Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

6. Bölüm: Hz. Ali’de İlim ve Adalet

ALTINCI BÖLÜM

ALTINCIBÖLÜM

HZ. ALİ’DEN İLİM VE ADALET

>

>

>

Hz. ALİ’NİN ADALETİ (36)

Hz. Ali’nin adaletiirdelenirken, olgulara günümüzşartlarından değil, o günün koşullarıve değerleri açısından ele almak veöyle değerlendirmek gerekir. Dünya haritasında o dönem kölelik sisteminin tümdünyada uygulandığını, söz konusu uygulamanın yasal olarak ancak 19. Yüzyılın sonlarına doğrukaldırıldığını, tüm bunlara rağmen yer yer 20.Yüzyılın ilk yarısında da görüldüğünü unutmamak gerekir. O dönemler kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğünü, kadının toplumsal yaşamda yerinin hemen hiç olmadığını, dünyadaki geneluygulamanın güçlünün keyfi iradesine endekslendiğinigöz ardı etmemek gerekir.

Elbetteinsanlık bu günkü Evrensel değerlerebir günde gelmedi. Bu gün bile bilimin olağanüstügeliştiği, teknolojinin başdönderici bir hızla yaşamımızın çok önemli yerini kapsadığı, sosyal ve toplumsal değerlerin tüm dünyada ki farklılıklarının bilindiği vebirer zenginlik olarak kabuledildiği dünyamızda, bu üretim ilişkilerini ellerinde bulunduran tröstlerin kâr hırsı ile korkunç savaşlar çıkardığını, insan ve doğaya karşısaygısızlıkta ilkel diyekategorilendirilen insan ve guruplardan çokdaha barbar olduğunu unutmamak gerekir.

İnsana ve doğaya yapacağı etkilerin sonuçlarıdüşünülmeksizin hızla silahlanan vebu silahı gene kendi cinsi olan insanoğlunakarşı kullanan dünya medeniyetinin, toprağagömülen korkunç ekonomik kaynakların dünyatabii dengesini nasıl insafsızca katlettiğini görmeden, eski çağları tek yanlı ilkellikle suçlamak adaletliolmaz. Bu vesile ile adalet kavramında adilolmayan ve sürekli kendi çıkarlarıdoğrultusunda yorumlayan teknolojı ve bilimde gelişmiş, ama bu verilerindağılımında adil olmayan gelişmiş kapitalizmin etkileri altında kalarak olguları değerlendirme yanlışlığınadüşmemek gerekir.

Herolgu kendi koşulları altında değerlendirilmelidir.Bu vesile ile gene Hz. Ali’den birörnek vererek “Zaman sana uymaz, senzamana uyacaksın” sözleri eşliğinde yorumlamamız gerekir.

>

BİR OLAYDA BEŞ KİŞİ ARASINDAVERDİĞİ HÜKÜM

Esbağ bin Nübâte’den nakledilmiştir: “Beş kişiyi zina suçuyla Halife Ömer’in yanına getirdiler. Halife, onların her birisine şer’î haduygulanması için emir verdi. Orada hazır bulunan Hz. Alişöyle buyurdu: ‘Ya Ömer, bu onlarınhakkında verilmesi gereken hüküm değildir.’ Ömer ‘O halde (uygun) haddionlara siz uygulayın’ dediğinde, Hz. Ali,onlardan birisini öne alıp boynunu vurdu; diğer birisini recm etti; birdiğerine kırbaç haddi uyguladı; dördüncüsüne bir haddin yarısı kadar (50 kırbaç) vurdu; beşincisini isemazur gördü ve serbest bıraktı.

Bunugören Halife Ömer, hayrete düştü;insanlar da şaşırıp kaldı. Ömerşöyle dedi: ‘Ey Ebalhasan, tek birolayda suçlu olan beş kişiye ayrı ayrı beş hüküm uyguladın ki hiçbirisidiğerine benzemiyor (bunun sebebi nedir)?’ Hz. Ali şöyle buyurdu:‘Bunlardan birincisi zimmî (İslam devletinde yaşayan kitap ehli) idi;(işlediği suç ile) zimmîlik vasfını kaybettiği için haddi kılıçtan başkabir şey değildi. İkincisi evli birkişi olduğu için haddi recm idi. Üçüncüsü bekar olduğu için haddi yüz kırbaç idi. Dördüncüsü köle olduğu için cezası kırbaç haddinin yarısı idi. Beşincisiise akılsız bir deli idi (vedolayısıyla her hangi bir cezayı haketmemişti).”

>

BİR ERKEK VE BİR KIZ ÇOCUKÜZERİNDE İHTİLAF EDEN

İKİ CARİYE

Câbir Cu’fî, Temim b. Huzâmel-Esedî’den nakledilmiştir: “Halife Ömer’in yanına birerkek ve bir de kız çocuk üzerinde ihtilaf eden iki cariye getirildi. Ömerşöyle dedi: ‘Sıkıntıları giderenEbûlhasan (Ali) nerededir?’ Hz. Ali’yi yanına çağırdılar ve o olayıkendisine anlattı. Hz Ali, iki şişe istedi ve onların ağırlığını tarttı. Dahasonra cariyelerden her birisinin şişelerden birisine sütlerini sağmasınıemretti. Ardından sütleri tarttı ve biri diğerinden ağır geldi. Bunun üzerineşöyle buyurdu:

‘Erkek evlat, sütü ağır gelencariyenindir, kız evlat ise sütü hafif olanın.’ Bunu gören Halife Ömer ‘Buhükmü neye dayanarak söyledin Ey Ebelhasan?’ diyesorunca, Hz. Ali şöyle buyurdu: ‘ÇünküAllah, erkek bebeğin payını kız bebeğin payından daha fazla belirlemiştir!”

