SEKİZİNCİ BÖLÜM
İSLAMİYET VE ALEVİLİK
> >
> >
> >
HZ. ALİ HANGİ İSLAMİYET İÇİN SAVAŞTI?(44)
Bugün dünya haritasınabaktığımızda İslam dinini kabuletmiş olan ülkelerin hali içler acısıdır. Bilim ve teknolojiden tamamen kopmuş,çağdaşlaşmamış, dini uygulamalar adı altında bağnaz feodal uygulamalarınsürdürüldüğü bir tablo karşımıza çıkıyor.
Tablo öyle içler acısıdırki, yukarılarda yani aristokrasidesöz sahibi olan ve servetini nasıl savuracağını şaşıran görgüsüz ve İslamiyetten kopukküçük bir azınlık dışında geri kalan halk sefilbir durumdadır. Ancak bu küçük azınlık maalesef yasalaştırdığı veyatoplumlarına kabul ettirdiği ilkel kuralları İslam dini adınauygulattırmaktadır. İktidarı ellerinde bulunduran ve bağnaz din adamları ileuyumlu bir ittifak sergileyen bu yönetimler, bu yanlış uygulamalarına bir dedini kılıflar uydurarak, düzenledikleri kitaplarla, fıkıflarla ve fetvalarla busaçmalıklarını kılıflamaktadırlar.Kadının adeta insan yerine bile konmadığı bu coğrafyada, şeriat kurallarıdenilen şekilci kurallarla vebağnazlıklarla, halkı cehalet içinde süründürmektedirler.
Halkın çoğunluğu sefaletiçinde yaşamaktadır ve dünyadaki diğer gelişmelere oldukça uzak durumdabulunmaktadır. Bilimde, Fen’de,Kültür’de, Sanat’ta, Edebiyatta, Tıb’da dünyanın gelişmiş ülkelerindenyüzyıllarca geride yaşamaktadır. Ve bu görüntü elbette İslam dini adına hiç teiç açıcı değildir.
Ve bu tabloya bakan kimiinsanlar büyük bir yanlışa düşmekte ve bunun İslam dininin kendisinden kaynaklandığını zannederekyanılmaktadırlar. Özellikle bu saçmalıklara yön veren ve düzenleyen dinikitaplara bakarak yanılmaktadırlar. Elbette insanı şaşırtan bu durumunnedenlerini iyi kavramak, insanıyanıltan mevcut tablonun perde arkasında nelerin yaşandığını da iyideğerlendirmek gerekmektedir.
Çok açık ve net olarak söyleyelim. Bugün kü İslam coğrafyasında uygulanan veadına İslami Uygulamalar denilen yanlışlıkların ve çağdışılıkların çoğunun İslamla alakası yoktur, İslama da maledilmemelidir. Bu tablo, genellikle İslam adı altında uygulanan bir diziyanlışlıklar ve hesaplaşmaların sonucu oluşmuştur. Başka bir deyim ile kısmende olsa iktidarı eline geçiren İslam veEhli Beyt düşmanlarının İslam adı altında sistemleştirdikleri uygulamalardır.Bu uygulamalara direnen ve büyük bedeller ödeyen İslam ve Ehli Beyt dostlarının genel görüntüde ki payları damaalesef hakim veya etkin oldukları coğrafyanın içinde fazla dikkatçekememektedir.
Bu tabloyu biraz sorgulamak ve İslam adı altındauygulanan görüntüyü irdelemekgerekmektedir.
Hz. Muhammed ve Mekke’lidiğer müslümanların Meke’de bulundukları süre içinde hiç kimseye bu görüntüyüçağrıştıran veya benzerlik gösterenuygulamaları olmamıştır. Onlar tamamen sade ve samimi bir uygulamasergilemişlerdir. Onların göçe mecbur kalmalarının ardında sorgulanacak hiç birneden yoktur. Kimseye zulümetmemişlerdir. Kimsenin malına veya canına fenalıketmemişlerdir.
Hz. Muhammed ve diğerMuhacirler ise Medine’de büyük kabulgörmüş ve baştacı edilmişlerdir. İslam dinini kabul etmeyen irili ufaklı pekçok kabile veya kendi inançlarını sürdüren diğer semavi din mensupları ileciddi bir sürtüşmeleri olmamıştır.
O halde kendimize şumantıklı soruyu sormak zorundayız. Neden Hz. Muhammed ve diğer MuhacirlerMekke’de ölüm tehdidine maruz kalmışta Medine’de büyük kabul görmüşlerdir? Mekke ile Medine arasında sosyal ve coğrafi pek bir farklılıkyoktur. Bir birine benzer kabileler ve inanç gurupları her iki şehirde demevcuttur. Eğer İslam dinine düşman olmayı gerektiren bir gerekçe var ise bugerekçenin Medine ve diğer şehirler içinde de olması gerekmektedir.
