Bahailer/Arnavutlar
BAHAİLERBAHAİLER
1992 yılında İstanbul’da Hacı Bektaş Veli Derneği’nin düzenlediği bir sempozyuma katılmıştım. Sempozyum Sirkeci’de Sepetçiler Kasrı’nda yapılıyordu. Konuşmacılar arasında Bedrettin Dalan’da vardı.
Kürsüdeki konuşmacılar sık sık Aleviler’e uygulanan ayrımcılıktan ve verilmeyen özgürlüklerden sözedince söz sırası Bedrettin Dalan’a geldiğinde İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde yaşadığı bir olayı anlattı. Bu anlatılanı sizlerle paylaşmak istiyorum. Dalan, konuşmasının başında Alevilere seslenerek dediki siz 15-20 milyon v.s. olduğunuzu söylüyorsunuz ama İstanbul’da yaşayan 3-5 Bahai kadar olamıyorsunuz. Tabi herkes şaşırdı. Bahailiği ilk duyan dinleyici çoğunlukta idi. Neydi Bahailik? Kimdi bu Bahailer? Sonra anlatmaya başladı. Dediki; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken makamımda oturduğum bir gün bir vatandaş elinde dilekçe ile bana gelmişti. Dilekçeyi hiç bir birim kabul etmediği için uğraşa, uğraşa bana ulaşmıştı.
Dilekçesini okudum. Dilekçede kendisinin İslam, Hıristiyan, Musevi v.s. olmadığını Bahai olduğunu, Bahailiğinde bu dinlerden ayrı bir din olduğunu tıpkı bu dinlere olduğu gibi Bahailere de ayrı mezarlık verilmesi gerektiğini savunuyordu. Bende kardeşim Bahailiğin ayrı bir din olup olmadığını nereden bileyim. Git mahkeme kararı getir. Bahailik ayrı bir dindir diye… Bende o zaman sana ayrı mezarlık yeri vereyim. Sözmü söz tamam...
Tabi ben bu dilekçeyi ve adamı unuttum. Bir iki yıl geçti. Bir bakarımki aynı adam 2-3 yıl sonra çıkıp geldi. Elinde de mahkeme kararı var. Aldım mahkeme kararını okudum. Sahiden mahkeme kendilerine sunulan belge ve bilgilerden sonra Bahailiğin ayrı bir din olduğuna karar vermiş. Tabi bana da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak düşen görev bu yurttaşlarımıza Mezarlıklar Müdürlüğü’ne bağlı bir münhal yerde mezarlık vermekti. Ve gereği yapıldı.
Bedrettin Dalan’ın anlattığı bu olaydan sonraBahailik çok ilgimi çekti. Türkiye’de böyle bir toplumsal kesimin olduğunu böyle keşfetmiş oldum.
BAHAİLİĞİN KISA TARİHİ
Bahailik bir din. Tek tanrılı bir din. Hıristiyanlık’tan, Musevilik’ten, İslamiyet’ten ayrı bir din. İslamiyet kendini son tek tanrılı din olarak ifade ettiği halde, Bahailik kendini tek tanrılı din olarak kabul ediyor. Bahailer, bağımsız tek tanrılı bir din olarak çeşitli dinsel ve etnik kökenlerdeki kişileri bir araya getiren; tüm ulusları, sınıfları, iş ve meslekleri kapsayan bir din olduklarını ifade ediyorlar. Bahailiğin belgelerinden; 220’yi aşkın ülke ve bölgeyi kapsayan 120.000 yerleşim yerini aşkın yerde yaşadıklarını ve taraftarı olduğunu öğreniyoruz. Bahailikle ilgili eserlerin ise, yaklaşık 900 ayrı dil ve lehçeye çevrilip okunduğunu ifade ediyorlar.
Hz. Bab ya da diğer adı ile Seyit Ali Muhammed, 1819-1850 yılları arasında İran’da yaşamıştır. Hz. Bab, bütün kutsal kitaplarda vaat edilen TanrıPeygamberi’nin yakında gönderileceğini 1844 yılında Şiraz’da müjdelemiştir. Bahailik, Hz Bab’ın kurduğu dinin adı olmuştur. Hz. Bab, iddialarından dolayı çok ağır işkenceler görmüştür. Çeşitli zamanlarda hapsedilmiş, hakaretlere uğramış ve 1850 de işkence görmüş Tebriz’de kurşuna dizilerek şehit edilmiştir.
