Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Giriş

LAİK TÜRKİYE İÇİN

                                             LAİK TÜRKİYE İÇİN

                                      YÜKSELENALEVİLİK

>

                             (TEOLOJİK SAVUNMA VE SOSYO KÜLTÜREL TAHLİL )

 

>

>

>

>

>

                                                       GİRİŞ

>

>

Dinve mezhep farklılığı tarih boyunca insanlar için çoğunlukla bir çatışma vekavga sebebi olmuştur. İnsanlık tarihi bu türden olayların acı hatıralarıyladoludur. İnsanlık için çok hazin olan bu durum onun ezeli diyebileceğimiz birparçası olan halk / ulus / millet gibi etnik ve sosyo kültürel yapıların içbünyesinde daha hazin boyutlarda cereyan edebilmiştir. Ne üzücü ki bu karatalihten en çok nasiplenen halklardan biri de Türklerdir. Türkler tarihleri boyuncapekçok kez din değiştirmişler ve bir dinin farklı mezheplerine mensupolagalemişlerdir.

>

Türktarihindeki en büyük dinsel değişim hiç kuşkusuz İslam’ın kabulüdür. Türklerinİslamlaşması uzun zaman almıştır. Bu uzun zaman zarfında çok büyük olaylaryaşanmış, Türklerin gelecekteki kaderinin oluşumu noktasında doğrudan etkiyesahip bölünmeler meydana gelmiştir.

>

İslamlaşma,İslam tarihindeki sosyopolitik olayları Türk tarihinin de bir parçası halinegetirmiştir. Türklerin İslamlaşmasından asırlar evvel cereyan eden ve özündesiyasal kaygıların yattığı hilafet kavgaları sonradan Türklerin de taraf halinegeldiği hadiseler hüviyetine sahip olmuştur. Bu bağlamda hilafet sorunununetrafında şekillenen mezhepleşme, zamanla inançsal özellikler de kazanarak Türktarihinin, İslamlaşma süreci ve sonrasındaki dönemine damgasını vurmuştur.

>

Türklerinİslamlaşma süreci, önce temel bir ayrılığa zemin oluşturmuştur. Bu ayrılık eskiinançları terketmek istemeyen geniş halk yığınları ile İslamlaşmayı hararetleisteyen elit / aristokrat kesim arasında cereyan eden ayrılıktır. Bu sürecinardından İslam’ı kabulde tercih edilen kanat / mezhep hususunda yeni birayrılık zuhur etmiştir. Sonuçta, başlangıçta İslam’a direnen kitleler, İslam’ıkabul noktasına geldiklerinde direnişlerini yeni dinin muhalif kanadını tercihetmek suretiyle devam ettirmek istemişlerdir.

>

NihayetindeTürklerin ezici çoğunluğu İslam’ı kabul etmiş fakat farklı yorumlar etrafındaşekillenen farklı mezheplere / ekollere dahil olmuşlardır. Bilindiği gibi bumezhepsel ayrılık Alevilik ( Ya da Şiilik ) ve Sünnilik adıyla anılagelmiştir.Alevilik başlangıçta Şiilik şeklinde tezahür etse de sonradan Anadolu’dayepyeni bir veche ve içerik kazanarak bugünkü özgün kimliğini oluşturmuştur.   

>

 

Aleviliközellikle göçebe halk yığınları arasında taraftar edinirken Sünnilik yerleşik /şehirli ve elit kesim arasında yayılmıştır. Aleviliği benimseyen kitlelerinİslam öncesi özgün Türk kültürüne daha yakın ve aşina topluluklar olduğuSünniliği benimseyenlerin ise bunun zıddına Arap ve Fars kültüründen yoğunşekilde etkilendiği bilinmektedir. Bu durum bugün dahi çok canlı bir şekildegeçerliliğini sürdürmektedir.

>

>

Alevilikve Sünnilik ayrışması doğal olarak sadece kültürel ve inançsal düzeyde kalmamışaynı zamanda  siyasal kavgalara da zeminoluşturmuştur. Bu bağlamda Aleviliğin siyasallaşması ile Kızılbaşlık hareketidoğmuştur. Türk tarihinin son bin yıllık dilimi dinsel / mezhepsel argümanlarınsıkça kullanıldığı siyasal ve sosyal çatışmalarla hatta savaşlarla geçmiştir.Anadolu ve İran’da Türk toplulukları son bin yıldır mezhepsel / dinselfarklılıklar zemininde bir iç çatışma yaşamış ve bu çatışmanın etkileri keskinliğiniyitirmeksizin günümüze değin sürmüştür.

