Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Dedelik Kurumuna ve İşlevlerine Bakış Açıları

3

3.8. DEDELİK KURUMUNA VE İŞLEVLERİNE BAKIŞ AÇILARI

3.8.1. Dedelerde Şecere Olma Zorunluluğu 

Tablo 71 (Görüşme Formu I.13.’ün verileri üzerine)

Şecere Olmalı mı

Sayı

Yüzde

Evet

77

70,0

Hayır

33

30,0

Toplam

110

100,0

Görüşülen Dedelerin 77’si (Yüzde 70) “her Dedenin şeceresi olur” derken, 33’ü (Yüzde 30) “her Dedenin şeceresi olmaz.” diye yanıtlamışlardır. Bu konuda Aleviler arasında eskiden olduğu gibi bugün de çeşitli tartışmalar yaşanmaktadır. Kimine göre, her Dedenin şeceresi olmalıdır. Bu, özellikle ellerinde veya bildikleri yakınlarında şecere olanlarca savunulmaktadır. Kimileri ise, Dedelerin değil onların bağlı olduğu Ocağa ait şecerenin olmasıdır. Dedeler arasında yaşanan tartışmalarda şecereye sahip olunması konusu bir üstünlük unsurudur. Şeceresi olanlar bunu yakın akrabalarına da vermemektedir. Bugün çok az sayıda Alevi Hoca ve Dede Osmanlıca şecere vb. belgeleri okuyabilmektedir.  

3.8.2. Dedelik Kurumunu Çevreleyen Kavramlara Bakış Açıları

3.8.2.1."Dede" Kavramının Toplumsal, Tarihsel ve Dinsel Dayanakları Hakkındaki Görüşleri

Bu konu üzerinde daha önce ayrıntılı olarak durulduğu için burada yeniden değinmiyoruz. Burada bu konudaki Dedelerin görüşlerinin edinilmesi amaçlanmıştır.

 

3.8.2.1.1. "Dedeler"in Soyunun Kime Dayandığı Hakkındaki Görüşleri

Tablo 72 (Görüşme Formu I.20.’nin verileri üzerine)

Dedelerin Soyu

Sayı

Yüzde

Hz. Ali

20

18,2

Hz. Muhammed

16

14,5

Hacı Bektaş Veli

3

2,7

Oniki İmamlar

41

37,3

Şah İsmail 

1

0,9

Diğer

29

26,4

Toplam

110

100,0

Bu konuda farklı Alevi grupların Dedeler’in, Çelebiler’in ve Dedebabaların mensup oldukları gelenek doğrultusunda tezleri savunageldiklerini biliyoruz. Bu çerçevede oluşturulan bu soruya Dedeler şu şekilde yanıtlar vermişlerdir. Dedelerin soyunun kime dayandığı konusunda görüştüğümüz Dedelerin  41’i (Yüzde 37,3) Oniki İmamlara, 20’si (Yüzde 18,2) Hz. Ali’ye, 16’sı (Yüzde 14,5) Hz. Muhammed’e, 3’ü (Yüzde 2,7) Hacı Bektaş-ı Veli’ye, 1’i (Yüzde 0,9) Şah İsmail’e ve 29’u (Yüzde 26,4) da diğer seçeneği altında toplanan farklı yanıtlar vermişlerdir. Bu diğer seçeneği altında verilen 29 yanıtın dökümü de şöyledir: 17’si Ehlibeyt’e, 3’ü hepsine, 2’si Muhammed Ali’ye, 1’i Hz. Hüseyin’e, 1’i sonradan düzenlenen şecerelere, 1’i Türkmen aşiret reislerine, 1’i Ademi Seyfullaha, 1’i İmam Zeynel Abidin ve İmam Muhammed Bakır’a, 1’i İmam Musa-i Kazım’a, 1’i hizmete dayanır demişlerdir. Yanıtlardan görüldüğü gibi Dedelerin tamamına yakını Dedelerin soylarının Oniki İmamlar yoluyla Peygambere dayandığını kabul etmektedirler.  

 

3.8.2.1.2. "Dedeler"in Soyca Arap Soyu İle Bağlantıları, İlişkileri Hakkındaki Görüşleri

Tablo 73 (Görüşme Formu I.21.’in verileri üzerine)

Dedelerin Soyu Arap mı

Sayı

Yüzde

Evet

25

22,7

Hayır

85

77,3

Toplam

110

100,0

Aleviler arasında Dedelerin soyu ile ilgili de çeşitli değerlendirmeler dikkati çekmektedir. Şüphesiz eskiden kişi veya grupların kendilerini veya başkalarını tanımlamada kullandıkları kavramlarda varolan etnik tanımlamalar bugünkü kadar ön planda değildi. İmparatorlukların dağılması ve ulusal devletlerin kurulması sonrasında bu tür değerlendirmeler ön plana geçmeye başladı. Ancak özellikle 1980’li yıllardan itibaren milliyetçi ve dinsel akımların artması ve yandaş bulması bu tür tartışmaları da gündeme getirmiştir. Bu tartışmalar doğrultusunda Dedelerin “Türk, Arap veya Kürt” kökenli olabilecekleri savunulmaya başlanmıştır.