Mekke’de ölüm kalım savaşına maruz kalan buinsanlar Medine’de neden kabulgörsünler? Neden bu insanlar Mekke dışında diğer alanlarda büyük mukavemet ile karşılaşmasınlar?
Kaldıki Hz. Muhammed’in ve diğer İslammensuplarının Mekke ve Medine dışında maruz kaldıkları diğer küçük ölçekli mukavemetlerin arkasındada gene genellikle Mekke’lilerbulunmaktadır. Onların kışkırtmaları veya baskıları bulunmaktadır.
Bunun esas nedeni şudur.
Mekke ozamanlarda da şimdiki yapıya benzeyen bir yapıya sahiptir. Hz. İbrahim zamanında inşa edilen Kâbe, bu insanlar tarafından da şimdiki Hacıların yaptığı Hacziyaretlerine benzeyen bir tapınma merkezidir. Mekke’de otoriteyi uzunyıllardır ellerinde tutan ve Hz. Muhammed’in aşireti Kureyş’den uzak akrabaları olan Ümeyyeoğulları sürdürmektedirler.
Hz. Muhammed’ingeldiği Kureyş’in Haşimoğulları ile Ümeyyeoğulları arasında bir kaç nesileuzanan egemenlik çekişmeleri vardır. Ümeyyeoğullarıgenellikle otoriteyi ve ticaretiellerinde bulundururken, Haşimoğullarıise daha ziyade sosyal alandaetkindirler.
İslamiyetöncesi Kâbe’yi ziyaret ve oradabulunan bazı önemli Put’lara tapınmaayinleri döneminde içme sularıtüketilmekte, alış- verişyapılmakta, ziyaret sırasında kurbanlarkesilmekte ve konaklama boyunca bir rantdoğmaktadır. Bu rantın önemli bir kısmı siyasi otoriteyi ellerinde tutan, Ümeyyeoğullarından Harb oğlu ve Ebu Süfyan’dır. Daha sonraları İslamınbaşına bela olan Muaviye ise EbuSüfyan’ın oğludur.
Hz.Muhammed’in İslamiyeti yayması en çok bu aileyi rahatsız etmekte ve rant kapısının kapanması kaygısıtaşımaktadırlar. Eğer İslamiyet yeni bir din olarak bu alanda gelişirsekendilerine büyük gelir bırakan Hacziyaretlerinden elde edeceği gelirin ve ellerindeki siyasi otoriteninkaybolacağını düşünmektedirler.
Hz.Muhammed’in oralara getirdiği bu yeni din, ayrıca bir sosyal ve siyasal harekettir. Hedeflenen değişim, mevcut statükoyu kökünden sarsacak açılımlar içeriyordu.
Buyüzden başta Ümeyyeoğulları olmaküzere, Mekke’deki tüccarlar ve ilerigelen aileler ile Hz. Muhammedyandaşları arasında sert mücadeleler yaşandı. İslâma inanmış olan Ammâr bin Yâsir’in annesi Sümeyye, Mekke’nin ileri gelenlerindenİslâm düşmanı Ebû Cehil tarafındanişkence ile öldürülmüştür. Daha sonra Mekke’liler şiddetin dozunu arttırarak Müslümanlara daha fazla eziyet etmeye ve buna öldürmeler de eklenince, Hz. Muhammedve Müslümanlar zorunlu olarak Nisan- 16Temmuz 622 tarihleri arasında gizlice Medine’ye göç ettiler.
Göçedenler taşınmaz mallarını oradabıraktılar. Hatta eşyalarını ve hayvanlarını bile alabilecek durumda değillerdi.Canlarını kurtarma gayreti ile her şeylerini orada bırakmak zorunda kaldılar.
Bu göçile birlikte terkedilenler sadece bunlar da değildi. Yakın akrabalar, parçalanan aileler, dağılan yuvalar da geri de bırakılmıştı.
Birörnek vermek gerekirse Hz. Muhammed’in öz kızları gösterilebilir. Bu kızlar Ebu Leheb’in oğulları ile evlidirler. Peygamber’inkızı Rukiye, Ebu Leheb’in oğlu Utbe ile, diğer kızı Ümmü Gülsüm ise Ebu Leheb’in diğer oğluUteybe ile evlidirler.
Ebu Leheb, Hz. Muhammed’in öz amcasıdır. Hanımı ÜmmüCemil ise Ebu Süfyan’ın kızkardeşidir. Ebu Leheb, Hz. Muhammed’inöz amcası olmasına rağmen Hanımın EbuSüfyan’ın kız kardeşi olması vesilesi ile hanımının akrabalarının tarafını tutmaktadır.