>

İKİ KADININ BİR ÇOCUKÜZERİNDEKİ İHTİLAFI

Halife Ömer zamanında iki kadın bir çocuk üzerinde ihtilaf etti; her birisi çocuğunkendisine ait olduğunu iddia ediyordu ve hiçbirisinin şahidi yoktu. Meseleninhükmünü bilmeyen Halife Ömer, hüküm vermesi için Hz. Ali’ye danıştı. Hz. Ali,iki kadını yanına çağırdı. Onlara vaaz edip korkuttu. Kavga ve ihtilafta devamedince, ‘Bana bir testere getirin!’buyurdu. Bunu gören kadınlar ‘Testereyine yapacaksın?’ diye sordular. Hz. Ali şöyle dedi: ‘Çocuğu ikiye ayırıp her bir parçasını sizden birisine vereceğim.’ Bunuduyan kadınlardan birisi susup bir şey söylemedi. Ama diğeri şöyle dedi: ‘Ey Ebelhasan, seni Allah’a yemin veriyorumki eğer illa da bunu yapacak isen, ben hakkımdan vazgeçip çocuğu onabırakıyorum.’ Hz. Ali bunun özerine şöyle dedi‚ “Bu senin çocuğundur, onun değil; Eğer onun olsaydı çocuğa acır ve onaşefkatli davranırdı.” Bu durum üzerine diğer kadın da çocuğun sahibiolmadığını itiraf etti. Ömer buna çok sevindi ve hüküm vermedeki sıkıntısınıgiderdiği için Hz. Ali’ye dua etti.”

>

BİR EMANET OLAYINDA VERDİĞİHÜKÜM

Haneş bin Mu’temer’den rivâyetedilmiştir: “İki kişi Kureyş’ten bir kadının yanına gelerek100 dinar parayı ona emanet ettiler ve: ‘Buemaneti bizden herhangi birimiz tek başına gelip isterse, ona vermeyeceksin;ancak ikimiz bir arada gelirsek, emaneti teslim edeceksin.” Dediler. Aradanbir yıl geçtikten sonra iki kişiden birisi kadının yanına gelerek şöyle dedi: “Arkadaşım vefat etti; dolayısıyla parayıbana teslim et.” Kadın önce tereddütedip parayı vermek istemedi, ancak adam kadının akrabalarını devreye soktu vekadının üzerinde baskı kurarak altınlarıvermeye mecbur bıraktı. Sonra aradanbir yıl daha geçti. Bu sefer diğer adam kadına gelerek parayı ondan istedi. Kadınona şöyle dedi: ‘Arkadaşın seninöldüğünü zannettiği için bana gelip dinarları istedi; ben de ona verdim.’ Adambunu kabul etmeyince aralarındaki ihtilaftan dolayı Halife Ömer’in yanında dava açtılar ve adam Halife’nin kadınınaleyhine hüküm vermesini istedi. Ömer adamı haklı bularak kadına ‘Sen sorumlusun (adamın parasınıkendisine vermelisin)’ dedi. Kadın itiraz ederek şöyle dedi: ‘Bizim hakkımızda hüküm verme ve bizi Alibin Ebî Tâlib’in yanına gönder.’ Ömer de bunu kabul etti. Dava Hz. Ali’ye intikal etti. Hz. Ali parayıkadına emanet eden o iki kişinin anlaşarak kadına hile yaptıklarını anlayınca, ona şöyle dedi: ‘Siz ikiniz kadına ‘emaneti bizden yalnız gelene verme’ dememişmiydiniz?’ Adam‘Evet’ dedi. Bunun üzerine şöylebuyurdu: ‘Paran bizim yanımızdadır; gitarkadaşınla birlikte gel, paranızı size iade edelim.” Hz. Ali’nin bu hükmü Ömer’e ulaşınca çok memnun kaldı ve ‘Allah beni Ali bin Ebî Tâlib’den sonrayaşatmasın.” Dedi.

>

EBU SÜFYAN OĞLU MUAVİ’YE YE ANLATILANLAR

“Ehl-i Beyt” ve Hz. Ali düşmanı olan Muâviyebir gün; Hz. Ali’yi sevenlerden Dırâr’aısrarla; “Ali’yi bana anlat” der. Dırâr söze başlar:

“Onun yüceliğine bir son,ululuğuna bir sınır yoktu. Gücü kuvveti çetindi; sözü kesindi. Adâletlehükmederdi. Her yanından bilgi fışkırırdı. Sözünden hikmet dile gelir,coşardı.Dünyadan, dünya lezzetlerinden çekinirdi. Gecegaribliğiyle esenleşirdi. Çok ağlardı, uzun düşünürdü. En değersiz elbisegiyer, en değersiz şeyleri yerdi. İçimizden birisi gibiydi; o kadar yakındıkona; yine de heybetinden söz söyleyemezdik. Din ehlini ağırlar, yoksullarladüşer kalkardı. Kuvvetli, o varken kötülük edemez, zayıf adâletinden me’yusolmazdı. Bazı vakitler gördüm, yasa batanlar gibi ağlar; «Ey dünya» derdi;«Benden başkasını aldat; ömrün kısadır senin, değerin az. Âh âh, azığınazlığından, yolun uzunluğundan, yatılacak yerin katılığından, varılacak yerinululuğundan»”

>

Hz.Ali, halîfeliği döneminde; Abdullah bin Abbas’a

yazdığı Mektuptan

“EyBasra fermandarı, seni kökten ve necattan doğru bir insan biliyordum. Bununlaberaber işittim, memleket dahilinde ben cengi cidal ile meşgul iken, sen defırsatı gânimet bilerek Müslümanların mallarını yağmaya kalkmışsın. «Beyt’ül-mâl»dan,altın ve gümüş sikkeler ele geçirmişsin. İhtiyarlık için Hicaz’a göndermişsin. Yazıklarolsun sana ey Abbas’ın oğlu. Kocasız kadınların ve yetimlerin, fakirlerin hakkıolan bu parayı kendine nasıl sarf edeceksin? Mahşer gününün hesabından,Allah’ın azâbından korkmadın mı?”