Dedelerin etnik açıdan “Arap” oldukları savı, onların “seyyid” olmalarının olağan bir sonucu olarak görülmektedir. Bu görüş sahipleri eğer Dedeler Hz. Muhammed soyundan geliyorlarsa, onlar Arap olduğu için, onların da Arap olmaları söz konusudur demektedirler. Buna karşı Hz. Muhammed’in de soyca Türk olduğunu iddia edenler de bulunmaktadır. Bir başka görüşe göre ise Hz. Muhammed ve soyundan gelenler soyca Arap olmakla birlikte, Türklerle süren ilişkiler sonrasında özellikle evlenmeler yoluyla Türkleşmişler ve daha sonra Anadolu’ya gelmişlerdir. (Benekay, 1967: 37-38; Kılıç, 1994: 53) Bazı çalışmalarda ise Alevilerin, dolayısıyla Dedelerin “Kürt” oldukları görüşleri iddia edilmektedir. (Bender, 1991; Bayrak 1997) Konuya alan çalışmalarımız doğrultusunda baktığımızda ise soy konusundaki sorulara Dedelerin zaman zaman muhatap olduklarını ve “seyyid” olmalarıyla “Türk” olmaları arasında herhangi bir çelişki görmediklerini söyleyebiliriz. Dedelerin çoğu soylarının “Arap” olmadıklarını düşünmektedirler. Bu görüşü savunanların bir bölümüne göre Hz. Muhammed’in atası Hz. İbrahim, Azer’in soyundan gelmektedir ve Azer Türk asıllıdır Arap değildir. Dolayısıyla Hz. İbrahim de, Hz. Muhammed de Türktür.

Bu doğrultuda Dedelerin 85’i (Yüzde 77,3) Dedelerin soyca Arap olmadıklarını ifade ederken, 25’i (Yüzde 22,7) soylarının Arap olduklarını ifade etmektedirler. Dedelerin bu konudaki yaklaşımlarını vermesi bakımından açıklamalı yanıtları da sunmak istiyorum:

No 14: Karışıktır Türk, Arap ve Zaza.

No 17: Ehlibeyt hangi soydansa Dede de o soydandır.

No 19: İmamlar, Halil><1>> soyundandır, o da Arap değil.

No 27: Ehlibeyt Arap olamaz, Peygamber bile “Ben Arap değilim.” dedi.

No 31: Babam Arapları sevmezdi.

No 38: Ehlibeyt Türktür, Horasan’dan gelmedir, dualar Türkçedir.

No 40: Bizim soyumuz Orta Asya’dan gelme, kendimizi Arap olarak bilmiyoruz.

No 43: Dedeler, Muhammed Ali’nin soyu ne ise o soydandır.

No 54: Ali soyundandır.

No 56: Arap ülkesindeydi Hz. Muhammed ve Hz. Ali.

No 62: Ehlibeyt temelde Arap soyundan değildir.

No 64: İmam Hüseyin’in İran Şahı’nın kızıyla evlenmesinden dolayı Türkleşmiştir.

No 69: Ehlibeyt neslidir, Hz. Muhammed “Ben Arabım ama Arap benden değil.” dedi.

No 72: Karışıktır.

No 75: Kürt de var.

No 81: Haşimidir, Güruh-u Nacidir.

No 82: Türkmeniz.

No 83:Güruhu Naci kavlinden geliyor, Hz. İbrahim de Türktü eski Peygamberler de Türk.

No 93: Hz. Muhammed “Ben Arabım ama Arap benden değil.” dedi.

3.8.2.2."Mürşid", "Pir", “Rehber”, “Seyyid”, “Şerif”, “Evlad-ı Resul”  Kavramlarının Toplumsal, Tarihsel ve Dinsel Dayanakları Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.14.’ün verileri üzerine)

            Burada bu kavramların etimolojik ve tarihsel yönlerine ilişkin açıklama ve tartışmalara girmek bizim çalışmamızın amacını aşar. Bu nedenle bu kavramların konumuz bakımından önemli yönlerine değinilecektir. “Mürşid, Pir, Rehber, Seyyid, Şerif ve Evlad-ı Resul” kavramlarının tümü de “Dede” kavramı ile ilişkilidir ve kullanılmaktadır. Sadece “şerif” kavramı Aleviler arasında pek kullanılmamaktadır. İslam öncesi Araplar arasında kabileleri yöneten şefleri nitelemek üzere kullanılan seyyid ve şerif kavramları, Emeviler dönemi sonrasında Peygamber soyundan gelenler için kullanılmaya başlanmıştır. (Kılıç, 1994: 1) Böylece Hz. Hasan soyundan gelenlere “şerif”, Hz. Hüseyin soyundan gelenlere ise “seyyid” denilmekteydi. Aleviler arasında Dedeler için “şerif” adı kullanılmamıştır. Dede ile aynı anlamda olmak üzere “seyyid, mürşid, pir, rehber” sözcükleri kullanılmıştır. Seyyid veya seyit, Aleviler arasında “Dede” anlamında kullanılmaktadır. “Mürşid, Pir, Rehber” kavramları ise “Dedeler”i nitelemenin yanı sıra  Alevilerin inanç yapılanması içerisinde Dedelik Kurumu’nda varolan bir hiyerarşik görev paylaşımını da göstermektedir. Bu hiyerarşik kullanım yüzyıllarca Aleviler arasında birbirine bağlı ve olmazsa olmaz görevler olarak işlevler görmüşlerdir. Hiyerarşik olarak rehber pir’e, pir de mürşid’e bağlıdır. Ancak bütün bu bağlılığın üzerinde “Yol” bulunmaktadır. Yaşlı Dedelerce ve ellerinde bulunan Osmanlıca belge ve kitaplarda bu  “Yol cümleden uludur.” şeklinde ifade edilir. Bu yolun kurucuları sık sık adları “Muhammed Ali” şeklinde birlikte kullanılan Hz. Muhammed ve Hz. Ali’dir. Yine Alevi inancına göre bu yolun kurum ve kuralları “Kırklar Meclisi”nde belirlenmiştir. Buyruk’ta “Kırklar’ın başı yani rehber Muhammed, mürşid Ali sırrıdır.” demektedir. Yer yer Hz. Muhammed’in “mürşid”, Hz. Ali’nin “rehber” olduğu şeklinde bilgilerde eski kaynaklardaifade edilmektedir. Alevi Ozanları’ndan Şahî bir dörtlüğünde bunu ifade etmektedir. (Bkz.: M. Yaman, 2001: 27) “Evlad-ı Resul” kavramı ise Dedelerin peygamber soyundan geldiklerine yönelik kullanılabilmekle birlikte, “seyyid, mürşid, pir, rehber” kavramları gibi onları niteleyen hitaplar olarak halk arasında yaygınlaşmış bir deyim olarak kullanılmamaktadır.            

