Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

4.Bölüm

4

                                  4. BÖLÜM

 

                          ALEVİLİK VE SİYASET

>

>

  1. ALEVİLİĞİN SİYASAL ÖZÜ

>

>

Aleviliğinsiyasal yönünü ifade etmek üzere tarihsel süreçte ortaya çıkan kavramKızılbaşlıktır. Kızılbaşlık, Alevi inancının ve felsefesinin yön verdiği birtoplum düzeni inşa etme amacına yönelik olarak yürütülen her türlü çalışmanınve bu çalışma sonunda ulaşılması hedeflenen siyasal düzenin adıdır. Kızılbaşolmak, önce Alevi olmayı gerekli kılmaktadır. Alevi olmak demek, Alevi bir annebabadan dünyaya gelip bir dede / babaya ikrar vermek, nasip almak biçimindetanımlanamaz. Alevi olmak için Allah’a kul, Hazreti Muhammed’e ümmet, HazretiAli’ye talip olmak gerekir. Alevi bir anne babadan olup da Allah, peygamber veHazreti Ali ile hiçbir inançsal bağı olmayanlar, sırf anne ve babaları Alevidirdiye Alevi olarak tanımlanamazlar. Çünkü Alevilik bir inançtır. Etnik köken veyakavmi bir yapılanma değildir. Anne ve babası Alevi olmadığı halde, Allah’a kul,Hazreti Muhammed’e ümmet, Hazreti Ali’ye talip olan ve bunların bir ifadesiolarak da bir dede / babanın şahsında yolun önderlerine sevgi ve saygıbağlarıyla bağlanan, Aleviliğin dinsel ritüellerine sahip çıkıp onları dinselyaşamlarına egemen kılan herkes Alevidir.

>

Aleviinanç ve felsefesinin siyasal düzlemdeki izdüşümü, Kızılbaşlık siyasetininilkelerini oluşturmaktadır. Buna göre, Alevi inanç ve felsefesinin siyasalyönünü oluşturan temel öğeler şunlardır:

>

1.İnsancıllık / hümanizm: Alevilikte insan sevgisi entemel unsurlardandır. Tanrı – İnsan ve Tanrı – evren birliği Aleviinsancıllığının özüdür. Bu cümleden olarak; her insan, Tanrı’dan bir parçadır.Hallac – ı Mansur’un “ ene’l – Hakk “ deyişindeki sır budur. İnsanı sevmekTanrı’yı sevmenin ön koşuludur. Yunus Emre’nin;

>

 “ Yaradılanı severiz, Yaradandan ötürü…”  ve “ Yetmiş iki millete bir gözle bakmayanbizden değildir.” şeklindeki sözleri bu koşulun en güzel ifade biçimlerindendir.İnsana verilen değerin ve onu yolun merkezine yerleştirmenin bir göstergesiolarak öne çıkan en dikkat çekici ritüel insana secde kılmaktır. Nitekim,Hünkar Hacı Bektaş veli;

>

“Ellerin kabesi var,

Benimkabem insandır.

Kuranda, kurtaran da insanoğlu insandır.”

>

demeksuretiyle insanın yolun merkezinde bulunduğunu en özlü bir biçimde ifadeetmiştir. Yine Hünkar’ın; “ Okunacak en büyük kitap insandır.” Sözü de aynıözelliği dile getiren bir diğer vecizedir.

>

“Çalış, kazan, ye, yedir.

Birgönül ele getir.

YüzKabe’den yeğrektir,

Birgönül ziyereti.” 

>

BüyükTürkmen ozanı Yunus’un yukarıdaki sözleri Alevi inanç ve felsefesinin edebianlamda anıtsal sözleridir. İnsan sevgisinin bu denli işlendiği ve merkeziöneme sahip olduğu başkaca bir inanç ve felsefe yoktur. Elbette ki her inanç vedinde insana büyük önem verilir. Ancak Alevilikte bu durum, hiçbir inanç vedinle kıyaslanamayacak bir derecededir. “ İncinsen bile incitme ! “ diyen birinanç, insanlığın gereksinim duyduğu kardeşlik ve barışın da biricik yolunugöstermektedir.

>

Alevilikteinsanı sevmek bir ibadettir. Çünkü Tanrı, insandadır. İnsan, Tanrı’nınyeryüzündeki tecellisidir. İnsanda Tanrısal özellikler vardır. Bu nedenleİnsanların rızasını kazanamayan hiçkimse Tanrı’nın da rızasını kazanamaz.Bundan dolayıdır ki, insanları sevgiyle kucaklamak, tüm insanlığı kardeştelakki etmek Alevi siyasetinin yani Kızılbaşlığın temelidir. Irk, cinsiyet,renk, dil, din, bölge, coğrafya farkı gözetmeden tüm insanları, Tanrı’dan birparça oldukları için sevmek Kızılbaşlığın başat özelliğidir.

>

2. Eşitlik: Her insanın, insan olmakbakımından diğer insanlardan hiçbir farkı yoktur. Makam, mevki, güzellik,çirkinlik, soyluluk vb. özelliklerle insanlar ayrımcılığa maruz bırakılmaz.Binaen aleyh, eşitliği gözetmek Kızılbaşlığın koşullarındandır. Tüm kurallar,insanların barış ve kardeşlik içinde yaşamalarını temin için olmalıdır. Bubağlamda her insan hukuk karşısında tam anlamıyla eşit olmalı, insan olmanınötesinde sahip olduğu başkaca özellikler nedeniyle her hangi bir ayrımcılığa tabitutulmamalıdır. Kurallar, herkes için hakça uygulanmalıdır. Varsıl için farklı,yoksul için farklı kural vazetmek eşitliğin çiğnenmasi demektir. Kayırma,rüşvet ve kişiye özel davranış insanlık onuruyla bağdaşmaz. Bu türeden ahlakdışı işler Kızılbaşlıkta, hemen hemen her siyasal düzende olduğu gibi yasaktır.