Ebu Leheb, yeğeninin tarafını tutmadığına Mekke’lileri inandırması için, Hz. Muhammed’eve Müslümanlara en fazla zulüm yapanların başında gelmektedir. Ebu Leheb’in zulmü o kadar ilerigitmiştir ki bu konuda hakkında bir suredahi nazil olmuştur. (Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurududa. Malı ve kazandıkları ona faydavermedi. O, alevli bir ateşteyanacak. Odun taşıyıcı olarak karısı da (ateşe girecek). Ve boynunda hurmalifinden bükülmüş bir ip olduğu halde), (Tebbet:1-5)
Hz.Muhammed ve diğer Müslümanlar canlarını kurtarma pahasına tüm varlıklarını oradabırakıp, parçalanan ailelerle birlikte Medine’ye göç etmelerine rağmen huzur bulamazlar. Mekke’liler üstelikonların üzerine 3 defa savaş ilanederler. Civardaki kabileleri onlarakarşı kışkırtırlar. Onların ticaret yollarına engellikler çıkartırlar.Serbest dolaşım ve ticaret olanaklarınısürekli taciz ederler.
Mekke’lilerkuvvetli bir ordu ile Medine üzerineyürüyüp Bedir savaşını (13 Mart 624) başlatırlar. Ancak busavaşta başarılı olamazlar. Başta Mekke’nin ileri gelenlerinden Kureyşkabilesinin Mahzûmoğulları boyunamensup Ebu Cehil olmak üzere 70 kadarölü verirler. Daha sonra (Uhud 625ve Hendek 627) savaşlarını başlatırlar. Bu savaşların tümünü başlatanlarMekke’lilerdir.
Medine’lilerise bu savaşlarda mazlumdurlar. Meşru müdaafahaklarını koruyarak savaşmak durumunda kalmışlardır. Bu yüzden Mekke’lilerinsavaş kayıplarının sorumlusu olarak Hz. Muhammedveya Medine’lileri gösteremeyiz.
Bedirsavaşında yaşamını yitiren Peygamberin azılı düşmanlarından Ebu Cehil, nüfuzlu ve servet sahibi biraileye mensup olduğundan, elindeki imkânları mazlûmları ezmede araç olarakkullanan bir kişidir. Ebu Cehil’in asıl adı Amr bin Hişâm el-Muğira olup önceleri Ebû’l-Hakemkünyesiyle anılırken, müslümanlar tarafından Ebû Cehil (cehâlet babası) diye adlandırılmıştır. Mekke’liler arasında büyükbir itibâra sahipir. Bu savaşta onun yaşamını yitirmesi Mekke’lileri çoköfkelendirir.
BedirSavaşında yaşamını yitiren diğer önemli Mekke’li şahsiyetlerden biri de Utbe bin Rabîa, kardeşi Şeybe veoğlu Velid’dir. Bu şahıslar savaşbaşlamadan önce ortaya atılıp Hz. Muhammed’den bire bir savaşçı isterler. Bunların karşısına Medine’ligençlerden üç kişi çıkıp bunların kim olduklarını öğrenince onlara: “Siz bizim muhatabımız değilsiniz, bizimkavmimiz ve kabilemizden adamlar çıksın” diyerek esas amaçlarının Hz. Muhammed ve ona gönülden bağlı olanve göç eden Mekke’liler oldukları ortaya çıkar. Bunların karşısına Hz. Ali, Hz. Muhammed’in amcası Hz. Hamza ve Ubeyde bin Hâris adlı kişiler çıkarlar. Bire bir düelloda Hz.Muhammed’in taraftarlarından sadece Ubeydebin Hâris yaralanır ama Mekke’lilerin her üçü de orada öldürülürler.
Şimdi burada oturup biraz düşünmek gerekir.
Bu ne kadar derin bir intikam duygusudur ki düelloya yanıtveren Medine’li gençler rededilmekte ve “hesabımız sizinle değil,onlarla” denilerek geri çevrilmektedirler.
Bu ne kadar derin bir intikam duygusudur ki, düelloya aynıaileden 3 kişi çıkmakta ve Hz.Muhammed ile yakınlarını da aynı şekildedüelloya davet etmektedirler.
Bu düello da ölen Utbe bin Rabîa, gene Mekke’nin ilerigelenlerinden Harb oğlu Ebu Süfyan’ın hanımı Hind’in babasıdır. Dolayısı ile Ebu Süfyan’ınkayınpederidir.
Savaşa gelmeyen ve yerine paralı asker gönderen, Ebu Süfyan’ınkızkardeşi Ümmü Cemil ile evli olanHz. Muhammed’in amcası Ebû Lehebise, Bedir savaşının kendileri açısından hüsranlasonuçlanması üzerine bir hafta sonrakahrından ölür.
Bu savaşı Mekke’lilerin 70 ölü vererek ve bol sayıda yaralı bırakarak kaybetmeleriHz.Muhammed ve onu sevenlere, dolayısı ile ona bağlı olan yakınlarına olan kinve nefreti daha da arttırır. Mekke’liler hemen peşinden yeni bir savaşhazırlıklarına başlarlar.
