Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

3.Bölüm

3

                                                    3. BÖLÜM

>

                                      ALEVİLİK VE TÜRK KÜLTÜRÜ

>

Alevi/ Bektaşi yolunun mensupları ezici çoğunluk itibariyle Türk kökenlidir. Dolayısıyla,içinde gayri Türk unsurlar da bulunmakla birlikte Alevilik, Türk kültürününbaskın olduğu bir dinsel / kültürel / toplumsal yapılanmadır. Toplumlarıninançları, onların binlerce yıllık geçmişlerinden derin izler taşır. Bir toplum,tarihi boyunca pek çok kez din değiştirmiş olsa bile gerçekte inanç bağlamındaasli karakterini büyük oranda korur ve sürdürür. Yeni seçilen din, kadiminançlarla ve kadim kültürel kimlikle yoğrularak ulusal bünyeye zerkedilir veuyarlanır. Bunun böyle olduğu toplumbilimsel bir gerçektir. Hatta din ve inançdeğiştirmeler, kimi zaman yüzeysel değişikliklerden öteye gitmez. Toplum, yenidini seçerken kimi nedenlerle hareket eder. Bunlar daha ziyade siyasal veticaridir. Yani hiçbir toplum aslında “ hidayete ermek için” inançdeğiştirmez. Ayrıca yüzyıllardır sürdürülen inançlar bir çırpıda, tam biriçtenlikle ve üstelik tüm öğeleriyle birlikte asla terk edilemez. Çünkü bu,sosyolojik gerçeklere taban tabana zıttır. Ve tarih böyle bir şeye hiçbir zamantanık olmamıştır. 

>

Dünyanınen eski halklarından olan Türkler de pek çok kez din değiştirmişler ve budeğişimlerin tümünde de girdikleri yeni dini kendi kültürel özellikleriyleyoğurmuşlardır; böylece kabul ettikleri her yeni din Türklere özgü bir halalmıştır. Bilindiği gibi Türkler, tarihleri boyunca, ulusal inançları olan GökTanrı İnancı’ ( Şamanizm olarak da adlandırılmaktadır.) ndan sonra Budizm,Maniheizm, Hristiyanlık, Musevilik gibi dinleri benimsemişlerdir. Halen budinlere mensup küçük Türk toplulukları bulunmaktadır. Tüm bu dinler Türklerdeulusal bir kimliğe bürünmüş ve sonuçta Türk tarzı bir Budizm ( Sözgelimi, Türktarzı Budizme Burkancılık denmektedir.), Türk tarzı bir Maniheizm vb.meydanagelmiştir. Yine bilindiği gibi günümüzde dünya Türklerinin ezici bir çoğunluğuİslam dinine mensuptur. Türklerin yüzde doksandan fazlası Müslümandır. Türklerİslamlığı seçerken de kimi siyasal ve ticari / ekonomik nedenlerle hareketetmişler, bireysel ve lokal “ihtida / hidayete erme” örnekleribulunmakla birlikte daha ziyade ve baskın bir biçimde hakanların, beğlerin vb.siyasal ve ticari  / ekonomik kaygılarısonucu İslamlaşma başlamış, sürmüş ve tamamlanmıştır. Türklerin İslamlaşmasürecinin yaklaşık dört yüzyılık bir zamana tekabül ettiği gerçeği göz önünealındığında İslamlaşmanın ihtidadan çok çıkarlara dayandığı savı kesinlikle güçkazanmaktadır. Ayrıca kimi Türk topluluklarının İslamlaşmaya karşı büyük birdireniş gösterdikleri, bu uğurda büyük katliamlara uğramak pahasına da olsa budirenişi uzun bir zaman sürdürdükleri tarihsel olarak bilinen bir gerçektir. (1 ) İslamlaşma sırasında Türklere yönelik büyük katliamlara girişen Arap –İslam komutanı Kuteybe b. Müslim’in Horasan ve Türkistan’da ( Baykent, Buhara,Talkan vd. şehirlerde ) yaptıkları Türklerin İslam’a karşı göstermiş olduğudirenişin en çarpıcı ve ürkütücü kanıtlarındandır.( 2 ) On binlerce Türk’ünİslamlaşmayı reddettiği için katledildiğini bilmekteyiz. Türklerin büyük birarzu ile, hiçbir zorlamaya maruz kalmadan Müslümanlaştıkları savı tam anlamıylabir komediden ibarettir. Bu sav daha ziyade “ Türk – İslam Sentezcisi “çevrelerce dillendirilmektedir. Ancak son yıllarda kaleme alınan eserler veyapılan tarihsel / sosyolojik araştırmalar artık bu savı iyicegeçersizleştirmiş ve gülünçleştirmiştir. Hemen ifade edelim ki, ihtida dışıİslamlaşma, ilk kuşaklar için geçerlidir.Bir zaman sonra ilk kuşakların torunları olan yeni nesiller İslam’ı gerçektenbir ihtida olayı biçimindekabullenmişlerdir. Türkler İslamlaşırken eski inançlarını tümüyle bırakmışdeğillerdir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu, zaten olanak dışıdır.İslamlaşma sonucu Türkler arasında yine İslam orjinli iki temel dinsel yapılanmaoluşmuştur. Türk Sünniliği ve Türk Aleviliği. Bu iki temel yapılanmanın dışındaaslında kimi bakımlardan Türk Sünniliğine, kimi bakımlardan da Türk Aleviliğineait özellikler taşıyan Türk Şiiliği de vardır ki, bu yapılanma AzerbaycanTürkmenleri / Türkleri arasında yaygındır. Günümüzde Türk Şiiliği  ( ki buna Caferilik de denmektedir.)özellikle Güney Azerbaycan’da Fars Şiiliği ile iyice benzeşir bir durumalmıştır. Gerçi Güneyi ve Kuzeyi ile tüm Azerbaycan’da Şiilik dışında TürkAleviliğine benzeyen Ehli hak inancına mensup topluluklarla, Sünni inanca bağlıTürk kökenli gruplar da bulunmaktadır. Ayrıca günümüzde gerek KuzeyAzerbaycan’da gerekse Güney Azerbaycan’da Şeriatçı Şii İran rejimine karşıgelişen bir tepki sonucu laiklik yanlısı ve Türk ulusçuluğu koşutunda yükselenbir akım vardır. Bu akımın taraftarları arasında Anadolu Aleviliğine yönelikŞah İsmail figürü etrafında bir sempati hareketi de gelişmektedir.

>

1.ALEVİLİĞİN ESKİ TÜRK İNANÇLARI İLE İLİŞKİSİ

 

Aleviliğineski Türk inançları ile ilişkisine geçmeden önce Aleviliği İslam dışı diğerinançlarla bağlantılandırmaya çalışan savları ele almak istiyorum. Bilindiğigibi yeryüzündeki bütün inançlar az veya çok birbirlerinden etkilenmişlerdir vebu etkileniş halen sürmektedir. İnançlar her ne kadar dogmatik / nassa dayalıolsa da değişimin ve etkileşimin sirayet etmediği hiçbir alan yoktur. Yani dogmatikdahi olsa inançlar da birbirlerinden etkilenmekte ve bu etkileşim zamanladeğişimi de beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda Alevilik de yüzde yüz özgünve statik bir inançsal yapılanma değildir. Elbette ki başka inançların izlerinitaşımaktadır ve elbette ki zamanla yeni unsurlarla gelişerek inancın el verdiğiölçüde değişime uğramaktadır.

