yıldızı)” ile sembolize etmekle, bu yıldızın gizemine de bilmeden dikkat çekmektedirler. Çünkü Kutup Yıldızı, gerçekten de bir yüksek bilinç ifadesidir ve mor ışık ile temsil edilir).

 

Bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Küçük Ayı takım yıldızı içinde olan Kutup Yıldızı, bu takım içindeki 7 nci yıldızdır (insan bedenindeki 7 çakra gibi) ve her yıldız adeta bir çakranın karşılığı gibi sıralanır ve 4 köşeli kare oluşturan ilk 4 yıldız, diğer 3 yıldızın üzerinde yükseldiği evrensel bir temel gibidir adeta (Piramitleri hatırlayın).

Unutmayın ki, insan bilincinin Kozmik bilgilere açılabilmesi için dini doyumunu tamamlaması gerekir, yani ilk dört enerji merkezinin tekamülü zorunludur. Ancak bundan sonra 5, 6 ve 7 nci çakralar açılabilir. (Yani sırat köprüsünden geçilip Arş-ı Ala’ya çıkılır).

Her siklus’u bir daire gibi düşünürsek en tepe noktası başlangıcı ifade edecek, bir önceki  uygarlığın en üst bilince ulaştığı dönem ise yeni siklusun başlangıç noktasının, adeta, bir gün öncesi olacaktır. Eski yüksek bilinç frekansına sahip, ancak yok olmuş bu uygarlığın kalan bilgi kırıntıları yeni siklusun ilk bilgi kaynakları olacak (Atlantis’ten sonra adeta yoktan var olan Sümer uygarlığı gibi!!), ancak bu, dairenin tamamlanması yasa olduğu için, zorunlu olarak aşağıya doğru giden bir bilinç yapısı izleyecek ve dairenin en alt taban noktası en düşük bilinci ifade edecektir. Yani;

 

1. Eski Siklus’un en üst bilinç ifadesi ve kapanma noktası.

2. Yeni Siklus’un açılışı

3. Bilinç frekanslarının düşüşü

4. Bilincin en alt noktaya vurması

5. Ve tekrar kozmik bilince doğru hareketlenme, yükseliş.

İşte bu evrensel gerçeklerden dolayıdır ki ben her zaman Dünya’nın en ilginç kitabı Tevrat’tır diyorum. Çünkü Tevrat, bir önceki Siklus’un yüksek bilinç ifadesi olan o eski olağanüstü uygarlığa en yakın olan kitaptır!! Ve birçok bilgi, daha sonraki din dönemlerinde insan bilincini çok ciddi şekilde rahatsız edebileceği için verilmemişken, Tevrat’da inanılmaz derecede açık bir ifade ile anlatılmıştır!!. (Ne olur bu söylediklerimi Tevrat’ın propagandasını yapıyor olarak algılamayın. Benim için tüm din kitapları, İncil hariç, birer bilgi kitabıdır sadece. İncil ise sevgi kitabıdır ve tümü beraber insan bilincinin frekansını yükseltmek için“İNSANLAR İÇİN YAZILMIŞ BİRER DERS KİTABINDAN BAŞKA HİÇ BİR ŞEY DE DEĞİLDİR!!!)

Okült bilgiler (kadim bilgiler) bize Dünya sosyal, askeri, ekonomik ve siyasi güçlerin her yeni siklus döneminde, Dünya gezegeninin bir diğer yarım küresindeki devletlerin idaresine geçtiğini söyler. Yani, şu anda içinde yaşadığımız siklusdan önceki siklusta Dünya kara ve kıta yapısının aynı olduğunu kabul edecek olsaydık, o zamanki Dünyanın ekonomik, askeri, siyasi ve teknolojik üstünlüğü, Güney yarım kürede yaşayan devletlerin elinde olacaktı; yani, Afrika, Güney Amerika, Avusturalya ve Yeni Zelanda’da kurulu devletlerin elinde.

Nedeni ise çok aşikardır; çünkü yukarıda saydığımız tüm bu güçler içinde yaşadığımız bu siklusta, Dünya’nın Kuzey yarımküresindeki devletlerin elindedir; Amerika Birleşik devletleri, Kanada, Japonya, Rusya, Çin, Almanya, Fransa, İngiltere vs.