>

Ancakmodernizm çağında artık en azından ulus içi mezhepsel ve dinsel kavgalar sonaermelidir. Bu da ancak uluslaşma sürecini tamamlayabilmiş olmakla mümkündür.Türk toplumu henüz bu süreci tamamlayabilmiş değildir. Mezhepsel / dinselfarklılıklar halen toplumumuzu yönelendirebilmektedir. Her türlü dinsel,mezhepsel ve diğer alt kültürel özelliklerin üstünde bir ulus kimliğioluşturmayı maalesef başarabilmiş değiliz. Bizce bunu başarabilmek içinTürkiye’de aşmamız gereken en önemli sorun Alevi – Sünni sorunudur. Sorununaşılabilmesi için her yönüyle kavranması, tanınması ve teşhisin doğru yapılmasıgerekmektedir. Ne hazin ki ülkemizde ne Alevilik ne de Sünnilik tam anlamıylave doğru bir biçimde bilinememektedir. Her iki kesim birbirleri hakkında vebirbirlerinin inançları konusunda doğru ve yeterli bilgiye sahip değildir.Dahası pekçok yanlış, yalan ve hurafeler etrafında oluşmuş gelenekselönyargılara dayalı sosyo kültürel ortam tüm ağırlığı ve tüm soğukluğuylamevcudiyetini halen sürdürmektedir.

>

Buçalışmanın birincil amacı Alevi / Bektaşi inancını ideolojik saptırmalarınzararlı etkilerinden arındırarak insanımıza tanıtabilmektir. Günümüze değinçeşitli siyasal maksatların yanında bu amaçla da pekçok çalışmanın yapıldığımalumdur. Fakat yapılan çalışmaların bir kısmının Alevi / Bektaşi kimliğini asimileetmeye yönelik olduğu da malumdur. Bu çalışma, gerek yetkinlik bakımındangerekse Alevi / Bektaşi bir gelenekten gelmediği halde Alevi / Bektaşi inancınıve felsefesini benimseyen, Sünni İslam anlayışına göre verilen dinsel eğitimintüm evrelerini ( Kur’an Kursu, İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi ve DinSosyolojisi Masteri ) tamamlamış olan bir kişinin Alevi / Bektaşi inancınıteolojik açıdan savunması anlamında bir ilktir. Dolayısıyla bu çalışmanınamaçlarından biri de başka inançlara saygı çerçevesini muhafaza ederek Alevi /Bektaşi inancının yayılmasına katkı sağlamaktır.

>

 Bilindiği üzere Türklerin büyük çoğunluğubaşlangıçta İslam’ın muhalif kanadı olan Şii / Alevi inancını tercih etmişlerdi. Zaman ilerledikçe bu durumtersine dönmeye başlamış dolayısıyla Aleviler sürekli asimile olmuşlardır.Yaklaşık 100 – 150 yıl önce Anadolu nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Alevi /Bektaşi toplumu bugün nüfusun sadece üçte birlik bir kısmından müteşekkildir.Bu durum asimilasyonun ne denli şiddetli yaşandığını gözler önüne sermeyekafidir. Artık bu süreç durmalıdır. Durdurulmalıdır.

>

 Alevi/ Bektaşilerin asimilasyonu büyük bir cinayettir. Diliyle, nefesiyle,deyişiyle, bağlamasıyla, dede / babalarıyla, cemleri ve semahlarıyla hemenhemen tüm dinsel ritüelleriyle Türk ulusunun ve 300 milyonluk Türk dünyasınınen nadide topluluklarından birini oluşturan Alevi / Bektaşi toplumunu ulusalbirliği tehdit unsuru olarak görmek ve bu nedenle asimile olmalarını sağlamayaçalışmak Türk kimliğini katletmeye çalışmakla müsavidir.