>

  Aleviliğin Zerdüştilikle İlişkisiNedir?    

    

Zerdüştlük,  eski İran dinidir. Binlerce yıllık birgeçmişi vardır. Özünde ateşin kutsallığı yer almaktadır. Bu din İranlılarıneski, tarihsel ve etnik bir inancı olmakla birlikte Zerdüşt adlı bir düşünürüngörüşleri doğrultusunda yeniden düzenlenerek bu ismi ( Zerdüştilik ) almıştır.Zerdüştilik; Musevilik, Brahmanizm ve diğer kimi Ortadoğu din ve inançlarınınbileşiminden oluşmuştur.

>

Zerdüşt’ünbabasız dünyaya gelmesi ve yaşamı ile ilgili öbür söylenceler dikkatealındığında anlaşılmaktadır ki, bu din daha ziyade Hristiyanlığabenzemektedir.  Yedi kademeli eğitimanlayışı da Hint orjinli dinlere ( Brahmanizm ve Budizm ) benzemektedir.  Oysa Anadolu Alevi / Bektaşi inancında dörtkapı kırk makam biçiminde bir eğitim süreci vardır. Zerdüştilik ile Alevi /Bektaşi inancındaki bu eğitim süreci arasında hiçbir bağ yoktur.

>

Zerdüştilikdinindeki ateşin kutsallığı olgusu ile Alevi / Bektaşi inancı arasında da birbağ bulunmamaktadır. Çünkü Alevi / Bektaşi inancında kutsal olan ateş değil,ocaktır. Yani çevresinde toplanılarak insanların kutsal yemek olan  “ lokma “ pişirdikleri ve üzerindebereketin simgesi olan “ kara kazanın “ bulunduğu bir bütünün yalnızca birparçası olan ateş değildir kutsal olan. O bütünün tümüdür. Yine Cem ayinlerindeuyandırılan çerağı temel alarak bağ kurmaya çalışmak da tümüyle zorlama biryorumdur. Çünkü çerağ uyandırmada esas olan ateş değil, ışıktır. Işığınaydınlatma özelliğidir. Başka bir deyişle çerağ uyandırma toplumsal aydınlığınve aydınlanmanın bir simgesidir. Zerdüşt ateşi tapınaklarda sürekli yakılan,hiç söndürülmeyen ve kendisine tapınılan bir ateştir. Oysa Alevi / Bektaşiinancındaki çerağı, ayinin sonunda söndürmek dinsel ritüelin ayrılmaz birparçasıdır. Ayrıca Alevi / Bektaşi inancında ışığa ve ateşe tapınılmaz.

>

Ateşitemel olarak iki inanç arasında bir bağ kurmaya çalışmak olanaksızdır. Ateş,pek çok din ve inançta doğrudan doğruya dinsel ritüellerin bir parçası olarakkullanıldığı gibi kimi din ve inançlarda ise kendisine tapınılan kutsal birolgu hüviyetindedir. Söz gelimi, eski Yunan mitolojisinde ateş tam anlamıylakutsaldır ve ateş Tanrısı adı verilen bir tanrı bulunmaktadır. Yine pek çokşaman ayininde ateşi dinsel ritüellerin bir parçası olarak görmekteyiz.

>

Zerdüştilik’teTanrı’nın bir insan kimliğinde bulunması ile Alevilerin Hazreti Ali’ye uluhiyetatfetmesi arasında da bir bağ yoktur. Kaldı ki bu yaklaşım, yani insanauluhiyet atfetme hadisesi pek çok dinde vardır. Söz gelimi Hristiyanlıktahazreti İsa’ ya atfedilen tanrısallık gibi. Ayrıca insanda ilahi bir yönbulunması, birey birey her insanda değil ama soyut insan kavramında Tanrısalbir öz olduğuna inanma olgusu İslam dışı bir inanç değildir. Çünkü Kur’an’dayüce Allah, insanı yarattıktan sonra ona yani insanın içine kendi öz ruhundanüflediğini buyurmaktadır.(3) Hallac – ı Mansur’un, “ enel hak “ deyişindeki sırda buradan kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda bakıldığında Alevi / BektaşilerinHazreti Ali efendimize tanrısallık atfetmelerinin kaynağı doğrudan doğruyaKur’an’ın kendisidir ve bu inanç tam anlamıyla İslami bir inançtır.

>

Güneş,Ay gibi doğadaki kimi varlıkları kutsal kabul etmeyi de Zerdüştiliğe bağlamayaçalışan çabalar bulunmaktadır. Oysa bu gibi varlıklar hemen hemen her dindekutsaldır. Özellikle de İslam öncesi Türk İnancında doğadaki varlıklarakutsallık atfetmek çok güçlü bir dinsel öğedir. Bugün Anadolu AleviliğindekiGüneşe, Aya ve diğer tabii varlıklara kutsallık atfetme olgusunun temelindeZerdüştilik değil, tamamen Gök Tanrı İnancı yatmaktadır. Anadolu Alevileri veBektaşileri, Güneşin doğumu sırasında, Ayı gördüklerinde vb. dua etmektedirler.Sözgelimi; Anadolu’nun bazı yörelerinde Ay ilk görüldüğünde eller göğe doğruaçılarak şöyle dua edilmektedir:

 

  “ Ay’ı gördüm elhamdülillah,

Ay,Mübarektir, sevdiğim Allah.” ( 4 )

>

Zerdüştilik’tekisütkardeşliği ile Alevilik’teki musahiplik de birbiriyle ilgisizdir. Musahiplikgeleneğinin kaynağı Türkmenlerdeki anda olma adeti ile Hazreti Muhammed’inMedine’de ensar ile muhacirini kardeş ilan etmesi ve kendisinin de Hazreti Aliile Musahip olmasıdır.

>

Zerdüştiliğinkutsal kitabı olan Avesta’dan kimi lirik parçaların ezgisel olarak çalgılarlaokunması geleneği ile Alevi / Bektaşilerin cemlerinde Türk’ün binlerce yıllıkkutsal çalgısı olan kopuzun / bağlamanın eşliğinde nefes / deyiş okunmasını dabirbiriyle ilintilendirmek de olanaksızdır. Çünkü Alevi / Bektaşilerinayinlerindeki müzik olgusunun kaynağı da yine eski Türk inançlarıdır. Üstelikhemen hemen her dinde ibadet sırasında az veya çok müziğe yer verme uygulamasıbulunmaktadır. Yani bu özellik Zerdüştlüğe özgü bir şey değildir. Yineayinlerde dem almak da Kırklar Ceminde Hazreti Muhammed’in elinden engür suyuiçilmesinin canlandırılmasından başka bir şey değildir. Yine anımsayalım ki,Gök Tanrı İnancında kam ayinlerinde kımız içilmesi geleneği vardır. Geçmiştekikımızın yerini bir anlamda bugün dem / dolu almıştır.