>

Cemel savaşında:

Savaş sonrası düşmanlarındanölenlerin de cenaze namazını kıldı. Sonra askerlerinedönerek: Düşmanı kovalamayınız,onların yaralananlarının yarasını sarınız, esirlerini tedavi ediniz”buyurmuşlardır.

>

Kendi katili için şöylebuyurdular:

Onu idare ediniz. Aç ve susuz bırakmayınız, eğer ben sağ kalırsam,ondan sarfınazar ederim. Ölürsem, bir kılıçtan fazla ona vurmayınız.

>

Talha ve Zübeyr Hakkında

Talha ve Zübeyr, Hz.İmâm-ıAli’nin hilâfeti zamanında servet sahibi idiler. Hz. Ali onlara sordu: “Sair halktan kendinizi üstün görmenizindelili nedir? Cevap verdiler. “Ömerİbn-i Hattab, hilâfeti zamanında bize diğer halktan daha fazla para verirdi”.Hz. Ali sordu. “PekiPeygamber zamanında size verilen para ne kadardı?. Cevap verdiler. “Sair halk gibi idi”. İmam şöyle dedi. “Bugün de alacağınız sair halk gibi olacak.”Onlar buna itiraz ettiler. “Fakat biz hizmetler ettik.” Dediler. Hz. Ali onlara dönerek “Benim hizmetlerim, sizin tasdikiniz ileherkesten daha fazladır, ayrıca bugün halîfeyim, fakat kendim ile en fakir adamarasında bir imtiyazım olacağına râzı değilim.” Buyurdular.

>

MAHKEME HAKKINDA:

Hz. Aliadaleti ile meşhur idi. Bütün hayatı boyunca kimseye zulüm yapmamıştır. Bir günişi mahkemeye düştüğünde Hakime: Adaletlehüküm ver. Benimle davacım arasında hiçbir fark koyma” demiştir

>

İbni Kevva adlı bir Hariciyesöylenenler:

Hz.Ali’yi çok seven insanlardan biri, bir gün bir anlık bir gaflete kapılıp birhata işler. İslam’ın emri gereğince elinin kesilmesi gerekmektedir. Hz. Ali,dostu hakkında da ayrım gözetmez ve elini kestiriverir. Adam, kesilenparmaklarını diğer eline alıp ceza mahallinden uzaklaşırken, Hz. Ali’ninHaricilerden olan düşmanlarından İbn-iKevvâ adlı adam fırsatı değerlendirmek için “Ne oldu sana, nedir bu halin? Kim yaptı bunu sana, kim kestiparmaklarını?” diye sorar. Eli kesilen adam şöyle cevap verir. “Cezamı veren, peygamberlerinsonuncusu ve en azizinin vasi ve vekilidir, vasi ve Halifelerinin efendisi,başlar tacıdır. Kıyamet günü yüzü ak çıkacak olanların imamı, müminler üzerindehak sahibi olmaya en layık kimsedir o. Adı Ebu Talib oğlu Ali’dir, müminlerinemiri, inananların hidayet imamıdır. Nimet cennetlerinin öncüsü, korkusuz yiğitsavaşçıların emsalsizidir; cehalette direnenlerden intikam alan, namaz kılarkenzekat verendir o... Olgunluk ve kemale götüren kılavuz, kemal yolunun rehberive imamıdır o... Kimdir o, bilir misin? Doğruları söyleyen, sözleri sevap olan,Mekkeli cesur adam, vefa ve samimiyet timsali eşsiz insandır o” İbn-i Kevvâkulaklarına inanamayarak “Deli misin senbe adam, o senim elini kesiyor, sense halâ onu övüyorsun öyle mi!?”deyince, “Onu sevmemek mümkün mü?” der. “Hele şimdi sevgisi artık etimle,kanımla da yoğrulduktan sonra... Vallahi, sadece Allah’ın emrine uyarak kestielimi, hak mı haktır bu verdiği ceza!”

>

Kuran’aGöre Hz. Ali’ninAdaletinin Hz. Muhammed

tarafından yorumlanması:

“İman edip de salih ameller işleyenler yaratılmışların en hayırlısıdır.”(Beyyine; 7) ayeti indiğinde Resulullah, Hz. Ali’ye hitaben buyurdular: Onlar sen ve senin dostlarındır ey Ali. Kıyamet gününde razı olmuş ve rıza görmüş olarakgeleceksiniz, senin düşmanların isegazap ve suç yüklü olarak gelecekler.

>

Hz. ALİ’ NİN İLMİ ve KUDSİYETİ HAKKINDA (38)

    Cebrail,cennetten Hz. Muhammed’e iki tanenar getirdi. Hz. Ali, Resulullah’lakarşılaşıp, narları elinde görünce, ‘Şuiki nar nedir elinizde?’ diye sordu; Şöyle buyurdu: ‘Şu gördüğün nübüvvettir ve senin onda nasibin yoktur. Ama ötekisiilimdir.’ Sonra Allah Resulü onu ikiye böldü ve yarısını Ali’ye verdi,yarısını ise Resulullah’ın kendisi aldı. Ardından şöyle buyurdu: ‘Sen onda benim ortağımsın, ben de senin.”İmâm Bâkır şöyle devam etti: “Allah’a andolsun ki Resulullah, Allah’ınkendisine öğrettiği her şeyi, bir harfini bile bırakmadan Ali’ye öğretti.” Sonraİmâm Bâkır elini göğsüne koyarak: “Sonra bu ilim bize ulaşmıştır”buyurdu.” (39)