Bu noktada çok ilginç bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Zamanımızda Dünya’nın ekonomik ve sosyal güçlerinin kontrolünü elinde bulunduran tüm devletlerin, göksel bir ayrıcalığı vardır; Kutup Yıldızı’nın enerji porlarına direk maruz kalmak.

Kuzey yönünde bulunan ve  ender sabit yıldızlardan biri olan Kutup Yıldızı, Güney yarım kürenin görüş alanı dahilinde değildir. (Küre şeklinde olan Dünya’nın Güney yarım küresi Kutup Yıldızı’nı göremez!!). Kuzey yarımküre ise onun ışıklarına sürekli muhataptır. Muhataptır ama sevgili Yıldızın o güçlü “yol gösteren” ışıkları yerini zayıf, adeta “sönmek üzere olan” bir yıldızın ışıklarına benzer pırıltılara bırakmıştır. Kutup Yıldızı adeta, meydana gelecek olayları ve temsil ettiği siklusun kapanış haberini vermektedir!!! Kutup Yıldızı sönmektedir!?! (Veya görüş alanı dışına çıkmaktadır.)

Peki şimdi ne olacaktır? Her zaman söylediğim gibi, ilahi yapı taşlarının yani Mutlak Kader’in tecellisinin bizim ile hiç ilgisi yoktur. Siklus kapanacak, yeni siklus açılacak ve Dünya, bu kez, Güney yarıkürede ortaya çıkacak bir “Kutup Yıldızı’nın” önderliğinde, Güney yarı kürede oluşacak devletlerin sosyal, idari, askeri ve siyasi güçleri ile idare edilecektir. Tüm kara parçaları yeniden yapılanacak, yepyeni kıtalar ortaya çıkacaktır (Bu noktada size gözden kaçan küçük ve ilginç bir ayrıntıyı (!) hatırlatmak istiyorum.Kapanış zamanına doğru “artan bir hızla” yol aldığımız içinde bulunduğumuz siklus döneminde, ortaya çıkan kıtalara Türk dilinde verilen isimlerin ortak sırrının bilmem farkında mısınız? Dünya’da ki tüm kıtaların isimleri, Türk dilinde, A harfi ile başlar ve A harfi ile biter!! AsyA, AvrupA, AmerikA, AfrikA, AvustralyA ve AntartikA (Umarım bunun bir tesadüf olduğunu kimse iddia etmez).

“Tesadüf, sadece Tanrı’nın bir diğer adıdır” der bir bilge! Doğrusunu isterseniz bu “tesadüf”ün (!) ne ifade ettiğini bir türlü çözemedim. Bildiğim tek şey, A harfinin İbrani Alfabesinde ki Alef’e, Arap Alfabesindeki Elif’e ve Latince’deki Alfa’ya denk geldiğidir. A sesi aynı zamanda insan gırtlağının en zahmetsiz ve doğal çıkarttığı sestir ve sayısal karşılığı 1 dir. (Bütün bu bilgileri, bu satırları okuyan bir başka cana bir şeyler ifade edebilir umudu ile hatırlatıyorum. Belki bu sayede benim çözemediğim bu sırrın cevabını bulabiliriz).

İçinde bulunduğumuz bu günleri daha da önemli kılan neden ise, bu günlerin sadece siklusun kapanışına denk gelmesi değil, bu siklus’un 19 uncu siklus oluşudur. 19 sayısı, bir çok araştırmacının da belirttiği gibi, kozmik oluşum içinde çok önemlidir ve bu da gene o “İlahi Yapı Taşlarından biridir. Yani sadece “Var” olduğu bilinir ve çok farklı bir bilince/frekansa geçiş öncesidir. (“Sayılar evrene hükmeder der Pisagor.)

 

İşte bu çok farklı bir bilinç olan bilince geçişin sağlanması için Dünya boyutu, bu frekansı ifade edebilen yeterli sayıda insana ihtiyaç duymaktadır.

Duymaktadır ama, evrensel denge yasası, Kozmik Bilinç kazanan her insana karşılık, onu dengeleyecek bir düşük frekansı da yaratmak zorundadır: Ve işte “Kaosun Muhteşem Düzeni?.

Böylece aynı sınıf içinde bir tarafta doçentler ve profesörler çoğalırken öbür tarafta bu gücü dengeleyecek çok daha fazla sayıda “haylaz çocuğa ihtiyaç vardır!! (Dünya üzerinde ortaya çıkan ve “dine dönüş” olarak adlandırılan tüm bu köktendinci hareketlerin nereden kaynaklandığını sanırım şimdi anlamışsınızdır!!).