>

Aleviinanç ve felsefesinde eşitlik anlayışının en belirgin yansıması cinsiyetkonusundadır. Alevilerin toplumsal yaşamlarında olduğu gibi dinsel yaşamlarındada kadın erkek birlikteliği temel ilkelerdendir. Bütün dinsel ritüellerde kadınerkek birliktedir. Bunun doğal bir yansıması olarak da Kızılbaşlıkta kadınhakları ve kadına verilen değer başat niteliktedir. Bu hususta Hacı BektaşVeli’nin şu anıtsal sözleri yol göstericidir:

     

>

“Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde

Hakk’ınyarattığı her şey yerli yerinde

Bizimnazarımızda kadın erkek farkı yok

Noksanlık,eksikliksenin görüşlerinde”

>

Bugünçağdaş yaşamın en temel gereklerinden olan kadın hakları konusunda Alevilerinsahip olduğu bu insancıl yaklaşım, Alevi inancının çağlar ötesinden gelipgünümüz toplumsal yaşamına ışık tutan ve insanlığın ufkunu aydınlatan birfelsefi öze sahip olduğunu göstermektedir.

>

3. Hakça paylaşım / Toplumculuk : Hakça paylaşım ve adaletduygusu insan olmanın temel özelliklerindendir. Yani insanı insan yapanbirincil özelliklerden biri de adalet ve hakça paylaşımdır. Alevi inanç vefelsefesindeki hakça paylaşım esasının ne denli önemli olduğunu anlatan birsöylence olarak  “ Rıza Şehri “ olgusubir ütopya gibi gözükse de aslında çağlar boyu süregelen toplumculuk özleminininsanlığın vicdanında ve ortak ülküsünde çok büyük yer sahibi olduğunungöstergelerinden biridir. Toplumculuk özlemi, anlaşıldığı gibi belki de hiçbirtoplumun ve inanç topluluğunun ruhunda akis bulmadığı kadar Alevi toplumununtoplumsal vicdanında yankılanmıştır. Aynı zamanda emeğe ve emeği ile geçinmeyeverilen önem de son derece büyüktür. Hünkar’ın; “ Emeği ile geçinmeyen bizdendeğildir. “ sözü Aleviliğin toplumcu karakterini yansıtması bakımındangerçekten dikkat çekicidir. Herkesin emeği ile geçindiği yani emeğin egemenolduğu bir toplumsal düzen Aleviliğin ilkesi olduğu gibi aynı zamandaAlevilerin de en büyük toplumsal ülkülerindendir. Bu bağlamda, Kızılbaşlık siyasetininesasları arasında toplumculuğu ve emek yanlısı siyasal  bir duruşun mevcudiyetini görmekteyiz.Alevilikteki müsahiplik / yol kardeşliği ve halkın rızalığı, canı cana, malımala katma gibi kavramlar ile toplumsal dayanışma ve yardımlaşmanın öncülüğünüyürüten dergah / tekke / cemevi gibi kurumlaşmalar toplumcu karakterin en barizunsurlarındandır.    

>

4. Özgürlükçülük: Alevilik bir inançtır ve herinanç doğasında bir dogmatizm barındırmaktadır. Hiçbir çağda ve hiçbirtoplumsal ve coğrafi alanda değişmesi olanaklı bulunmayan temel inançilkelerine sahip olmak bakımından Alevilik de diğer inançlar gibidir. AncakAlevilikte yine de çok farklı bir yaklaşım vardır. Bilimin önderliği ve bunungetirdiği özgürlük, Aleviliğin katı şeriat kuralları ile kuşatılmasınaengeldir. Bu bağlamda Alevilikte Sünni İslam’daki gibi bir şeriat yoktur.Alevilik asla değişmez hukuk kuralları vazetmemektedir. Yani inancın dinreferanslı  hukuk kuralları ile toplumubaskı ve denetim altında tutması söz konusu değildir. Bu da kendiliğinden birdevingenlik / dinamizm doğurmaktadır. İnsanın özgürleşmesi bilimle olur. BüyükAtatürk’ün de dediği gibi bilim, yaşamdaki en gerçek yol göstericidir. Aynışekilde Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin; “ Bilimden gidilmeyen yolun sonukaranlıktır.” tarzındaki sözü Alevilikte bilimin yerini göstermesi bakımındanyaşamsal önemde bir sözdür. Alevilikteki özgürlükçü yaklaşımın köklerini busözde ve bu sözün yarattığı toplumsal etkide aramak gerekir.

>

Toplumsalyaşamın koşulları değiştikçe toplumu düzenleyen kuralların da değişmesi birkaçınılmazlıktır. Bu kaçınılmazlığı cebri tutumlarla dizginlemeye çalışmak herdevirde büyük sorunlara yol açmıştır. Nitekim din orjinli cebri tutumlarnedeniyle insanlık çok büyük acılar yaşamış, özgürlük ve değişim yolunda büyükbedeller ödemiştir. Alevi toplumu, tarihi boyunca din orjinli durağan / statikve dogmatik hukuk kurallarına karşı özgürlüğü ve değişimi savunan bir toplumolagelmiştir. Bu uğurda büyük bedeller ödemiştir. Bu bedelellerin enbüyüklerinden biri de Emevi saltanatına ve dogmatizmine karşı İmam Hüseyin’inKerbela direnişidir. İmam Hüseyin, Kerbela’da saltanata ve Emevi despotizminekarşı ezilenlerin hakkını savunmuş ve bu yolda çağlar boyu unutulmayacak,kendisinden sonra gelen nesillere yol gösterecek şanlı bir kıyamgerçekleştirmiştir. Alevi inancındaki özgürlükçü karakterin kaynaklarından biride bu şanlı kıyamdır. Aynı kıyamın İmam Hüseyin’den güç alarak sonraki dönemlerde pekçok kez tekrarlandığınıgörmekteyiz. Emevi valisi Kuteybe’ninHorasan ve Türkistan’da yaptığı zulümlere karşı direnen ve Emevi İslam’ınateslim olmamak için ölümlere yürüyen Türkler, İmam Hüseyin’in direnişinigelenekleştirmiş, sonraki devirlerde yaşanan Türkmen kıyamları ile de egemen /şeriatçı / Emevi İslam anlayışına karşı ehlibeytin ve binlerce yıllık Türkkültürünün savaşçıları olmuşlardır. Babai, Karamanoğlu Mehmet Bey, ŞeyhBedrettin, Şahkulu, Celali kalkışmaları ve Çaldıran direnişi gibi İslamlaşmasonrası Türk tarihinin zulme isyan noktasında abideleşen olaylarının tümü İmamHüseyin geleneğinin devamıdır.