 

3.8.2.3. "Ocak" Kavramının Toplumsal, Tarihsel ve Dinsel Dayanakları Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.15.’in verileri üzerine)

Alevilerde “Ocak” kavramı bilindiği üzere Dede ailelerini nitelemek üzere kullanılan ve genellikle o ailenin soyca bağlı olduğu erenin adıyla birlikte anılan bir deyimdir. Aleviler arasında varolan Oniki İmam sevgisinden kaynaklanan sembolizmden dolayı  “Oniki Ocak” olduğu  ifade edilmesine karşın, bu Oniki Ocak adlarının herkese göre farklı bilindiğini gözlemledik. Kapsamlı bir Ocaklar listesini Ekler bölümünde sunacağız. Biz zaman içerisinde Ocakların sayısının artmasının esas nedeninin Dede ailelerinin  kendi içinden yeni Ocaklar doğmasından kaynaklandığını düşünüyoruz. Dedelerin çoğu kendilerine yöneltilen « Ocak Nedir ? » sorumuzu açıklamalarla yanıtlamışlardır. 39 Dede bu soruyu kısaca « Dede ailesidir. » diye yanıtlarken, 71 Dede de bu kavramı daha da açıklayarak yanıtlamışlardır. Bu açıklamalardan bazılarını vermek istiyorum:No 2: Seyitlerin geliş yoluna ocak demişler. No 7: Bir mürşidin ailesinden gelmiş olmak, No 15: Ehli Beyt soyundan gelen dedelerin bağlı olduğu soy şeceresi belli olanlardır. No 32: Dedeganların evlerine ocak denir. No 53: Ehli Beyt evlatlarından gelen Dedelere ocak denir. No 91: Muhammed-Ali soyundan gelenlere denir. No 108: Talibi olup Dedelik yapanlara denir.

 

3.8.2.3.1. Ocaklar Arasında Bir Hiyerarşi Olma Durumuna İlişkin Görüşleri

Tablo 74 (Görüşme Formu I.17’nin verileri üzerine)

Her Ocak Eşit midir?

Sayı

Yüzde

Evet

87

79,1

Hayır

23

20,9

Toplam

110

100,0

Dedeler ve Ocaklar arasında bir derece farkı olmadığını vurgulayan “Eri erden seçen kördür.” Şeklinde bir deyim sürekli söylenmesine karşın, Dedeler ve Ocaklar hakkında çeşitli gerekçelere dayandırılan üstünlük iddiaları da yok değildir. (Bu konuda Bkz.: A. Yaman, 1999: 416)  Kimi Ocak mensupları kendilerinin “seyyid” olduklarını, keramet ve hizmet yoluyla Ocak sahibi olanlardan bu şekilde daha üstün olduklarını ifade etmektedirler. Kimi Ocaklar da taliplerinin çokluğu veya Dedelik yapan Dedelerinin Alevilik hakkındaki teorik ve pratik bilgilerinin iyi oluşu ile, Ocaklarının üstünlüğünü savunmaktadırlar.  Kendilerine yöneltilen “Bütün Ocaklar eşit midir? şeklindeki soruya Dedelerin 87’si (Yüzde 79,1) eşittir derken, 23’ü (Yüzde 20,9) eşit değildir şeklinde yanıtlar vermişlerdir.

 

3.8.2.3.2. Ocak Sayısındaki Artışın Nedenleri Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.18.’in verileri üzerine)

Dedeler Ocakların sayılarındaki artışına yönelik üç temel noktada sınıflandırabileceğimiz yanıtlar vermişlerdir. Buna göre Ocakların sayılarındaki artışın en önemli nedeni, Dede ailelerinin nüfus artışı ve yer değiştirmeleridir. Dede aileleri büyüdükçe alt kollar ortaya çıkmış ve zamanla bu kol artık Ocak olarak anılmaya başlanmıştır. Bir diğer etken de o ocak içerisindeki çok tanınmış ve nüfuzlu bir Dede’den dolayı onun adına dayanan bir Ocağın ortaya çıkması ve onun soyundan gelen Dedelerin de artık o isimle anılmalarıdır. Bunun yanı sıra kimi Dedeler de bazı Ocakların aslında soyca Oniki İmamlara dayanmadığını ve Ocakların sayısında bu nedenle artış olduğunu ifade etmektedirler. 

 