Hz. Muhammed ve yakınlarınaözel bir intikam duygusu besleyen diğer bir kişi de Ebu Süfyan’ın hanımı, Muaviye’nin annesi Hind’dir. Bu kadın savaşta babası,amcası ve diğer akrabaları ile birlikte kuzenini kaybetmiştir. İntikam hırsı ile çevresindekilere şöyle bir vaad debulunur. “Muhammed’le arkadaşlarından öçalmadıkça içim rahatlamayacak, Muhammed’le savaş yapmadıkça koku sürünmek, zevkve sefa bana haram olsun. Sevdiklerimin intikamının alındığını gözümlegörmedikçe bana sevinmek yok”
Bu kadın savaştan önce,eşinin bilgisi dahilinde Vahşiadında ki kölesini çağırarak ona şuönemli teklifte bulunuyor.
“Eğer Muhammed, Hamza veya Ali’den birini öldürür ve ciğerlerini banagetirirsen,
1. Seni azad ederim, özgür olacaksın
2. Sana bol miktarda para, altın ve mücevher veririm.
3. Seninle bir seferlik (cinsel)birlikte olurum.”
Mekke’lilerbüyük bir ordu toplayarak tekrar Medine üzerineyürürler. 25 Mart 625 tarihindeyapılan Uhud savaşında, Vahşi adlı köle kendisine yapılan buvaadler sonucu bir fırsatını bulup Hz. Hamza’yı şehit eder. Savaşa bizzat iştirak eden Muaviye’nin annesi Hindgelip intikam hırsı ile Hz. Hamza’nın göğsünü yarar, ciğerlerini dişleri ile parçalar, kulaklarını keserek birlikte götürür ve gerdanlık yapıp boynuna asar.
Muaviye’nin annesi, kölesine verdiği sözü tutar vebulunduğu vaadleri yerine getirir.
Bu ne derin bir nefret ve intikam ateşidir ki, bir insan kocasının bilgisi dahilinde böylevaadleri yerine getirebiliyor. O zamanları gözümüzün önüne getirdiğimizde,kölelerin basit bir eşyadan dahadeğersiz, adeta hayvan muamelesinedahi layık görülmediği bir ortamda isteğini yerine getirdiği takdirde bir kadınkölesi ile beraber (cinsel)olabilsin.
Özellikle feodal değerlerin çok yerleşik olduğuve kabile onurlarının dikkatealındığı, gözetildiği ortamda böyle bir vaad gerçekleşmiş olsun.
Kaldı ki alevlenen intikam ateşi 2 sene sonra Hendek savaşında yeniden kendisinigöstermiş olsun. Mekke’lileri o kadar büyük intikam hırsı kaplamıştır ki, Hendeksavaşı öncesi sadece kendi şehirlerinden olanları değil, çeşitli baskı vevaadlerle civardaki bazı kabileleride buna dahil etmeye başlamışlardır.
Arapyarımadasındaki tüm kabileleri Medineşehri üzerine kışkırtmakta, kendileri ile birlikte olmayanların dolayısı ile Hz. Muhammed taraftarları oldukları, onlardan sayılacakları savı ilepropaganda yapıp diğer kabileleri de savaşın içine çekmişlerdir. Hatta semavidinlere inanan kabile ve toplulukları, örneğin Yahudi’leri de “Bu yeni dinsadece bize değil, size de tehdit oluşturmaktadır” kışkırtmaları ile bazı Yahuditopluluklarından da aktif destek almışlardır.
Ancak Hendek savaşında da başarılı olamazlar ve bir takım kayıplar vererek ve bazı ünlü savaşçılarını da savaş meydanında kaybederek geri çekilmek zorunda kalırlar.
Hz. Muhammed bu duruma damümkün olduğunca tahammül gösterir.Zaman zaman civardaki kabileler vetopluluklarla savaşmak zorunda kalır. Fakat Arap yarımadasında ki diğer tümkabileler de İslam dinine karşı fazla dirençgöstermezler. Hatta geniş çapta bu dini benimsemelerbaş göstermiş, topluluklar guruplar halinde İslam dinine girmeyebaşlamışlardır.
Hz. Muhammed İslam dininin gelişmesinin ve tanınmasının önündebüyük engel oluşturan Mekke’lilerinbu engelini aşmak üzere 629 yılınınAralık ayında, başında kendisi olmak üzere
buraya güçlü bir orduçıkarır. 1 Ocak 632 tarihindeşehri teslim alır ve daha sonra Mekke’lilerin tapındığı Putları (14 Ocak 632) kırar.
Hz. Muhammed, Mekke şehrini ordusu ile kuşattığızaman Mekke’lilere iki seçeneksunar.
Ya toptan müslüman olacaklardır veya kendileri ile savaşmayı gözealacaklardır.
Mekke’liler, Hz. Muhammed vemüslüman olanlara yönelik 3 defasefer düzenlemiş ve ayrıca gerek Hz. Muhammed ve gerekse diğer müslüman olanlaralehinde bol sayıda kışkırtmadabulunmuş, kendilerine çok yönlüzarar vermişlerdi. Ancak ulu Peygamber bütün bunlara rağmen son derece iyimser bir tavırla müslüman olduklarıtakdirde eski defterleri kapatacağınıvurgulamışlardır.
