Yahudiler
YAHUDİLERYAHUDİLER
Lozan Antlaşması’nın azınlık statüsü tanıdığı ama toplum sözcülerinin kendilerini “azınlık” kabul etmediği bir toplumsal kesim. Evet işte bunlar Yahudiler. Ya da Museviler. Yahudilik etnik bir tanım. Irka, milliyete dayanan bir tanım. Musevilik ise dinsel bir tanım. Dünya üstünde etnik ve dinsel tanımların örtüştüğü ender durumlardan biridir bu durum. Hazar Türkleri’ni saymazsak MuseviliğeHz. Musa’nın dinine yeryüzünde sadeceYahudiler inanıyorlar. Bu nedenle çoğu yazılı ve sözlü anlatımlarda Yahudilik veMusevilik tanımları birbiri yerine rahatlıkla kullanılabiliyor.
YAHUDİLER’İN KISA TARİHİ
Yahudiler’in Anadolu’daki tarihi oldukça eskidir. Yahudiler’in Anadolu’da tarihte bilinen yerleşimleri M.Ö. 4. yüzyıla kadar gidiyor. Ege Bölgesi’nde Manisa-Salihli’de Sardes, Sard harabelerinde Yahudiliğe ait bir dizi kalıntı var. M.Ö. 220’de yapılmış Sinagog (ibadet yeri) bile yapılan kazılar sonucu günışığına çıkmış.
İstanbul 1453’de Osmanlılar tarafından alınınca Yahudiler’de var. IV. Haçlı Seferi İstanbul-Beyoğlu/Pera’da oturan Yahudileri kılıçtan geçirmekte geç kalmadı. Haçlılar 1261’de kentten çekilinceYahudiler Pera’da yine normal hayata döndüler.
11. yüzyılda Selçuklular Anadolu’da hakimiyet kurmaya başlayınca Yahudiler devlet yönetiminde yer almaya başladılar. Karaman Beyliği’nde 1. yüzyıldaYahudi topluluk yaşıyordu. Bursa’da tarihi eser olarak hâla ayakta olan Ets ha Hayim Sinagogo Anadolu beylikler döneminden kalma bir eserdir.
1453’te İstanbul alınınca, Hamitoğulları, Çandaroğulları, Aydınoğulları beyliklerinde yaşayan Yahudiler, İstanbul’a yerleşmeyi tercih ettiler. Anadolu’da bulunan Yahudiler dışında bugün Türkiye’de yaşayan Yahudiler’in önemli bir kısmı 1492’de İspanya’da engizisyondan (Hıristiyan baskı ve zulmü) kaçarak Osmanlı topraklarına zorunlu göç ettiler. Bunlara İspanyalı anlamında Sefaradlar deniliyor. Bu sayı yaklaşık 200 bin kişidir. Sefaradlar (İbranice İspanyalı anlamına geliyor) birlikte Osmanlı’ya ayrı bir kültür taşıdılar. Tıp, matbaacılık, ateşli silah üretimi, dokumacılık, tekstlik boyamacılığı, dericilik, çeşitli el zanaatlarını Sefaradlar Osmanlı’ya getirdiler.
Osmanlı Bizans’ı aldığında Bizans’ta yaşayan Yahudiler Rumca konuşuyordu. Elazığ,Malatya, Hakkari, Van, Diyarbakır, Urfa gibi illerde tarımla uğraşan Yahudiler Türkçe’nin yanında Kürtçe konuşuyorlardı. Antakya yöresindeki Yahudi topluluğu ise Arapça konuşuyordu. Yahudiler Osmanlı topraklarında, İbranice, Türkçe, Rumca, Kürtçe ve Arapça’yı değişik yörelerde konuşuyorlardı.