    Hz. Ali’nin yiyeceği oldukça sade ve az miktardadır. Ekseriye yediğikabuğunu ayırmadığı arpa ekmeğidir. Hz.Ali ilk üç halîfe döneminde gece ve gündüz genellikle tarlalarda, bağlarda ve hurma bahçelerinde çalışır, ağaçlara suverir ve bahçeleri beller. Bir gün Adîybin Hatem, yemek vakti Hz. Ali’nin yanına gelir. Onun yiyeceğine dikkatedince; bir kâse su, bir miktar kuruarpa ekmeği parçaları, ve az miktarda tuz görür ve sorar. –Yâ Emîr’ül-mü’minîn, siz gündüzleri bukadar zahmet çekiyorsunuz. Geceleri de Tanrı’ya ibâdet ile vakitgeçiriyorsunuz, yiyeceğinizde bunlar. Bu size kâfi gelebilir mi? Hz. Alişöyle buyurur. Lâzımdır ki serkeş nefsi mümkün mertebe riyâzete alıştırayım,tuğyân (azgınlık) etmesin, diyerek bir şiir okur. Şiir’in meâli şöyledir: “Nefsini kanâata alıştır ve illâ kendiistihkakından fazlasını senden ister.”

    Hz. Ali’den nakledilmiştir “Hiç bir şeygörmedim meğer ondan evvel veonunla, ondan sonra gördüğüm hep Cenâb-ıHak’tır.”

    “Hz. Resûlullah bundan daha katısını yerdi” (Kuru ekmeği yemeye çalıştığını görüp şaşıranlara verdiği yanıt)

    Şu(Kur’ân), Allah’ın suskun kitabıdır;ben ise Allah’ın konuşan kitabıyım. (40)

    Hz. Ali, asla kimseyi geri çevirmezdi: Bir kimsenin, benden bir şey isteyeceğini hissettiğimanda, o izhâr etmeden ben elimi onauzatırdım” demiştir.

    İmâm Muhammed Bâkır’dan Resulullah’ınşöyle buyurduğu nakledilmiştir: “(Ey insanlar), Allah her ilmi bende toplamıştır; ben de bildiğim her ilmi, “Muttakilerinİmâmı’nda topladım. Ben her ilmi, Ali’ye öğrettim. O’dur açık ve şüphesiz olan İmâm!”

    İmâm Cafer-i Sâdık’dan aktarılmıştır: “Hiç şüphesiz Allah Tebârekeve Teâlâ, Resulullah’a Kur’ân’ı öğretti.Bunun yanı sıra başka şeyler de öğretti.Allah’ın Resulü de Allah’ın öğrettiklerini Ali’yeöğretti

    İmâm Caferi Sâdık’dan nakledilmiştir: “Şüphe yok ki Allah, helal ve haramı, Kur’ân’ın tevilini veinsanların ihtiyacı olan şeyleri Resulü’ne öğretti. Allah’ın Resulü de bunların hepsini Ali’ye öğretti.”

    Süleymân-ül A’meş, babasından Hz.Ali’nin şöyle buyurduğunu aktarmıştır. “İnen her âyetin kimin hakkında indiğini, nerede indiğini ve kime indiğini biliyorum. Rabb’im, bana düşünen bir kalp ve fasih bir dil bahşetmiştir.”

    Ebû Râfi’den aktarılmıştır; “Resulullah,vefatıyla sonuçlanan hastalığında Hz. Ali’ye şöyle buyurdu: “Ya Ali, bu Allah’ın kitabıdır; onu al.”Ali’ de onu bir elbisenin içerisinde topladı ve evine gitti. Resulullah Hakkayürüdükten sonra Hz. Ali oturup onuAllah’ın indirdiği şekilde düzenledi. O, Kur’ân’a alim birisiydi.”

    İmâm Muhammed Bâkır’dan, Resulullah’ınşöyle buyurduğu nakledilmiştir: “(Eyinsanlar), Allah her ilmi bende toplamıştır;Ben de bildiğim her ilmi, “Muttakilerinİmâmı’nda topladım. Ben her ilmi,Ali’ye öğrettim. O’dur açık veşüphesiz olan İmâm.

    İmâm Cafer-i Sâdık’dan aktarılmıştır: “Hiç şüphesiz Allah Tebâreke ve Teâlâ, Resulullah’a Kur’ân’ı öğretti. Bunun yanı sıra başka şeyler de öğretti. Allah’ınResulü de Allah’ın öğrettiklerini Ali’ye öğretti

    İmâm Caferi Sâdık’dan aktarılmıştır: “Şüphe yok ki Allah, helal ve haramı, Kur’ân’ın tevilini ve insanların ihtiyacı olan şeyleri Resulü’ne öğretti. Allah’ın Resulü debunların hepsini Ali’ye öğretti.”

    İmâm Muhammed Bâkır’dan aktarılmıştır: “Hz. Ali’ye Resulullah’ın ilmi hakkında sorduklarında şöyle buyurdu:Peygamber’in ilmi, bütün Peygamberlerin ilmidir; geçmişte olanların ve Kıyamet gününekadar olacakların ilmidir.” Sonra şöyle devam etti: “Nefsimi elinde tutana (Allah’a) andolsun ki hiç şüphesiz ben de Peygamber’in bildiğini biliyorum; geçmişte olanların ve benimle kıyamet arasında olup biteceklerinhepsini biliyorum.”

    Selmân-i Fârisî’den aktarılmıştır: Resulullah şöyle buyurdu: “Bendensonra ümmetimin en çok ilim sahibiolanı, Ali bin Ebî Tâlib’dir.”

    İmâm Cafer-i Sâdık’tan aktarılmıştır: Babam şöyle derdi: “Ali’nin kitabında (insanlar için)ihtiyaç olan her şey yazılıdır;hatta bir çiziğin, yaralanmanın ve hayvanısırmanın (diyet-kısas hükümleri) bile.”

    İmâm Cafer-i Sâdık’dan aktarılmıştır: Hz. Ali, İbn Abbâs’aşöyle buyurmuştur: “Allah, kuşlarındilini bile bize öğretmiştir;Süleyman bin Dâvûd’a öğrettiği gibi. Aynı şekilde karada ve denizde bulunanbütün canlıların dilini de.”