Hz. Bahaullah ise, 1817-1892 yılları arasında yine İran’da yaşayan soylu bir aile mensubu olan Mirza Hüseyin Ali’dir. Hz. Bab’a inandığı için yıllarca hapsedilen, çile çeken, hakarete uğrayan, işkence gören Hz. Bab sonunda Bağdat’a sürgün edilmiştir.
Hz. Bab’ın müjdelediği kimse’nin kendisi olduğunu 1863 yılında Bağdat’ta açıklayan Hz. Bahaullah, İstanbul, Edirne, Akka’da sürgün hayatı yaşamıştır. 1863 yılında İstanbul’da 4 ay, İstanbul’dan Edirne’ye 12 günde gelir ve 4,5 yıl sürgün kalır.
Bahailer, Hz. Bahaullah’tan nazil olmuş bir çok eserin olduğunu, Bahai Dini’nin yasalarını oluşturan Akdes Kitabı’nında Akka’da vahiy olunduğuna inanırlar. Hz. Bahaullah’ın yazılı vasiyetine göre ise, Bahai toplumunun yönetimi ve kutsal öğretileri açıklama yetkisi oğlu Hz. Abdülbaha’ya (1844-1921) verilmiştir. Abdülbaha’nın vaziyeti üstüne ise, en büyük torunu Hz. Şevki Rabbani, Bahai Dini’nin Velisi kabul edilmiştir. Rabbani, 1957 yılına dek, yani vefatına dek Bahai toplumunu yönetmiştir.
Bahailer, tüm dinlerin kutsal kitaplarını, Hz. Bahaullah’ın yazdığı kitapları, tefsirleri ve levihleri kendilerine dinsel klavuz olarak kabul ederler. Bahai Dini’nin temel öğretileri, TanrıBirliği, Dinlerin Birliği ve İnsanlığın Birliği’dir. Bahailer’de Tanrı’ya inanır. Tanrı tektir, eşsizdir, eş koşulamaz. Tanrı elçiliği gelenektir. Değişmez, değiştirilmez. Son peygamber olmaz.
Bahailer’de bugün ruhani rehber kişiler değil 1963 yılında seçilerek oluşan “Yüksek Adalet Evi”dir. Bahailer açısından en yüksek makamdır. İsrail, Hayfa Kermil Dağı’ndaki, “Yüksek Adalet Evi” binası ABD’deki Beyaz Saray’dan daha görkemli, bakımlı, çiçekler içinde bir mimariye sahip görülüyor.
Sadece Kermil Dağı’ndaki Adalet Evi değil. ABD’deki Wilmette, Illinois’teki mabet, Panama City’deki mabet, Hindistan Yeni Delhi’deki, Uganda Kampala’daki, Almanya Frankfurt’taki, BatıSamua, Apia’daki, Avustralya Sidney’deki mabetler muhteşem, görkemli mimarlık abideleri görünümündedirler. Bırakalım bu yapıların kendilerini görmek fotografları bile muhteşemlikte görenleri ürperterek güzellikteler.
BAHAİLİĞİN YÖNETİM TARZI
Yerel Bahai toplumlarının faaliyetleri yılda bir kez seçilen ve dokuz üyeden oluşan Mahalli RuhaniMahfiller tarafından düzenlenmektedir. Ulusal düzeyde ise dokuz üyeden oluşan yerel Bahai toplumunun seçtiği delegeler tarafından yılda bir kez seçilen MilliMahalli Mahfil tarafından düzenleniyor. Bugün dünyada yaklaşık, 20 bin mahalli, 200 ise MilliRuhaniMahfil seçilmiş bulunuyor.
En yüksek organ olan Adalet Evi ise, tüm Milli Ruhani Mahfil üyelerinin katılımı ile toplanan uluslararası toplantıda her beş yılda bir seçilir. Seçimler propagandasız olarak aday olunmadan gizli olarak yapılır.
Bahailik’te tek eşlilik esastır. Alkollü içki ve alkol kullanılması yasaktır. Bahailer herhangi bir politik parti, örgüt v.s ye üye olamazlar. Siyasete asla katılmazlar. Katılan Bahai toplumdan ayrılır. Bahailer içinde yaşadıkları ülkenin yasalarına uymak zorundadırlar: Her tür gider bağışlarla sağlanır.
