Giriş
SUNUSUNU
Anadolu’nun onbin yıllık yazılı tarihi var. Yüzlerce uygarlık gelmiş geçmiş. Kimisinden belki de hiçbir tarihsel iz kalmamış. Kimisinin izlerini ise Arkeologların ve sanat tarihçilerinin bulgularından görebiliyoruz.
Toplumlar, tarih boyunca o denli sık yer değiştirme gereksinmesi duymuşlar ki; hiç kimse yerinde durmamış. Sürekli hareket halinde olunmuş. Hele ülkemiz adeta;“KAVİMLERKAPISI” “AÇIK HAVA MÜZESİ” gibi…
Frigyalılar, Lidyalılar, Hititler, Hattuşaş, Sart, Etiler, Hurriler, Urartular, Karyalılar, Sümerler, Akad, Babil, Asur, Roma, Helenistik Çağ, Bizans, Selçuklular, Osmanlılar veTürkler…
Kim önce gelmiş, neden gelmiş, kim nereden gelmiş, neden gitmiş. Neden gelmişler, neden gitmişler, nereye gitmişler? Kim kimin akrabası? Kim kimin dostu? Kim kimin komşusu olmuş, Kim kiminle barış tutmuş, kim kiminle kavga tutmuş?
İşte bu araştırmada bu topraklarda yaşamış ve tarihten bize miras kalmış bu toplumsal renkleri tanıyacağız. Türkler; “Dört nala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memlekete” gelmeden önce… Burada kimler yaşardı? Türkler’in yeni komşuları kimler oldu? Türkler belkide… Arabı, Kürdü, Çerkesi, Gürcüyü böyle tanıdılar. Bunlara; Rumu, Boşnakı, Bulgarı böyle ilave ettiler.
Peki bu toplumsal renklerimizi tanıyormuyuz? Çerkes kim? Gürcü kim? Laz kime deniyor? Ermenilerin inancı ne? Bahai neye inanır? Terekeme kimdir? Alevi niye sazı sever? Torbeş kimdir? Süryaniler en çok neyi sever? Kürtler kavgacımıdır, barışçı mı?
Bugün artık, apartman komşumuzda birisi, Arnavut, diğeri, Rum, öbürü, Gürcü v.s. olmuş durumda. Okulda sıra arkadaşımız, işte mesai arkadaşımız, mahallede komşumuz; Alevi, Sünni, Hıristiyan, Boşnak v.s. olabiliyor. Peki bu komşularımızı tanıyormuyuz?
Bu toplumsal yapılanma hiç kimsenin tercihi olmayabilir. Dünyada hiçbir devlet saf dinsel yada etnik birlikten oluşmamıştır. Bu sosyolojik renklerimiz tarihte ve günümüzde bazı dönemlerde bazı güçler tarafından siyasallaştırılarak zaaf olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Bu günde kullanılabilir.
Dil, din, mutfak, giysi farkı ayrılık nedeni olmamalıdır. Kavga nedeni olmamalıdır. Büyüklerimizin dediği gibi; “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” İnsanlar birbirine karşı nankör olmamalıdır.
Uluslaşma gökten zembille inmemiştir. İtalya uluslaşma sürecinde 320’yi aşkın toplumsal farklılığın bileşimi ile, İspanya 400’ü aşkın, Almanya, 500’ü aşkın, Fransa 600’ü aşkın sosyolojik farklılığın birleşmesi ile oluşmuştur. Bu tarihsel bir süreçtir. Avrupa’da ulaslaşma toplumsal renklerin bir çiçek bahçesindeki ahenkli bileşimi ile oluşmuştur. Bu zaaf değil zenginliktir. İnsanlık tarihinde ne zamanki toplumsal renkler siyasallaşmışsa o zaman toplumun huzuru ve barışı dinamitlenmiştir. Toplumsal renkler siyasallaşmamalıdır. Bunların siyasallaşması en çok o renklerin kendilerine tarihte zarar vermiştir.
Her toplumun özgül özellikleri vardır. Bu doğal bir durumdur. Önemli olan ortak yapışkanların sağlamlığıdır. İnsan hakları, karşılıklı sevgi ve saygı, barış, hoşgörü toplumlar için ortak yapışkandır.