Mekke’lilerin. Hz. Muhammedve ordusu karşısında artık direnecekgüçleri kalmamıştır. Önlerinde sadece 2seçenek vardır.
Ya müslüman olacaklar, ya da savaşacaklardı.
Savaşmak, daha doğrusu savaşı kazanmak şansları yoktu. Budurumda tüm Mekke şehri söz birliğiederek müslüman olurlar.
Alevilikte bir deyim vardır.
“Kılıç zoru ile müslüman olmak”
İşte Mekke’liler bu şekilde müslüman olmuşlardır.
İnsanoğlunun zaman zaman dinini değiştirdiği çok görülmüştür.Kişi bir inanca ilgi duyar ve kendi mevcut inancından daha inandırıcı başka bir inanç bulursa, bağımsız iradesi ile o inancı benimseyebilir.
Dinler tarihine baktığımızdainsanların genellikle kendi bağımsıziradeleri ile dinlerini değiştirdiğini görürüz.
Ancak bu durum Mekke’lileriçin geçerli değildir. Onlar şehrin etrafını saran İslam ordusu karşısındazayıf olduklarından ve şayet bir savaşa girecek olurlarsa bu savaşı kaybedeceklerini anladıkları içinmüslüman olmuşlardır. Bu durum samimibir benimseme değildir.
Dikkatle bakıldığında İslamdinini benimsemeleri inançtan kaynaklanmamıştır. Onlar ölüm korkusu ve varlıklarını kaybedeceklerini hissettiklerinden “müslüman olmuş gibi” görünmüşlerdir. Enazından büyük bir kesimi için budurum böyledir.
Mekke’lilerin çoğunun mevcutdurum karşısında direnecek durumlarıyoktur. O halde yapmaları gereken bir şey vardır. İnanmış ve İslam dininibenimsemiş görünerek pusuya yatmakve fırsat kollamak gerekmektedir. Onlarda öyle yapmışlardır.
Halbuki daha önce yapılan 3 önemli savaş ve çok yönlü kışkırtmalara, Hz. Muhammed ve diğer müslümanlarayaptıkları eziyetlerden dolayı onları Hicretetmeye mecbur bırakmalarına rağmen, Hz. Muhammed hissi davranmamış vehepsinin vediği sözü İkrarsaymıştır.
Sözlerinegüvensizliklerinden dolayı Mekke’lilerinönemli bir kısmı ayrıca da ikrarsızdırlar.
Müslümanlar,bunların elinden bir hayli eza ve cefagördüler. Pek çok yiğitleri, örneğin Hz.Hamza gibi önemli kahramanlarısavaşlarda şehit düştüler. Onlarbuna rağmen yüreğine taş basarakdurumu kabullendiler.
Hiç biracının ve olayın faillerinisormadılar.
Kendişehitlerinin intikamlarını almakgibi bir hissiyet göstermediler.
EğerMekke’liler müslümanlara yönelik başlattıkları savaşları kazanıp onları teslim alsalardı her halde onlara merhametgöstermeyeceklerdi. Mekke’lilerin onlara ne kadar büyük kin ve intikam duygusu taşıdıkları Hz. Hamza’nın şehit ediliş olayının ayrıntıları arasında rahatlıklagörülebilir. Şehrin ileri gelen birisinin hanımı olan bir kadının, “eşinin bilgisi dahilinde” kölesineverdiği sözler sadece onları kapsar boyutta değildir. Bu intikam duygusu diğer Mekke’liler tarafından da kabul görmüş ve onaylanmış birdurumdur.
Denilebilirki Muaviye’nin annesinin intikamduyguları diğerlerinden nispeten fazla olabilir. Ancak bu ayrıntı da çok önemlideğildir. Zira sadece Uhud savaşına,Muaviye’nin annesi dışında 13 Mekke’likadın daha benzeri amaçlarla katılmış, eşlerininbilgisi dahilinde öldürülecek müslümanların cesetlerinin parçalamak için pusuda beklemişlerdir. Ve bu yaklaşımMekke’liler arasında kabul gören, onlar açısından takdir edilen bir anlayış haline gelmiştir. Bu durum da gösteriyorki, İslamiyete karşı çıkan Mekke’nin ilerigelenlerinin yaklaşımları orada ciddibir kabul görmektedir.
Hz.Muhammed, Mekke’yi teslim aldığındabu insanların hiç birini cezalandırmamışve onları dışlamamış, tecritetmemiştir.
İslamdinini kabul etmeleri şartı ile bu dinin sevecenliğive hoşgörüsü kapsamında hissidavranmayı engellemiş, eski defterleri açmamak üzere kapatmış ve herkesi İslam bayrağının altında bir arayagelmeye davet etmiş, birlik veberaberliğe hizmet etmeyi amaçlamışlardır.