>

Alevilik’teki  “ eline, diline, beline sahip ol” ilkesininkaynağı olarak da Zerdüştiliği göstermek tamamen maksatlı ve gülünçtür.  Eline, diline, beline sahip olma anlayışıbütün dinlerin önemle üzerinde durduğu bir ahlak ilkesidir. Bu sözün veanlattığı ahlak ilkesinin bir dine özgü olması olanak dışıdır.

>

Alevilikile Zerdüştilik arasında bağ kurmaya çalışmanın hatta Aleviliğin, Zerdüştiliğinbir devamı olduğunu ileri sürmenin amacı siyasaldır. Zerdüştiliğin, Kürtlerinsözüm ona milli dini olduğunu iddia eden ayrılıkçı Kürtçüler Alevi /Bektaşileri kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmek için böylesi gerçek dışıbir yola başvurma gereği duymaktadırlar. Ezici çoğunluğu Türk / Türkmen olan Anadolu Alevi / Bektaşileri hiçbirzaman böyle oyunlara gelmemiştir, bundan sonra da gelmeyecektir.

>

 

 Aleviliğin Maniheizm ve Budizm ileilişkisi Nedir?

>

>

Dahaevvel de söylediğimiz gibi dünyadaki bütün dinlerin ortak noktaları vardır. Buortak noktalar onların birbirlerinin devamı veya türevi olduğu anlamına gelmez.Bütün dinler ahlaki bir toplum ve örnek insan amacını gerçekleştirmeyeçalışırlar. Fakat bu amaca giden yolda farklı yöntemler ve farklı eğitimsüreçleri takip ederler. Şekli ve içeriği farklı olmakla birlikte bütündinlerde kutsal kabul edilen soyut veya somut nesneler vardır. Bütün dinlerdoğaüstü / meta fizik bir arka zemine dayanırlar. Bütün dinlerde tapınma veyaibadet adını verdiğimiz ritüeller vardır. Bu ritüellerin biçimsel anlamdafarklılıklar içermesi bütün dinlerin aynı öze dayandığı gerçeğini ortadankaldırmaz.

>

Alevilikile Maniheizm ve Budizm arasında var olduğu savunulan ortak noktalar da bubağlamda değerlendirilmesi gereken özelliklerdir. Ancak Aleviliğin özgün eğitimsüreci ve dayandığı inançsal özellikler dikkate alındığında Maniheizm veBudizm’den son derece farklı bir kimliğe sahip olduğu görülmektedir.Budizm’deki din adamlarının toplumdan soyutlanma ilkesi, çalışmamaları vegeçimlerini dilenerek veya başkalarının yardımları ile sağlamalarıdüşünüldüğünde onun Alevilik’ten ne derece uzak olduğu ortadadır. Alevilik’tetoplumdan soyutlanma diye bir şey asla olmadığı gibi dinsel önderlerin ( dede /baba ) çalıştığı, iş sahibi olduğu ve toplumla iç içe olduğu gerçeği deherkesçe malumdur. Budizm’in bir kolunda et yenmemesi olayı da dikkatiçekmektedir. Oysa Alevi / Bektaşi inancında böylesi bir durum yoktur. Tamtersine kurban kesme ve etlerini pişirip kutsal yemek olarak ( lokma ) tüketmeolayı vardır. Alevilik’te çalışmak, üretmek, toplumdan kopmamak, kazandıklarını/ ürettiklerini toplumla paylaşmak esasdır. Budizm temel felsefe olarak uysallığı,durgunluğu, abartılı bir sakinliği ve her koşulda savaşa karşı olmayı önerirkenAlevilik, mensuplarından mücadeleci, devingen / muharrik / dinamik insanlarolmayı, zulme karşı savaşmayı, adaleti egemen kılmak için gerektiğinde başkaldırmayı öğütlemektedir.

>

Budizm’deki“ Sekiz dilimli Yol “ adı verilen eğitim süreci ile Alevi / Bektaşiöğretisindeki dört kapı kırk makam adıyla anılan eğitim süreci arasında da bir benzerlik yoktur.

>

Maniheizmise, temel düşünce ve felsefe olarak Alevi / Bektaşi inanç ve yolunuetkileyecek kadar büyük bir inanır kitlesine ve etkinliğine sahip olamamıştır.Ne Budizm ne de Maniheizm, hiçbir biçimde Alevi / Bektaşi inancını etkilemişdeğildir. Çünkü böylesi bir güce ve tarihsel role sahip değildirler. Alevi /Bektaşi yolu Türk kültürünün ürettiği özgün bir inanç yoludur.  İslam’ınözüdür. Binlerce yıllık Türk inancının yüce İslam dini ile bütünleşerek vetemeline ehlibeyt sevgisini koyup, Tanrı elçisi Hazreti Muhammed’in kutsaliletisinin / mesajının Türk ulusu nezdinde ( Her ne kadar köken itibariyle az sayıda da olsa gayri Türk Alevi /Bektaşiler bulunsa da, - ki bu toplulukların Türk kökenli büyük Alevi / Bektaşikitle ile hiçbir sorunu yoktur - bütün Alevi / Bektaşiler hangi etnik kökendenolurlarsa olsunlar inanç kardeşidirler.) aldığı görkemli bir tinselliktir / maneviyattır.

>

AleviliğinHristiyanlıkla İlişkisi Nedir?        

>

>

Alevilikile Hristiyanlık arasında bağ kurmaya çalışan çevrelerin hedefleri Hristiyanmisyonerliği çerçevesinde Alevi / Bektaşileri Hristiyanlaştırmaya çalışmaktır.Sözüm ona Alevi / Bektaşiler, Anadolu’da Türkler gelmeden önce bulunanHristiyan halkın devamı imişler. Yine bunlar, İslam’a direnmişler, bu direnişinsonucunda Hristiyanlık ile İslam’ın karışımından Alevilik / Bektaşilik doğmuş.Alevi / Bektaşilere yapılan bu yoğun propagandanın Türkiye’nin Avrupa Birliğimacerasıyla ivme kazandığı bilinmektedir. Hristiyan misyonerler, 2020 yılınadeğin Türkiye nüfusunun yüzde onunu Hristiyanlaştırmayı hedeflemektedirler.Hedef kitle olarak da Alevi / Bektaşileri seçmektedirler. Ancak Alevi /Bektaşilerin inançlarına olan o efsanevi bağlılıkları dikkate alındığında buçabaların hiçbir sonuç doğurmayacağı ortadadır. Alevi / Bektaşiler yüzyıllarboyunca sayısız katliama, sürgüne ve türlü - çeşitli asimilasyon politikalarınakarşı yılmadan ve hiçbir zaman boyun eğmeden direnmişler, yollarındandönmemişlerdir. Elbette ki istisnai olmak üzere kimi düşkünler çıkacaktır.Nitekim geçmişte de çıkmıştır. Ancak Alevi / Bektaşiler hiçbir zamanyollarından dönmeyecektir. Alevi / Bektaşilerin yolu   Allah, Muhammed, Ali yolu” dur. Bu yoluHristiyanlaştırmaya çalışanların çabası beyhudedir.