>

Aleviliğintarihsel süreçte gördüğümüz bu yapısı yakın dönem dünya ve ülke siyasetinde deetkisini göstermiş ve Aleviler bir anlamda Kızılbaşlığın modern yüzü olan,laiklik, demokrasi, cumhuriyet ve sosyal adalet kavramlarının çevrelediği birsiyasal duruşa sahip olmuşlardır. Özellikle Cumhuriyet sonrası dönemde veTürkiye Cumhuriyeti tarihinin günümüze değin hemen hemen her evresinde laiklik,cumhuriyet ve sosyal adaletten yana sergilenen tavır Alevilerin çağlar boyu sürdürdükleriKızılbaşlık siyasetinin tam anlamıyla birebir devamı mahiyetinde tezahüretmiştir.

>

   

>2.      >SAFEVİKIZILBAŞ TÜRKMEN DEVLETİ

>

>

Kızılbaşlığındevlet deneyimi olan Safevi Türkmen Devleti, 9 Eylül 1502 tarihinde Şah İsmailtarafından Anadolu ve Kafkasya’daki Türkmen aşiret ve boylarının desteği ileTebriz’de kurulmuştur. Safevi Devleti, Türk / Türkmen Alevilerinin tarihtekibiricik devletidir. Bu anlamda Aleviliği, Kızılbaşlık olarak ilk kez siyasaldüzen ( devlet ) haline getiren yani devletleştiren büyük kahraman, büyükTürkmen başbuğu, Türk tarihinin en yüce şahı Şah İsmail Hatai Hazretleridir.Bundan dolayıdır ki, onun adı Alevi toplumu arasında çok seçkin bir yeresahiptir. Dikkat çekici bir diğer nokta da Şah Hatai’nin devlet kurduğunda 15yaşında olmasıdır. Şah İsmail, devleti ilan ettiğinde 12 imam adına hutbeokutmuş, pastırdığı paralara 12 imamların adını yazdırmıştır. İslam’a girmekiçin söylenen “ Kelime – i Şehadet “ in sonuna “ ve eşhedü enne Aliyyenveliyyullah “ ifadesini ilave etmiştir. Ebu bekir, Ömer, Osman, Muaviye veYezid gibi isimleri yasaklamıştır. Hazreti Muhammed ve onun ehlibeytine büyükbir sevgi ve saygı bağlarıyla bağlandığını tüm icraatlerinde göstermiştir.

>

Şahİsmail Hatai, dedesi ( babasının dedesi ) Şeyh Safi’nin adına izafeten devleteSafevi adını vermiştir. Safevi Devleti, tam anlamıyla bir Türk Devletidir.Anadolu ve Kafkasya’daki Türkmen aşiretlerinin desteği ile kurulmuştur. Budevlette Türkler, İslam sonrası hemen hemen hiçbir Türk devletinde olmadığıkadar devletin kaderine hakim idiler.

>

SafeviKızılbaş Türkmen Devleti’nin sınırları Dicle ve Fırat ırmakları ile OrtaAsya’daki Ceyhun Irmağına kadar olan coğrafi alanı kapsıyordu.

>

Devletinresmi dili Türkçedir. Türkçe hem bir kültür ve debiyat dili hem de resmi yazışmadili olarak kullanılmıştır. Türkçe’nin resmi dil olma özelliği Safevi sarayınınİsfahan’a taşındığı zamanda bile devam etmiştir. ( 1) Safevi Devleti’ndeTürkçe’nin ve Türk kültürünün öne çıkması ve büyük bir gelişme sahası kazanmasıTürk tarihi için emsalsiz bir örnek oluşturmaktadır. Safevi Devleti’nde Türkçeşiirler yazan birçok şair yetişmiştir. Başta devletin kurucusu olan Şah İsmailTürkçeye çok büyük değer vermiş ve Türkçe şiirler kaleme almıştır. Bu şiirlerinpek çoğu bugün Alevi cemlerinde bir ibadet şuuruyla nefes / deyiş olarakokunmaktadır. Şah Hatai’nin Türkçe şiirlerinden oluşan divanı vardır.

>

ŞahHatai’nin kurduğu devlet, Osmanlı’nın aksine Türkmenlere kucak açmıştır.  Osmanlı’nın ağır vergilerinden bunalanAnadolu Türkmenleri akın akın İran’a doğru gitmişler, Safevi Devletinesığınmışlardır. Türk kültürünün, Türk dilinin sığınağı ve korunağı olan SafeviTürkmen Devleti’nin hızla güçlenmesi Osmanlı’yı endişeye sevketmişti. Şahİsmail’in Kızılbaş ordusu zaferden zafere koştukça ve Anadolu’daki pekçokyöreyi Anadolu Türkmenlerinin coşkun desteği ile ele geçirdikçe Osmanlı’dakiendişe had safhaya ulaşmıştı. Bundan dolayı 2. Beyazıt birçok Türkmen AleviyiMora, Girit vb. yerlere sürgün etmişti.

