Araplar
ARAPLARARAPLAR
Cumhuriyet tarihimizde bir ilk gerçekleşti. Hükümet AB’ne girme koşullarına endeksli olarak Türkçe dışında konuşulan dillere radyo ve Tv’de yayın yapmaya başladı. Bu alanda artık yeni bir dönemin başladığını söyleyebiliriz. Tabi burada aslında amaç, Kürtçe’ye radyo ve televizyonda yayın hakkı verilmesidir. Bu konuda gelebilecek tepkileri asgariye indirmek içinde Kürtçe yayının yanına; Zazaca, Arapça, Boşnakça, Çerkesce’de arkadaş yapıldı.
Dünya Konjoktürü, OrtaDoğu’daki gelişmelerAKP ABD ilişkileri ve AKP İslam ülkeleri ilişkileri düşünüldüğünde bu olayın düşünülüp taşınılarak uygulamaya konduğunu söylemek biraz zor görünüyor.Kürtçe meselesi bir türlü çözülmeli idi. Ama acaba bu çözüm olabilecek en iyi seçenekmiydi.
Peki Kürtçe’nin yanında bugüne dek en küçük talepleri olmayan Boşnakça radyo veTv’de yayın hakkıda ne oluyordu? Nitekim bu konuda Boşnaklar, tepki de geç kalmadılar. 11 Haziran 2004 günü 12 tane Boşnak Kültür ve Yardımlaşma Derneği ve Vakfı gazetelere açıklamanın dışında birde “YüceTürk Milletine” diye ilan vererek; “Bizim böyle bir yayına ihtiyacımız ve talebimiz yoktur… Azınlık gibi algılanmamıza sebep olacak, talebimiz olmayan bu uygulamanın muhtemel olumsuz sonuçlarından sorumlu olmayacağımızı kamuoyuna duyururuz.” diyorlar.
Yine Çerkesler, Araplar içinde sürpriz sayılabilecek TRT’nin radyo ve TVyayını için Çerkeslerin ve Araplar’ında önemli bir kısmının Boşnaklar gibi düşündüğünü çok rahat yazabilirim. Zazaca yayın Zazalar için adeta piyangodan çıkmışken Kürtler için ise Kürtçe yayın; “verilen silahlı mücadelenin siyasi sonuçları” olarak yorumlanmaktadır.
Her şeye karşın bu uygulama ülkemizde yeni bir dönemi başlatmıştır. Sürgit yasaklarla hiçbir toplumsal sorunun çözülmediğine tarih tanıktır. Temennimiz; zamanlama bizim kaygı duyduğumuz gibi sonuçlanmaz ve toplumsal barışa hizmet eder.
Şimdi gelelim başlıktaki konumuza; TÜRKİYE’DEKİARAPLAR’a…
Türkler, Araplar’la İslamiyet ile tanışınca tanışırlar. Yıl olarak ise; 8.9. yüzyıl… O zamandan beride Araplar’la olumlu ya da olumsuz biçimde iletişim halindeler…Türkler için İslam Arap Orduları demektir. Arap denilince akla gelen ise İslamiyet’tir. Halbuki Araplar’ın tamamı İslam değildir. Hıristiyan, Yezidi, Musevi Arap olduğu gibi Arapların tümü İslamiyet’in aynı mezhebine de mensup değil. Araplar’ın Hanefisi var, Şafii’si var, Hambeli’si var, Malikisi var, Vehabisi var, Şii’si var, Alevisi var.
Türkiye’deki Araplar bize Osmanlı’dan mirastır. Osmanlı’nın yükseliş döneminde; Fas, Tunus, Cezayir, Suriye, Mısır, Hicaz, Yemen, Arap Yanmadası,Basra Körfezi, Irak, Ürdün, Kudüs, Filistin, Kuveyt, Bileşik Arap Emirlikleri, Libya, Mezopotamya, İran’ın bir kısmı Osmanlı mülkü idi. Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında bugün yaklaşık 50 devlet kurulmuş bulunuyor. Türkiye’deki Araplar Osmanlı İmparatorluğu dağılup Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra misak-i milli sınırları içinde kalan Araplar’dır.