    Fuzayl bin Yesâr, o da İmâmMuhammed Bâkır’dan aktarmıştır. “Kur’ân’da geçen...Bir de yanında kitapilmi bulunan (yeter)” cümlesinin tefsirinde şöyle nakletmiştir: “Bu âyet Ali hakkında nazil olmuştur. O, Resulullah’dan sonra bu ümmetin âlimidir.”

    İmâm Muhammed Bâkır’dan aktarılmıştır. “O kâfirler: “Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin” diyorlar. Deki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir deyanında kitap ilmi bulunan (yeter)”âyetinin tefsirinde şöyle nakledilmiştir:“Kitap ilminin sahibi Ali’dir.”

    Câbir, İmâm MuhammedBâkır’dan nakletmiştir: “O (kitapilmine sahip olan kimse), Ali binEbî Tâlib’dir.”

    Ebû Basîr’den nakledilmiştir: “İmâmCafer-i Sâdık’a “De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter,bir de yanında kitap ilmi bulunan (yeter)” âyetindeki “yanında kitap ilmibulunan” kimse hakkında “Acaba o, Alibin Ebî Tâlib midir?” diye sorduğumda,“O’ndan başka kim olabilir ki?” diye cevap verdi.”

    Ebûzer-i Gıfârî’den nakledilmiştir: Resulullah şöyle buyurdu: “Ali, benim ilmimin kapısı ve ümmetime açıklayandır...”

    İbn Abbâs’dan nakledilmiştir:Resulullah şöyle buyurdu: “Rabb’imin huzuruna vardığımda, benimle konuştu ve münâcât etti; bende öğrendiğim her şeyi Ali’yeöğrettim. O, benim ilmimin kapısıdır.”

    Hz. Ali’den nakledilmiştir; Resulullah, Hayber fethedildiğinde bana buyurdu ki: “Sen, benim ilmimin kapısısın; senin evlatların, benim evlatlarımdır; senin etin, benim etimdir ve senin kanın,benim kanımdır.”

    İmâm Cafer-i Sâdık’dan nakledilmiştir: “Resulullah, Ali’ye bin kapı öğretti ki, her kapıdan daonun için bin kapı açıldı.”

    İmâm Muhammed Bâkır’dan nakledilmiştir: “Resulullah, Hz. Ali’ye binharf öğretmiştir ki, her harf, binharfi açmaktadır.”

    Ebû Hazma Sumâli’ye göre İmâm Muhammed Bâkır’dannakledilmiştir:, Hz. Ali buyurdular: Hiçşüphesiz Resulullah, bana bin kapı öğretmiştirki, her kapı bin kapıyı açmaktadır.

    İmâm Cafer-i Sâdık, babası İmâm MuhammedBâkır’dan nakletmiştir: “Hiç şüphesiz Peygamber, Ali’ye bin kelime anlatmıştır ki her kelime bin kelimeyi açmaktadır.”

    Ebû Hamza Sumâlî’ye göre İmâm Zeyn-ül Âbidin’den nakledilmiştir;“Resulullah, Ali’ye bir kelime öğrettiki bin kelimeyi açmaktaydı ve o bin kelimenin her birisi ise bin kelimeyi açmakta.”

    İmâm Cafer-i Sâdık’dan nakledilmiştir“Ant olsun ki nimetlerdensorulacaksınız” (Tekasür: 8) Buayette belirtilen Nimetler, Emirül MümininAli bin Ebi Talib in velayetidir.

    Ebu Said el-Hudri’dennakledilmiştir, Allahın bu buyruğu: “Allah gönüllerinde hastalık olanların kinlerini hiç meydana çıkarmayacakmı sandılar, dileseydik biz sana onları gösterirdik, sen de onları yüzlerinden tanırdın, ant olsun ki senonları sözlerinden tanırdın” (Muhammed: 29-30) hakkında dedi ki: Ali bin Ebi Talib’e buğzlarından dolayı(tanırdın).

    Hz. Ali’den nakledilmiştir: Bu ümmet yetmiş üç fırkaya bölündü, yetmiş ikisi ateşin içinde ve biri -Ki Allah haklarında şöyle buyurmuştur:Yarattıklarımızdan hakkahidayet eden ve adaleti yerinegetiren bir ümmet vardır(Araf: 181), onlar ben ve benimtabilerim (benim yolumu takip edenler)’dir.

    Tefsir-i Keşşaf / Nehc’ ül Hak s. 235’den nakledilmiştir:“De ki: Hak geldi, batıl yıkıldı, batılzaten yıkılacaktı” (İsra: 81), Hz. Ali,Peygamber efendimizin omuzlarınaçıkarak putları kırdığında bu ayet indi.

    İbn-i Asakir, Cabir bin Abdullah’tanaktarmıştır: Resulullah’ın yanındaydık. Ali geldi. Resulullah şöyle buyurdular:Nefsim elinde olana yemin olsun ki bu gelen ve yandaşları Kıyâmet gününde kurtulanlardır. Sonra şu ayeti şerife indi: “İman edip de salih ameller işleyenler yaratılmışların en hayırlısıdır.”

    İbn-i Asakir, Cabir bin Abdullah’tanaktarmıştır: “Resulullah’ın ashabı olduğu bir anda Hz. Ali gelince ashab: İşte yaratılmışların en hayırlısı geliyor,dediler”.