>

Alevi/ Bektaşiler bu art niyetli kimselerin ileri sürdüğü gerçek dışı savları çokiyi bilmelidirler. Kötü amaçlar karşısında inancı ve yolu koruyabilmenin tekyolu budur. Bu cümleden olarak Hristiyanlık ile Alevi / Bektaşi yolu arasındabağ kurmaya çalışanların kullandığı unsurlar şunlardır:

>

>1.      >Hristiyanlıktaki  “ Baba, Oğul, Kutsal Ruh “ biçimindekiüçleme ile Alevi / Bektaşi inancındaki  “Allah, Muhammed, Ali “ üçlemesi arasında benzeşim olduğu savı.

>2.      >Hristiyanlıktaki“ On iki Havari “ ile Alevi / Bektaşilerdeki On iki İmam inancının birbirininbenzeri olduğu yönündeki  sav.

>3.      >Alevi/ Bektaşilerdeki dede / babalık kurumu ile Hristiyanlıktaki ruhbanlık arasındabenzeşim olduğu savı.

>4.      >Alevi/ Bektaşilikteki “ Baş Okutma “ ile Hristiyanlıktaki “ günah çıkarma “nın birbirine benzediği savı.

>5.      >Alevi/ Bektaşi cem / muhabbet ayinlerinde dem / dolu içilmesi ile HristiyanlıktaHazreti İsa’nın kanını simgelemek üzere şarap içilmesi ve şarabın kutsanması.

>

Şimdibunları sırasıyla ele alalım:

>

Hristiyanlıktakiüçlemenin üç unsuru da birbiri içine geçmiş bir bütünü temsil eder. Hristiyanöğretisine göre Tanrı üç biçimde tecelli eder. Hazreti İsa Tanrı’nın oğludur.Ama aynı zamanda İsa, Tanrı’nın insan suretinde görünmesidir. Hristiyanöğretisine göre bu üç unsur, birbirinden bağımsız, farklı ve özgün varlıklardeğildir. Üçü de birin içinde olan öğelerdir. Alevi / Bektaşi öğretisindeMuhammed, Allah’ın oğlu falan değildir. Muhammed, vahiy kapısını, risalet venübüvveti temsil eder. Hazreti Ali ise, velayet kapısını temsil eder. Allah,Muhammed ve Ali, her biri ontolojik olarak, birbirinden ayrı ve bağımsızdır.Bir’in üç ayrı görünümü ve temsili değildir. Görüldüğü gibi bu konudaHristiyanlık ile Alevi / Bektaşi inancı arasında var olduğu ileri sürülenbenzerlik şekilsel benzerlikten öte hiçbir anlama sahip değildir.  Bu biçimsel benzerlikten anlamlar çıkarmayaçalışmak kötü niyetli ve kasıtlı çabalardır.

>

Hristiyanlıktaki,On iki Havari, Hazreti İsa’nın öğrencisidir. Hepsi aynı zamanda yaşamıştır.Hepsinin tek ortak noktası Hazreti İsa’ya olan bağlılıkları ve imanlarıdır.Aralarında soy bağı yoktur. Oysa On iki İmam’ın hepsi birbirinin devamı olan vearalarında soy ilişkisi bulunan kişilerdir. Çoğu Hazreti Ali ile zamandaşdeğildir. On iki imamlar birbirinin ardından gelmişlerdir. On iki imamlık,manevi bir velayet kavramının ifadesidir. Kaynağını Kur’an’daki pek çok ayettenve İslam tarihinde yaşanan olaylardan almaktadır. Görüldüğü gibi bu konuda daiki inanç arasında bir bağ yoktur. Benzerlik tümüyle biçimseldir.

>

>

HristiyanlıktakiRuhban sınıfı ile Alevi / Bektaşi yolundaki Dede / Babalık kurumu arasında dabağ aranması maksatlı ve saçmadır. Dedeler / Babalar, görevlerini yaptıktansonra kendi işlerini yaparlar ve yaşamdan / toplumdan kopmazlar ve halkıniçinde yaşarlar. Kendi geçimlerini kendileri sağlarlar. Halkın kendilerinegetirdiği  “ Hakkullah “ adıverilen bedeller ise bir yerde toplanarak beşe bölünür. Bu beş kısımdan biriniyoksullar, birini yetimler, birini yolcular, birini de kimsesizler alır. Beştebiri ise ocağa gelen konukların ağırlanması için ve ocağın giderlerininkarşılanması için ayrılır. Bütün Alevi / Bektaşi erenlerinin yaptığı bir işvardır. Sözgelimi, Hünkar Hacı Bektaş Veli, buğday yetiştiricisidir. Tahılüretiminin piri kabul edilir. Hasan Dede karpuz yetiştiricisidir. Çoban Baba,ünvanından da anlaşılacağı üzere çobandır. Gül Baba ise en güzel gülleriyetiştirmekle ünlüdür. Bütün Alevi / Bektaşi dede / babaları halkın içindedir.Alevi / Bektaşilikte halktan koparak sürekli tecrit ve sürekli halvet yoktur.Oysa Hristiyanlıktaki ruhani önderler, halktan kopukturlar. Manastırlarınaçekilmişlerdir. Sadece dinsel işlerle ve ibadetle meşgul olurlar. Geçimleriniise halkın bağışlarıyla sağlarlar.

>

Alevi/ Bektaşilikteki  “ Baş Okutma “/ Birbirleriyle küsmüş, incinmiş kimselerin barıştırılması töreni ileHristiyanlıktaki günah çıkarma olayını birbirine benzetmek de tümüyle yanlıştır.Baş okutma bir hizmet yenileme olayıdır. Hizmet yenileme olayı, toplum halindeyaşama bilincini güçlendirmek, toplumsal dayanışmayı artırmak için başvurulanbir yöntemdir. Baş okutma bütün topluluk önünde yapılan bir törendir. Butörendeki amaç günahların affedilmesi değildir. Baş okutma, kişinin işlerinindüzgün gitmesi için deden talep ettiği manevi desteği ifade eder. Cem ayinisırasında gerekli görüldüğü zaman dede veya bir başkası herkesin önündeyaptıkları nedeniyle kişiyi dara çeker. Divan kurulur ve kişi herkesin önündeyargılanır. Günah çıkarma ise gizli bir olaydır. Günah çıkaranla din adamıarasında bir sırdır. Amaç günahların affedilmesidir. Yani Baş Okutma ilekıyaslandığında yapılışı ve amacı son derce farklıdır.