Araplar dinsel değil, etnik bir ayrımdır.Türkiye’de Arap denilince tümü İslam kabul edilir. Hatta tümü “ehli sünnet vel cemaat” olarak kabul edilir. Yani Sünni Müslüman sayılır. Hatta bazı kesimlerde İslam sevgi ve saygısı Arap sevgisi ile özdeşleşmiştir. Araplara; “Kavmi-necip” (üstün kavim) denilir. İyi İslam olmak için adeta Araplaşmak gerekir gibi bir anlayış vardır. Arap olan Müslümanlar dışındaki Müslümanlar; “Mevali Müslüman” ikinci sınıf Müslüman, köle Müslüman olarak görülür. Ama gerçek durum böyle değildir.
TÜRKİYE’deki Arapları 3 ana guruba ayırarak incelemek gerekir. 1) Sünni Araplar, 2) Alevi Araplar (Nusayriler) 3) Hıristiyan Araplar.
1) SÜNNİARAPLAR
Araplar ayrı bir millettir. Ama uluslaşmanın kendi iç dinemiği ile gelişmemesi nedeni ile yabancı büyük devletler Ortadoğu’daki beklentilerine bağlı olarak bir millet ama 20 civarında devletten oluşmuştur. Bu etki ülkelerin haritalarına dek yansımıştır. Haritalarında girinti çıkıntı yok gibidir. Adeta haritalar masa başında cetvelle çizilmiştir.
Türkiye’nin komşuları ve tarihsel ilişkilerinin çoğuAraplar’la olmuştur. İşte bazı Arap devletleri; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Fas, Cezayir, Tunus, Sudan, Kuveyt, Ürdün, Filistin, Yemen…
Türkiye’deki Araplar’da ülkemizin Arap coğrafyasına yakın coğrafi bölgelerinde yaşamaktadırlar. Sünni Araplar daha çok Mardin, Siirt, Urta, Bitlis, Urfa, Hatay ve son yıllarda göçler nedeni ile İstanbul, Ankara gibi illerimizde yaşamaktadırlar. Mardin’in, Tur Abdin’in güney-batısında Midyat, Nusaybin, Gercüş, Kızıltepe, Savur gibi ilçelerinde yaşarlar. Urfa’nın ise, Harran ovasındaki köylerinde Akçakale, Viran Şehir, Hilvan, Silvan’da Hatay’ın ise Amik Ovası’nda yaşamlarını sürdürürler.
Arapları tarihçilerin yazdıklarına göre; ilk defaSuriye’ye Neptun kralları çağırır. Büyük İskender Suriye’ye geldiğinde burada Adnaniler hakimdir. Halife Ömer zamanında, Muaviye Şam valisi iken sahil şeridi Araplar’ca işkan edilir.
Bu yörelerdeki Araplar Sünni İslam’dır. Ama çevredeki Kürtler gibi Şafii’dirler. Arap oluptaŞafii olan Türkiye dışında yok gibidir. Bu durum; Şafii Arapların etnik kimliğini tartışma konusu yapmıştır. Acaba; Şafii Araplar tercih olarak Şafiiliği seçmiş Araplar mıdır? Kürtleşmiş Araplar mıdır? Yoksa Kürt olup tarihsel süreç içinde Araplaşmış Kürtler midir?
Cumhuriyet döneminde Araplar’ın ilişki ve çelişkileri daha çok coğrafi yakınlık nedeni ile Türklerden çok Kürtlerle olmuştur. Kamuoyunda çoğu kez Arap ve Kürt ayrımı yapılamadan doğulu herkes Kürt olarak algılanır. Araplar’ın çoğu Arapça dışında Kürtçe’yi de çok yaygın ikinci dil olarak konuşmaktadırlar.