    Resulullah buyurmuşlardır. “İnsanlar, Ali bin Ebi Talib’in ne zamandan beri “Emir’ül Müminin” olarakadlandırıldığını bilselerdi, onun faziletlerini inkar etmezlerdi: Adem,ruh ve ceset arasındayken. Allah o zaman hazırbulunanlara şöyle buyurmuştu: “Rabbin Adem oğullarından onların bellerindenzürriyetlerini çıkardı, onlarıkendilerine şahit tuttu ve Rabbinizdeğil miyim? dedi, onlar da (Ruh âlemi): Evet şahidiz (Kalü belâ) dediler” (Araf:172). Allah da onlara şöylebuyurdu: Ben Rabbinizim, Muhammedpeygamberiniz, Ali de Emir’inizdir

    El-Hakim el-Haskani’den aktarıldığınagöre, Muhammed bin Hanefianlatmaktadır. Babam Hz. Ali buyurdular: “Ve aralarında bir müezzin (münadi), Allahınlaneti yalancıların üzerine olsun diye bağırır” ayetindeki müezzin(münadi) benim.

    el-Hakim el-Haskani’den aktarıldığınagöre Ebi Salih aktarmaktadır.O da İbn-i Abbas’tan aktarmıştır. Hz. Ali şöyle buyurdular: Benim Allahınkitabında insanların bilmediği isimlerim vardır. Onlardan biri şudur: “Ve aralarında bir müezzin (münadi), Allahınlaneti yalancıların üzerine olsun diye bağırır.” Onlar (yalancılar)velayetimde yalanlama yapanlar ve hakkımı hafife alanlardır.

    İbn-i Abbas aktarmıştır. “Önde geçenler, öne geçmişlerdir”(Vakia:10). Bu ümmetin önde gideni Alibin Ebi Talib’dir.

    İbn-i Abdül Birr’den aktarılmıştır. “Senden önceki peygamberlere sor” (Zuhruf: 45). Resulullah isra gecesinde Miracaçıktığında Allahu Teala onunla birlikte Peygamberleri bir araya topladı veşöyle buyurdu: “Ey Muhammed, ‘Sendenönceki peygamberlere sor,’ ne üzere gönderildiniz?” Peygamber efendimizsorunca dediler ki: Biz, Lâ ilâheillallâh şehadeti, seninpeygamberliğinin ikrarı ve Ali binEbi Talib’in velayeti üzerine gönderildik.

    El-Menakıb senedinde Zadan’dan aktarıldığına göre Selman-ı Farisi şöyle dediler: Resulullahın,Hz. Ali’ye on kereden fazla şöyle buyurduğunu duydum: Ey Ali, sen ve senden sonraki vasiler Cennetve Cehennem arasındaki Araf’sınız. Cennete,sizi tanıyıp, sizin de kendisinitanıdığı kimseden başka kimse geçmeyecek. Cehenneme de sizi inkar eden ve sizin de kendisini inkar ettiği kimseden başkageçmeyecektir.

    El-Hakim senedinde Asbağ bin Nebate, dediler ki: Hz.Ali’nin yanındaydım, İbn’ il Kevaonun yanına geldi ve ona bu ayeti “Arafüzerinde onları yüzlerinden tanıyan adamlar vardır.” (Araf: 46) hakkındasordu. Hz. Ali ona şöyle buyurdu: Ey İbn’ il Keva, Kıyamet gününde Cennet ve Cehennem arasında duracaklarbiziz. Bizi seveni yüzünden tanıyıponu Cennete geçireceğiz, bizi buğzedeni de yüzünden tanıyacağız veCehenneme geçecek”

    Abdullah bin Selem’den aktarılmıştır. “Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah veyanında kitabın ilmi bulunan yeter” (Ra’d: 43) ayeti için Resulullah’a sordum. Buyurdular ki: Ali bin Ebi Talib’ dir.

    Fudayl bin Yaser’den aktarılmıştır. İmamMuhammed Bakır buyurdular: “Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah veyanında kitabın ilmi bulunan yeter. (Ra’d: 43)” ayeti Hz. Ali hakkında indi. O, bu ümmetinalimidir.

    İmam Musa bin Cafer, Zeyd bin Ali’den,o da Muhammed bin Hanefi’den, o da Selman-ı Farisi’den, o da Ebu Said el-Hudri’den, aktarmışlardır:“De ki, benimle sizin aranızda tanıkolarak Allah ve yanında kitabınilmi bulunan yeter. (Ra’d: 43)”Ayeti Hz. Ali hakkında indi.

    Muhammed bin Hanefi’den aktarılmıştır: Babam Hz. Ali’nin yanında ilk ve son kitabın ilmi vardır.

    Ebu Naim el-Hafız senedindebelirtilmiştir. Abdullah bin Mesuddedi ki: Hz. Ali, Hendek gününde Amru bin Abduved’i öldürdüğünde AllahuTeala şu ayeti indirdi: “Allah müminlere (Ali ile) kifayet etti. (Ahzap: 25)

    Celaleddin es-Suyuti’den aktarılmıştır:Allah müminlere (Ali ile) kifayet etti (Ahzap: 25) için şöyle buyurmuştur. Bu ayet:”Allah müminlere Ali ile kifayet etti” biçimi ile Abdullah bin Mesud’un mushafındandır.

    Abdullah bin Mesud’den aktarılmıştır “Allah müminlere kifayet etti (Ahzap: 25)” ayetini şöyle okurduk:“Allah müminlere Ali ile kifayetetti”

    İbn-i Abbas ve Mücahit’tenaktarılmıştır: Ali’nin dört dirhemi vardı,birini gece, birini gündüz, birini gizli, birini de açık olaraknafaka verdi. Sonra şu ayet indi: “Mallarını gece, gündüz, gizli ve açıkta harcayanlaryok mu, onların ödülleri Rableri yanındadır,onlara hiçbir korku yoktur, onlarmahzun da olmazlar (Bakara: 274)

    Abdurrahman bin Kesir’denaktarılmıştır. İmam Cafer-i Sadık’a sordum. “Onlar birbirlerine neyi soruyorlar, o büyük haberi mi, onda ihtilafa düşmüşlerdir.” (Nebe: 1,2 ve 3) Ve “Velayet hak olan Allahiçindir.” (Kehf: 44) anlamı nedir. Buyurdularki: Hz. Ali’ nin velayetidir.