Osmanlı’ya Yahudi göçü Sefaradlar ile bitmedi. Bunu yenileri izledi. 16.yüzyılın sonunda Fransa’dan kovulan Yahudiler’in bir kısmıdaOsmanlıya sığındı. Orta Avrupa’daki Aşkenaz Yahudiler’inden bazı gruplarda II. Murat zamanında Osmanlı topraklarına göç etmiştir. 17. yüzyılda, Polonya ve Ukrayna’da yapılan Yahudi katliamlarında sağ kalanlar soluğu yine Anadolu’da aldı. Kırım savaşı sırasında Kerç’ten Sovyet Devrimi sonrası Rusya’dan, Gürcistan’dan canını kurtaran Yahudiler’de Osmanlı’ya geldiler. Bu göçleri 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı yıllarındaki özellikle Hitler, Musolini dönemindeki göçler izledi. Yani Anadolu toprakları yaklaşık 1000 yıldır Yahudiliğe adeta can simiti olmuş bir ülkedir. Zor günlerinde Yahudilere bir yıldır kucak açan Anadolu topraklarına karşı peki, Yahudiler ne kadar vefalı olmuştur. Bu biraz tartışmalı gibi gözüküyor.
YAHUDİLER’DE DİN
Yahudi sözcüğü, 12 İsrail Kavmini “Yahudoğulları”nı ifade ediyor. Bu kavimler Hz. İbrahim’e vaat edilen kavimlerdir. Daha sonra “Yahuda” krallığının mensuplarını ifade ediyor. Musevilik; ilk tek tanrılı semavi dinin adı. İlk göksel dinin adı. Peygamberi Hz. Musa kutsal kitabı Tevrat’tır. Yani “EskiAhit”tir.
Türkiye’deki Yahudileri araştırmacılar dinsel farklılık açısından esas olarak 3’e ayırırlar. 1) Sefaradlar (Çoğunluklar nüfusun %95’i) 2) Eşkanazi (Azınlık) 3) Karay’lar ve bunların dışında birde Sabetaycılar var.
Musevilik, Musa’ya inananlar anlamına geliyor. Babil sürgününden sonra Musa’ya inananları bu isim veriliyor. Tevrat üç bölümden oluşuyor. 1)Tora (Musa Töresi), 2) Nebiim (Peygamberler), 3Ketubim. Tora ve öbür kitaplar yazılı töreyi oluşturuyor. Sözlü töre geleneğiMusa’ya dayanıyor. Bu öğretim sözle kuşaktan kuşağa geçiyor. M. S. 200’e doğru Haham Yuda haNassi tarafından yazılıyor ve “mişna” adını alıyor. Mişna’nın “Gemara” denen yorumları Mişna ile birlikte “Talmud”u oluşturuyor. Talmud son halini 5. yüzyılda Babil’de alıyor. Geleneksel Yahudilik; Tora’yı, Talmud’u ve Mişna’yı değişmez kurallar olarak görüyor.
Karaylar, 8. yüzyılda ortaya çıkarak Tevrat sonrası sözlü hukuk denen Talmud’u reddediyorlar. Onlar sadece yazılı yasayı Torayı kabul ediyorlar. Geleneksel Musevilik ile çatışıyorlar. Geleneksel Museviler, Karayları “Yahudi” saymıyorlar. Bu tartışma hala devam ediyor.
Türkiye’deki Museviler’in dinsel temsilcisi Hahambaşılık’tır. İbadet yerleri Havra (Sinagog)’tur.Hahambaşına dini konularda 4 Hahamdan oluşan bir dini kurul yardımcı oluyor. Din adamı olmayan 35 kişiden oluşan fahri danışmanlar, toplumun din dışı sorunları ile ilgileniyorlar. 14 kişilik icra kurulu ise günlük işleri yapıyor.
Bugün İstanbul’da 25 Sinagog Musevilere din hizmeti veriyor.
Yahudi cemaatinin İstanbul’da anaokul, İlköğretim okulu ve liseyi kapsayan bir okul kompleksi bulunuyor. Yahudiler, Osmanlı’dan bugüne Türk ekonomisinde önemli bir güçleri bulunuyor.