Arapça, dilbilimcilere göre Sami dil gurubundadır. Türkiye’de yaşayan Araplar arasında da birçok lehçe farkı vardır. Sadece Mardin’de 11 civarında lehçe farkı olduğu dibilimciler tarafından tesbit edilmiştir. Hatta bölgede Hıristiyan Araplar’ın konuştuğu Arapça ile Müslüman Araplar’ın konuştuğu Arapça bile farklıdır. Hıristiyan veMusevi Araplar’ın konuştuğu bir başka Arapça lehçeyi Müslüman Araplar anlayamazlar. Diyarbakır lehçesi, Sason lehçesi, Bitlis lehçesi, İdil lehçesi, Hatay’da yaşayan Lübnan-Suriyelilerin lehçesi, Urfa-Harran’da Bedu Suriyelilerin lehçesi Arapça lehçelerinin bazılarıdır.
Bu denli karmaşık lehçe ilişkileri AraplaşmışKürtlerden olduğu gibi Kürtleşmiş Araplardan da sosyolojik olarak sözetmek gereğini ifade ediyor. Yine aynı yörede Kürtleşmiş Türklerin veAraplaşmış Türklerinde varlığından söz etmek olası görülüyor.
Nüfus olarak ise adı geçen bölgede 1965 sayımlarına göre; 365, 340 kişinin Arapça konuştuğu bunun 179.309 kişisi ise Sünni Araplar’dan oluştuğu tesbit edilmiştir. İkinci dili Arapça olan nüfusun sayısı ise, 357.058 kişidir. En çok Sünni Arap ise; Mardin, Urfa, Siirt gibi illerimizde yaşamaktadır.
Türkiye’deki toplumsal konumlarına baktığımızda Arapları ve Arapçayı azınlık gibi görürsek biraz yanılırız. Zira azınlık olarak kabul etsek bile (ki; nüfus olarak böyledir) oldukça ayrıcalıklı bir azınlık kesimi oluştururlar. Osmanlı döneminde zaten alfabe Arap alfabesi idi. Dil olan Osmanlıca ise Arapça-Türkçe karşımı bir dildi.Türkçe adeta ikinci dildi. Cumhuriyet’ten sonra ise uluslaşma sürecinde Türkçe birinci plana çıktı. Ama Arapça engeli bir türlü aşılamadı. Türkler bugün bile anadilleri ile ibadetlerini yapamıyor. Türkler, İslamlaşmakla kalmadı bu süreç onları adeta Araplaştırdı.Bu nedenle Arapça hala çok etkin bir azınlık dil olarak varlığını sürdürüyor. Arapça; Kuran kurslarında, İmanHatip liselerinde, İlahiyat Fakültelerinde, Camilerde v.s. etkin bir şekilde varlığını sürdürüyor.Bütün bunlar yetmezmiş gibi birde Arapça TRT tarafından devlet televizyon ve radyosu kanalı ile Arapça yayın yapmak Türkiye’nin önüne konmaya çalışılan “etnik tuzak”ın bir parçası olmaz.
2) ALEVİ ARAPLAR (NUSAYRİLER)
Halk arasında; “Fellah”, “Arap Uşağı” ya da “Nusayri” denen topluluk Arap Aleviler’dir. Bazı kaynaklarda bu isim; “Alevi” diye de yazılır.
İslamiyet tıpkı daha önceki semavi dinler gibi tek yorumlu bir din değil. İslamiyet içinde farklı yorumlar var. Bu yorumlar Türkler, Kürtler arasında yaşandığı gibi Araplar arasında da yaşanmıştır. Araplar’ın tümü tek İslamî mezhebe mensup değil. Örneğin Suudi Arabistanlı Araplar İslamiyet’inHambeli Mezhebinin Vehabi tarikatına inanıyorlar. Irak, İran ve Suriye’deki bazı Araplar İslamiyet’in Şii Mezhebine inanıyorlar. Kuzey Afrika’daki bazı Araplar İslamiyet’in Hambeli Mezhebi’ne inanıyorlar. Ülkemizdeki Araplar’ında bir kısmı İslamiyet’in Hanefi, bir kısmı Şafii bir kısmı Şii yorumuna inanırken bir kısmıda İslamiyet’in Alevi yorumuna yani Nusayriliğe inanıyorlar. İşte Türkiye’nin; Hatay, Adana, Mersin, İskenderun yöresinde yaşayan Araplar Nusayriler’dir.