>

Beyazıt’tansonra tahta geçen Yavuz Sultan Selim, babasını devirip kardeşlerini saf dışıbıraktıktan sonra büyük bir ihtirasla seferler düzenlemeye girişir. Ancaköncelikle Anadolu’daki Alevileri ezmek için nüfuslarını tespit amacıyla  adamlarını gönderip sayım yaptırır. Busayımda 40 bin Alevi olduğu saptanır. İran seferine başlamadan önce defterlereyazılan bu 40 bin Alevinin katledilmesini emreder. Böylece büyük bir katliamyaşanır. Bu katliamdan kurtulabilmek için binlerce Alevi Türkmen, kuş uçmazkervan geçmez tabir edilen dağlara çekilir.

>

Yavuz’unAlevilere karşı Bektaşilerle işbirliği yaptığı iddia edilir. Bu maksatla  Balım Sultan’dan el alıp Bektaşi olduğusavunulur. Hatta Hacı Bektaş Veli’nin türbesini yaptırdığı ve Bektaşilere çokiyi davrandığı da ileri sürülür. Bunları yapması bile aslında Yavuz’unBektaşilerden ne denli çekindiğinin bir göstergesidir. Bektaşilerin kendi inançve yaşamlarıyla uyuşmayan bir Sünni İslam anlayışını savunan Osmanlı’ya gönüllüolarak yandaşlık yaptıklarını ileri sürmek mantıken olanaksızdır. Bektaşilerin,inanç kardeşi olan Alevilere yandaş oldukları fakat bu yandaşlığın eylemedönüşmediği veya dönemin koşulları gereği dönüşemediği muhakkaktır. Nitekim,Bektaşiliğe bağlı olan Yeniçeriler İran Seferine karşı çıkmışlar ve bu maksatlabirçok kez ayaklanıp Yavuz’u öldürme teşebbüsünde bile bulunmuşlardır.Yeniçerilerin bu sefere karşı koydukları kesindir. Buna karşı Yavuz’udestekleyenlerin de bulunduğunu gösteren her hangi bir belge yoktur. Hattaulema bile Yavuz’u destekleme anlamında bir tutum sergilememiştir. Bu durumutarihçi Faruk Sümer, “ hayret verici “ olarak nitelemektedir. ( 2 )

>

BiriSünni, diğeri Kızılbaş olan iki Türk hükümdarının orduları Çaldıran’da savaşatutuşur. Savaşan iki ordu da Türklerden müteşekkildir. Bu savaşta Osmanlıordusunun mevcudu 120 bindir. Ordunun 80 bini sipahi, 10 bini de Yeniçeri idi.Şah İsmail’in ordusu ise sayıca Osmanlı ordusunun yarısı kadardı. ÜstelikSafevi ordusu ateşli silahalardan da yoksun idi. ( 3 ) 

>

>

SavaşıOsmanlı ordusu kazanır. Hatta savaşta Şah İsmail’in eşi Taclı Hatun tutsakdüşer. Çok sayıda Kızılbaş Türkmen asker şehit edilir. Çaldıran yenilgisi ŞahHatai’de manevi bir çöküntüye yol açar. Bu yenilgi sonrası Safevi DveletininAnadolu’daki genişlemesi engellenmiş olur. Safevi Devleti’nde de yeni bir safhabaşlar. Şah Hatai 1524 yılında Hakk’ a yürür. Yerine Şah Tahmasb geçer. ŞahTahmasb zamanında 1555 yılında Amasya Barış antlaşması yapılır. ( 4 )

>

AncakAnadolu’daki Alevi ayaklanmaları ve Türkmenlerin İran’a göçü Şah Tahmasbzamanında da devam eder.  Safevi Devleti,26 Şubat 1737 tarihinde Afşar aşiretinden bir Türk olan Nadir Şah’ın ihtilaliile sona erer. Nadir Şah Safevi hanedanının aksine Sünni inançta idi.

>

SafeviDevleti’nin Türklüğü konusunda Doğan Avcıoğlu şöyle demektedir:

>

 “ Safevi devleti, onaltı Türk devletiarasında yer alan Gazne ve Hindistan Babür İmparatorluklarından, hatta İranBüyük Selçuklu Devletinden daha çok Türk devletidir.” ( 5 ) 

>

>

  1. OSMANLI DEVLETİ VE ALEVİLER

 

Osmanlıdevleti, Türkler tarafından kurulan devletlerin en uzun ömürlü olanlarındandır.Bu devlet, sadece Türk tarihi açısından değil, dünya tarihi açısından da sonderece önemlidir. Yaklaşık 600 yıllık bir tarihi bulunan bu devlete ilişkinbilimsel araştırmalar ve tartışmalar halen sürmektedir. Gerek kuruluşu, gerekgelişmesi, gerekse yıkılışı üzerinde farklı görüşlerin serdedildiği Osmanlıdevleti, sahip olduğu siyasal toplumsal ve ekonomik düzen açısından kimikendine özgülükler içerdiği gibi kimi bakımlardan da Türk devlet geleneğinindevamı mahiyetindedir. Hatta kimi bakımlardan Bizans’a ve Anadolu’da kurulangayri Türk devletlere ait özelliklere sahiptir. Bu hususlarda tarihçilerintartışmaları sona ereceğe benzememektedir. Aynı durum Alevi – Osmanlıilişkileri konusunda da mevcuttur. Bu konuya geçmeden evvel Osmanlı’nın kuruluşunubir nebze de olsa irdelemek gerektiği kanısındayım.