3.8.3. Dedelerin Görevleri, İşlevleri Hakkındaki Görüşleri

Dedelerin görevleri/işlevlerini daha önce sırasıyla 1. Sosyal ve dinsel bakımdan topluma önderlik etme ve davranışlarıyla, yaşantısıyla örnek olma, 2. Toplumu irşad (aydınlatma) ve bilgilendirme, 3. Toplumda birliği ve dayanışmayı sağlamak, 4. Sosyal ve dinsel törenleri (cem, cenaze, evlenme törenleri vb.) yönetme, 5. Adaleti sağlamak, suçluları düşkün etme, 6. İnancı ve gelenekleri yaşatmak ve aktarmak, 7. Kutsal güçleri nedeniyle maddi-manevi sorunu olanların, hastaların başvuru yeri olmak olarak özetlemiştik. Dedelere göre işlevleri içerisinde en önemli konu ibadetler konusudur. İbadetler deyince de akla ilk gelen Cem ibadeti olmaktadır. Bugün değil ama kırsal toplumsal örgütlenme içerisinde Dede birçok işlevlere sahip bulunmaktaydı. Yukarıda özetlenen bu işlevlere paralel olarak Dedenin saygınlığı da daha fazlaydı. Eskiden, günümüz insanının da temel meseleleri olan eğitsel, dinsel ve yargısal konular Dedelerce çözümlenmekteydi. Bu bakımdan Dedelerin işlevler yelpazesi eski sosyal örgütlenmenin bir gereği olarak oldukça geniş durumdaydı. Bugün bu sistemin artık işlememesi ve Dedelerin uzunca bir dönem işlevlerinden mahrum kalmaları ve bunun ardından yaşanan yeniden yapılanma süreci çerçevesinde Dedelere duyulan ihtiyaç bir geçiş aşamasını simgeliyor. Artık asla eski işlevlerine kavuşmaları mümkün olmayan Dedelerin yeni toplumsal ihtiyaçlar karşısındaki konumu ne olacaktır? Bu sorun bugün Aleviler içerisinde hem Dedeler hem de Dede olmayanlar arasında çok acil ve sıcak bir sorun olarak duruyor. Bu konudaki kararsızlığın esas nedeni artık çoğunluğu kentlerde yaşayan Alevilerin henüz yeniden inşa sürecini tamamlayamamış olmasından kaynaklanan zorluklardan kaynaklanmaktadır. Artık kentlerde belli merkezlerde yürütülen sosyal-kültürel hizmetler içerisinde Dedenin varlığı eski durumla kıyaslanamayacak kadar farklılaşmıştır. Öyle ki Dede belli kurumlardaki yöneticilerin kararları doğrultusunda maaşlı olarak çalıştırılan bir görevli konumundadır. Bu konumda kalması yani Dedelik yapabilmesi eskiden olduğu gibi kendisinin, bağlı olduğu mürşidlerinin veya taliplerinin iradesine bağlı olmaktan çok çalıştığı kurumun yöneticilerinin kararlarına bağlıdır. Bunun yanı sıra bu kurumlardaki Dedelerin işlevleri sadece dinsel hizmetlerle sınırlanmıştır. Eskiden Dedelerin elinde olan eğitsel ve hukuksal işler de zaten okullar ve mahkemelerce yerine getirilmektedir. O halde Dedelerin geleneksel işlevleri ile bugünkü durumları arasında  karşılaştırılırsa çok büyük farklılaşmanın olduğu gözlemlenecektir. Burada özetlemeye çalıştığım bu farklılaşma Dedelerce de kabul edilmektedir.       

3.8.3.1. Cem Törenlerindeki İşlevleri, Görevleri Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.26.’nın verileri üzerine)

Cem İbadeti Aleviliğin merkezinde bulunan ve bir dinsel ritüeli aşan niteliklere sahip toplumsal bir kurumdur. Öyle ki bu kurum çerçevesinde topluluğun eğitimi sağlandığı gibi, ibadet yönü ile de manevi doyumu sağlamakta ve topluluk disiplinine aykırı konuların da görüşüldüğü yer olması bakımından da büyük önem taşımaktaydı. Çünkü bu şekilde Cemler, topluluğun varlığını sağlayan kurum ve kurallara itaati sağlayıcı yaptırım gücüne de sahip bulunmaktaydı. Dedelerin Cemlerdeki işlevleri esas olarak özetlediğim bu temellere dayanmaktadır. Dedenin bu işlevleri uygulamadaki başarısına paralel olarak çevresindeki saygınlığı ve tanınmışlığı da artmaktadır. Geçmişte bu şekilde ün yapmış birçok Dede bulunmaktadır. Yine aynı şekilde Eğer Dede çok iyi saz çalabiliyor ve deyişler de söyleyebiliyorsa toplum katındaki saygınlığı ve değeri daha da artmaktadır. Dedelerin Cemdeki esas görevi oniki hizmetin görüldüğü bu kutsal ritüeli idare etmektir. Bu sırada Dede gülbang çeker (dua eder), deyişler söyler. Dedelerin tümü saz çalmaz, bazı yörelerde Cem’de Dede hem saz çalar hem Cemi yönetirken; bazı yörelerde Cem’de mutlaka zakir (aşık) bulunur. Sazı çalar ve deyişleri söyler. Dede de dilerse ona eşlik eder ancak Cemi idare ve gerekli yerlerde gülbank çeker. Demek ki Dedelerin Cemlerdeki işlevleri yörelere göre farklılık göstermektedir. Cemde yargılama ve kararın uygulanmasında da Dede ön plandadır. Cem’de ancak Dedenin izin vermesi ile lokmalar dağıtılır. Dedenin izni olmaksızın kimse lokma yiyemez. Cem’in her aşamasında Dede hizmet ve yetki sahibidir, esas sorumlu odur.

3.8.3.2. Evlenme Sırasındaki İşlevleri, Görevleri Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.26.’nın  verileri üzerine)

Dedelere göre Alevilerde, Dedelerin evlenmelerdeki rolü bir zorunluluk değildir. Bu konuda da yöreler arası farklılıklar bulunduğunu söyleyebiliriz. Nikahı Dede’nin kıyması zorunlu değildir. Nikah, nişan, düğün gibi evlenmeye dair törenlerde Dedeler, Hocalar veya yaşlı kişiler görevlendirilirler. Önemli olan İmam Cafer mezhebince o nikahın kıyılması ve duaların usulünce edilmesidir.

3.8.3.3. Ölümlerde, Cenazelerdeki İşlevleri, Görevleri Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.26.’nın  verileri üzerine)

Ölümlerde ve cenazelerde de Dedelerin hizmetleri görmesi şart değildir.Ama bu hizmetleri gören Dedeler de olmuştur. Evlenmelerde olduğu gibi bu konuda da yöreler arası farklılıklar bulunduğunu söyleyebiliriz. Dedeler, Cenazelerde genellikle o işleri bilen Alevi Hocaların görev yaptığını ifade etmektedirler. Kentlere göç sonrasında cenaze hizmetlerinin görülmesinde bir dönem Alevi Hocalardan yoksun kalan Aleviler cenazeleri camilere götürmüşler ve Sünni İmamlarca bu hizmetlerin görülmesi sırasında önemli sıkıntılar yaşamışlardır. Şimdilerde cenaze hizmetleri kentlerde Cem Kültür merkezlerinde Alevi Hocalarca ve Dedelerce görülmekte olup, eğer Cemevi yoksa cenaze Cami’den kaldırılmaktadır.