Ancakburada göz önüne almamız gereken enönemli nokta, bu insanların İslamiyeti gönüllüolarak değil, Kılıç korkusu ilekabullenmeleridir.
Başkabir deyimle onların çoğunluğu İslamı kabullenmemiş, içine sindirmemiş, sadece kabulediyor görünerek fırsat beklemeye başlamışlardır.
Beklediklerifırsat çok değil, sadece 2 buçuk senesonra önlerine gelmiştir. Hz. Muhammed, 8 Haziran 632’de Medine’de Hakkayürür. (Vefat eder). Hz. Ali dahil olmak üzere ve toplam 17 kişi Peygamberin cenaze ve definişlemleri ile ilgilenirken, diğerleri durumdan vazife çıkarma peşine düşmüş veHz. Muhammed’in bol sayıdaki Hadis,öneri ve özellikle Gadirhum’da kiçağrısına rağmen onlar Hz. Ali’yi değil, hileve fırsatçılıkla Ebu Bekir’i Halife seçmişlerdir.
Şu birgerçektir ki eğer Hz. Ali Halife olsaydıonlara içlerinde taşıdıkları intikamduygularının fırsatlarını sunma olanağı tanımayacaktı. Mevcut koşullar Ümeyyeoğullarından (Muavi’nin kabilesi)her hangi birinin Halife olmasına müsait değildi. Onlar, Ebu Bekir ve onu destekleyenler ile ittifak yaparak süreç içinde kaybettikleri maddi ve maneviolanaklarını güçlendirmenin hesabını yapmış ve kısa süre sonra bu olanaklara sahip olmuşlardır.
Halife Ebu Bekir, 2 Buçuk sene sonra ölünceyerine Hattap oğlu Ömer, 10 senesonra da Affan oğlu Osman Halifeolurlar.
Halife Osman, Ebu Süfyan oğlu Muaviye ile yakın akrabadırlar. Osman’ın kısa süre içinde yaptığı en önemliicraat, tüm etkili ve yetkili yerlerekendi akrabalarını yerleştirmek olmuştur. Nitekim 656 yılında Hz. Ali,Halife olduğunda, buna ilk karşı çıkan EbuBekir’in kızı Ayşe olur. Vehatta Ayşe, babası Ebu Bekir, Halifeolduğunda onu destekleyen ve Talha veZübeyr denilen ileri gelenler de, Ayşe’ninyanında yer alırlar ve hep birlikte Hz. Ali’ye karşı 4 Aralık 656’da, tarihe CemelVakası olarak geçen savaşı başlatırlar. Onlar bu savaşı kaybederler amahemen peşinden Halife Osmanzamanında Şam Valisi yapılan Muaviye derhal isyan etmiş ve tüm olanaklarınıHz. Ali’ye karşı kullanmıştır.
Muaviye,26 Temmuz 657 tarihinde Fırat’ın sağ kıyısına yakın Rakka’nın doğusunda bulunan Sıffeyn’de, Hz. Ali ile savaşır ve savaşı kaybeder. Ancak çeşitli hilelerle zaman kazanır ve Şam’daki yerini git gide güçlendirir.
Buradaşunu açık bir şekilde görelim. İslam dinine düşman olanlar, Hz.Muhammed’in Hakka yürümesinden hemen sonra, Hz. Ali ve ona yakın olan kişileriHilafet makamından ve iktidar olanağından uzak tutmak için belli kesimlerle ittifak yapmışlardır. Bu ittifak sonucuönce Ebu Bekir, daha sonra da ÖmerHalife olmuş ve İslam dinindensapmalar, yanlış uygulamalar başlamıştır.
Zatenilk büyük ihanet Hz. Muhammed’in cenazesinin ortada bırakılması ve iktidar çıkarları ile başlamıştır. Ebu Bekir, Halife olduğunda kendisinihararetle destekleyen Ömer’e vefaborcu karşılığı, öldüğünde yerine onun geçmesini vasiyet etmiş ve yanlışlıklar peş peşe devam etmiştir. Ebu Bekir ve hemen peşinden Ömer, kendilerinin Halife olmasını destekleyen diğer kesimlere, örneğin Ebu Süfyan’ın kabilesine hoş görünmek için Hz. Ali vetaraftarlarını etkisizleştirmiş, buhaksızlıklar Halife Osman döneminde doruğa çıkmıştır.
Şuhalde fotoğrafı bir daha gözdengeçirmekte yarar olmalı.
ÖrneğinUhud savaşında Hz. Muhammed, Hz. Hamza ve Hz. Ali ile samimi taraftarlarına tarihte ender görülen bir intikam ve nefret ile saldıran, hemen peşinden kısa süre sonra “Kılıç zoru ile” müslüman olanlar, kısasüre sonra bu kin ve nefretlerinden uzaklaşmışolabilirler mi?