>

OsmanlıDevleti’nin Kuruluşuna Dair 

>

OsmanlıDevleti’nin kuruluş tarihi de tartışma konusudur. Yaygın görüş 1299 yılıdır.Fakat farklı görüşler de mevcuttur. Sözgelimi, tarihçi Halil İnalcık’a göre,Osman Bey komutasındaki Türkmenlerin Bizans’a karşı kazandıkları “ Bapheus “savaşının tarihi ( 27 Temmuz 1301 ) Osmanlı Devleti’nin kesin kuruluştarihidir.  Yine kimi görüşlere göre dedevletin kuruluş tarihi, Osman Bey’in karakeçili aşiretine Bey olduğu tariholan 1281 yılıdır. ( 6 )

>

YineOsmanlıların Selçuklu’ya değil İlhanlılar’a bağlı bir beylik olduğu da iddiaedilmektedir. Bu bağlamda Osman Bey’e sancak ve nakkarenin  İlhanlı hükümdarı Gazan Han tarafındanverildiğine ilişkin kayıt bulunduğu bildirilmektedir. ( 7)

>

OsmanlılarınSelçuklular ile değil de daha çok İlhanlılar ile resmi ilişki içindebulunduğuna dair görüşler Osmanlıların ilk dönemlerinde Şii / Alevi / Batınibir yapının mevcudiyetinden güç almaktadır. Bilindiği gibi İlhanlı hakanı GazanHan ve halefi Olcaytu Şiiliği kabul etmiş ve itikaden de Şii bir muhitoluşturmuşlardır. Bu hususta Fuat Köprülü şölye demektedir:

>

“Olcaytu devrinde bir aralık şi’a – i isna aşeriyye’yi devlet dini olarak kabuleden İlhanlı saraylarında ve Moğol ümerasının maiyyetinde büyük mevki kazananbazı Türkmen Babaları’nın mevcudiyetini bildiğimiz gibi, Moğolların himayesinedayanarak müritleriyle beraber Anadolu’ya gelip propagandalarına devam edenbazı Türk dervişlerinden de haberdarız. Bu Türkmen Babaları, artık yalnızköylerde ve göçebeler arasında kalmayarak, Selçuk saraylarında ve uçbeylerinin  yanlarında bulunuyorlardı…Her halde 15. asır başlarında, garbi Anadolu beyliklerinden bazılarında buTürkmen Babaları’nın ve Şii propagandasının oldukça nüfuzu olduğu AydınOğulları’ndan Khıdr Bey’in 1348 tarihli bir muahedesinde, Şiiliğini gösterenaçık kanıtlar bulunmasıyla ve ilk Osmanlı hükümdarlarının Heterodoxe dervişlerekarşı himayekar vazıyeti ile açıkça anlaşılıyor.” ( 8 )  

>

Görüldüğügibi Osmanlı’nın ilk devirlerinde Sünni İslam değil, Alevi / Batıni bir yaşayışegemendir. Bu da gösteriyor ki, Osmanlı’nın kuruluşunda Alevi / Batınidervişlerin ve Türkmen Babaları’nın çok büyük katkıları vardır. Dönemin dervişve Babaları genelde Alevi / Batıni meşreplidirler. Bu derviş ve Babalarısöyleyecek olursak büyük tarihi şahsiyetlerle karşılaşırız. Aşık Paşaoğlu,Orhan Bey zamanında Alevi olarak bilinen kişilikleri şöyle sıralamaktadır: “Dervişlerden Kara Hoca,  Aşık PaşamHazreti, Geyikli Baba, Yunus Emre, Şeyh Taptuk Emre, Ahi Evren ve Karaca AhmetSultan… Bunlar kerametleri zahir olmuş, duaları kabul olunan azizlerdi.” ( 9)

>

OsmanlıDevleti denildiğinde hep Sünni İslam anlayışının ödünsüz savunulduğu bir devletakla gelir. Oysa gerçek öyle değildir. Özellikle kuruluş yıllarında Alevi /Batıni dervişlerin ve Türkmen Babaları’nın yönetimde çok etkin oldukları hattafetihler sırasında gösterdikleri yararlılıklardan dolayı bu dervişlerin devlettarafından ödüllendirildikleri dahası bu ödüller arasında Sünni İslam’ın aslakabul etmeyeceği fıçılar dolusu şarabın bulunduğu da nakledilmektedir.Sözgelimi, “ Orhan Gazi’ye ait bir vakfiyede, Bursa’nın zaptında büyük himmetive askeri coşturarak zaferde katkısı olan heterodoks derviş Geyikli Baba’ya birkısım arazi ile iki yük şarap ve iki yük rakı verilmesi kaydı “ vardır. ( 10 )Bu kayıt sünni olduğu ileri sürülen bir Osmanlı sultanının dinsel yasaklarariayet derecesi ve bir Batıni / Alevi dervişe gösterdiği saygı bakımından sonderece dikkat çekicidir. Aynı zamanda bu durum, Osmanlı’nın ilk dönemlerindeAlevi / Batıni dervişlerin devlet nezdindeki konumunu da göstermektedir.

>

>

OsmanBey’in Adına Dair

>

OsmanlıDevleti’nin kurucusu olarak kabul edilen Osman Bey’in adı da tarihçilertarafından tartışma konusu yapılmaktadır. Buna göre Osman adının sonradanalındığı, aslında Osman Bey’in adının önceden “ Otman, Utman ya da Tuman “olduğu iddia edilmektedir.

>

Osmanlıbelgelerinde Osman adına ilk olarak Orhan Bey’in cülusunun üçüncü yılındazamanın hükümdarlık belirtisi olarak görülen Bursa’da kendi adına bastırdığıgümüş akçede rastlanılır. ( 11 )

>

OsmanBey’in aslında müslüman olmadığı, müslümanlığı Bey olduktan sonra kabul ettiğive bu nedenle Otman / Utman olan adını Osman şeklinde değiştirdiği ilerisürülmektedir. Onun aslında hala şamani özellikleri ve inançları sürdüren biriolduğu belirtilmektedir. ( 12 )

>

Nitekim,Osman Bey’in adı, Şıhabeddin el – Ömeri ‘nin Mesalik’ül – Ebsar ‘ında “ Tuman“(13) , Yazıcızade Ali’nin Tarih – i Al – i Selçuk adlı yapıtında “Otman” (14), Macar tarihçisi Gyala Moravcsik’e göre 14. yüzyıl Bizans kaynaklarında ise “Atuman / Ataman “ olarak yazılmıştır. Aynı Bizans kaynaklarında Halife Osman’ınadı ise “ Osman “ okunacak şekilde yazılmıştır.(15)  