>

 Alevi / Bektaşilerin asimilasyonuyla eşzamanlı olarak yaşanan bir diğer süreç de geleneksel Türk Sünniliğinindejenerasyonudur. İslamcı / şeriatçı devinimler aslında Anadolu Aleviliğine çokda uzak olmayan ve daha ziyade kırsal kesimde yaşanan geleneksel Türksünniliğini de asimile edip yerine Vahhabilik tarzı bir sünnilik anlayışınıikame etmeye çalışmaktadırlar. İlerlemekte olan bu süreç laik cumhuriyetimizive ulus / devlet yapımızı da sarsmaya adaydır. Öyle ki, siyasal İslam’ın etkiliolmaya başladığı yıllardan beri köylere dek inen İslamcı propaganda Türksünniliğini milliyet kaşıtı ve anti laik bir kalkışma için lazım gelen evrimetabi tutarak ritüel ve inanç merkezli din anlayışını fundemantalist veihtilalci dinciliğe çevirmek noktasında çok büyük bir ilerleme sağlamışdurumdadır. Bu gidişe karşı oluşan / oluşması gereken cephenin temeli, tarihselolarak daima Türk kültürünün en tabii uzantısı olma kimliğine sahip Alevi /Bektaşi inanç ve felsefesidir. Alevi / Bektaşi inanç ve felsefesi laik /seküler toplum projesi için Türkiye koşullarında kesinlikle birincil plandadeğerlendirilmesi gereken bir olgudur. Alevi / Bektaşilerin şeriat karşıtıduruşları dinci akımların önünde bir set oluşturmaktadır. Türkiye’deki laiksistemin tüm eksikliklerine rağmen hala yaşıyor olabilmesi Alevi / Bektaşilerinvarlığıyla doğrudan ilintilidir.Bu cümleden olarak belirtelim ki, güçlenenAlevi / Bektaşi kimliği laikliğin ve ulus / devlet yapımızın da güçlenmesianlamına gelmektedir.

>

>

Bugerçeği keşfeden dinci çevreler Alevi / Bektaşi toplumuna yönelik olarak çokyoğun bir asimilasyon politikası izlemektedir. Bu politikayla mücadeleedebilmek için dinci argümanların tam yetkinlikle öğrenilmesi ve bu sayedemücadelenin muvaffakiyeti için lazım gelen isabetli tedbirlerin alınmasışarttır. Ne var ki Alevi / Bektaşi inancına yönelik dinci saldırılara karşı,teolojik açıdan yetkinliği bulunmayan kişilerin ürettiği, zayıf ve yanlışveriler üzerine kurulu savunmalar, Alevi / Bektaşi inancının teolojik zemininizayıflatmaktan başka bir sonuç doğurmamaktadır.

>

Yüzyıllarboyunca geleneksel olarak yaşanan Alevi / Bektaşi inancı, kurumlaşmış veotoriteleşmiş Sünni İslam inancı karşısında teolojik paradigmasını henüz tamanlamıyla sistematize edebilmiş / oluşturabilmiş değildir. Bundan dolayıdır ki, bizce teolojik yapınınsağlam bir biçimde ortaya konulabilmesine yönelik çalışmalar, Alevi / Bektaşikimliğinin korunması noktasında en yaşamsal alanı meydana getirmektedir.Nitekim, bu çalışmanın temel hedeflerinden biri de budur.

>

Alevi/ Bektaşi toplumu üzerinde sürdürülen asimilasyoncu politikalar sadece teolojiksaldırılarla kalmamaktadır. Zira Alevi / Bektaşi kimliği sadece dinsel /mezhepsel bir kimlik değildir. Her yönüyle kavranmaya çalışıldığında görülecektirki bu kimlik aynı zamanda Türk etnisitesinin binlerce yıllık özünü de muhafazaeden etnosantrik bir kimliktir. İlk bakışta dinsel / mezhepsel yön öne çıksa dabu kimliğin sosyo kültürel derinliklerinde etnolojik unsurların çok güçlü birbiçimde mevcudiyet içerdiği görülmektedir. Fakat Alevi / Bektaşi toplumu, kendikimliğinin etnolojik unsurlarının yeteri düzeyde bilincinde değildir. Bu bilinçzayıflığı teolojik alanın dışında uygulanagelen asimilasyoncu saldırılarındoğal sonucudur. Sözkonusu saldırları ve asimilasyoncu politikaları etnikkimlik dejenerasyonu olarak adlandırabiliriz. Alevi / Bektaşi inanç vefelsefesindeki kadim Türk inançlarına ve topyekün Türk kültürüne ait izlerireddedip Aleviliği başka etnik kimliklerle ilintilendirmeye çalışmak etnikkimlik dejenerasyonunun temel stratejisini oluşturmaktadır. Alevi / Bektaşiliği,mezepotamya kökenli din ve inançlarla irtibatlandırmak nihai aşamada Alevi /Bektaşi toplumunun o bölgenin kadim halklarının devamı olduğu fikrini kabulettirme amacını haizdir.