 

3.8.3.4. Toplumsal Yaşamdaki İşlevleri, Görevleri Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.26.’nın  verileri üzerine)

            Dedelerin yolu bilen ve öğreten kişi olarak topluluğa örnek olmak gibi önemli bir yükümlülüğü vardır. Dede, insan-ı kâmil yani olgun insan olmalıdır. Cemlerin dışında da Dede, toplum içi sorunların halline çalışabilir. Hatta eskiden aşiret yapılanmasının olduğu kimi yörelerde Dedeler silahsız dolaşırlar, silahlı çatışmaların sonlandırılmasında ruhani güçlerini kullanmak suretiyle sorunu çözerlerdi. Burada onun şahsında onun soyuna ve ocağına bir saygısızlık etmeme ve itaat etme anlayışı sayesinde aşiretlerin şiddetli mücadelelerinin çözülmesi mümkün olmaktaydı. Talipler arasında bir sorun olduğu zaman, bu sorunun çözümü için Dedelerin kendiliğinden gelmesini beklemeyip, Dedelerini özel olarak çağırabilirler. Dede de gelerek bu sorunu çözerdi. 

 

3.8.4. Dedelerin Dış Görünüşü  Hakkındaki Görüşleri 

3.8.4.1. Dedelerin Cemlerdeki ve Halk İçindeki Dış Görünüşü  Hakkındaki Görüşleri 

Tablo 75 (Görüşme Formu I.27.’nin verileri üzerine)

Özel Giysi Var mı

Sayı

Yüzde

Evet

12

10,9

Hayır

98

89,1

Toplam

110

100,0

Diğer inançlardaki din adamlarından farklı olarak Dedelerin halk içinde veya cemlerde giydikleri özel bir kıyafetleri bulunmamaktadır. Bu büyük ölçüde Dedelerin mensup oldukları sosyo-ekonomik yapılanmayla ilgilidir. Buna yönelik soruya Dedelerin 98’i (Yüzde 89,1) özel bir giysileri olmadığı şeklinde yanıt verirken, 12’si de (Yüzde 10,9) özel giysileri vardır demişlerdir. Burada özel giysi olarak ifade edilen Dedelerin kimisinin bellerine bağladıkları kuşaklar ve nadiren başlarına taktıkları on iki dilimli başlıklardır. Ancak bu tabloda da görüldüğü gibi çok az Dede tarafından uygulanmaktadır. Yine Tahtacılar arasında belli törenler sırasında özel giysiler giydiği de bilinmektedir. (Yetişen 1986: 80) Özel giysi, takı ve semboller daha çok Babagan kolu Bektaşilerde vardır.

 

3.8.4.2. Dedelerin Sakal, Bıyık Biçimi  Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.28.’in verileri üzerine)

            Erkekler, çok eski dönemlerden bu yana iklim koşulları, gelenekler, dinsel inanış ve kişisel eğilimlerden dolayı sakal, bıyık bırakmaktadır. Anadolu’da yaşayan müslüman topluluklar arasında 20. Yüzyıl başına kadar özellikle bıyık bırakma geleneği yaygın durumdaydı. Sakal da bıyık bırakmak kadar olmasa da yaygın bulunmaktaydı.  Biz Dedelerin sakal ve bıyık durumlarına ilişkin soruyu geleneksel durumu öğrenmek amaçlı yöneltmiştik. Yani kentlere göç öncesinde köylerde durum neydi bunu öğrenmek istiyorduk. Burada da yöresel farklılıkların olduğu dikkati çekmektedir. Bazı yörelerde Dedeler arasında sakal bırakma adetinin daha az olduğu görülmektedir. Sakal bırakmayla ilgili bir diğer önemli nokta ise belli bir yaşın üstünde sakal bırakılmaya başlanmasıdır. Böylece belli bir yaşı aşmış Dedeler sakal bırakmaktaydılar. Bu yaş Dedelerce genel olarak 50’li yaşlardan itibaren şeklinde ifade edilmiştir. Aleviler arasında özellikle yaşlı kuşak arasında Dedelerin sakallı olmalarının bir saygı unsuru olarak söylendiğini görmek mümkündür. Eskiye yönelik durum bu şekildedir ve bugün özellikle kentlerde yaşayan Dedeler arasında sakallı olanlar oldukça sınırlı iken, hala köylerde yaşayan Dedeler arasında bu oran daha yüksektir. Görüşülen Dedelerin ise tamamına yakını bıyıklıdır. Bıyıklı olmayanlar da Dedelik hizmeti görmeyenler arasında bulunmaktadırlar. Sakal konusuna gelince bugün için sakallı Dede oranı oldukça sınırlıdır. Özellikle kent yaşamında bugünün hakim kent kültürüne aykırı olarak görülmekte ve toplum tarafından da pek kabul görmeyebilmektedir. Bu nedenle kentlerde yaşlı Dedelerin bir bölümü artık sakalsız ancak mutlaka tümü bıyıklıdır.