Bahailikte, ırk, inanç, sınıf, milliyet, cinsiyet, kadın, erkek ayrımı yapılmaz. Tanrı ve insan sevgisi ortak yapışkandır. İnsanlığa hizmet ruhu ile yapılan her iş Tanrı’ya ibadetin bir parçasıdır. Hz. Bahaullah; bir yazısında diyor ki “Hepiniz bir ağacın meyveleri, bir dalın yapraklarısınız.”
BAHAİLER’DE İBADET
Bahailik; 19. yüzyılda ortaya çıkmış tek tanrılı bir dindir. İslam’daki son din veya son peygamber inançlarına katılmıyorlar. İslam coğrafyasında esas olarak İran’da ortaya çıkmış bir dindir. Allah’a inanıyorlar, Allah’ın daha önce insanlığa gönderdiği kitaplara ve elçilere yani peygamberlere inanıyorlar. Ama kendi peygamberleri olarak Hz. Bahaullah’ı kabul ediyorlar. Hz. Bahaullah’ın yazdığı kitapları ve Leviler’i de kutsal kitap olarak kabul ediyorlar.
İbadet için mekan şartı cami, kilise gibi aramıyorlar. İbadetlerini yalnız yapıyorlar. İbadette amaçTanrı’yı anmaktır diye düşünüyorlar. İbadeti bireysel yapıyorlar. İbadetlerini çağrı beklemeden (ezan veya çan sesi gibi) yapıyorlar. Kimseye uymadan (yani imam ya da papaz gibi) yapıyorlar. Abdest alıyorlar. Ama gönül abdestini esas alıyorlar. Şu ile temizlenmek gerekir diyorlar ama kalbin temizliği, beynin temizliği daha önemlidir diyorlar.
Bahailerin Kıblesi, Akka’da Hz Bahaullah’ın kabrinin olduğu kutsal mekandır. 3 türlü namazları var:
1) Büyük Namaz: Günde bir defa istekli olunduğu zaman Allah ile başbaşa kalıp ibadet etmek.
2) Orta Namaz: Günde üç defa sabah, öğle, akşam tek başına Allah’a ibadet yapmak.
3) Küçük Namaz: Günde bir defa öğle ile akşam arasında ibadet yapmaktır. Namaz için mekan şartı yoktur. Evde veya uygun bir mekan yeterlidir. Kilise, Cami, Havra şart değildir.
Bahailerde Oruç: “Bahailer oruç tutarlar. Oruçları 2 mart 20 mart arasında 19 gündür. 15 ile 70 yaş arasında sağlıklı olanlar için bu oruç tutulur. Orucun kazası yoktur. 21 Mart ise Oruç Bayramı ya da “Yılbaşı” yeni yıl olur. Hac; erkekler için zorunludur. Hac için ziyaret edilecek mekan Hz. Bab’ın Şiraz’daki Evi ve Hz. Bahaullah’ın Bağdat’taki Evi’dir.
Bahailer’deki Kutsal Günler Şunlardır:
21 Mart YeniYıl, Nevruz, Oruç Bayramı.
21 Nisan Hz.Bahaullah’ın emrini açıkladığı gün yani Rızvan Günü.
29 Nisan Rızvan Bayramı’nın 9. günü.
2 Mayıs Hz. Bab’ın emrini açıkladığı gün.
29Mayıs Hz. Bahaullah’ın vefatı (1892)
9 Temmuz Hz. Bab’ın şehadeti (1850)
20 Ekim Hz. Bab’ın doğum günü
12 Kasım Hz. Bahaullah’ın doğum günü.
Bahailer’in kutsal eserleri. Hz. Bab’ın ve Hz. Bahaullah’ın eserlerinden oluşuyor. Hz. Bab’ın 23 eserinin tefsirlerinin ve Levihlerinin kaynak dini kitaplar olduğu görülüyor. Hz. Bab; İran-Şiraz’da 1819’da doğuyor. 1850de yani 31 yaşında iken düşüncelerinden rahatsız olan İran yönetimi Hz. Bab’ı Tebriz’de kurşuna diziyor. İran yönetimi sadece Hz. Bab’ı kurşuna dizmekle kalmıyor.Bahai belgelerine göre; 20 bin Bahai’de katlediliyor. İşte bu olaydan sonra İran’da doğan bu dinsel akım kendine hayat hakkını İran dışında arıyor ve oldukçada başarılı oluyor. 1844-1921 yılları arasında yaşaya Bahai Velisi Abdal Baha’nın yazdığı mektuplar (3 cilt),Seyehatlar (2 cilt) ve sohbetlerinden oluşan kitapları Hz. Bahaullahın yazdığı 158 kitabı ve Levih’ler Bahailiğin kaynak eserleri arasında yerini alıyor.