>

Neüzücü ki Alevilik üzerine yapılan kimi çalışmalar öz be öz Türk / Türkmenkökenli olan bu toplumun gençlerine Kürtlük veya Zazalık bilinci aşılamaamacına hizmet için yapılmaktadır. Bu bağlamda etnik dejenerasyonun /asimilasyonun varacağı nokta tabiatıyla Kürtleşme veya Zazalaşma olacaktır. Teolojikdejenerasyon / asimilasyon, sünnileşme veya şiileşmeye ya da ateistleşmeye yolaçarken etnik dejenerasyon da bölücü akımlara zemin kazandırmaktadır. Oysa kiAlevi / Bektaşilerin ezici çoğunluğu etnik anlamda Türk / Türkmen kökenlidir.Türklük / Türkmenlik bilinci Alevi / Bektaşi kimliğinin ayrılmaz birparçasıdır. Nasıl ki İslamiyet Arap kültüründen müstakil değilse Alevi /Bektaşi kimliği de Türk / Türkmen kültüründen ayrı düşünülemez. Bu hususiyet,Alevi / Bektaşiliğin Türklere özgü olduğu / yerel / milli olduğu anlamına dagelmez. Alevi / Bektaşilik her şeyden önce bir inanç olması keyfiyetinden ötürüevrenseldir. Bununla birlikte Türk kültürü içinde oluştuğu için Türklere özgünitelikler içerdiği de aşikardır.            

>

Alevi/ Bektaşiliğe dair yapılan tanımlamalarda kullanılmak istenen İslam dışı olupolmama keyfiyeti aslında teolojik saldırıların hangi boyuta vardığının da birgöstergesidir. Alevilik / Bektaşilik, Sünni İslam’ın elbetteki dışındadır.Sünnilik de Alevi İslam’ın dışındadır. Alevilerin, İslam olmayı sadeceSünnilere veya Şiilere bırakmaları asla doğru bir tutum olamaz. Nitekim butanımlama Alevi / Bektaşi toplumunun ezici çoğunluğu tarafından itibargörmemektedir. Aleviliğin İslamiyetle ilişkisi Sünniliğin veya Şiiliğinİslamiyetle ilişkisiyle kıyaslanamayacak derece nettir. Alevilik İslam’ın özüdür.Sadece islam’ın değil, İslam’dan önce gelen ilahi dinlerin de özüdür. Ardniyetten arınmış, nesnel ve yüzyılların getirdiği Sünnici ve Şiici önyargılardankurtulmuş bir bakışla bakıldığında bunu görmek mümkündür. Bu tartışmalarteolojik çalışmaların ne denli önem arzettiğinin de kanıt olmaktadır. Bunedenle Alevi / Bektaşi inancına yapılabilecek en büyük hizmet onu teolojikaçıdan güçlü bir biçimde savunabilmektir. Tekraren ifade edelim ki, bu çalışmabu hizmeti görme amacındadır.