 

3.8.5. Cem Hakkındaki Görüşleri 

3.8.5.1. Cem Sayısı ve Çeşitleri Hakkındaki Görüşleri

Tablo 76 (Görüşme Formu I.30.’un verileri üzerine)

Cem Türleri

Sayı

Yüzde

Tek

46

41,8

Birden Çok

64

58,2

Toplam

110

100,0

Görüşülen Dedelerin 46’sı (Yüzde 41,8) tek bir Cem türü olduğunu, 64’ü (Yüzde 58,2) birden çok Cem türü olduğunu ifade etmektedirler. Buna göre tek bir Cem türü vardır diyenler, diğer adlarla anılan Cemlerin de aynı ad altında sayılması gerektiğini ve hepsinin “Cem veya Görgü” adı altında bilindiğini söylemişlerdir. Birden çok Cem türü vardır ve değişik adlarla anılır diyen Dedeler ise şu adları sıralamışlardır. Aşağıda bunların yanıtlanma sırasına göre dökümünü vereceğiz. Birden fazla Cem türü vardır yanıtını verenlere Göre Cem Türleri ve onlara verilen adlar şu şekildedir: Dedelerin tümü “Görgü (Sorgu) Cemi”ni ilk sırada söylemişlerdir. Daha sonrakiler de yanıt sayılarına göre şu şekildedir: Abdal Musa (Birlik) Cemi (28), Musahiplik Cemi (19),  Kısır Cem (12), Hızır Cemi (12), Düşkünlük/Düşkün Cemi (11), Muharrem (Matem) Cemi (7), İkrar Cemi (5), Oniki Hizmet  Cemi (5), Nevruz Cemi (4), Kırklar Cemi (4), Cuma Cemi (3), Ayini Cem (3), Lokma Cemi (3), Koldan Kopan Erkânı/Cemi (3), Bayram Cemi (2), Hubyar Cemi (2), Tarikat Cemi (2), Adak Kurbanı/Kurban Cemi (2), Cem (2), Perşembelik (2) Mücerred Cemi (1), Muhabbet Cemi (1), İbadet Cemi (1), İtikadi Cem (1), Erkân Cemi (1), Tarîk Cemi (1), Hakikat Cemi (1), Kısa Cem (1), Ölü Cemi (1), Düğün Cemi (1), Özel İbadet Günü Cemi (1), Hizmet Görme Cemi (Erkânı) (1), Halka Namazı (1), Normal Cem (1), Pençe Cemi (1),  Zikir Cemi (1), Dar Cemi (1), Görüm Cemi (1), Cemaat (1), İmam Hüseyin Cemi (1), Pir Cemi (1), Balım Sultan Cemi (1).

3.8.5.2. Cemdeki Semah Hakkındaki Görüşleri 

(Görüşme Formu I.29.’un verileri üzerine)

Görüşülen Dedelerin tümü Cem ibadetlerinde mutlaka “semah”ın olduğunu vurgulamışlardır. Semah Alevi inancının ve ibadetinin vazgeçilmez bir parçası olarak görülmektedir. Dedeler özellikle bugün Cemlerin dışında semahın folklorik bir oyun olarak sunulmasına tepki duymaktadırlar. Semah’ın yapılacağı yegane mekân ve ortam Cem yapıldığı zamandır ve Semah seyirlik bir oyun olmayıp, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin de katıldığı menkıbevi Kırklar Meclisi’nde temellerini bulur. O gün bugündür bu kutsal ibadet yapıla gelmektedir. Genel olarak görüşülen Dedelerin tümü Semahın bu ibadet niteliğinden çıkarak bir seyirlik oyun halini almasından rahatsızlık duymaktadırlar. Ancak genç kuşak Dedeler arasında Semahın Aleviler arasında bir kimlik ifadesi aracı olarak görüldüğünü ve bu bakımdan esas işlevi dışına çıkmasına bu nedenle hoşgörü ile bakmak gerektiğini ifade ettiklerini de söyleyebiliriz.    

3.8.5.3.Cem Esnasında Kullanılan Çalgı Aletleri Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.31.’in verileri üzerine)

Dedelerin tümü Cem ibadeti sırasında saz çalındığını ifade etmişlerdir. Saz Alevilerce  “Telli Kur’an” olarak ifade edilir. Sahip olduğu kutsiyet dolayısıyla büyük saygı görür. Cem’de sazın yanı sıra başka müzik aletlerinin de kullanıldığı ifade edilmiştir. Bu müzik aletleri ve bu yanıtları veren Dedelerin sayıları şu şekildedir: Keman (32), Cura/Üç Telli Cura (10), Tanbur (3), Divan Saz (1), Kudüm (1), Kemençe (1).     

3.8.5.4. Cem Esnasında İçilen İçecekler Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.32.’nin verileri üzerine)

Cem‘de ibadetin bir parçası ve Hz. Hüseyin‘in Kerbela‘daki şehadetinin bir sembolü olarak su dağıtılır. Dede‘nin karşısına bu hizmetle görevli olan ve saki/sakka denilen görevli kişi su dolu kapla gelir ve dua alır. Daha sonra dualı bu su cemde bulunan topluluğa Hz. Hüseyin‘in anısına dağıtılır, hatta bazı yörelerde serpilir. Cem‘de dağıtılan bu su, Dedelerce « sakka suyu, saki suyu, rıza suyu ve zemzem suyu » olarak da adlandırılmaktadır. Şerbet de Dedelerce şekerli su ve üzüm suyu şerbeti olarak ifade edilmiştir. Görüşülen Dedelerin tümü Cemde içecek dağıtıldığını ifade etmişlerdir. Bu içeceğin ağırlıklı olarak su veya şerbet olduğu vurgulanmaktadır. Görüşülen Dedelerin 96‘sı (Yüzde 87,2) su dağıtılır derken, 10‘u (Yüzde 9,1) şekerli su/şerbet    dağıtıldığını, 3‘ü (Yüzde 2,7) su ve dem (içki) dağıtıldığını, 1‘i de (Yüzde 0,9) ayran  dağıtıldığını ifade etmektedirler.