    Cabir el Cufi’den aktarılmıştır. “Bilmediklerinizi Zikir ehline sorunuz. (Nahl: 43) ayeti hakkında” Hz. Ali dedi ki: Zikir ehli biziz”

    Esbağ bin Nübâte’den aktarılmıştır,Emir-ül Mu’minin Ali’den duydum. “Hiç şüphesiz Resulullah bana, geçmişte olan ve Kıyamet’e kadar olacak helalve haramdan bin kapı öğretti ki, herkapı bin kapıyı açmaktadır ki toplam birmilyon kapı eder. Hatta ben ölümlerin belaların ve insanlar arasındakiihtilaflarda nasıl hüküm verileceğininilmini biliyorum.”

    Hz. Ali’den nakledilmiştir. “Resulullah, dilini benim ağzıma koydu; bununlakalbimde bin ilim kapısı açıldı kiher birisinden de bin kapı açılmaktadır.”

    İmâm Ali bin Musa Rızâ’danaktarılmıştır. Büyük babalarımdanduydum. Resulullah’ın Hz. Ali’yehitaben şöyle buyurdular “Ey Ali, ben ilim şehriyim, kapı da sensin. Şehrekapının dışında bir yerden ulaşacağını zanneden yalan söylemiştir.”

    Hamza bin Ebî Said-i Hudrî, babasındannakletmiştir; Resulullah’dan duydum:“Ben ilim şehriyim ve Ali onun kapısıdır. O halde kim ilimistiyorsa, onu Ali’den alsın.”

    İbn Abbâs’tan nakledilmiştir; Resulullah şöyle buyurdular: “Ben ilmin şehriyim ve Ali onun kapısıdır. O halde kim ilimisterse, kapıya gelsin.”

    İbn Abbâs’tan nakledilmiştir; “Benim ve ashabin ilminin, Ali’nin ilmi karşısındaki konumu bir damlanın yedi deniz karşısındaki konumugibidir.”

    İbn Abbâs’tan nakledilmiştir; “Allah’aand olsun ki, ilmin onda dokuzu Ali’yeverilmiştir. Geri kalan onda biri hususunda da Ali insanlarla ortaktır.”

    İbn Mesud’dan nakledilmiştir; “Ali, Peygamber’den sonra insanların enbilginidir. Onu sürekli akan bir denizgibi gördüm.”

    Said bin Cübeyr, o da İbn Abbâs’tan nakletmiştir; Resulullah buyurdular: “Ey Ali, ben ilmin şehriyim ve sen onun kapısısın; şehre ancak kapısından gelinir. Beni sevdiğinizannedip de sana buğz eden kimse,yalancıdır; zira hiç şüphesiz sen bendensin, ben de senden; senin etin, benim etimdir; senin kanın benim kanımdır ve senin ruhun, benim ruhumdandır...”

    Hz. Ali’den nakledilmiştir; Resulullah buyurdular: “Ben ilmin şehriyim ve Ali onun kapısıdır ve evlere ancak kapılarından girilir.”

    Esbağ bin Nübâte, Hz. Ali’den nakletmiştir; Resulullahbuyurdular: “Ben ilmin şehriyim vesen onun kapısısın. Ya Ali o şehre kapısının dışında bir yerdengirebileceğini sanan kimse, yalancıdır.”

    İmâm Rızâ, babaları (İmâm Kâzım ve İmâm Sâdık kanalıyla İmâm Muhammed Bâkır’dan, o da Câbir bin Abdullah-i Ensârî’den nakledilmiştir; Resulullah buyurdular: “Ben ilmin hazinesiyim ve Ali onun anahtarıdır; o halde kim hazineyi isterse, anahtara gelsin.”

    Câbir bin Abdullah-i Ensâri’dennakledilmiştir; Resulullah buyurdular:“Ben hikmet şehriyim ve Ali de onun kapısıdır. O halde kim şehre(girmeyi) istiyorsa, onun kapısına gelsin.”

    Abdullah’tan nakledilmiştir: “BenPeygamber’in yanındaydım; Ali hakkında sorulunca,şöyle buyurdu: “Hikmet on parçaya bölünmüştür;bunlardan dokuz kısmı Ali’ye, birkısmı ise (diğer) insanlara verilmiştir.”

    İbn Abbâs’tan nakledilmiştir: Allah’ınResulü, Hz. Ali’ye hitaben şöylebuyurdular “Ey Ali, ben hikmet şehriyim ve sen onun kapısısın; şehrekapının dışında başka bir yerden asla girilmez.”

    İmâm Cafer-i Sâdık, babaları kanalıyla Hz. Ali’den aktarmıştır: “Allah (azzeve celle)’nin kitabından bana sorun. Allah’aandolsun ki Allah’ın kitabından inen herâyetin gece veya gündüz mü, seferdeveya hazerde mi indiğini Allah’ın Resülü bana okudu ve onun tevilini bana öğretti.”

    Hz. Ali buyurmuştur: “Allah’ınkitabından bana sorun; hiç şüphesizben her âyetin gece mi yoksa gündüz mü, sahrada mı yoksa dağda mıindiğini biliyorum.”

    Hz. Ali buyurmuştur: “Sorun bana beni kaybetmeden! Ölümlerin, belaların ve neseplerin ilmini bilen kimseye sormak istemezmisiniz?”

    Hz. Ali buyurmuştur: “Ey insanlar, sorun bana beni kaybetmeden; hiçşüphesiz ben göğün yolları hakkında, yerin yollarından daha çok bilgisahibiyim!...”

    İmâm Ali Rızâ, babaları kanalıyla İmâm Hüseyin’den şöyle nakletmiştir:“Emir-ül Mu’minin bize hutbe okuyarak şöylebuyurdu: “Kur’ân’dan bana sorun kisize kimin hakkında ve nerede nâzil olduğunu haber vereyim.”