>

Cemayinlerinde dem / dolu içilmesi ile Hristiyanlıkta Hazreti İsa’nın kanınısimgelemek üzere ayin sırasında şarap içilmesi arasında benzerlik aramak dasaçmadır. Alevi / Bektaşiler cem ayinlerinde içtikleri demi / doluyu KırklarCeminde içilen üzüm suyuna bağlamaktadırlar. Alevi / Bektaşi inancına göre,Hazreti Muhammed, Miraç’a çıktığında yolda bir arslanla karşılaşır. Allah’ınemriyle parmağındaki yüzüğü arslanın ağzına verir. Arslan yolundan çekilir.

>

HazretiMuhammed, Miraç’tan dönüşünde yine Tanrının buyruğu ile Kırklar Meclisi’negirer. Onu meclisin önderi olan Hazreti Ali karşılar. Hazreti Ali Miraç’açıkışı sırasında karşısına çıkan arslana verdiği yüzüğü Hazreti Ali’ninparmağında görür. Böylece o arslanın Hazreti Ali olduğunu anlar. HazretiAli’nin Allah’ın arslanı olarak nitelenmesinin kaynağı da bu tinsel / manevi /metafizik olaydır. Hazreti Ali, Allah’ın resulu olan Hazreti Muhammedefendimize Kırklar Meclisi’nde bulunan kırk kişiye paylaştırması için bir üzümtanesi sunar. Tanrı’nın verdiği esinle / ilhamla / vahiyle Hazreti Muhammed,üzüm tanesini avucunun içinde ezerek suyunu Kırklara verir. Kırklardan birinindudağı o suya değdiğinde kırkı birden kendinden geçer ve semaha dururlar. İşteAlevi / Bektaşilerin dolu içmesinin kaynağı bu tinsel / metafizik olaydır. (Yerigelmişken tekrar ifade edelim ki, Kur’an’da alkollü içkinin yasaklanmasınedeniyle cemlerde dolu içilmesini İslam dışı sayan kimi bağnaz Sünni çevreler,Alevi / Bektaşi teolojisinden habersiz ve bu teolojiyi kavramaktan uzakoldukları için kendi kalıplarıyla başka bir inancın mensuplarınıyargılamaktadırlar. Alevi / Bektaşiler, Sünnilerin tüm inançlarına saygıgöstermekte ve onları  yargılamamaktadırlar. Çok tabii olarak aynı medeni tavrıSünnilerden de beklemektedirler. Kur’an’daki içki yasağının nedeni malumdur.

>

 İbadet sırasında alkollü ve sarhoş olduklarıiçin ayetleri yanlış okuyan kişilerin sergiledikleri; ibadetin amacıylabağdaşmayan bilinçsiz tavırlar bu yasağın nedenidir. Oysa Alevi / Bektaşiler deKur’an’ın içki yasağını kabul etmektedirler. Fakat dolu içmek başka bir şeydir.Dolu içmek dinsel bir ritüeldir ve simgesel bir anlamı vardır. İbadet sırasındasarhoş olunmadığı müddetçe İslam’a aykırı bir durum yoktur. Alkollü içkinininsan sağlığına zararlı olması dolayısıyla alkole karşı olmak zaten her çağdaşinsanın ödevidir. )

>

Eğerilla dolu içme olayı sözde İslam dışı bir kaynağa bağlanacaksa bu kaynak aslaHristiyanlık olamaz. Olsa olsa eski Türk inancı olan Kamcılık / Şamanizmolabilir. Bilindiği gibi Kam ayinleri sırasında Türklerin kendilerine özgüiçkileri olan kımız içilmektedir. Alevi / Bektaşilerin büyük çoğunluğunun soycaTürk oluşları göz önüne alındığında kaynağın eski Türk inançları olmasıkuvvetle muhtemeldir.

    

>

>

AleviliğinYezidilik ile İlişkisi Nedir? 

>

Yezidiler, Ali’yi insansuretine bürünmüş Tanrı olarak görürler. Onlara göre, Hazreti Muhammed’ipeygamber olarak gönderen Hazreti Ali’dir. Yezidiler, tanrısal varlığın iyilikve kötülük olmak üzere ikiye ayrıldığını kabul ederler. Tanrı’nın iyiliği,Şeytan’ın kötülüğü temsil ettiğine ve Tanrı ile Şeytan arasında sürekli birçekişme olduğuna inanırlar. Tanrı ile Şeytan arasındaki çekişmeye, Tanrı’nınbaşlangıçta kendisiyle eşit niteliklerde bulunan Şeytan’ı kıskandığı için onukutsal niteliklerden ve cennetten kovmasının yol açtığını ileri sürerler.Bundan dolayı Şeytan’a aşırı bağlılık gösterir ve onun gücünün artarakTanrı’nın gücünü alt edeceğini savunurlar. “ Melik Tavus “ adını verdikleriŞeytan’ı yüceltirler. Bu nedenle Yezidiler Şeytan’a tapanlar olarakbilinmektedir. Ancak bu topluluğun son dönemde bilinen “Satanist / Şeytancı “akımlarla bir ilgisi yoktur. Yezidilerin kutsal kitabı “ celde “ adını taşır.Yezidiler bugün dağınık biçimde Halep, Bağdat ve Irak’ın kuzeyinde,Azerbaycan’da, Türkiye’nin Garzan, Hasankeyf, Kurtalan, Beşiri gibi yerleşimbirimlerinde yaşarlar. Tahmini olarak 500 bin civarında nüfusları olduğusanılmaktadır.

>

Yezidilik; orta doğudakidin ve inançlardan etkilenmiş ve karmaşık inançlarla örülmüş ancak temeldeİslam’dan kopma bir dindir. Yezidilikte, Zerdüştlüğün, Şamanizmin, Sabiliğin,Maniheizmin, Museviliğin, Hristiyanlığın izleri vardır. Yezidiler etnik olarakçoğunlukla Kürt kökenlidir. Bir kısım Kürtçüler, Yezidiliği, Zerdüştlüğün birtürevi olarak görmekte ve Kürtlerin ulusal dini olarak tanıtmaya çalışmaktadır.Hazreti Ali öğesini temel alarak da Anadolu Aleviliği ile bağ kurmayaçalışmaktadırlar. Özellikle Kürt kökenli Alevi / Bektaşileri bu inanca çekmekiçin çaba harcamaktadırlar. Ancak görüldüğü gibi iki inanç arasında yüzeysel vebiçimsel benzerliklerin ötesinde mahiyet bakımından ciddi hiçbir ortak noktayoktur. Yezidiliğin herhangi bir dini, inancı etkileme gücü yoktur. Gerek nüfusitibariyle, gerekse yayıldığı coğrafi alan dikkate alındığında bunun olanaksızolduğu ortadadır. Yezidilikte, gömme adetleri, dinsel bir ritüel olarak raksşamanizmi anımsatmaktadır. Sünnet olma ve domuz eti yasağı İslam’ı veMuseviliği, eski ve yeni ahdin kutsal sayılması ve İsa’nın yeniden geleceğiinancı ile her yıl İsa adına kurban kesilmesi ise Hristiyanlığıanımsatmaktadır. İçerik olarak farklı olmakla birlikte; Hristiyanlıktaki “Baba, Oğul, Kutsal Ruh “ , Alevilikteki “ Allah, Muhammed, Ali “ biçimindekiüçlemeyi anımsatır şekilde “ Tanrı, Melik Tavus, Şeyh Adi “ üçlemesi vardır.Şeyh Adi bin Misafir, Yezidiliğin kurumlaştırıcısı sayılmaktadır. Yezidilikte,doğadaki kimi varlıklara tapınma ve onları kutsal sayma özelliği Şamanistöğeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