Büyük güçler; dünyada egemenliklerinin yolu olarak toplumların bu farklılıklarını siyasallaştırmakta bulurlar. Buna meydan vermemek gerekir. İşte Kafkasya, işteBalkanlar, işte Ortadoğu, işte Kuzey Irak, işte Kıbrıs...
Büyük güçlerin toplumsal renklerimizi siyasette kullanmalarını engellemenin yolu; toplumların kendi içindeki farklılıklara sevgi ile hoşgörü ile bakılmasından geçer. Türkiye 1. Dünya Savaşı yıllarında Emperyalist işgale karşı Kurtuluş Savaşı’nda bu mayayı tutturarak başarılı olmuştur. Arap-İslam Coğrafyası’nda Laik-Cumhuriyeti kurmanın yoluda bu ortak paydadan geçmiştir. Toplumumuzun barış içinde yaşamasının şartları bugün dünden daha çok vardır ve gereklidir. Yeterki bu maya iyi mayalansın.
Cemal Şener
Ağustos 2004
GİRİŞ
“Türkiye’de Yaşayan Etnik ve Dinsel Gruplar” adlı araştırmada şu anda Türkiye’de yaşayan tüm toplumsal renkler nesnel bir şekilde yer aldı. Ne bazı anlayış sahipleri gibi bazı sosyolojik gerçekler yok sayıldı. Nede bazı yaklaşım sahipleri gibi Türkiye’de bulunan etnik ve dinsel farklılıklar abartılarak manipülasyon yapılmaya çalışıldı. Örneğin; herhangi bir toplumsal grup çağrıldığı değişik adlarla suni olarak çoğaltılmadı. Bir etnik grup içinde farklı din ve mezhepler varsa çoğaltılarak etnik grup sayısı artırılmaya çalışılmadı. Türkler’den 20 etnik grup, Kürtler’den 8 etnik grup zoraki olarak üretilmedi.
Türkler, Türkiye nüfusunun belkemiğini oluşturan ana unsurdur. Türkler’in içinde sosyolojik bir özellik olarak farklı dinlerde; İslam, Hıristiyan gibi, farklı mezhep ve dinsel yorumlarda; Alevi, Hanefi, Şii gibi ayrımlar olabilir. Bu tür farklılıklar o grubun alt özellikleridir. Bu tüm dünya ulusları için geçerlidir. Alman’ında, Fransız’ında farklı dinlerden toplumsal kesimi olabilir. Veya aynı din içinde farklı mezhep, tarikat taraftarı olabilir.
Araştırmada Türkler; A) Hanefi Türkler, B) Alevi Türkler, C) Şii Türkler, D) Hıristiyan Türkler olarak incelendi. Ayrıca Alevi Türkler içindeki sosyolojik farklılıklar olan; Tahtacılar, Çepniler, Abdallar, Amucalar v.s. de o grup içinde bir özellik olarak işlendi.
Aynı yöntemle Araplar bir etnik grup olarak ele alındı. Araplar içindeki dinsel farklar olan; Hanefi Araplar, Alevi Araplar ve Hıristiyan Araplar v.s. birer sosyolojik renk olarak işlendi. Farklı dil ve dinsel gruplardan oluşan Kürtler ve farklı dillerden, boylardan oluşan Çerkeslerde bu anlayışla incelendi.
Bu şekilde ana başlıklar itibari ile araştırmada 24 grup yer aldı. Bunlar:
Bu gruplar hakkında önce kısa tarihçeleri verildi. Ardından Türkiye’deki ve Türkiye dışındaki nüfus dağılımı, sonra ise, dil ve din özellikleri işlenmeye çalışıldı. Her grubun Türkler’le ilişkileri ve çelişkileri açısından toplumsal bütünleşmeleri tesbit edilmeye çalışıldı.
Daha önce yapılmış bazı araştırmalarda konu olduğu için bazı gruplar başlık olarak bu araştırmada da yer aldı. Ama bu grupların toplumsal yerleri belirlenmeye çalışıldı. Örneğin; Göçmenler kategorisi çok tartışmalı bir kategoridir. Göçmenler diye bir etnik grup olmaz. Türkiye’ye göçmen olarak gelenlerin çoğu Türktür. Doğudan ya da batıdan gelen Türkler’den ayrı etnik grup üretmek doğru bir yöntem kabul edilemez.