3.8.5.5. Dedenin Cem Esnasında İçki Kullanma Hakkındaki Görüşleri

Tablo 77 (Görüşme Formu I.33.’ün verileri üzerine)

İçki İçilir mi

Sayı

Yüzde

Evet

3

2,7

Hayır

107

97,3

Toplam

110

100,0

            Cemlerde içki içilmesi konusu da oldukça tartışmalıdır. (Bu konuda Bkz.: A. Yaman, 1999: 420)  Orta ve batı Anadolu’daki bazı Alevi topluluklarca ve Babagan Bektaşilerince içkiye dem veya dolu adı verilmekte ve cemlerde Kırklar Cemi’nde dağıtılan üzüm şerbetinin anısına dağıtıldığı bilinmektedir. Özellikle Doğu Anadolu’daki ocakzadeler böyle bir geleneğe sahip olmadıklarından bunu eleştirmektedirler. Bu bağlamda soru  yönelttiğimiz Dedelerin 107’si (Yüzde 97,3) Cemlerinde içki içilmediğini, 3’ü (Yüzde 2,7) içki içildiğini ifade etmişlerdir.  

3.8.5.6. Cem Esnasında Tarık (Asa) ve/veya Pençe Kullanma Hakkındaki Görüşleri

Tablo 78 (Görüşme Formu I.34.’ün verileri üzerine)

Tarîk/Pençe Kullanma

Sayı

Yüzde

Tarîk kullanılır

56

50,9

Pençe kullanılır

31

28,2

İkisi de kullanılır

23

20,9

Toplam

110

100,0

Cemlerdeki işleyiş sırasında daha önce de zaman zaman değinilen farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklardan bazıları Alevi inanç ve ibadetleri bakımından büyük önem taşımaktadırlar. Daha önce de açıklamış bulunduğumuz Tarîk-Pençe konusu da bunlardandır. Bu soruyla hangi Ocakların tarîk, hangi Ocakların pençe kullandıkları ve hangilerinin de her ikisini kullandıkları veya ne tarîk ne pençe kullanmadıklarını anlamak mümkün olacaktır. Buna göre Dedelerin 56’sı (Yüzde 50,9) tarîk kullandıklarını, 31’i (Yüzde 28,2) pençe kullandıklarını ve 23’ü de her ikisini de kullandıklarını ifade etmektedirler.  

 

3.8.5.7. Cem Esnasında Mersiye, Düvazde İmam, Nefes, Deyiş Okunması Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.57.’nin verileri üzerine)

Bazı soruların yanıtlarını daha önceki alan çalışmalarımız doğrultusunda tahmin etsek de Dedelere sorarak iyice netleşmesini sağlamaya çalışmanın doğru olacağını düşündük. Cem sırasında Mersiye, Düvazde İmam, Deyiş ve Nefesler okunuyor mu sorumuza Dedelerin tümü “evet” yanıtı vermişlerdir. Saz ve söz birlikteliğine dayanan Cemlerde saz eşliğinde mersiye, düvazde imam, nefes ve deyiş okunması şarttır.

3.8.6. Dedenin Görevlerini Nasıl Yerine Getirdikleri Hakkındaki Görüşleri

Tablo 79 (Görüşme Formu I.35.’in verileri üzerine)

Dedeler Gezgincidir

Sayı

Yüzde

Evet

89

80,9

Hayır

5

4,5

Kısmen

16

14,5

Toplam

110

100,0

Aleviliğin inanç yapılanmasından dolayı Dedeler hizmetlerini taliplerinin bulundukları muhitleri dolaşarak yerine getirmişlerdir. Ayrıca Anadolu’da dönem dönem çeşitli nedenlerden dolayı yaşanan yer değiştirmeler de Dedeler ve Taliplerin birbirlerinden uzak yerlerde bulunmalarına neden olmuştur.  Özellikle hasat mevsimi sonrası Dedelerin Taliplerini ziyaret etmeye başlamaları Talip köylerini dolaşmalarını gerektirir. Bunun yanı sıra Talipleri, Dedenin yaşadığı köyde veya çok yakın köylerde olan Dedelerde bulunmaktadır. Özellikle kentleşme sonrasında Dede-Talip ilişkilerindeki kopukluk eskiden işleyen bu sisteme büyük zarar  vermiştir. Dedelik hizmetlerinin köy köy dolaşılarak yerine getirilip getirilmediği konusuna yönelik görüşülen Dedelerin 89’u (Yüzde 80,9)  evet, 16’sı (Yüzde 14,5) kısmen, 5’i (Yüzde 4,5) hayır diye yanıtlamışlardır.

3.8.7. Oğullarından Hangisinin "Dedelik" Yapabileceği Hakkındaki Görüşleri

(Görüşme Formu I.37.’nin verileri üzerine)

Dedelerin oğullarından hangisinin Dedelik yapacağına ilişkin soruya Dedeler genel olarak “Hakkından gelen yapar.” şeklinde yanıtlamaktadır. Dedelerin önem verdiği konular, iki ana nokta üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunlar en genel anlamda ahlaklı olmak ve eğitimli olmak şeklinde özetlenebilir. Ahlak konusu Dedelik makamına gelecek kişinin örnek insani özeliklere sahip olması bakımından büyük önem taşımaktadır. Alevilik’te ideal insani özelliklere sahip kişi “insan-ı kâmil” olarak nitelendirilir. Dede olacak kişi öncelikle “insan-ı kâmil” olmalıdır. Toplumu aydınlatacak ve doğru yolu göstererek temizleyecek insanın kendisi de doğru ve temiz olmalıdır. Bu Aleviler arasında "Yuyucu temiz olmazsa yuduğu da temiz olmaz.” deyimiyle ifade edilmektedir. İkinci önemli noktanın eğitim olduğunu ifade etmiştik. Dedelerin eğitimi eskiden büyük ölçüde sözlü gelenek ve uygulamaya dayalı olarak yapılmaktaydı. Dede adaylarının insani özelliklerinin yanı sıra Dedelik hizmetinin gerektirdiği bilgilerle donanması yani bu konuda eğitimli olmaları da gerekmekteydi. Görüşülen Dedeler gerekli özellikleri bu şekilde ifade etmektedirler.