>

Görüldüğü gibiYezidilierin ve Yezidiliğin biçimsel ve yüzeysel anlamda Alevilikten ve Alevilerdençok etkilendiği ortadadır. Yani iddia edildiği gibi Alevilik burada etkilenendeğil, etkileyendir. Yezidilikteki çok önemli özelliklerden biri demisyonerliğe kapalı olmasıdır. Yani Yezidi olabilmek için mutlaka Yezidi biranne – babadan dünyaya gelmiş olmak gerekmektedir. Bu özellik dolayısıylaYezidilik,  nüfus itibariyle hızlaerimektedir. Çünkü Yezidi anne – babadan doğan herkes Yezidi inancınıbenimsememekte ve  başka inançlarıbenimseyenlerin sayısı artmaktadır. Gidişat onu göstermektedir ki Yezidilik,kısa zaman sonra sönecek ve yok olacaktır.

>

Bir kısım Alevilerde de,Alevi olabilmek için, Alevi bir anne – babadan doğmak gerektiği biçiminde ilkelbir inanç ve yaklaşım vardır. Bu yaklaşım Aleviliğin asla lehine değil,aleyhinedir. Son dönemde bu yaklaşımı reddeden Alevi kökenli aydınların vededelerin sayısı hızlı artmaktadır. Bu kitabın yazılış amaçlarından biri vehatta en önemlisi Aleviliği misyonerliğe açmaktır. Aleviliğin yayılması, onuntaşıdığı güzelliklerin ve üstün ahlaki niteliklerin de yayılması demektir.Hiçbir samimi Alevi buna karşı çıkamaz. Aksi takdirde kendi inancına veinançdaşlarına kötülük etmiş olur.

>

>

TürklerinEski İnançları ve Alevilik ile ilişkisi

>

>

Türkler dünya tarihininen eski halklarından biridir. Türk adının bu halka ad olması daha yakındönemlere ait bir tarihsel olgu ise de Türk dili konuşan toplulukların geçmişiyaklaşık beş bin yıl geriye kadar götürülmektedir. Türklerin sahip olduğuinançsal özellikler onların yaşayış biçimlerinin sonucu olarak doğa temellidir.Doğadaki varlıklarda ruh olduğuna inanma ve onlara tapınma biçimindedir. Baştagöğün, güneşin, ayın, dağların, ırmakların vb. hepsinin kutsandığı bir inançsalyapılanma ile karşı karşıyayız. Bu inançsal yapılanma aslında eski Türklerinkendilerini doğanın bir parçası olarak gördüklerinin ve kendilerini doğadanayrı / doğaya egemen bir topluluk biçiminde düşünmediklerinin göstergesidir.Ayrıca Türklerde atalara tapınma olgusu da son derece önemlidir. Nitekim bukonuda İbn Fadlan Şöyle demektedir:

>

“ Hiçbir şeye ibadetetmezler. Aksine büyüklerine rab ( Allah ) derler.” (5)

>

Türklerde doğadaki somutvarlıkların yanında soyut tanrılara da tapınma söz konusudur. Gök Tanrı / Kayrakhagan, Ülgen, Yayık, Suyla, Kutsal Yer Su, Erlik, Yağız Yer, Yo Kan, Talay Kan,Umay vd. adlarla anılan tanrılar, ruhlar / tözler / idoller / putlar vardır. (6 )

>

Ancak tüm bu özelliklerekarşın öne çıkan kavram Gök Tanrı kavramıdır. Gök Tanrı, en büyük Tanrı veyaTanrılar Tanrısı gibi bir özelliğe sahiptir. Gök Tanrı’nın bu yeri dolayısıylakimi araştırmacılar, eski Türklerin Tek Tanrı inancına sahip olduğunu, Tanrı’yaGök Tanrı adını verdiklerini, bunun yanı sıra tanrı olmayan fakat kutsal kabuledilen kimi somut veya soyut varlıkların da bulunduğunu hatta İslamiterminolojiyi esas alarak Gök Tanrı dışındaki kutsal varlıkların “ melek “olduğunu iddia etmişlerdir. Buradaki temel amaç, İslam ile eski Türk inançlarıarasında benzeşim kurmaya çalışma çabasıdır. Bilimsellikten uzak bu çabalarınözneleri olarak yine Türk – İslam Sentezcilerini görmekteyiz.

>

 Ancak özellikle Gök Türkler döneminde GökTanrı kavramının zamanla soyut ve tek bir tanrı anlayışına doğru evrildiği degörülmektedir. Bunu Gök Türk yazıtlarında çok açık bir biçimde görmekmümkündür.

>

Türklerin ulusal inancı /dininden bahsedilirken Şamanizm kelimesinin kullanılması bir gelenek halinegelmiştir. Gerçekte şaman sözcüğü Türkçe değildir ve Türkçede karşılığıbulunmaktadır. Şaman kelimesi Tunguzcadır. Bilimsel literatüre Tunguzcadangeçmiştir.( 7 ) Bu sözcüğün Türkçe karşılığı “ kam “ kelimesidir. Ruhlarlatemasa geçen kişi, büyücü, kahin gibi anlamlara gelen bu sözcük, Türklerinİslamdan önceki dini olan Şamanizmdeki din önderlerine verilen addır. Kamsözcüğünün yanı sıra “ baksı “ sözcüğü de kullanılmaktadır. Biz burada Şamanizmsözünden ziyade onun Türkçesi olan kamcılık tabirini kullanmaya çalışacağız.

>

Kamcılık inancına vekültürüne mensup olan toplulukların başka inanç ve dinlerin yoğun etkisinemaruz kaldıkları bilinmektedir. Bu nedenle saf bir kamcılık anlayışı yoktur.Ancak yine de kamcı toplulukların meydana getirdiği ürünlerden; masal, dua,efsane vb. Kamcılığa ilişkin sistematik bir fikir edinme olanağına sahipbulunmaktayız. Bu cümleden olarak Kamcı dünya görüşüne göre dünya; gök, yeryüzüve yeraltı olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Altay Türklerinde “ Aydınlık Alemi”,yukarıdaki dünyayı yani gök yüzünü, Tanrı Ülgen ile ona bağlı iyi ruhlarıtemsil etmektedir. Yeryüzünü ise insanlar oluşturmaktadır. Yeryüzüne “ OrtaDünya “ da denmektedir. Yeraltı dünyasını ya da başka bir deyişle “ AşağıdakiDünya “ yı ise Tanrı Erlik ile ona bağlı kötü ruhlar oluşturmaktadır.