Nusayri adı, Muhammet bin Nusayri’den geliyor. Muhammet bin Nusayri, Ehlibeyt müridi, İman Hasan Askeri’nin öğrencisidir. Doğumu kesin olarak bilinmeyen Muhammet bin Nusayri 873 de Hakka yürümüştür. Nusayrilik; nesreden, zafer kazandıran, Hz Ali’nin yanında zafer kazanmış askerler anlamında kullanılıyor. Alevilik, bir anlamda; Hatay, Lübnan, Fırat Beyleri, Suriye’de İslamî bir yorumun aldığı biçimdir.
Türkiye dışında; Suriye, Lübnan, Ürdün’de de Arapça konuşan Aleviler vardır. Türkiye’deki Nusayriler’in Arap olduğunu yazan kaynaklar olduğu gibi; “Hatay, Adana, Tarsus, Mersin’de kalabalık bir gurup olan Nusayriler’in çoğunluğu Arapça konuşurlar ancak kendilerini Arap olarak görmezler” diyen araştırmacılarda vardır. Bunlardan Dr. Ali Tayyar Önder; “Kendi ifadelerine göre ataları HarunReşit’in yerine geçen oğlu Mutasım’ın Türk annesinin Horasanlı kavimleridir. Tarihi veriler de grubun açıklamasını doğrulamaktadır.” diyor. Yani iddiaya göre; Arap Aleviler olan Nusayriler etnik olarak Arap değil, Abbasiler döneminde sarayla ilişkileri iyi olan Türkmenlerin tarihsel süreç içinde Araplaşmışmalarıdır. Yani Araplaşmış Türkmenlerdir. Anadilleri Arapça olduğu halde kendilerini Arap değilde Türk diye ifade etmeleri bu tarihsel durumdan kaynaklanıyor olabilir.
Arap Aleviler’in nüfus sayısını ise; 1965 sayımlarına göre; 183.000 1972 yılına göre; 290.000 kişi olduğu belirtiliyor. Türkiye’de adı geçen yörelerde Araplar’ın toplam nüfusunun 1 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Araplar, Türkiye’de diğer toplumsal kesimler ile o denli içli-dışlı olmuşturki birçok kimse bir zamanların dışişleri bakanı Vahit Halefoğlu’nun, Jet Fadıl’ın, şimdiki başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın Arap olduğunu nereden bilebilir. Bunlara benzer yüzlerce örnek sayılabilinir. O zaman Arap olupta ayrımcılığa tabi olmaktan sözetmek oldukça zorlama olur. TBMM’de yaklaşık; 30 Arap milletvekilinin olduğunu bilmem belirtmenin bir anlamı var mı?
Arap Aleviler’de yoğun bir Hz. Ali sevgisi vardır. Bu duygu halini Aşık Virani divanındaki nefeslerinde çok başarılı ifade etmiştir. Arap Alevileri ile Türk Aleviler arasında Alevilik ile ilgili bazı farklar vardır. Ama bunlar daha çok biçimsel farklılıklardır. Arap Aleviler’de Arap kültürünün etkileri görülmektedir. Bu Arap coğrafyasının etkisidir. Örneğin Türkmen Aleviler’de kadına hiçbir ayrımcılık yok iken Arap Aleviler’de kadın ikinci plandadır. Kadın-erkek birlikte ibadet yapmıyor. Semah dönmüyor. Bağlama yok. Dedelik yerine şeyhlik var. Musahiplik yerine Amca var. Talibi, genci Amca yetiştiriyor. Arap Aleviler’de, asimile olanlar dışındakiler ibadet olarak Cem yapıyorlar. İbadetlerini dergahlarda yapıyorlar.
Hatay, İskenderun, Adana ve Mersin’deki Arap Alevileri’nin toplumsal yaşamları Siirt, Mardin ve Urfa yöresinden oldukça farklıdır. Buda Alevi olmalarının dışavurumundan kaynaklanıyor. Örneğin bu yöredeki Arap Aleviler baştan beri Laiklik ve Cumhuriyet’in yanında yer almışlardır. Mustafa Kemal ve devrimlerinin yanında dünde bugünde yer almakta tereddüt etmemişlerdir.