Eğer bu soruyu samimicevaplamak gerekirse “Hayır” dememizgerekiyor.
Bu kadar derin nefret duygusunun, intikam ateşinin kısa süre sonra sönmesini, bitmesini beklemek mümkün değildir.
Şayet Mekke’liler “Kılıç Zoru’ ile değilde samimi duygular ve bağımsız iradeleri ile İslam dinini benimsemiş olsalardı, bu mümkünolabilirdi. O zaman şöyle düşünebilirdik. “Bunlar İslamiyeti benimsemeden once olanyanlışlıklardır. İslamiyeti Kabul ettikten sonra bu yanlışlıkları sürdürmeleriiçin bir gerekçe kalmamıştır”
Ancaktarihi gerçekler bize bunun böyleolmadığını maalesef ispat ediyor.
Uhudsavaşında 2 kesim karşı karşıyagelmişlerdir.
Birtarafta başını Hz. Muhammed’inçektiği İslam ordusui diğer taraftaise başta Ebu Süfyan’ın başını çektiği ve çıkarlarının zedelenmesi korkusu ilesavaş başlatan Mekke’liler.
Birtarafta Hak, diğer tarafta batıl.
Birtarafta son semavi din İslamiyet, diğer tarafta kin ve nefret dolu putperestler.
Birtarafta inancı uğruna Muhacir olarakMedine’ye hicret eden mazlumlar,diğer taraftan onların geride bıraktıklarına konmasına rağmen gözleri doymayanve sürekli onları kovalayarak savaş çıkartan zalimler.
Birtarafta Ehl-i Beyt, diğer taraftaonların can düşmanı Mekke’liler.
Pekiaradan çok değil sadece bir nesil sonra bu fotoğrafa bir daha bakalım.
Artıkiktidar el değiştirmiş ve çok çeşitli haksızlıklardan sonra bir de zulümlerinve haksızlıkların en büyüğü olan Kerbelavakası (10 Ekim 680) işlenmiştir.
Şutarihlere ve saflaşmaya bir daha gözatalım.
> >
√ 13 Mart 624 Bedir Savaşı: Bir tarafta Hz. Muhammed, diğer tarafta Ebu Süfyan,
√ 25 Mart 625 Uhud Savaşı: Bir tarafta Hz. Muhammed, diğer tarafta Ebu Süfyan,
√ 627’ da Hendek Savaşı: Bir tarafta Hz. Muhammed, diğer tarafta Ebu Süfyan,
√ 26 Temmuz 657 Sıffeyn Savaşı: Birtarafta Hz. Ali, diğer tarafta Muaviye. Bu savaşın taraflarından biriolan Hz. Ali, Hz. Muhammed’in amcasıoğlu, eniştesi, musahibi ve herşeyi. Muaviye ise Uhud savaşında Hz.Muhammed ile savaşan Ebu Süfyan’ın oğlu.
√ 25 Mart 670 tarihinde Hz. İmam Hasan hanımı tarafından, Muaviye’nin isteği ile zehirletilerekşehit ediler. Bir tarafta Hz. Hasanve taraftarları, diğer tarafta ise Muaviye ve taraftarları. Hz. Hasan, Hz. Ali’nin oğlu, Muaviye ise Ebu Süfyan’ın oğlu.
√ 10 Ekim 680 Kerbela vakası: Bir taraftaHz. Hüseyin ve taraftarları, diğertarafta Yezid ve taraftarları. Hz.Hüseyin, Hz. Muhammed’in torunu,Yezid ise Ebu Süfyan’ın torunu. Herikisinin dedeleri Bedir’de, Uhud’dave Hendek’te, babaları Sıffeyn’de savaşmışlar.
Bir de şöyle bir açıdanbakalım.
> >
√ Hz.Hüseyin’in dedesi Bedir’de, Uhud’da ve Hendek’te Hakkı, Yezid’in dedesi Bedir’de, Uhud’dave Hendek’te Batılı temsil etmiş.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi Bedir’de, Uhud’da ve Hendek’te savunma hattında, Yezid’in dedesi Bedir’de, Uhud’da ve Hendek’te saldırgan.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi Mekke’den göç eden,Yezid’in dedesi göç ettiren.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi Mekke’yi feth edince herkesi af eden, Yezid’in dedesi ise intikamhırsı ile hanımını dahi kölesine teklifettirebilen.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi inandığı Hakk dini için herşeyini feda edebilen, Medine’ye Hicret eden, Yezid’in dedesi Mekke fethedilince inancını terk edip kılıçkorkusu ile müslüman olan.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi mazlumuntemsilcisi, Yezid’in dedesi zaliminöncüsü.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi doğrudan yana,Yezid’in dedesi yanlıştan yana.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi adil, Yezid’indedesi fırsatçı.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi yoksulun umudu,Yezid’in dedesi sömürücünün umudu.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi insanlara eşitlikvaad ediyor, Yezid’in dedesi kız çocuklarını diri diri toprağa gömen anlayışın temsilcileri.