Birde çeşitli nedenlerle Türkiye’ye göçler nedeni ile gelmiş nüfusları 50’yi 100’ü bulmamış misafir gruplar olmuş. Örneğin; Kars’a Ruslar’ın yerleştirdiği, Molokanlar, Estonlar, Almanlar gibi. Bunları Türkiye’de yaşayan etnik grup sayarsak işin ciddiyeti bozulur. 1800’lerde mülteci olarak İstanbul-Polenezköy’e gelen Polonyalılar bugün 80-90 kişilik bir grup. Bunu biz Türkiye’deki Etnik Gruplar içinde sayarsak ipin ucu kaçar. Bu şekilde mülteci olarak Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de yüzlerce “etnik grup” var. Sudanlılar ve Kuban Kazakları’da benzer şekilde Türkiye’de bulunmuş veya bulunuyor.
Bu çalışmada bu durumlara özen gösterildi. Örneğin Çerkezler’i konuştukları dillere göre etnik gruplara ayırsak yaklaşık 20 civarında etnik grup üretilebilinir. Kürtler’den 5-6 etnik grup üretilebilir. Her dil ayrı bir etnik grup değildir. Her dilsel ve dinsel fark kendi başına bir etnik grup sayılamaz.
Uluslaşma öncesi dönemlerde dil farkları fazladır. Onların bazısı elemine olur. Uluslaşma böyle oluşur. Bir veya birden fazla dille birlikte ulus-devletler kurulur. Tarihte bir millet değişik tarihsel gel-gitler sonucu farklı dilleri konuşur. Hatta bazısı asimile olur. Eski dili tamamen veya kısmen yok olabilir. Bunun sayısız örneği vardır.
Araştırmanın sonuna iki ek konuldu. Bunlardan 1.’si 2.000 yılı Türkiye Genel Nüfus Sayımları İl ve İlçe ölçeğinde 81 ilin nüfusudur. Bu tablo metin içindeki rakamsal bilgilerin kaynağına gitmek için konulmuştur. 2. ek ise, Türkiye dışındaki 5 Türk Cumhuriyeti’nin demegrafik yapı ile ilgili bilgileri yer alıyor, ilgililer için başvuru niteliğindedir.
Araştırma sözü edilen her grubun dil özelliklerinin yanında din özelliklerinide vermeye çalıştı. Din derken bir dinbilim çalışması değildir. Sadece sözü edilen grubun hangi din mensubu olduğu verilmeye çalışıldı. Tabii bu çalışma içinde din ile dilin yani milliyetin örtüştüğü toplumsal durumlarda var. Yahudiler, Musevilik ile örtüşmüş. Rumlar, Ermeniler, Ortadoks Hıristiyanlıkla örtüşmüş. Süryaniler, Keldaniler, Nasturiler Doğu Hıristiyanlığı ile örtüşmüş. Dinsel ayrımların daha fazla detayına girilmedi. Dinler içindeki mezhep-tarikat ayrımları bu çalışmanın dışında tutuldu. Bu çalışmada ilk defa “Bahailer” yer aldı. Okuyucu birazcık olsun Türkiye’deki dinsel bir ayrım olan Bahailiği’de tanıyacaktır. Bahailik etnik bir grup değildir ve çoğu Türktür. Ama farklı bir renktir.
Bu araştırma okunduğunda Türkiye’nin toplumsal yapısı, Türkiye’de yaşayan dinsel ve dilsel farklılık taşıyan toplumsal yapılar daha iyi tanınacaktır. Toplumsal bilimlerde mükemmel araştırma yoktur. En iyi araştırmalar yapılacak olanlardır. Ama bu çalışmada; yazarının yaklaşık 20 yıllık birikiminin okuyucusu ile paylaşmak istemesinden başka bir şey değildir. Türkiye toplumunu tanıma uğraşısının ilk adımı olarak kabul edilirse kendi mutlu olacaktır.
Elinizdeki çalışma elinden geldiğince bu hassasiyetler düşünülerek yapıldı. Ama mutlaka eksiği, olması gerekenler vardır. Bundan dolayı yazarı, okuyucularının ve kitapta adı geçen toplumsal grupların mensuplarının hoşgörüsüne sığınarak bu adımı atmıştır. Eksikler ve yanlış anlamalar için peşinen özür dileyerek, tüm katkı sunanlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Darısı yeni çalışmaların başına...
Cemal ŞENER
Ağustos 2004