Hatay’dan sözederken, 1938’de Hatay’da kurulan 17. Türk Devleti HATAY CUMHURİYETİ’’nden de sözetmek gerekir. Suriye o yıllarda Fransız sömürgesidir. Hatay Türkiye’ye dahil olmak ister. Fakat bu engellenir. Bunun üstüne 1938 yılının ağustos ayında Hatay’da Tayfur Sökmen’in CumhurbaşkanlığındaHATAY CUMHURİYETİ kurulur.
1938 AğustosundaHatay’da milletvekili seçimi yapılır. 40 milletvekilli bir meclis oluşur. 2 Eylül 1938 de Hatay Cumhuriyeti faaliyete geçer. Bir yıla yakın bir süre faaliyet gösteren HATAY CUMHURİYETİ Fransızlar’ın, İngilizler’in ve Suriye’nin engellemelerine karşın 27 Haziran 1939’da HATAY CUMHURİYET MECLİSİ’nin kararı ile TÜRKİYE’ye katılır. Bu olay diplomasi tarihine Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün diplomasi zaferi olarak geçer.
Hatay, İskenderun, Adana, Mersin, Samandağ, Kırıkhan, Altınözü yörelerindeki Arap’ların çoğunluğu Alevi’dir. Hatay’ın nüfusu yaklaşık 1.200 bin kişidir. Hatay’ın %80’i Alevi’dir. Hatay TBMM’e son seçimlerde 4 milletvekili vermiştir.
3) HIRİSTİYAN ARAPLAR
Musevilik ve Hıristiyanlık tarih olarak İslamiyet’ten daha öncedir.Bu üç tek tanrılı dinde aynı coğrafyada Ortadoğu’da ortaya çıkmıştır. Bu bölgede ise daha çok Araplar yaşıyor. Museviliği de, Hıristiyanlığı’da, İslamiyet’i de benimseyen Araplar olmuştur. AyrıcaYahudiler ile Araplar’ın akraba olduğunu da tarih kitapları yazıyor. Beni İsrail oğullarını kastediyorum. Hatay ilk Hıristiyanlık merkezleri sayılır. Kilikya coğrafyası içindedir. Arap Hıristiyanlara Nasrani adı verilir.
Hatay’ın Türkiye’ye 1938’de katılmasından sonraHıristiyan Araplar Lübnan veSuriye’ye göç ederler. Oradan da Avrupa ve Avustralya’ya giderler. Hatay Hıristiyanlıkta kutsal kenttir. Antakya Patrikliği daha sonra Şam’a taşınmıştır. Dünyada Arap Hıristiyanlar’ının sayısının bir milyon kişi olduğu ifade edilir. Türkiye’de ise Arap Hıristiyanların sayısının 10 bin kişi civarında olduğu tahmin edilmektedir. 19. y.y.dan beri Arapça Ortodoks Arap Kilisesinin ayin dili olarak kabul edilmiştir.Katolik Melkitlerinin Bizans ayinlerinden miras aldıkları ayinlerin yapıldığı dilde Arapça’dır.
Arap Ortodoks Kilisesi’nin 1930 yıllarındaHatay’da 300 bin kişi olduğunu bazı kaynaklar yazıyor. Daha önce; Erzurum, Diyarbakır, Mersin ve Antakya’daki Piskoposluklar zamanla etkisini kaybederek kapanır. Son yıllarda “inanç turizmi” ve benzer yöntemlerle bölge Hıristiyanlık açısından turistik anlamda olsa da çekim merkezi yapılmaya çalışılmaktadır.
KAYNAKLAR
• C, J. Edmands, Kürtler, Türkler, Araplar, 2003 İstanbul
• İnan Keser, Nusayriler. 2002 İstanbul
• Virani Hayatı ve Eserleri 2001 İstanbul
• M. E. Galib et-Tavil, Nusayriler, 2000 İstanbul
• P. A. Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar, 1992 İstanbul
• O. Türkdoğan, Etnik Sosyoloji 1997 İstanbul
• A. T. Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, 1999 Ankara
• Albert Hourani, Arap Halkları Tarihi, 1997 İstanbul