√ Hz.Hüseyin’in dedesi birleştirici,Yezid’in dedesi bölücü ve nifak koyucu.
> >
Şimdibu gerçekler ışığında tabloya bir daha bakalım. İktidar artık Hz. Muhammed’in mirasçılarının vetaraftarlarının elinde değil, EbuSüfyan’ın mirasçılarının ve taraftarlarının eline geçmiş. İktidar tümü ile el değiştirmiş. İmam’larızehirlettiren, onlarla savaşan, hatta Kerbelavakası gibi tarihte örneği az görülen bir zulmü gerçekleştirebilen iktiadarın zulmü ve haksızlıkları bununla sınırlıkalabilir mi?
Zatentarihe baktığımızda neredeyse tüm Hz. Muhammed’inmirasçıları olan 12 İmamlardan, 10kişisinin şehit edimeleri bize gerçeği netbir şekilde gösteriyor.
Şu birgerçektir ki bu anlayış iktidara tam olarak oturduktan sonra Hz. Muhammed’in İslam anlayışını tasviye etmiş, İslamiyet adına çoğu İslam öncesi putperestlerinuygulamalarını İslam adına geri getirmiş ve oturtmuştur.
Bu günadına İslam denilen bazıuygulamalar, kapkara bir cehaleti,koyu bir şekilciliği, sevgi yerine korkuyu sunan, tahrif edilmiş, içi boşaltılmış, yalanların veyanlışların Allahın emri adı altındagösterilen anlayışlar bütünlüğüdür. Dahadoğrusu egemen kılınan anlayışbudur.
İslamiyet,Medine Vesikası’nda tutanak altınaalınan “Rıza Şehri” barışıdır.
Hoş görüdür.
Sevgidir.
Dayanışmadır.
Tasavvuftur.
Biryığın güzelliklerin ve bütünlüklerin çekimmerkezidir.
İslamdini, insanı var eden ve erdemlerledonatan bir inanç sisteminin bütünüdür.
AncakHz. Muhammed’in Hakka yürümesi sonrası git gide İslamdan uzaklaşılması ve ensonunda Ümeyyeoğullarının iktidarıalmaları ile başlayan Emevilerdöneminde İslam adı altında yeniden dizayn edilen İslam, Hz. Muhammed’insunduğu ve Hz. Ali’nin de savunduğu İslam değildir.
Hz. Aliiçin “Efendim, Hz. Ali bu İslam içinsavaştı” deyimi doğru bir tespit değildir. Tesbitobjektif değildir. Gerçekçi hiç değildir. Bu söylem ile biz mevcut Sünnü İslamanlayışının tümden Ebu Süfyan ve soyunun getirdikleridir demek istemiyoruz. İktiadarıele alan Emevilerin İslama ciddi bir şekilde zarar verdiklerini ve yenidenyapılandırdıklarını vurgulamak istiyoruz.
Hz.Ali’nin nasıl bir İslam için çırpındığı?onun güzel sözleri içinde rahatlıklagörülebilir. Hz. Ali’nin tanıtmaya ve anlatmaya çabaladığı İslam ile adına İslam denilen bugünkü uygulamalaraynı uygulamalar değildir.
Hz. Muhammed ve Hz. Ali’ninİslamı diğer semavi dinlerin de devamıolan İslamdır. Aleviler “Biz KalüBela’dan (ezelden) bu yana var olan diğer dinlerin güzelliklerinin devamıyız”derken buna Kurani Kerim den de kaynak gösterirler. “De ki; Allah’a, bize indirilenkitaba; İbrahim’e İsmail’e, İshak’a, Yakub’a vetorunlarına indirilen ilahi mesajlara; Musa’ya,İsa’ya ne diğer peygamberlere Rabbleri tarafından verilenlere inandık;onlar arasında ayırım yapmayız, biz O’nateslim olmuşuz, (Ali İmran: 85)
Alevilik içinde diğer semavi dinlerle örtüşen bazı inançlarınvarlığının nedeni de budur. Allah bir olduğuna göre, onun insanlara gönderdiğielçiler, kitaplar ve sunduğu veriler “değişenkoşullar ve istisnalar hariç” bir birinin devamıdır.
Hz.Ali diğer dinlerin devamı olan da bir İslamın Veliyullahı, Halifesi, Ulu’su, lideri, bilgesi ve kudsiyetidir. Bundandolayıdır ki Hz. Muhammed’in ve Hz. Ali’nin Rıza Kenti uygulaması, ve onun Valileregönderdiği mektuplarda yaptığı tesbitler,Hutbelerinde değindiği özellikler, batılı ülkelere veri olupyüzyıllar sonra ancak İnsan HaklarıEvrensel Beyennamesine (1948 yılında) dönüşebiliyor. Bu bile onun büyüklüğüiçin bir fikir vebilir.