>

OsmanlıHanedanının Türkmenliğine Dair  

>

Bilimadamlarınınbüyük çoğunluğu Osmanlıların Oğuz soyundan / Türkmen olduklarınısöylemektedirler. Osmanlıların 24 Oğuz boyundan Kayılara mensup oldukları veHorasan – Azerbaycan yoluyla Orta Asya’dan / Türkistan’dan göç edip Anadolu’yageldikleri konusunda ittifak düzeyinde yaygın bir kanı vardır. Ancak farklıgörüşler de mevcuttur. Anadolu’nun büyük halk kitlesi olan Oğuz / Türkmen halkıarasında itibarlı / saygın bir yer sahibi olabilmek için Osmanlılarınkendilerini Oğuzlara mensup gösterdikleri ve bu düşüncenin yayılması için 2.Murat’tan itibaren çaba gösterdikleri ileri sürülerek Osmanlıların aslında Oğuzsoyundan olmadıkları iddia edilmektedir. ( 16 )

>

Osmanlılarınmensup olduğu Kayı aşiretinin aslında Kıpçak kökenli olduğu rivayetedilmektedir. Cengizlilerle aynı soydan geldikleri, Moğol kökenli oldukları vb.iddialar mevcuttur. Hatta çok daha uç bir iddia olarak söylemek gerekirseOsmanlıların aslında Bizans kökenli oldukları bile iddia edilmiştir. Ancakbilim camiasında bu türden görüşler fazla taraftara sahip değildir.Osmanlıların Oğuzların Kayı boyundan oldukları konusunda bir ittifak vardır.Diğer görüşler ciddi delillerden yoksun addedilmektedir. Osmanlılarınkendilerini ısrarla Oğuz soyundan kabul etmeleri dikkat çekicidir. Bunun birsaygınlık kaygısıyla yapıldığı yönündeki görüşe de bilim camiasında, görüldüğüüzere fazla itibar edilmemektedir. Bizce Osmanlıların Türklerin hangi boyundan/ kolundan oldukları konusunun bir önemi yoktur. Önemli olan onların Türkkökenli oluşlarıdır. Osmanlının Türkmen ve Alevi politikasına dair yaptığımıztüm eleştirlere karşın Osmanlıların Türklüğünü önemsiyoruz. Tıpkı SafevilerinTürk / Türkmen kökenli oluşunu önemsediğimiz gibi… Türk tarihi Türk ulusununhafızasıdır, köküdür. Ulusal tarih bilinci her çeşit kabilevi ve mezhepsel /dinsel / inançsal aidiyetlerin üzerinde olmalıdır. Osmanlı yönetimine FatihSultan Mehmet’ten sonra egemen olmaya başlayan dönme devşirme zümresininTürklük / Türkmenlik karşıtı uygulamalarına karşın devletin kimliği daima Türkkalmıştır. ( 700 yıl boyunca göreve gelen yaklaşık 235 sadrazamın / vezir – iazamın  150 si dönme devşirme ikensadece 85 tanesi Türktür. ) Nitekim hemen hemen bütün tarihçiler OsmanlıDevletini Türk addetmişlerdir. Türklük ve Türkçülük açısından Osmanlı’da eleştirilmeyihak eden çok önemli unsurlar bulunsa da bu durum, Osmanlı’nın Türklüğünü inkarahiçbir şekilde zemin oluşturamaz.      

    

>

Osmanlılarve Bektaşiler

>

>

Osmanlılarve Bektaşiler arasındaki ilişki söz konusu edildiğinde hemen akla Yeniçeriler gelmektedir.Bilindiği gibi Yeniçeriler Bektaşi Dergahı’na bağlıdırlar. Bu bağlılığın AbdalMusa ile sağlandığı rivayet edilmektedir. ( 17 ) Bununla birlikte YeniçerilerinAlevi / Bektaşi inanç tarzında oluşları, dergaha bağlanmadan evvel, eğitilmekve Türkçe öğrenmek üzere verildikleri Türk ailelerin Alevi / Bektaşioluşlarından kaynaklandığı nakledilmektedir.

>

Bilindiğigibi Yeniçeriler, Hristiyan kökenli halkın çocuklarıdır. Türk ailelere verilmeksuretiyle Türkleştirilmiş ve Müslümanlaştırılmışlardır. Yeniçerilerin HacıBektaş Veli ile bir ilgileri yoktur. Çünkü Yeniçeri Ocağı’nın resmi olarakkuruluşu 1363 tarihidir. Hacı Bektaş Veli ise 1270 / 71 ‘de Hakk’a yürümüştür.Hacı Bektaş Veli’nin 1337 tarihinde öldüğü şeklindeki görüşe itibaredilmemektedir.

>

BektaşilerinAlevi / Şii / Batıni inanışta oldukları tartışma götürmez bir gerçekliktir. Herne kadar Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin aslında sünni olduğu ileri sürülse deBektaşiliğin Balım Sultan ya da Abdal Musa tarafından kurulduğu iddiası ile birlikte düşünüldüğünde Hünkar’ın sünniolup olmamasının da fazla bir önemi kalmamaktadır. Ancak bizce Hünkar’ınsünniliği de doğru değildir. Dönemin koşulları gereği Makalat’ta sünniliğiçağrıştıracak sözlerin ve görüşlerin bulunması onun Batıni / Alevi / şamani hususiyetleresahip bir Türkmen Babası olduğu gerçeğini değiştiremez.

>

Bektaşilikile Alevilik arasında inançsal anlamda hemen hemen hiçbir farklılık yoktur.Fakat kurumlaşma açısından Aleviler ile Bektaşilerin 1826 yılında Bektaşiliğinyasaklanmasına kadar ayrı ve farklı oldukları malumdur. Bektaşi – Alevibütünleşmesi 1826’dan sonra başlayan süreçte sağlanmıştır.