“TÜRKİYE’DEKİ BAHAİLER”
Bahailik, Türkiye’de de mahfiller şeklinde örgütleniyor. Örneğin; Ortaköy mahfili, Beşiktaş mahfili, Taksim mahfili gibi… Bahailiğin Türkiye’deki tarihi Bahailiğin doğuşu ile yaşıttır. İran’dan Hz. Bahaullah ile birlikte Türkiye’ye kaçan Bahailer 1850’lerden beri Türkiye’de yaşamaktadırlar. Bu günkü bazıBahailer bu ailevi yakınlıktan dolayıBahailiği benimsiyorlar. Bir kısmı ise sonradan Bahailiği inanç olarak seçmişler.
Türkiye’dekiBahailer’in önemli bir kısmını İran asıllı kişiler oluşturuyor. Bunların bir kısmı İran’da iken Bahai olmuşlar ve çeşitli tarihlerde baskı v.s. nedenlerle Türkiye’ye gelmişler. Bunlardan bir kısmı ise Şiiliğin despotik yanına tepki temelinde Bahailiği seçmişler.
Türkiye’de Bahailiği seçenlerden her etnik grup insandan Bahai var. Bahailiği seçenlerin bir kısmı, Sünni İslam’ın olumsuz uygulamalarına tepki temelinde alternatif olarak Bahailiği seçmiş. Bir kısmı, ruhsal dinginlik arama süreci içinde Bahailiğin mesajlarını kendine yakın bulup seçmiş. Bir kısmıBahailiğin sevgi dolu, saygı dolu, dünya ile barışçıl, uyumlu özelliklerini kendine yakın bulmuş. Bir kısmı ise; semavi dinler arasındaki rekabetten rahatsız olup Bahailiğin bu dinleri birleştirici barışçı yönlerinden etkilendiğini gözlemek olası.
Bahailik Türkiye’de bölgesel olarak; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana gibi büyük şehirlerde ve Gaziantep, Mersin, Samsun, Eskişehir gibi gelişmekte olan kentlerin insanlarının bir kısmının ruhsal arayışına hitap eden mesajları içermesi ile kendine taraftar bulmuştur.
Türkiye’de yaklaşık, 2-3 bin Bahai’den bahsediliyor. Her çeşit dinsel ve etnik kökenli insanındaBahailiği benimseyen kesimlerden sözetmek olası. Ama İran kökenli kişiler ve belli bir arayış içindeki Aleviler’in, çoğunluğu oluşturduğu söylenirse abartı sayılmaz.
KAYNAKÇALAR
• Yeni Bir Yaşam Yolu (Bruşür) 1999 İstanbul
• Bahai Tarihi, Dr. Neyir Özşuca, 1987 İstanbul
• Bahai Dini, Dr. Neyir Özşuca, 1989 İstanbul
• Hz. Bahaullah (Levihleri) Çev.: M. İnan 1990 İstanbul
• Bahai Dini Hakkında Açıklamalar (Glon’a Faızı) 1994 İstanbul
• Kur’an-ı Kerim (Yaşar Nuri Öztürk) 2004 İstanbul
• Kitab-ı Mukaddes (Kitabı Mukaddes Yayınları) 2004 İstanbul
• Dünya Barışı, Bahai Dünya Merkezi 1985 Hafta
• Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji, 2001 İstanbul
ARNAVUTLAR
Arnavutlar’da Osmanlı’nın Balkanlar’daki yayılma döneminde Osmanlılaşan bir toplum. Arnavutlar ayrı bir millet. Arnavutlar’ın anavatanı Arnavutluk. Osmanlı’nın yayılma döneminde Osmanlı ile ve İslamiyet ile tanışan daha sonra önce kendini Osmanlı tebası gören süreç içinde İslamlaşan veTürkleşen bir toplumsal kesim oluyor Arnavutlar. Osmanlı’nın yükselme döneminde 1500’lerde saray ile iyi ilişkiler kuran Arnavutlar Osmanlı bürokrasisi içinde Yeniçeri Ocağı kanalı ile önemli görevlere gelmişlerdir. Bu kurulan iyi ilişkiler bugüne dek yaşamaktadır.