Bu noktada yeniden gökdelen örneğine dönüp kaldığımız yerden devam edelim.

Demiştik ki, eskinin 2 katlı kerpiç veya ahşap bina yapım bilincinden zamanımız gökdelen bilincine geçtiğimiz bu dönemde, (Kozmik bilinci ifade etmesi için örnek olarak verdiğim) gökdelenleri yapabilecek bilince ve ustalığa sahip varlıklara ihtiyaç vardır ve bunlar Dünya yaşam boyutunun yetiştirdiği varlıklar olmak zorundadır!! Çünkü, “Özgür seçim gezegeni” olan bu boyuta “dışarıdan müdahale” kesinlikle yapılamaz!! Yani bireylerin özgür iradeleri hiçbir güç tarafından engellenemez ve baskı altına alınamaz.

Peki ama, eğer yasalar böyleyse, gökdeleni yapacak ustalar, yani, kozmik bilinci ifade edebilecek varlıklar nasıl yetişecekler?

Özellikle Müslümanlık’ta var olan“şehit olma” anlayışı, gerçekte bir kozmik yasanın Dünya bilinci ile ifadesidir. Kendi çıkarı için olmayan, kendi kişisel menfaatinin tamamen dışında olan bir nedene inanıp o inanç uğruna canını bile verebilen varlıklar, bu eylem sonucunda “varoluş” tarafından öyle bir ödüllendirilir ki, bu onların tekamül merdivenini, adeta, roket ile çıkmasına benzer.

Hitler’in önderliğindeki Almanya’nın sebep olduğu 2. Dünya Savaşı, çeşitli ırktan ve dinden milyonlarca insanın “ülkeleri uğruna” ölümüyle sonuçlanmıştı.

Yaşlısı, genci, kadını ve erkeğiyle, kendileri dışındaki bir neden uğruna ölen bu varlıklar 20. yüzyılın ihtiyaç duyacağı daha üst tekamül ifadelerini oluşturdular bu sayede. (20. yüzyılda ki olağanüstü bilinç sıçramasının nedenlerinden biri de buydu!!).

Daha üst boyutlara doğru uzanabilen her bilinç frekansını bir ilahi el karşılar. Üst boyutlara çıkabilen varlık sayısı çoğaldıkça, sayının her artışı gücün ifadesinde misli ile yer alacak, 1000 kişilik bir evrensel bilinç semalara açılma yolunda yüz binlerce insan gücünü ifade edecektir. (Toplu ibadetlerin sırrı!!).

İşte bu noktada , “İlahi Yapı Taşları”nın parçalarından biri olan bir şey daha gerçekleşir ve yaklaşık olarak her 600 yılda bir meydana gelen şey gene olur; Dünya’ya yeni bir “Kozmik Kitap” hediye edilir.

Yeni kitabın adı “Bilgi Kitabı”dır ve ihtiyaç duyulan evrensel bilinç frekansına sahip bilinçleri yaratmak için gelmiştir. Bunun nedenini ve niçinini tartışmadan, bu kozmik kitabın gelişinin sadece “İlahi Yapı Taşları”ndan biri olduğunu söyleyip bunun “Mutlak Kader” in bir ifadesi olduğunu hatırlatalım.

M.Ö. 1200’lerde Musa peygamber, M.Ö. 600’lerde Budha, O’da İsa peygamber, 600’lerde Muhammed peygamber 1200’lerde Mevlana, Hacı Bektaş ve Yunus ve şimdi de Bilgi Kitabı. (Bilgi kitabına inanmak veya inanmamak tamamen sizin bileceğiniz iştir. Bu konuda söylediğim her şey sadece ve sadece şahsımı bağlar. Ne bir kurumu ne de bir toplumu. Din kitabı olarak anılan Tevrat, İncil ve Kur’anı nasıl aynı merak ve inanç ile okuduysam Bilgi Kitabı’nı da aynı merak ve inanç ile okudum. Elime aldığım ilk dakikadan itibaren bana hiç yabancı gelmeyen, daha önce okuduğum kozmik kitaplar (din kitapları) sistematiğinin devamı olduğundan en ufak bir şüphe dahi duymadığım bu kitabın müthiş frekansı gerçekten olağanüstü!! Kitabın ise olmazsa olmaz 2 temel kuralı var;

1. Bilgi Kitabı bir din kitabı değildir. (DOLAYISIYLA HİÇBİR DİNE RAKİP VEYA KARŞI DEĞİLDİR VE BÜTÜN DİNLERİ KABUL EDER).