>

“ Laik Türkiye İçin YükselenAlevilik, Teolojik Savunma ve Sosyo Kültürel Tahlil “ adını verdiğimiz bu çalışma,beş bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde ana hatlarıyla Alevi / Bektaşiinanç ve öğretisi tanıtılmaktadır. İkinci bölümde Alevi / Bektaşi İnanç veöğretisinin önderleri ele alınmakta, Alevi / Bektaşi inanç ve öğretisine olanhizmetleri işlenmektedir. Aynı zamanda bu önderlerin inanç ve öğretininoluşumundaki yerleri ve konumları yine ana çizgilerle irdelenmektedir. Üçüncübölümde Alevi / Bektaşiliğin Türk kültürü ile olan derin ve sarsılmaz bağlarıele alınmaktadır. Özellikle kadim Türk inançlarının Alevi / Bektaşilikle nasıldevam ettiği gözler önüne serilmeye çalışılmaktadır. Dördüncü bölümde ise,Alevi / Bektaşiliğin siyasal vechesi ve geçmişi irdelenerek bugüne ve yarınailişkin bir perspektif çalışması yapılmaktadır. Çalışmanın son bölümünüoluşturan “ Alevilerin Asimilasyona Direnişi “ başlığı altında ise, Alevi /Bektaşi toplumunun yaşadığı asimilasyon süreci geçmişi ve bugünüyledeğerlendirilmektedir. Bu değerlendirmenin ardından değişen koşullardadeğişmesi ve yenilenmesi gereken direniş yöntemleri irdelenmektedir. Alevi /Bektaşi kimliğinin sadece yaşatılması değil, yayılarak güçlenmesi için takipedilmesi gereken yollara dair fikirler sergilenmektedir. Alevi / Bektaşikimliğini yaşatma ve korumanın en doğru yolunun bu kimliği taşıyan insanlarınsayısını çoğaltmaya çalışmak olduğu savunulmaktadır. Bunun için de tabiatıylasadece savunmaya dayalı değil aynı zamanda tebliğci ve misyonerce bir politikaizlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Henüz Alevi / Bektaşilerin en doğalinsanlık hakları noktasında dahi mahrumiyetler yaşadığı ortadayken böylesi birçalışmanın lüzumsuzluğu veya yararsızlığına kanaat getirenler olabilir. Oysa butarz çalışmalar aslında doğal hakların temini için de yapılması gereken enetkili mücadele olacaktır.

>

Buçalışma boyunca pek çok kez başvurduğumuz Kur’an ayetlerinin çevirileri şahsımaaittir. Bilindiği üzere Kur’an çevirileri konusunda tam bir netlikbulunmamaktadır. Çeviriler, çevirmenlerin din anlayışlarının izlerinitaşımaktadır. Kur’an‘ın batıni / içsel anlamlarla yüklü bir kitap olduğugerçeği de anımsandığında çevirmenlerin kişisel yorumlarının ne denli etkiyesahip bulunduğu anlaşılacaktır. Bu gerçekten dolayı Sünni İslam veya Şii İslamanlayışına sahip kimselerin Kur’an çevirilerinin Alevi / Bektaşi teolojisiniaçıklamada isabetli sonuçlar doğurmayacağı aşikardır. O halde bu çevirilerAlevi / Bektaşi inancını incelemede referans olarak kullanılamaz. Alevi /Bektaşilerin Sünniliğe göre yapılmış Kur’an çevirilerine bakarak kendiinançlarını sorgulamaları elbetteki yanlış kanıların ve düşüncelerin oluşumunasebebiyet verecektir. Nitekim vermektedir de… Alevilik / Bektaşilik, Sünniveya Şii bakış açısıyla ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulamaz. Zira;Alevilik / Bektaşilik, tamamen özgün bir teolojik çerçeveye sahiptir. Bunedenle başka inançların teolojik kalıplarına hapsedilmiş bir Alevi / Bektaşiinancı gerçek Alevi / Bektaşiliğin anlaşılmasına imkan vermeyecektir. Nitekimbugün pekçok kimse bu yanlış metedoloji nedeniyle Aleviliği yanlıştanımlamaktadır. Bu yanlış tanımlamaların en feci türü de Aleviliği İslam dışıbir inanç olarak tanımlama çabasıdır. Oysaki ortada tek bir İslam yoktur.Mezhepler bağlamında teşekkül etmiş “ İslamlar “ vardır. Yani hangi İslam ?şeklinde bir soru tek bir İslam vardır, biçiminde bir inkarcılıklayanıtlanamayacak derece bir realite haline gelmiştir.

>

Bu yeni bakış açısının zamanla taraftar bulacağından kuşkuduymuyorum. Bahsi bağlarken bir kez daha önemine binaen tekrar edelim; Alevilikyükselmelidir. Alevi nüfus çoğalmalıdır. Bizce Türkiye’nin aydınlık geleceği vekadim Türk kültürünün ilelebet yaşayabilmesi için buna şiddetle gereksinimvardır. Bu cümleden olarak, laik ve ulusal cumhuriyetimizi daha sağlam birsosyal zemine oturtabilmek için güçlü ve nüfusça daha kalabalık bir Alevi /Bektaşi toplumu inşa edilmelidir. Umarız bu çalışma bu yolda üzerine düşengörevi liyakatle yerine getirir.        

>

Hiç kuşku yok ki, başarı Tanrı’dandır.

>