>

>

Yakut Türklerinde ise bukavramlar başka biçimde ifade edilmektedir. Yakutlara göre; görünen, görünmeyendünyalar; “ yukarı “, “ orta “, “ aşağı “ diye üçe ayrlmaktadır.  

>

Kamcılıktaki ritüellerin ve inançların bugünAnadolu Alevi / Bektaşileri tarafından, uygulanan tüm baskı ve eritmeçabalarına karşı yaşatılmakta olduğunu görmekteyiz. Anadolu Alevi /Bektaşilerinin idrakindeki İmam Ali ile Kamcı Türklerdeki Gök Tanrı inancınınbirbirine benzediği, hatta Gök Tanrı inanışının İslami bir kimliğe bürünerekdevam ettiği tarzında bilim çevreleri tarafından ileri sürülen bir sav vardırki, bu savın en ünlü temsilcilerinden biri de İ. Melikoff’ tur.                

>

Toplumbilimci Prof. Dr.Mehmet Eröz, Türk kültürünün İslamlık ile tanışmasından sonra ortaya çıkandurumu şöyle anlatıyor:

>

“ Göçebe Türkler, eskidinlerinde olduğu gibi şimdi de kadın erkek bir arada bulunuyor ve ayinlerinibüyük bir vecd ve heyecan içinde, müzik ve raks ( sema ) ile yapıyorlardı. Buhususu çok iyi bilen Yesevilik, Orta Asya göçebeleri arasında hızla yayılmabaşarısı gösterdi.”( 8 )

>

Türklerin İslamlaşmasısonucu mistik bir yol olarak Yesevilik tarikatının ortaya çıktığını görmekteyiz.Bu tarikat Türk kültürü ile İslam’ın kaynaşması ve birleşmesi sonucuoluşmuştur. Kurucusu Hoca Ahmet Yesevi’dir. Hoca Ahmet Yesevi ise, Yusuf Hemedani’nin öğrencisi, Hacı BektaşVeli’nin hocası olan Lokman Perende’nin ise, hocası, yol göstericisi, mürşididir.Horasan erenlerinin serçeşmesidir, piridir.

>

İslamlığın, Türk kültürüile yoğrulup kaynaşmasını ve milli bir kimliğe bürünmesini, arkasından dazorunlu göç nedeniyle Horasan üzerinden Anadolu’ya gelip Anadolululaşmasınıtoplumbilimci Mehmet Eröz şöyle anlatıyor:

>

“ Alevilik ve Bektaşiliğin ana kaynağı Türk kültürüve eski Türk dinidir.” Yine Mehmet Eröz, şöyledevam ediyor:

>

“Anadolu’da karşımızaAlevilik ve Bektaşilik olarak ortaya çıkan oluşumun kaynağı eski Türk dini olanşamanizmdir.”

>

Türklerin eskiinançlarının mistik yapıda olduğu bilinmektedir. Türk toplumunun karakteristiközelliği ile yakından ilgili olan mistik yönelimi İslamlaşma sırasında dagörmekteyiz. İslam’ın Türkler arasında yayılması tamamen mistik yolla olmuştur.Yesevilik bunun en açık kanıtlarındandır. Türkler, Emevilerin resmi dinanlayışını yaymaya çalışan misyonerlere ve ordulara karşı koymuşlardır.Emevilerin İslam’ı, şeriat ve Arap kültürünün yoğurduğu bir İslam anlayışıdır.Oysa Türkler, katı Şer’i kurallara itaat etmeyecek derecede farklı yaratılıştabir topluluktur. İşte bu nedenle İslam, Türkler arasında sufilerce yayılmıştır.Sufiler, İslam’ı şer’i katılıklardan arındırarak ve eski Türk inançlarıylayoğurarak yaymışlardır. Göçebe ve yarı göçebe Türkmenlerin yaşadığı bölgeleregezgin sufi dervişler tekkelerini açmış ve halkı ocakları etrafındatoplamışlardır. Yani Türklerin Müslümanlığı benimsemesinde esas olarak tasavvufakımının ve onun yarattığı tarikat temsilcisi sufi dervişlerin etkili olduğunugörmekteyiz.(9)

>

{Ancak yukarıda bahsekonu olan durum tamamen büyük göçebe halk yığınları ile ilgilidir. Türklerinelit ve aristokrak kesimi geniş halk yığınlarından daha kolay ve çabukMüslümanlaşmıştır. Bu kesimin bu denli kolay ve çabuk Müslümanlaşmasında etkenolan nedenler siyasal ve ticaridir. Nitekim tarihçi Faruk Sümer, Türkler veAraplar arasındaki ticari ilişkilerin Türklerin İslamlaşmasındaki en önemlietkenlerden olduğunu belirtmektedir. (10) }

>

Araştırmacı yazar CemalŞener, Türklerin mistik yolla İslamlaşmasıyla ilgili olarak şöyle bir saptamadabulunmaktadır:

>

“ 9. – 10. yüzyılda Türkistan’ı adım adımarşınlayan dedeler, babalar, atalar tıpkı şaman dedeler gibi ilahiler okuyanveya Budist din adamları gibi menkıbeler, nasihatler anlatan, halkı etkileyenve halk üstünde sevgi ve saygıdan kaynaklanan nüfuzları olan kimselerdi.

>

Daha sonra bu dedeler, babalar göçlerin başındauzun ve yorucu yolculuklar sonucu Anadolu’ya ulaştılar. Bu kimseler Anadolu’dadede, baba, abdal, gazi gibi benzer ad ve unvanlarla Orta Asya’dakimisyonlarını sürdürmek için dergahlarını açıp 72 millete, 18 bin alemeseslenmeye başladılar. Anadolu’da oluşan; Hacı Bektaş Veliler, Abdal Musalar,Sarı Saltuklar, Taptuk Emreler, Yunus Emreler bu coşkun ırmağın Anadolu’dakikollarıdır.” ( 11 )

>

İslamlaşan göçebe vegeniş halk yığınlarından oluşan Türklerin hemen hemen tamamına yakınıbaşlangıçta tasavvufi içerikte ve aynı zamanda muhalif bir İslam ekolü olanYesevilik – Alevilik – Bektaşilik – Kızılbaşlık çizgisindeydiler. Bunun apaçıkkanıtlarından biri de Dede Korkut Öyküleridir. Dede Korkut Kitabı’ndakiAlevi inancına dair derin izler İslamlaşan ilk Türklerin Alevi / Batıni çizgideolduğunu göstermektedir. Nitekim Kazan Oğlu Uruz, ağaçla şöyle söyleşir:

>

“Ağaç ağaç der isem sana, üzülme ağaç,

Erlerinşahı Ali’nin düldülünün eyeri ağaç,

Zülfikar’ınkını ile kabzası ağaç,

ŞahHasan ile Hüseyin’in beşiği ağaç.” (12)

 