2. Buna aracılık yapan Evrensel Bilinç (ki bu noktada söz konusu kişi Sn. Bülent Çoraktır) de peygamber değildir.

Yani,ne kitabı eski din kitaplarına yaptığınız gibi ulaşılamaz rafların üstüne saklayıp “dokunulmaz” kılın, ne de Bülent hanımı kutsal ilan edip ona tapın.

Ya ne yapılacak? Adı üzerinde! Kitap bir Bilgi Kitabı olduğuna göre okunup onun frekanslarından yararlanılacak ve herkes anladığı kadarı ve şekliyle anlayacak. Kimi (bir arkadaşımın yaptığı gibi) fırlatılıp bir kenara atacak, kimi neden yaptığını tam olarak da bilmeden defalarca okuyacak, (ki kitabın yaklaşık 900 sayfa olduğunu hatırlatırım!) kimi de okur okumaz kitaba inanan diğer kişilerle beraber ama 18 gruplarında ama diğer şekillerde bu kozmik bilince hizmet vermek için bir biriyle yarışacak. Ama ne olursa olsun tüm bunlara kendisi, sadece kendisi karar verecek; özgür seçim gezegeninde, özgür iradesi ile!!!).

Dünya yaşam boyutu herkesin, ama istisnasız olarak herkesin bir görev üstlenerek geldiği bir boyuttur. (Buna kuşlar, kurtlar, ağaçlar, katiller ve sapıklar da dahildir). Bu boyutta enkarne olan her canlı, ki bu noktada ilgi alanımıza giren canlı Adem soyudur, tekamülü nispetinde bir görev üstlenecektir. Yani din kitaplarının deyimiyle; “Allah herkese kaldırabileceği kadar yük yükleyecektir.”

Evrensel/Kozmik bilinci 7 kat perde (!) ile kapalı olan sevgili varlık, bu boyutta bedenlenmeden önce verdiği akti yerine getirmek için her bir perdeyi kaldırarak “ulaşması beklenen” hakikate en yakın noktaya kadar ulaşmak ve görevini yerine getirmek durumundadır.

Her zaman söylediğim ve ifade ettiğim gibi, inancın zeka ve mantıkla uzaktan yakından ilgisi yoktur. İnanç, geçmiş yaşamların tüm birikimleri ile kendini bir sonraki yaşamda ifade eden tekamül ile oluşur. (Bu konuyla ilgili Kıyamet Öyküleri adlı kitabımızın Madde ve İnanç adlı bölümüne bakabilirsiniz.). İşte bu yeterli tekamüle sahip olan varlıklar, yapımı istenen 129 katlı gökdelenin inşaatında çalışacak sevgili ışık işçileri olacaktır.

Benim sevgili Bentov’um der ki; “Evren kendini bir mühendise yapılarla, bir ressama renklerle, bir müzisyene notalarla ve bir şaire de kelimelerle ifade eder!!!”

Ve evrensel bilince ulaşmış tüm bu şairler, müzisyenler, mühendisler ve ressamlar, ortaya çıkması istenen bu olağanüstü gökdelenin (dinler, felsefeler ve müzik eserleri gibi)  yaratılmasında yer alıp bu yapının tüm Dünya boyutuna kendini ifade etmesine yardımcı olurlar. (Geçmişten örnek vermemiz gerekirse; Galileo, Newton, Budha, Edison ve Pir Sultan, Hacı Bektaş, Mevlana ve Yunus gibi erenler...).

1 inci ve 2 nci Dünya savaşlarının, 20 inci yüzyıldaki olağan üstü bilinç sıçramasının en temel nedenlerinden biri olduğunu söylemiştim daha önce. Evrensel bir yasanın, dünyasal bilinç ile ifade edilişi olan “şehitlik” anlayışı idi bu olağan üstü sıçramayı yaratan. Kendi şahsi çıkarları ile hiçbir ilgisi olmayan, tamamen kendi dışındaki nedenler uğruna ölümü göze almanın kazandırdığı “ilahi puanlar” dı bu üst boyutlara yükseliş.