 

3.8.8. Taliplerin Dedesiz Kaldıkları Taktirde Ne Yapılacağı Hakkındaki Görüşleri

Tablo 80 (Görüşme Formu I.39.’un verileri üzerine)

Dedesi Olmayan Talibin Durumu

Sayı

Yüzde

Yakın akrabalardan bir Dedeye bağlanırlar

74

67,3

Aynı Ocaktan başka bir Dede’ye bağlanırlar

26

23,6

Farklı Ocaktan başka bir Dede’ye bağlanırlar

4

3,6

Hiç kimseye bağlanmazlar

1

0,9

Başka

5

4,5

Toplam

110

100,0

Bir Dede’nin erkek çocuğu olmadığı ve dolayısıyla Talipleri bakımından böyle bir boşluk ortaya çıktığında talipler ne yapacaktır? Bu konuda Dedelerin bakış açıları nedir? Bu soru ile bu anlaşılmaya çalışılmıştır. Görüşülen Dedelerin 74’ü (Yüzde 67,3) yakın akrabalardan bir Dede’ye bağlanırlar derken, 26’sı (Yüzde 23,6) aynı ocaktan başka bir Dede’ye bağlanırlar demekte, 4’ü (Yüzde 3,6) farklı ocaktan başka bir Dede’ye bağlanırlar demişlerdir. Dedelerin başka seçeneği içerisinde yer alanlardan 1’i yanıtlamamış, diğer ikisi “Mürşit karar verir.” demiş, 1’i “yol sahipsiz kalmaz.” derken 1’i de “Özel olarak yetiştirilmeli.” demiştir.

 

3.8.9. Köylerinde (Memleketlerinde) Bulunanların Dedesoylu Olup-Olmama Durumu Hakkındaki Görüşleri

Tablo 81 (Görüşme Formu I.46.’nın verileri üzerine)

Herkes Ocakzade mi?

Sayı

Yüzde

Evet

20

18,2

Hayır

90

81,8

Toplam

110

100,0

Anadolu’da Alevilerin yaşadığı köylerin bazıları tamamen Taliplerden veya tamamen Dedelerden oluşabildiği gibi, Dedelerin de ve Taliplerin de yaşadığı köyler bulunmaktadır. Bu soruyla hangi köylerin tümüyle Dede ailelerinden oluştuğu öğrenilmek istenmiştir. Ancak Dedeler eskiden yaşadıkları köylerinde Talip olması durumunda bile varolan Dede ailelerinden dolayı o köyün tümünü Dede olarak niteleyebilmektedirler. Dedelerin yanıtları sonrasında söylenenlerin doğruluk derecesi ile ilgili araştırmalarımızın sonuçlarını konuyu dağıtmaması bakımından burada vermiyoruz. Buna göre Dedelerin 90’ı (Yüzde 81,8) köylerinin Dede ve talip ailelerinden oluştuğunu, 20’si (Yüzde 18,2) ise tümüyle Dedelerden oluştuğunu ifade etmişlerdir. Köylerinin tümünün Dede ailelerinden oluştuğunu ifade eden Dedelerin yanıtları şu şekildedir: No 5: Erzincan, Tercan, Fındıklı Köyü, No 14: Malatya, Arapgir, Onar Köyü, No 15: Tunceli, Hozat, Karaçavuş (Zanzirek) Köyü, No 16: Malatya, Fethiye Köyü, Tenci Mezrası, No 24: Adıyaman, Merkez, Ahmet Hoca Köyü, No 28: Tunceli, Hozat, Akpınar Köyü, No 30: Elazığ, Kumlutarla (Adaf) Köyü, No 31: Elazığ, Kumlutarla (Adaf) Köyü, No 36: Malatya, Arapgir, Onar Köyü

No 49: Sivas, Divriği, Şahin Köyü, No 56: Kahramanmaraş, Elbistan, Derviş Çimli Köyü, No 61: Sivas, Divriği, Balova Köyü, No 67: Malatya,Yazıhan, Fethiye Köyü, No 71: Tokat, Almus, Hubyar Tekke Köyü, No 74: Tokat, Erbaa, Keçeci Köyü, No 75: Tokat, Almus, Hubyar Tekke Köyü, No 78: Tunceli, Hozat, Karaca Köyü, No 80: Sivas, Hafik, Celallı Bucağı, Karayaprak Köyü, No 84: Tunceli, Mazgirt, Dervişan Köyü, No 110: Tunceli, Merkez, Batman Köyü.

 

3.8.10. Musahiplik Kurumu Hakkındaki Görüşleri 

Tablo 82 (Görüşme Formu I.49.’un verileri üzerine)

Musahiplik Var mı

Sayı

Yüzde

Evet

102

92,7

Hayır

8

7,3

Toplam

110

100,0

Musahiplik Kurumu Aleviliğin temel kurumlardandır ve Alevi inanç yapılanması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bizim görüştüğümüz Dedelerin Ocakları arasında Hubyar Ocağı dışındakilerin tümü musahiplik kurumunun varolduğunu ifade etmektedirler. Ancak Hubyar Ocağı’ndan Dedelerin de tümü değil bir bölümü musahipliğin olmadığını ifade etmektedirler. Görüşülen Dedelerin 102’si (Yüzde 92,7) musahiplik kurumunun olduğunu, 8’i (Yüzde 7,3) musahiplik kurumunun olmadığını ifade etmişlerdir. Musahiplik yoktur yanıtını veren 8 Dede de Hubyar Ocağı’ndan ve köyleri de Tokat, Almus İlçesine bağlı Hubyar Tekke Köyü’dür. Buna karşın yine Hubyar Ocağı’ndan olan ancak, başka köylerde bulunan 3 Hubyar Ocağı’ndan Dede musahipliğin olduğunu ifade etmişlerdir.

 

3.8.11. Dedelerin Saz Çalmayı Bilmeleri İle İlgili Görüşleri

Tablo 83 (Görüşme Formu I.51.’in verileri üzerine)

Dedeler saz çalmayı bilir mi?

Sayı

Yüzde