    Ümery bin Abdullah’dan nakledilmiştir:“Ali bin Ebî Tâlib, Kûfe minberindebize hutbe okuyarak şöyle buyurdu: Eyinsanlar, sorun bana, beni kaybetmeden; zirabenim sinemde yüklü bir ilimvardır!”

    Hz. Ali’den nakledilmiştir: “Sorun bana, beni kaybetmeden; hiç şüphesiz benArş’ın altında soruldu_um her şeydenhaber verebilirim!”

    Hz. Ali’den akledilmiştir: “Sorun bana, beni kaybetmeden; taneyi yaran veinsanı yaratan (Allah’a) andolsun ki benTevrat’ı, Tevrat ehlinden,İncil’i, İncil ehlinden ve Kur’ân’ı, Kur’ân ehlinden daha iyi bilirim!”

    Ebân, Selim’den nakletmiştir: “Kûfe mescidindeHz. Ali’nin yanında oturmuştum, insanlar da onun etrafını sarmıştı. İmâm şöylebuyurdu: “Beni kaybetmeden Allah’ınkitabından bana sorun; Allah’aandolsun ki, Allah’ın kitabından inenher âyeti Resulullah bana okudu ve onun tevilini bana öğretti...”

    Said bin Müsayyib’den nakledilmiştir:Hz. Ali şöyle buyurdular: “Bana göklerinyollarından sorun; zira ben onlarıyerin yollarından daha iyi tanırım. Ve eğer perdeler kaldırılsa, benim yakınım artmaz!”

    Hz. Ali buyururdu ki: “Ben sizin imâmınız ve halîfenizolduğuma göre, fukaranın perişanlığına ortakolmuş olmalıyım. Öyle yemek yiyeyim,öyle elbise giyeyim ki en fakirkimse beni görünce kendi fukaralığınasabretsin. Ben biliyorum, benim gibi kimse yapamaz. Fakat imâmlıkta memurum, siz de benimgittiğim yoldan gidiniz.”

    “Enâkünte meal enbiyâ batinen ve ma’ Resulullâh zâhiran” Türkçe açıklaması: “Ben peygamberlerle gizli, Resulullah ile açıkolarak beraberdim” (41).

    “...Enal Hıdır muallim Musâ...” Türkçe açıklaması: “...Ben Musa’nın öğretmeni Hızır’ım...”(42)

    Hz. Ali, “Rakiplerine nasıl galip geldin?” diyesorduklarındaKarşılaştığım herkes, bana kendi aleyhine yardım etti.” buyurdular. Seyyid Radi,“Hz. Ali, bu sözüyle, heybetinin karşı tarafın kalbine korku düşürdüğüne işaret etmiştir.” diyor.

    Fatiha’nın tüm esrarı Besmelededir,Besmelenin tüm esrarı ‘B’harfindedir, ‘B’ harfinin tüm esrarıda onun altındaki noktadadır.” Emir’ül Müminin Hz. Ali şöylebuyurdu: “‘B’ harfinin altındaki noktabenim.”(43)

    Buümmet yetmiş üç fırkaya bölündü, yetmiş ikisi ateşin içinde ve biri-Ki Allah haklarında şöyle buyurmuştur: “Yarattıklarımızdan hakka hidayet eden ve adaleti yerine getirenbir ümmet vardır” (Araf: 181) onlar ben ve benim tabilerim(benim yolumu takip edenler)’dir.

    Ali bin Musa el-Rida’dan, oda babası vededelerinden, onlarda Hz. Ali’dennakledilmiştir, “Resulullah şöyle buyurdu: “Ey Ali, ben ilmin kentiyim, sen de kapısısın, her kim kente, kapıdan değil de başka bir yerden geçtiğini söylerse yalancıdır.

    Abdullah bin Mes’du’dan nakledilmiştir,:“Kur’ân yedi harf üzere inmiştir. Herharfin bir zahiri, bir de batını vardır. Zahir ve batın ilmi ise Hz. Ali’ın nezdindedir.

    Ebu Büreyda ve babasındannakledilmiştir, Resulullah şöylebuyurdu: “Her Peygamberin bir vasisi vevarisi olur, benim vasim ve varisim de Ali’dir”.

    Asbağ bin Nebate’den nakledilmiştir: Emir’ül Müminin bir hutbesinde şöylebuyurdu: “Ey insanlar,yaratılmışların imamı ve yaratılmışlarınen hayırlısının vasisi benim. Ben tahir ve hadi olan zürriyetin babasıyım. Resulullah’ın kardeşi, vasisi, safiysi ve habibi benim. Müminlerin Emiri, elleri ve ayakları temiz olanlarınönderi ve vasilerin Seyyidi benim. Banakarşı savaşmak, Allah’a karşısavaşmaktır. Bana karşı barış içindeolan, Allah’a karşı barış içindedir. Bana itaat etmek Allah’a itaat etmektir. Benim velayetim, Allah’ın velayetidir. Bana tabi olanlar Allah’ın evliyalarıdır ve bana yardımcı olanlar Allah’a yardımcıolanlardır.

    İbn-i Abdül Birr’den nakledilmiştir: Resulullah isra gecesinde Miraca çıktığında Allahu Teala onunlabirlikte peygamberleri bir arayatopladı ve şöyle buyurdu: “Ey Muhammed, ‘Sendenönceki peygamberlere sor,’ ne üzere gönderildiniz?” Peygamber efendimiz onlara sorunca onlar dediler ki: “Biz, Lâ ilâhe illallâh şahadeti, senin peygamberliğinin ikrarı ve Ali bin Ebi Talib’in velayeti üzerine gönderildik.”(Senden öncekiPeygamberlere sor” (Zuhruf: 45)

    Ebi Said el-Hudri’den nakledilmiştir: Resulullah şöyle buyurdu: “Kıyamet Günü olduğunda Allahu Teala bana ve Ali’ye