>

2.Beyazıt döneminde Balım Sultan’ın devletçe sarayda ağırlanması ve padişahınBalım Sultan’dan el alıp Bektaşiliğe intisap etmesi her ne kadar siyasal birtavır olsa da Bektaşi - Osmanlı İlişkileri açısından son derece önemlidir. Yine2. Beyazıt’ın tahttan indirilmesinin ardından kendi isteği ile Dimetoka’yagönderilmesi de ( Yolda ölmüştür.) dikkat çekicidir. Hatta Yavuz SultanSelim’in Bektaşilere karşı davranışları da gerçekten ilgi çekicidir. Yavuz’un,Bektaşi olduğu, bu nedenle kulağına Balım Sultan küpesi ( Mengüç ) taktığırivayet edilmektedir. Herşeyden önemlisi Osmanlı ordusunun bir parçası olanYeniçerilerin Bektaşi Dergahı’na bağlı oluşları, Yeniçerilerin okuduklarıgülbanklarda Hacı Bektaş’a ve Alevi / Batıni inanca bağlılılkarının ifadesi,padişahların Bektaşi tekkelerine yaptıkları yardım ve gösterdikleri himayeOsmanlı’nın Alevilerle olan münasebetleri düşünüldüğünde gerçekten çok şaşırtıcıgelebilir. Hacı Bektaş’taki baba öldüğünde yerine geçen yeni babanın İstanbul’agelmesi, Bektaşi Ocağı’na bağlı Yeniçerilerce karşılanması, Yeniçeri ağasınınbabalık tacını yeni babanın başına geçirmesi ( Bektaşi tacı on iki imamlarısimgelemek üzere on iki dilimlidir. ) daha sonra babanın Yeniçeri alayıtarafından Bab – ı Ali’ye götürülmesi Osmanlı – Bektaşi ilişkilerininanlaşılması bakımından son derece önemlidir.

>

YeniçerilerinBektaşilikle ilgilerini anlatan en bariz kanıtlardan biri de bir Yeniçeri Duası( Gülbank ) dır. Dua şöyledir:

>

“Allah Allah, İllallah, baş üryan, sine püryan…Kulluğumuz padişa ayan; üçler,beşler, yediler, kırklar, gülbank –ı Muhammed, nur – u nebi, Kerem –i Ali,pirimiz, sultanımız Hünkar Hacı Bektaş – ı Veli demine devranına hu diyelim,huuu…” 

>

Alevilerleaynı inanca sahip oldukları halde Bektaşiler, Osmanlı’dan neden himaye veyardım görmüşlerdir?  Bu soru aslındasorunun inanç olmadığını ortaya koyuyor. Sorun siyasidir. Anlaşıldığı kadarıylaOsmanlı kendine siyasal olarak itaat eden zümrelerin inançlarına müdahaleetmemiştir. Ne zaman ki itaat ortadan kalkıp isyan sözkonusu olmuştur, birdeninanç devreye girivermiştir. İşte o zaman Osmanlı aslında umursamadığı inancıkendi siyasal amaçları için kullanmıştır. Bunun en önemli kanıtlarından biri de2. Beyazıt’ın ayaklanma vuku bulmadan evvel Şahkulu tekeli ile bile çok iyimünasebetler içinde bulunduğudur.

>

Yinebilmekteyiz ki, Yavuz Sultan Selim dönemine dek Osmanlı sarayından Erdebildergahına her yıl “ çerağ akçesi “ adı altında bağışlar gönderilmiştir.( 18)  Bu da bir diğer dikkat çekicihusustur.

>

Osmanlıile Bektaşilerin yaklaşık 400 yıllık iyi münasebetleri 1826 yılında Yeniçeriayaklanmasını desteklemeleri nedeniyle Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ilebirlikte Bektaşiliğin de yasaklanmasıyla sona ermiş ve amansız bir düşmanlıkbaşlamıştır. Bektaşilere karşı büyük bir zulüm hareketi başlatılmış, Bektaşitekkelerine Nakşi şeyhleri atanmış, Bektaşi çelebileri, dede / babaları sürgünedilmiş, ileri gelen Bektaşiler idam edilmiştir.

>

Osmanlıpadişahının ( 2. Mahmut. Lakabı gavur padişahtır.) isteği üzerine sünni tarikatşeyhleri ve sünni ulema  Bektaşilerhakkında fetva vermek üzere  toplanmışve Şehülislam ile birlikte şu karara varmışlardır:

>

“ …İslam’ın şartlarına riayet etmedikleri, namaz kılmadıkları ve oruçtutmadıkları, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’a ağır sözler söyledikleriiçin öldürülmeleri vaciptir.” ( 19 )

>

Bufetva üzerine Bektaşi ileri gelenlerinden Kıncı Baba, Üsküdar’da, İstanbulAğasızade Ahmet Efendi, Tophane’de, Salih Efendi ise Bab- ı Hümayun’un önündeidam edilir.

>

Görüldüğügibi o güne değin Bektaşilerin namaz kılmamalarını, oruç tutmamalarını vehalife Ebubekir, Ömer ve Osman’ın hilafetini kabul etmemelerini sorun etmeyenOsmanlı, birden bunu sorun etmeye başlamıştır. Çünkü itaat sona ermiş, isyanbaşlamıştır. Bu da, bizim savımızı kanıtlamaktadır. Yani Osmanlı için ona itaatettiğin sürece neye inanıp inanmadığın önemli değildir.  