Peki ama, burada herkesin şu soruyu sorması gerekmez mi? “Gerçekte bir fırsatlar kapısı olan bu savaşlardan ikincisinin çıkmasına, yani, bu istenen bilinç sıçramasına kim neden oldu?!? “(Konu gittikçe ilginç hale geliyor değil mi?).

Tabii ki Hitler !!!.

Bu noktada bir an durup, tüm yazdıklarımızı çok kısa bir özetle bir kez daha hatırlayalım.

En başta dedik ki, “Varoluş-Kaosun Muhteşem Düzeni”dir. Dünya boyutu, tüm varoluş içindeki tek özgür seçim gezegenidir ve olağanüstü önemlidir.

Önemlidir çünkü “bu boyut, varoluşun en umarsız şekilde sorgulandığı tek boyuttur”. (Ki bu nokta en can alıcı noktadır. Nedenlerini ileride göreceğiz). Dolayısıyla tüm ilahi alem tarafından korunur ve gözetilir. Gözetilir ama “hiçbir direk müdahale de yapılamaz bu sevgili Dünya boyutuna!!!.

Peki ne olacaktır? Çok açık. Dünya boyutu tüm tekamülünü, (burası çok önemli!!) “Hakikat bilincinden uzak kalarak yaşamak zorunda olan adem soyu sayesinde yapacaktır!!! O adem soyu ki, “kapalı bilinç” ile bedenlenmeyi kendisi kabul eden ve bu hizmete “kendi iradesi ile giren” bir varlıktır!!!

Ve işte konunun can alıcı noktalarından birine geldik yine! Madem ki varlıklar “kapalı bilinç” ile enkarne oluyorlar yapacakları şeyleri nereden bilecekler?

Bunun belli koşulları olduğunu bir kez daha hatırlayalım  ve bu boyutda varlığın yapması gereken “görev”in, (ki bu görev kimi zaman bir itfaiye eri olup yangından tatlı bir kız çocuğunu kurtarmak veya bir varlığın kozmik bilinç kanallarının açılmasına yardımcı olmak için onun evladı olarak gelip genç yaşta ölümü kabul etmek ve böylece oluşacak keder ortamı sayesinde istenilen koşulların yaratılmasını sağlamak, (aile için) veya Mevlana’nın oğlu olup, yazılması gereken Mesnevi’nin yazılabilmesi için gerekli koşulların oluşması adına Şems’in başını almak ve katil olmak ya da Hitler olup 20 inci asrın ihtiyacı olan bilinç sıçramasına temel oluşturacak 2. Dünya savaşanı başlatmak olabilir!!!?) onun tekamülü ve evrensel bilinci ile direk ilişkili olduğunu söyleyelim. Ve birçok bilince saçma ve kabul etmesi olanaksız gelse de Hitler’in de yaptığı hizmet sayesinde tekamül merdiveninin basamaklarından yukarı doğru çıkmaya hak kazanacağını belirtelim!!!. (İsyan ve feryatları duyar gibiyim ama hakikat bu!!!).

Bu çok hassas noktayı kavramanın ve kabul etmenin belki de en anlaşılabilir açıklaması o en temel, en gizemli ve de en sonda sorulması gereken sorunun en başta sorulmasıdır; Tanrı nedir?!”

İşte bu sorunun cevabını evrensel bilinç ile yanıtlayabilenler ve hakikati kavrayabilenler (ki hakikati kavramak milyar watlık enerji yüklü bir kablonun açık ucundan tutup hala gülümseyebilmeye benzer demiştik) yukarıda açıklamaya çalıştığım şeyleri de anlayabilceklerdir.

“Kıyamet Öyküleri” (Can Yayınları) adlı 4 üncü eserimizin ilk sözü, “Tanrı’nın kendini ifade edişinin mutlak hali olan; Heplik ve Hiçlik aşkına” diye başlar.

“Tanrı’nın kendini ifade edişinin mutlak hali!!?” Ne demektir bu? Tanrı’nın kendini ifade edişi ile Hitler gibi bir caninin (!?) yaptığı eylemler sayesinde tekamül aşaması yapabilmesinin ne ilgisi var?

Gelin bu kafa karıştıran sorunun cevabını başka zamana bırakalım ve biz önceki satırlarda bahsettiğimiz bir konuya geri dönelim.

Demiştik ki, Dünya boyutunda kapalı bilinç ile bedenlenmenin belki de en can alıcı noktası, tüm bu varoluşu ve onu yaratan gücü en umarsız, en acımasız şekilde sorgulayabilmek ve araştırabilmektir.

