Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Fransa'da Durum Nedir?

FRANSA

FRANSA'DA DURUM NEDİR?

Avrupa’da örnek olarak Fransa’da devlet ile “etnik grup” ilişkisinin nasıl olduğuna bakmak gerekir. Fransa’da 1980 istatistiklerine göre; 17 etnik grubun varlığı sözkonusudur.Bu ayrımdaki sayılar, boylarına, soylarına, din ve mezhebe göre değil, etnik kimliğe göre tasnif edilmiştir. 17 grubun nüfus içindeki payı ise; %19’dur. Bu etnik gruplardan 16 tanesinin nüfusu 100 binin üstündedir. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse bu oranlar Andrews’in Türkiye’deki rakamlarına göre, Türkiye’de etnik grupların toplam nüfusu; %11.9’dur. 100 binin üstündeki grup sayısı ise, 5-6’dır.

Tablo Fransa’da bu iken Fransa için, Fransa etnik bir mozaiktir denmiyor. Fransa’da mozaik kavramıda milli azınlık kavramı da kullanılmaz. Fransa, 1992 Anayasası’nın 2. maddesine; “Fransızca Cumhuriyetin anadilidir.” ifadesini koymuştur.Bundan başkaFransa, Avrupa Konseyi kapsamında 11 üye ülkenin imzaladığı; “Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı” kavramını benimsememiştir.

Bundan başka, Fransa Anayasa Kurulu (yani bizdeki Anayasa mahkemesi) 1991 deki kararında; “Fransa halkının unsuru Korsika halkı” ifadesini anayasaya aykırı bularak iptal eder. Fransa 100 yılı aşkın zamandır ulusalcılık konusunda taviz vermemiştir. 1925 yılında ulusal bütünlüğün sağlanması için devrin Milli Eğitim Bakanı “etnik grup” dilleri ile ilgili olarak şöyle demiştir. Bu anlayış aynen geçerlidir. A. De Monzie diyorki; “Fransa’nın tarihsel ve ulusal birliği için, Brötanca’nın ortadan kalkması gerekir, Aksi halde ulusal dil sağlanamaz.”

Sosyal bilimlerde etik olan çifte standarta başvurmamaktır. Demokrasilerde ölçüler bellidir. Ulusculukta ölçüler bellidir. Amerika yeniden keşfedilmeyecektir. Azınlıklar ve resmi dil konusunda Fransa için doğru olan Türkiye içinde doğrudur. Bu tür ilkeler konusunda çifte standart ölçü kullanmak güvenirliği yitirmek demektir.

Türkiye’de, “Etnik Gruplar” konusunda ısrarlı hassasiyet göstermenin tercümesi Kürt meselesi ile özel ilişki sayılıyor. Çünkü, Türkiye’de, 1500 Rum’un, 30 bin Musevi’nin 40 bin Ermeni’nin yeniden Bizans’ı kurma şansı yoktur.Kürtler dışındaki çoğunluk etnik gruplar olan, Çerkesler’in, Gürcüler’in, Araplar’ın, Lazlar’ın TürkiyeCumhuriyeti ile başabaş mücadele etmek diye bir gündemleri yoktur. Ne Çerkesler ne Gürcüler ne Araplar nede Lazlar Kürtler gibi merkezi otorite ile “şiddet” içeren bir mücadeleye geçmişte girmediler bugünde girmezler. Bu nedenle de “Etnik Grup” tanımı adeta ifade edilmesede Kürtlerle özdeşleşmiştir. Bu meseleyi Osmanlı’nın son zamanlarından günümüze dek Türkiye’nin gündemine ya Rusya ya da Batılılar getirmiştir. Sıradan yurttaş olarak Türkü’de, Kürdü’de bu gerilimden yorgun düşmüştür. Ama projenin sahiplerinin ısrarı yorulmak bilmiyor.

Bu nedenle Kürt nüfusu önem arzediyor. 1927’de ve 1965 Genel Nüfus sayımlarında Kürtçe konuşanların oranı şöyle bir seyir gösteriyor.