Yahudiler’den bahsedilirken “Sabetaycılar”dan sözetmezsek eksiklik sayılır. Museviler tarih boyunca Hıristiyanların ve Müslümanların dönem dönem artan baskıları ile sık sık karşılaşmalarından olsa gerek Museviler arasında Mesih’e (Kurtarıcıya) duyulan özlem zaman zaman boy göstermiştir. İşte Sabetay Sevi de bu “mesih”lerden bir tanesidir.Sabetay Seviİzmir’de 17. yüzyılda yaşayan büyük etki uyandıran bir kişidir. Sabetaycılık, artan baskılar sonucu kendisine inananlarla birlikte Musevilikten ayrılıp İslamiyet’e geçen ama gizlice Sabetay Sevi’ye inanmaya devam eden “dönme”lere verilen isim. Bunlar, Museviler’den ve Müslümanlardan çok iyi gizlenirler. Gizli dinlerini devam ettirirler. Başta 200 aileden oluşan Sabetaycılar giderek taraftarlarını artırırlar. 1924 nüfus mübadelesi sonucu Selanik merkezli cemaat İstanbul’a ve diğer büyük şehirlere gelir. Zamanla aralarında; Yakubi, Karakaş ve Kapancı alt gruplarına ayrılırlar. 19. yüzyıl başında Osmanlı siyaseti içinde çok başarılı olurlar. İttihat Terakki döneminde Maliye Bakanlığı yapan Cavit Bey (DanielRuso) ve bir dizi önemli görevler Sabetaycılar’ın eline geçer. Cumhuriyet’in kuruluşa sırasında da aldıkları iyi eğitimin sonucu olarak üstelik Müslüman kimlikleri ile birlikte dışişleri, maliye, içişleri ve eğitim sahalarında önemli mevkilere gelirler.
YAHUDİLER’DE DİL
Anadolu’ya 1492’de İspanya’dan Museviler gelmeden önce birde yerli Museviler vardı. İspanya’dan 200 bin Musevi’nin geldiği belirtiliyor. Bu nüfusun bir kısmı süreç içinde Osmanlılaşıyor, İslamiyeti kabul ederek Türkleşiyor. Bir kısmı ise çeşitli nedenlerle başka ülkelere göç ediyor. Osmanlı’da 1883 sayımlarında; 184.000 Musevi sayılıyor. Museviler 1492 de İstanbul’a 200 bin kişi ile göç edip gelirken, Türkler İstanbul’u alınca 1453’de 30-40 bin Türk İstanbul’a yerleşiyor. Cumhuriyet dönemindeki ilk sayımda 1927’de Yahudilerin sayısı; 81.872’dir 1965 Genel Nüfus sayımlarında ise bu rakam; 38.276 ya düşüyor. Bu düşüş daha sonraki yıllarda da devam ediyor. Bugün cemaat çevrelerinin tahmin ettiği sayı; 25 bin civarında olduğudur. Nüfusun azalmasının birinci sebebi göçtür. İki türlü göç olmuştur. 1) Avrupa, ABD gibi ülkelere daha iyi yaşam koşulları elde etmek için yapılan göçtür. Bu kapsamda zaman zaman dış politikada Rum ve Ermeni problemleri çerçevesinde Yahudiler’de bu politikadan nasibini almışlardır. Ortamı güvensiz buldukları için göçe katılmışlardır. 2)1948’deİsrail’in kurulması ile birlikte önemli bir nüfusun Türkiye’den İsrail’e göç etmesidir.
YahudilerTürkiye’de; İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Çanakkale, Edirne,Diyarbakır, Hakkari, Mardin,Tekirdağ, Urfa, Van olmak üzere bu illerde ve ilçelerinde yaşamaktadırlar. İstanbul’da ise nüfusun 20 bini yaşamaktadır. Bu nüfus ise ağırlıklı olarak; Adalar, Kadıköy, Beyoğlu, Nişantaşı, Levent ve Şişli semtlerinde oturuyor.
Yahudiler; İbranice, Sefaratça (İspanyolca), Fransızca, İngilizce, Arapça ve Türkçe konuşuyorlar. Bir tek etnik grubun nerede ise bir dizine dil konuştuğu görülmektedir. Deme ki, her dil ayrı bir etnik kimliktir demek oldukça zor. Bu yaşananlar karşısında dil eşittir etnik kimliktir diyebilmek iddiası çok hafif kalıyor.