Emevi – Abbasi – Arapİslam anlayışı çok küçük bir azınlık olan aristokrat, elit ve tüccar sınıfarasında yayılmıştır. Bu azınlık grup ellerindeki parasal, ticari ve siyasalgücü kullanarak geniş halk yığınları üzerinde egemenlik kurup onları da kendiİslam anlayışlarına çekmek için olağanüstü çaba harcamışlar, bunugerçekleştirmek için de devlet erkini kullanarak büyük baskılar uygulamışlardır.Bu baskıların sonucunda kimi Türkmen toplulukları zahiren Sünnileşmiş ve fakatgerçekte Alevi / Batıni kimliklerini gizliden gizliye de olsa korumuşlar vesürdürmüşlerdir. Bugün dahi Anadolu’nun kırsalında yaşayan Sünni Türkler ileAlevi Türkler arasında inanç ve gelenek açısından ciddi bir fark yoktur.Kentlileşen Sünnilerin eski Şamani izlerden hızla sıyrıldığı, özellikle Diyanetİşleri’nin ve kimi İslamcı cemaat ve tarikatlerin olağanüstü baskı vepropagandalarıyla Arap – Emevi – Abbasi / Vahhabi İslam anlayışına doğrusürüklendiği görülmektedir. 1980 sonrası hız verilen köylere cami yapılmasıhareketi ile Diyanet’in atadığı imamların Sünni Müslüman Türkleri “ şirk ”diyerek Şamani geleneklerden arındırma çabası ne acı ki etkili olmaktadır. Anadoluhalkı yüzyıllardır sürdürdüğü şamani geleneklerini İslam’a aykırı olduğuyönündeki Diyanet telkinleri nedeniyle terk etmektedir. Anadolu halkı binyıldır yaşattığı geleneklerini 21. yüzyıla kadar dirençle ayakta tutmuş,Alevisi Sünnisi ile Türklük değerlerine sahip çıkmıştır. Diyanet’in imamları,dilek ağacına bez bağlamanın, kurşun döktürmenin, yatırlara mum dikmenin, eşiğeoturmamanın, mezar ziyeretlerinin, mezar taşlarına ölenin resmini koymanın,büyük dağ ve taşları kutsamanın vb. İslam’a aykırı olduğunu telkin ederek Türkulusunu binlerce yıllık köklerinden koparmaya çalışmaktadır. Bu çalışmanınvaracağı yer Araplaşmaktır. Açıkça ifade edelim ki, Diyanet’in yaptığı birkültür katliamıdır. Bu bir insanlık suçudur. Diyanet, Türklüğü katletmektedir.Diyanet imamlarının büyük çoğunluğu gönüllü Arap misyoneridir.

>

Diyanet İşleri’ninİslam’a aykırı dediği tüm bu kültürel unsurlar, Adriyatik’ten Çin Seddi’nekadar bütün Türk dünyasında yaşatılan Türklüğün ulusal değerleridir. Türk ulusubu çabalara karşı büyük bir direniş sergilemektedir. İmamların saçma sözlerinekarşın dilek ağaçlarına bez bağlamaya, kurşun döktürmeye, büyük dağ ve taşlarıkutsamaya, ölünün ardından bir şaman geleneği olarak yedinci, kırkıncı günlerdeve yıl dönümünde anma törenleri düzenleyerek, mevlüt okutmaya, mezarziyaretlerine önem vermeye, yatırlara mum dikmeye vb. devam etmektedir. Ancaküzülerek belirtelim ki, Sünni Türklerdeki direniş Alevi Türklere göre dahazayıftır. Aleviler direniş noktasında çok daha kararlı ve güçlü bir yapıyasahip bulunmaktadır. İşte bu yüzden Alevilik, Türklüğün Anadolu’daki yüzakıdır. Alevilik, Türklüğün sığınağı ve korunağıdır. O halde Aleviliğe sahipçıkmak Türklüğe sahip çıkmak demektir.

>

Şimdi Anadolu Aleviliğiile eski Türk inançları arasındaki bağları daha net bir biçimde ortaya koyalım.

>

Anadolu Alevilerindekisemahın kaynağı teolojik olarak Kırklar Meclisidir. Ancak kültürel olarakibadet sırasında raks etmenin kökeni tamamen Şamanidir. Kamlar / Şamanlar ayinsırasında bugün Anadolu Alevilerinin yaptığı semah gibi raksederlerdi. HocaAhmet Yesevi’nin Divan –ı  Hikmet’inde,Yesevi tarikatı dervişlerinin okunan şiirler ve çalınan kopuzlar eşliğindeibadet sırasında raks / sema ettikleri belirtilmektedir. Bugün hala Altay’dakamlar, ayin sırasında semah dönmektedirler.

>

Anadolu Alevilerinin cemayini sırasında mum ve ateş yakmalarının da kaynağı kamcılık inancıdır.Altay’da, Hakasya’da, Tuva’da, Yakutistan’da, Çuvaşistan’da Türk kamları ateşyakarak ve ateşin etrafında semah dönerek / raks ederek ayin yapmaktadırlar.Ateşe dua etme geleneği de kamcılıkla ilgilidir.

>

Alevi / Bektaşicemlerinde içki içilmesi / dolu / dem alınmasının teolojik kökeni yine KırklarMeclisidir. Dem almanın teolojik kökenine daha önceki bölümlerde değinmiştik.Demin kültürel kökeni elbette ki kamcılıktır. Kam ayinlerinde Türk Tanrılarıiçin,  koruyucu ruhlar için “arak / rakı” dan veya kımızdan saçı saçılır ki bu da kansız kurban sayılırdı. AnadoluAlevi / Bektaşileri cem sırasında içilen içkiye, içki, rakı, şarap vb. adlar vermeyipdoğrudan doğruya dolu / tolu veya dem adını vererek onu kutsamaktadırlar. Kamayinlerindeki içkiler de kutsanmakta ve kurban hükmünde değerlendirilmektedir.Alevilerde her tören için kurban kesilmesi koşuldur. Bu kurban, kesilen havyandışında kansız lokmalar da olabilmektedir. Bunlar evden getirilen yiyeceklerile bağış olarak verilen paralardır. Eski Türklerde, süt, kımız, yağ, buğday,darı, şarap, tüccar topluluklarda ise para vb. kurban ( saçı ) olarakverilirdi.  Her dinsel törende eskiTürlerde olduğu gibi Anadolu Alevilerinde de mutlaka kanlı veya kansız kurbankoşuldur. Eski Türklerde en makbul kurban attır. Attan sonra ise koyungelmektedir. Alevilerde ise koç kurban etmek yeğlenir. Kesilen kurbanlarınkanlarının yere damlatılması eski Türklerde olduğu gibi Anadolu Alevilerinde degünah kabul edilmektedir.

>

Kamcılık ile İslam’ın birbireşimi olan Yesevilikte de kurbanın kemikleri kanı ile birlikte derin birçukura gömülmekteymiş. Kurban töreninin son kısmında ise; içki sunma ve büyükbir yemek ziyafeti olurmuş. Bu sırada muazzam büyüklükteki tulumlar dolusukımız içilirmiş.( 13 )