1927 — % 8,7                  1950 — % 8,8

1935 — % 9,2                  1955 — % 6,7

1945 — % 7,9                  1965 — % 7,1

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü geçmiş veriler ışığında 1992 yılı için anadili Kürtçe olanların toplam oranı % 6,2 dir. Milliyet-Konda A.Ş de 1993 de bu oranı; % 7,6 olarak tesbit etmiştir.

Kürtler’le ilgili çalışmaları ile tanınan Hollanda’lı araştırmacıM.M. Van Brunessen dünyadaki Kürt sayısı 15-16, Türkiye’de ise 7-8 milyondur diyor. Javel Ensari’de Kürtler’in nüfusu 15 milyon Türkiye’de bunun % 25’i yani; 3.375.000 dir diyor. M. Fanny Kürtler’in Türkiye nüfusu içindeki oranının % 6-6 olduğunu doktara tezinde yazıyor. Almanya’da yayınlanan; “Der Fisher Weltalmanach 95” Türkiye’deki Kürt nüfusun 6,2 milyon olduğunu yazıyor. Bu rakamlar dışında Kürt nüfusu yüksek göstermek abartılı bir tesbittir.

Kürt nüfus’un dışında Zazalar’ın ise zaman zaman bu sayıların içinde zaman zamanda dışında olduğu gözleniyor. Zazalar’ın nüfusu ise tahminlere göre; 1 milyon civarındadır.

Fransa’da 17 etnik grup var. Bu gruplar dinlerine, mezheplerine, oturdukları yörelere “etnik grup”olarak tanımlanırsa belki sayı 100’e çıkar. Türkiye’de nüfusu 100 binin üstünde 6 toplumsal grup var. Fransa’da 100 binin üstünde nüfusu olan 16 grup var. Belkide nüfusu 100 binin altında olan topluluklar “etnik grup” tanımlaması içine sokulmamış. Ama buna karşın bazıları Fransa ile ilgili olarak Türkiye için gösterdikleri heyecanlı yaklaşımı göstermiyorlar.

Sayın Andrews’in bir topluluğa “etnik grup” tanımını kullanma ölçülerinide konuya yakın ilgisi olan birisi olarak anlamış değilim.

Ölçü nüfus ise; toplam 21 kişiden oluşan bir grup “etnik grup” tanımlamasına girebilir mi? Ya da 1600 Rus göçmeni toplu karar almış 1962 deTürkiye’yi terk etmiş. Geride hiç kimse kalmamış. Siz bu göçten yaklaşık 15 yıl sonra araştırma yapıyorsunuz ve bu grubu yani Türkiye’de bir ferdi bile olmayan grubu, “etnik grup” sayıyorsunuz. Bu nasıl bir anlayıştır. Nüfus ölçü ise o zaman, bunun bir alt sınırı olması gerekmiyor mu?

Ölçü dil ise; bu açıdan araştırmaya bakıyoruz.Araştırmada bulunan 20 civarındaki grup Türkçe konuşuyor. Ama geçmişten kalan boy, soy adlarına göre “etnik grup” üretilmiş.Azeri Türkleri Şii diye adlandırılmış ardından AzeriTürk’e Karapapak denmiş. Karapapak tanımı ne “dil” ile ilgili bir tanımdır ne de “din” ile ilgili bir tanımdır. Karapapaklar; Türk veSünni olarak bilinirler. Karapapak terimi bölgede Kafkas Türküne verilen addır. Karapapak, Terekeme aynı toplumu adlandırmak için kullanılır. Mahalli bir addır.

Ölçü acaba din ise diye araştırmadaki “etnik grup” ölçüsüne bakıyorsunuz. Oda isabetli değil. Türk olup Sünni olan 20 civarındaki grup bir anda “etnik grup” olmuş. Türk, Türkmen, Azeri, Uygur, Kırgız, Kazak, Özbek v.s. halbuki tümüTürk veSünni’dir. Buradaki alınan ölçüde de bir iç tutarlılık yoktur. Ama birde bakıyorsunuz. Mesleki iki ayrım bile “etnik grup” olup karşınıza çıkmış. Onlarda kim mi? Diyorsunuz. TahtacıTürkmenler ve AbdalTürkmenler. TahtacıTürkmenler, orman köylüleridir. Hayatlarını ağaç, tahta, orman işinde kazandıkları için tahtacı denir, Abdallar’da hayatlarını müzik yaparak, bulundukları yörenin düğün, bayram, eğlencelerinde çalışarak hayatlarını kazanırlar. Yani müzisyendirler. Abdallar Türkmendir. Abdal ayrımı müzik yapan, hayatını müzik yaparak kazanan Türkmenlere denir.