Yahudiler’in esas dili İbranice’dir. İbrani Alfabesi ile yazıp çizerler. Ama konuştukları dil her ülkede değişiklik gösteriyor. Her YahudiYahudice yani İbranice bilmeyebiliyor. Bir tesbite göre Türkiye’deki Cemaatin bir kısmı Yahudice biliyor. Bu ise, klasik Yahudicede değil. Judeao-Spanist ya da Ladino lisanıdır. Kastilya, Kuzey İspanya, Portekiz’de konuşulan dile dayanan iki lehçeye ayrılmış arkaik bir dil. Cemaatin önemli bir kesimi Fransızca biliyor. Ondan sonra ise Ashkenazi bilenler geliyor. İbranice bilenler %8 gibi bir oran. Herkes Türkçe biliyor. Bu dilleri, İngilizce, Rumca bilenler izliyor.
Kırım Krait’leri (Yahudileri) Kırım Tatarcası, Güneydoğu’dakiler Urfa, Diyarbakır’dakiler gıltu Arapçası, Başkale veYüksekova’daki Yahudiler Kürtçe konuşuyorlar.
Yahudiler, Türkiye’de Türk toplumu ile Ermeni ve Rumlara kıyasla daha çok entegre olmuş bir toplumsal kesimdir. Merkezi otorite ile direk problemi çıkmamış bir toplumsal gruptur. 1942’deki Varlık Vergisi dışında merkezi ororite ile bir sorunu olmamıştır. Ekonomi ve siyaset dünyasında Yahudi kökenli kişiler önemli görevlerde toplumsal mevkilerde yer almışlardır. Almaya devam ediyorlar. Cemaat; kendi yayınevi kanalı ile yüzlerce kitap yayını yapmıştır. Haftalık olarak; Şalom Dergisi, aylık Tiryaki Dergisi, üç aylık Göztepe Kültür Derneği Dergisi yayınlıyor. Yahudi cemaati yaptıkları tüm faaliyetlerinde yönetimler ile uyumlu olmaya özel önem vermektedir. Bu ihtiyat karşılıklı olarak yıllardır devam etmektedir.
KAYNAKLAR
• Çetin Yetkin, Yahudiler, 1992 İstanbul
• Arthur Koestler, Onüçüncü Kabile, 1993 İstanbul
• Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi (5 cilt) 1980 İstanbul
• Hale Soysü, Kavimler Kapısı, 1992 İstanbul
• A. Galanti, Türkler veYahudiler, 1932 İstanbul
• B. Tolon, Tekirdağ Yahudileri, 1979 İstanbul
• P.A. Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar 1992 İstanbul
• Yakup Aygil, Hıristiyan Türkler, 1995 İstanbul
• Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji 1997 İstanbul
• Ilgaz Zorlu, Evet Ben Selanikliyim; 1958 İstanbul
• Soner Yalçın, Efendi/Beyaz Türkler, 2004 İstanbul
• Birikim Dergisi s.71-72
• Lizi Behmoaras, Türkiye’de Yahudiler, 1993 İstanbul
• Naim Güleryüz, Türk Yahudileri Tarihi, 1993 İstanbul
• Ayner Levi, TC Yahudiler, 1992 İstanbul
• Aron Rodrigue, Türkiye Yahudileri’nin Batılılaşması, 1997 Ankara
• Jak Deleon, Bir Tutam İstanbul, 1993 İstanbul
• Moshe Sevilla-Sharon-Türkiye Yahudileri, 1992 İstanbul
• İsmail Mutlu, Tarih Aynasında Yahudiler, 1992 İstanbul
• Erol Haker, Bir Zamanlar Kırklareli’nde Yahudiler Yaşardı, 2004 İstanbul
• Erol Haker, İstanbul’dan Kudüs’e Bir Kimlik Arayışı, 2004 İstanbul
• Selahattin Galip, Türkiye’de Dönmeler ve Dönmelik 1977 İstanbul