İlahi boyutların en son noktasına ulaşmış, Hak-i Kat’in kendi  olmuş bir varlığın, hem Ledun ilmi ile konuşup hem de hala arayış içinde olması mümkün olabilir mi?!

Sn. Bülent Çorak’ın, “arıyorsan hamsın, bulduysan tamsın” sözü Hak-i Kat boyutunun erenleri için söylenmiş olabilir mi??

Tabi ki olamaz. Olamaz ama bir küçük sorun ile de karşı karşıyayızdır. Enerjinin devinimini ve sürekliliğini sağlayacak yapıyı ayakta tutmak için ve en önemlisi, “BİLİNMEYENİ SORGULAYABİLMEK İÇİN”, belli yapıda bir bilinç oluşumuna ihtiyaç vardır. Çünkü bilinmeyeni bilen yapıdaki varlıkların ulaştıkları o “SONDAN BİR ÖNCEKİ NOKTADA” artık sorulabilecek hiçbir soru zaten yoktur. Yoktur çünkü o noktaya ulaşan varlık “BİLİNMEYENİN KENDİSİ OLMUŞTUR!!!?” İşte Kryon’un “Yuva korkusu” dediği kavram budur. Tüm bilinçlerin kitlendiği, sonsuz hiçlik içinde, sorulacak hiç bir sorunun olmadığı gidilecek hiç bir mekanın yer almadığı, “VAR” ve  “YOK” kavramlarının dahi olmadığı bir “İFADESİZLİK!!!”

İşte şamanların, azizlerin, evliyaların ve peygamberlerin bahsettiği, “herkesin gidemeyeceği, gitse de dönemeyeceği” bu ifadesiz lik boyutunun dayanılmaz ve olağanüstü bilinç yapısından yani “yuva korkusu” denilen bu frekans ortamından uzak durmanın belki de en sağlıklı şekli, tüm bu hakikatleri unutup Dünya denilen bu boyutda, Kur’an’ın da dediği gibi “oyuna dalmaktır”. İşte kapalı bilinç yapısının, hakikat’den binlerce yıl uzak olan bu hali onun, kendisi için bilinmeyen olan şeyle ilgili milyonlarca düşünce fırtınası üretmesine de yardımcı olur. Ve gereksinim duyulan da budur zaten!!!. Hiç bir şey bilmemenin verdiği güç ile en zor soruyu bile en umarsız şekilde sormak?? Aynen beş yaşındaki afacan bir çocuk gibi!? Onun için söylediği sözün, sorduğu sorunun nereye gittiği veya tam olarak ne ifade ettiği ne kadar önemlidir ki?! Onun tek derdi sorduğu sorunun cevabını almaktır. Kim nasıl yanıtlarsa yanıtlasın. Sorunun arkasında ne bir art niyet, ne de olumsuz bir beklenti olmayan bu tertemiz çocuksu bilinçtir gerçekte Dünya boyutunun insanlarındaki yapı da.

İlahi Varoluş’u bir çocuk saflığı ve bilinci ile sorgulayıp araştırabilmek!! İşte kapalı bilinç yapısının sırrı?!?

İşin ilginç tarafı, bunu yaparken koşulları öylesine değişmez, katı ve aldatıcı kılarız ki, kendi yarattığımız tüm bu değerler şaşmaz hakikatler gibi görünmeye başlar.

Önceki satırlarımızda, Dünya denilen bu gezegenin ve içinde bulunduğu güneş sisteminin, tüm varoluş içindeki yegane inci tanesi olduğunu söylemiştik!!?

Okült bilgiler, Dünya dediğimiz Lady Gia’nın, sanıldığı gibi içinin dolu ve merkezinde dev bir lağva tabakası olduğunu kesinlikle kabul etmez. Onlar için Dünya’nın ortası boştur ve bir Merkezi Güneş ile beslenen bambaşka bir “Dünya” vardır orada. Dış kabuktan içe doğru giden 7 farklı yapıdan oluşan bu “Dünya” gerçekte çok ileri uygarlıkların da mekanıdır. (Agartha ve Şambala olarak bilinen uygarlık)

Okült bilgiler bize bir başka konuda da ilginç bilgiler verir ve der ki: Kadim bilgiler astrolojideki temel ev sayısını gerçekte 7 olarak kabul ederler. (Her ne kadar günümüzde bu sayı 12 ise de!?)