Arnavutluk ise Osmanlı’nın önce gerileyip sonrada dağılma süreci taşıdığı dönemde eski Osmanlı topraklarında kurulan bir devlettir. Coğrafi olarak Yunanistan ve Bulgaristan’dan Osmanlıya uzak olmalarına karşın Arnavutluğun Osmanlı İmparatorluğu ile ve daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkileri daha iyi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Arnavutluk ile ilişkileri adeta Türkiye dışında kurulan Türk Cumhuriyetleri ile kurulan ilişkiler gibi karşılıklı olarak algılanmıştır ve algılanmaya devam ediyor. Arnavutluk Osmanlı İmparatorluğu toprakları üstünde kurulmuş yaklaşık 50 devletten biridir. Arnavutlar ulus devlet kurma, uluslaşma sürecini 1878’de Türklerden önce gerçekleştirdiler. Anadolu ve Balkanlar’daki Arnavutlar Osmanlı’dan bugüne kalmış toplumsal bir mirastır.
Türkiye’deki Arnavutlar kendilerini Türkler’den ayrı olarak ifade etmiyorlar. Adeta Türk devletinin doğal yurttaşı ve ayrı bir Türk boyu gibi kendilerini kabul ediyorlar. Hatta; Yogoslavya, Bulgaristan, Makedonya gibi ülkelerde bulunan Arnavutlar kendilerini Türk olarak ifade ediyorlar. Türkçe konuşmayı yaygınlaştırıyorlar.Bu nedenlede bu ülkelerde Türklere uygulanan bazı olumsuz politikalarında faturasını ödemek zorunda kaldıkları oluyor.
Türkiye’de bugün sokaktaki her hangi bir yurttaşa Arnavut hakkındaki bilgisi sorulursa o Arnavut’u Bulgaristan’da kalmış Türk gibi ya da Bosna-Hersek’te Yogoslavya’da, Romanya’da kalmış bir Türk gibi algılar. Sokaktaki yurttaş Arnavut’un Türk olmadığını ayrı bir dil konuştuğunu, bir devleti olduğunu fazla önemsemez.
Arnavutlar; Türkiye’de Türk toplumu ile bir problemi olmayan kendini Türk toplumundan ayrı tutmayan bir toplumsal kesimdir. Yogoslavya’da bile Türkçe konuşan azınlığın %70’ini Arnavutlar oluşturuyor. Arnavutlar kendini Yogoslavya’ya karşı Türk olarak ifade ediyorlar.
Osmanlı Tarihi’nde Osmanlı ile Arnavutlar arasındaki tek olumsuz toplumsal olay;“Vakai Hayriye” adı verilen 1826’da II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı tasfiyesi sırasında olayın Arnavut ve Bektaşi katliamına dönüşmüş olan olaydır. Bu olayda İstanbul’da içinde Arnavut Bektaşileri’ninde bulunduğu 20 civarındaki Bektaşi Dergahı yerle bir edilmiş, yakılmış, yıkılmış, talan edilmiş. Onlarca Bektaşi babası katledilmiş, binlerce yeniçeri katledilmiştir. İşte bu olayın ardından Arnavutluk Osmanlı ilişkileri kopmuştur. Arnavutlar 1878 ulusal devletlerini kurmuşlardır.
Arnavut kökenli Tepedelenli Ali Paşa’nın 1878’den 1912’ye kadar geçen zamanda Arnavut ulusal uyanışında önemli etkisi olmuştur. Prizren gerilla cephesinin kuruluşundan 1912’de Osmanlı hakimiyetinin sona erip Arnavutluk devletinin kuruluşuna dek olayda aktif rol almıştır.
ARNAVUTLAR’DA DİL VE DİN
Arnavutlar’ın kendi ana dilleri Arnavutça’dır. Dilbilimciler Arnavutçayı, Hint-Avrupa dil grubundan sayarlar. Literatürde Geg veTosk adı verilen iki lehçedende söz edilir. Arnavutlar Latin alfabesini kullanırlar.