Araştırmadaki; “etnik grup” kimdir ölçülerinin ne olduğunu bulmakta okuyucu zorlanmaktadır. Ölçüler sosyolojinin, sosyal antropolojinin, ya da sosyal bilimlerin ölçülerini zorlayınca işin rengi bilimsellikten ister istemez uzaklaşıyor en iyi niyetle işin içine “duygusallık” karışıyor hatta “duygusallık” yön veriyor denebilir.

P.A. Andrews’in kitabını ilk gördüğümde müthiş heyecanlandım.Bir an önce okuyup konu ile ilgili bilgilenmek istedim. Ama çalışmadaki bilgilere ulaşınca ortada masum bir bilimsel çalışmayı göremedim. Araştırmada bilimsel kaygıların yerini başka kaygıların almış olduğunu gördüm.

Etnik kimlik tanımlarında kişilerin kendilerini tanımlamada dil, köken gibi ölçütler büyük ölçüde bugün anlamını yitirmiştir. Buna karşın Türkiye’de ölçüt genellikle “anadil” ve en “iyi konuşulan ikinci dil” ile zaman zamanda “din”dir. Halbuki günümüzde artık etnik kimlik göstergesi; “sen kendi kabulüne göre kimsin, duyumsadığın kimlik ne ya da sen kendini nasıl tanımlıyorsun” gibi soruların cevabına bağlı genel bir tesbite gitmek gerekiyor.

Anadil ve din etnik kimlik tanımından çok köken açıklaması için önemli ölçüler olabilir. “Anadil” ölçütü “etnik kimliği” belirlemede “din” gibi tek ölçüt olamazlar. Bu tanımlar sosyolojik olarak aşınmışlar ya da farklılaşmış toplumsal pozisyonlar ifade ediyorlar. Unesko Almanya’da Almanca-Türkçe karışımı dil konuşan gençliğin dilini bağımsız bir dil olarak tanımlamış. Peki bu dili konuşanlara biz ayrı bir “etnik grup” diyebilirmiyiz. Dil tek ölçü olunca olur demek gerekir. Anadile gidilirse farklı bir “etnik kimlik” olabilir. Ama çağdaş etnik kimliğin ölçüsü bir grubun kendini nasıl tanımladığı olması gerekir.

Anadil ve din toplumun köken karışımları açısından önemli verilerdir. Ancak gözetilmesi gereken diğer ölçülerde vardır. Çağdaş etnik kimlik tanımı için köken tesbitleri yerine “benimsenen kimlik” gibi tanımlar oluşmuştur.

Örneğin; 1993’de Türkiye’de Milliyet-Konda A.Ş. tarafından 15.683 kişi ile ilgili yapılan araştırma sonuçlarında verilen cevapların dökümü şöyle çıkmıştır.

 

BENİMSENEN KİMLİK

 

Türk                           –      % 65

Türk-İslam                 –      % 21

Müslüman                  –      % 4

Türk (Kürt kökenli)    –      % 3,7

Arap                          –      % 0.13

Çerkes                       –      % 0.46

Kürt-Zaza                  –      3.90

 

Görüldüğü gibi; Türküm diyenlerin toplamı; % 89,7 dir. Müslümanım diyen % 4 dür. Kürt-Zaza diyenler % 3.9 dur. Kürt kökenli olup kendini Türk hissedenlerin oranı ise % 3,7 dir. Benimsenen kimlik köken kimliğin önüne çıkmıştır. Çağdaş etnik kimlik algılaması bu olsa gerekir.


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git