Türkiye’deki Arnavutlar Türkçe’yi Arnavutça’dan daha iyi bilir konuşur ve yazarlar. İstisnasız tümü Arnavutluğu değil Türkiye’yi anavatanı sayarlar. Arnavutluk devleti kurulduğundan günümüze Türkiye’den Arnavutluğu Arnavut göçü olmamıştır. Ama Arnavutluk’tan ve Yogoslavya, Romanya, Yunanistan gibi ülkelerden Türkiye’ye Arnavutların göç olayı sıkça yaşanmıştır. Türkiye’ye zaman zaman Balkan ülkelerinden Türk diye gelen göçün önemli bir kesimini Arnavutlar oluşturmuştur.
1965 Nüfus sayımlarına göre; 55 bin civarında Arnavutça bilen nüfus var. Bu Arnavutlar’ın nüfusunu ifade etmede yeterli sayı değildir. Arnavutlar kendini Türk kabul ediyor. En çok Arnavut, İstanbul, Bursa, İzmir, Eskişehir, Ankara, Samsun, Sakarya, Tokat gibi illerimizde yaşıyor.
Balkanlardan değişik dönemlerde Arnavutlar Türkiye’ye göçler ile gelmiştir. Bunların bir kısmı; Müslüman olan Arnavutlardır. Diğerleri ise, iskan için gönderilen Arnavutça bilen Müslüman Türkler’dir.
Arnavutluk’taki Arnavutların %40’ı, Hıristiyan %60’ı, Müslümandır. Müslümanlar’ın ise yarısı Sünni İslamdır. Yarısı ise İslam ama Bektaşi’dir. Bektaşilik Balkanlara Osmanlı kanalı ile 16. yüzyıldan sonra yayılmıştır. Arnavutluk tarihinde Bektaşiliğin özel ve önemli bir yeri vardır. Ulusal uyanışta, ulus devletin kuruluşunda, Latin Alfabesine geçişte, Mussolini işgaline karşı direnişte önemli faydaları olmuştur.
Arnavutluk’ta siyasi elitin önemli bir kısmı Bektaşidir. 2. Dünya Savaşında işgale karşı çete savaşını Bektaşiler yapmıştır. 1944 de ise Kominist Parti iktidara gelinceBektaşilik diğer dinlerle birlikte yasaklanır.
Bektaşiliğin Arnavutluk’ta oynadığı misyon önemli ölçüde Türkiye’de de yaşanmıştır. Büyük dilbilimci, sözlükçü KamusiTürki’nin yazarı Şemsettin Sami Arnavut Bektaşi’dir. Ali Sami Yen Stadyumuna adını veren Ali Sami Yen Arnavut Bektaşidir. Kurtuluş savaşı günlerinde Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Kırşehir’de Hacı Bektaş Dergahı’nda ağırlayan tüm desteğini veren Dergah Babası Salih NiyaziBaba Arnavut Bektaşi’dir. Son yıllardaki popüler simalarımızdan; Ali Şen, General Çevik Bir, Kemal Derviş Arnavut kökenlidir.
Cemaatin kaynaklarına göreTürkiye’deki Arnavut nüfus yaklaşık olarak; 1965’de İstanbul, Ankara, Bursa ve İzmir’de 55-60 bin. 1970’li yıllarda, toplam tahmin; 70 bin, 1980 yıllarında; 120 bin, 1990’da; 150 bin, 1995’de; 200 bin 2000 yılında ise tahminen; 250 bin Arnavut nüfus bulunuyor. Bu nüfusun çoğunluğu; İstanbul, Bayrampaşa, Sefaköy, Zeytinburnu, Alibeyköy ile Bursa’da ikamet ettiği söylenebilir.
Türkiye’de Arnavut ile Türk o denli toplumsal olarak bütünleşmiştirki herhangi bir Arnavutu kendisi özel olarak açıklamazsa Türk’ten ayırt edileyemeyecek kadar fark ortadan kalkmıştır. Bu entegrasyon önemli ölçüde gönüllü karşılıklı kültür alış-verişi ve ortak kader birliği sonucu şekillenmiş bir toplumsal ruhi şekillenme biçimidir.
Arnavutlar birbiri ile iletişimi kurdukları hemşehri dernekleri, vakıfları, çıkardıkları dergi, gazete ve internet siteleri, vasıtası ile sağlamaktadırlar.
KAYNAKLAR
• P. A. Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar 1992 İstanbul
• Hale Soysü, Kavimler Kapısı 1992 İstanbul
• Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı 1999 Ankara
• O. Türkdoğan, Etnik Sosyoloji 1997 İstanbul