>

Buolaydan sonra Aleviler ile Bektaşilerin hızla bütünleştiği görülmektedir.Pekçok Bektaşinin Alevi bölgelerine ve ocaklarına sığındığı bilinmektedir. Bubütünleşme bugün tam anlamıyla bir birlikteliğe dönüşmüş durumdadır. Tarihselsüreç içerisinde Alevilerin Bektaşileri, Bektaşilerin de Alevileri pekçok açıdanetkiledikleri bir gerçektir. Bizce Bektaşiliğin Aleviliğe en büyük etkisiAleviliğin Şiileşmesini önlemesidir. Eğer Bektaşilik olmasaydı AnadoluAlevileri büyük ölçüde Şiileşebilirlerdi. Nitekim İran ve Azerbaycan’dakiAlevilerin hemen hemen tümü Şiileşmiştir. Çünkü İran ve Azerbaycan’da Bektaşitesiri olmamıştır.

>

Osmanlıve Aleviler

>

Osmanlı’nınkuruluş döneminde Alevi / Batıni dervişlerin çok büyük rol oynadığınıbelirtmiştik. Osmanlı padişahları Fatih ve 2. Beyaz  dönemine değin Alevi /Batıni dervişlere karşı oldukça himayekar davranmışlardır.

>

ŞeyhBedreddin olayında da Şehzade Musa Çelebi’nin Şey Bedreddin’den yana tavıraldığı ( ki Şeyh Bedreddin tam anlamıyla batınidir.) ve Musa Çelebi’ninsaltanat mücadelesini yitirmesinin ardından Şeyh Bedreddin’e ve müritlerinekarşı yapılanlar malumdur. Bu konuyu daha evvel ele almıştık.

 

Osmanlı’nınAlevi / Batıni dervişlerle ilişkisinin yaklaşık 100 – 150 yıllık bir süreçteoldukça iyi bir düzeyde bulunduğu bilinmektedir. Alevilerin devletleşme olayıgündeme geldiğinde ise yani Şah İsmail faktörü devreye girdiğinde büyük birdeğişimin başladığını görmekteyiz. Şahkulu kalkışmasıyla birlikte ilişkilerintersine döndüğü ve siyasal egemenlik savaşımına dönüştüğü bilinmektedir. Busavaşımla birlikte Osmanlı’nın sünni İslam anlayışına doğru evrildiğigörülmektedir. Şahkulu kalkışmasından evvel Alevilerin inançlarını sorunetmeyen Osmanlı’nın sonradan inancı, siyasal egemenlik mücadelesinde kullanmayabaşladığını görmekteyiz. Şeyhülislamların Alevi / Kızılbaşlar hakkındaverdikleri fetvaların Alevi katliamlarına İslami ( ! ) bir meşruiyet kazandırmaçabası olarak devreye sokulduğuna inanmaktayız. Bizce Osmanlı’nın Alevi /Kızılbaşlarla mücadelesi tamamen siyasal bir mücadeledir. Kesinlikle dinsel /mezhepsel bir mücadele değildir. Bu mücadelede din / mezhep faktörü çok önemlibir argüman olarak kullanılmıştır. Fakat mücadelenin asli karakteri aslamezhepsel / dinsel değildir. Yani Osmanlı, Alevileri, Alevi oldukları içindeğil, ayrı bir devlet kurmak veya başka bir devlete ( Safevi Devleti )bağlanmak istedikleri için düşman addetmiştir. Alevilerin ayrı bir devletkurmak veya başka bir devlete bağlanmak istemelerinin nedeni de inançsalfarklılıktan ziyade ekonomik durumdur. Osmanlı’nın ağır vergileri ve zamanzaman yönetime egemen olan dönme devşirme zümrenin Türkmen karşıtı tutumudur.Unutulmaması gereken çok önemli bir husus da şudur. Osmanlı sadece Alevi /Kızılbaşları değil, pekçok sünni Türkmeni de isyan ettikleri için katletmiştir.Eğer Alevi / Kızılbaşlar inanç farklılığından dolayı isyan ettilerse ( ki bizceneden ekonomiktir.) sünni Türkmenler niçin isyan etmişlerdir ? Tabi ki onlar daekonomik nedenlerle isyan etmişlerdir. 

>

Osmanlıİle Alevi / Kızılbaş Türkmenler arasındaki siyasal kavga sonucu onbinlerce Türkçok feci bir biçimde can vermiştir. Üzülerek belirtelim ki, tarihte pekçok kez olduğu gibi Osmanlı devrindede din ve mezhep farklılığı kullanılarak ve istismar edilerek Türklüğün gücükırılmıştır. O dönemdeki katliamları bugün Alevi olsun sünni olsun bütünTürkler hüzünle anmalıdırlar. Tarihten ders alarak hiçbir din ve mezhepfarklılığının Türklüğün birliğini parçalamaması gerektiği fikrineulaşılmalıdır.

>

Yerigelmişken hemen belirtelim ki, Osmanlı döneminde Alevi / Kızılbaş Türkmenlerinkatledilmesi için verilen fetvaların altında çoğunlukla şafii Kürt şeyhülislamlarınve ulemanın isimleri vardır. Bugün bu isimlerin radikal sünni İslamcı / ümmetçiçevreler tarafından hala saygıyla anılması başta sünni Türkmenler olmak üzerebütün Türk ulusçularını yaralamaktadır. Her türlü kimliğin üzerinde olmasıgereken Türklük kimliği açısından bakıldığında hangi inanç grubuna mensupolursa olsun Türk soyundan gelen bir topluluğun acısı bütün Türklerin acısıolmalıdır.

>

OsmanlıŞeyhülislamları ve Sünni Ulemaya Göre  Alevi / Kızılbaşlar 

>

BirTürk devleti olan Osmanlı ile yine bir Türk devleti olan Kızılbaş SafeviDevleti arasındaki siyasal mücadelenin kurbanları olan Anadolu TürkmenAlevileri / Kızılbaşlarına dair Şeyhülislam ve ulemanın düşünceleri veverdikleri fetvalar, deyim yerindeyse insanın kanını donduracak düzeydezalimane hükümler içermektedir. (Aynı dönemde İran, Azerbaycan ve Doğu Anadolu’daki sünniTürkmenlerin de benzer bir akıbete maruz kaldıklarını da üzüntüyle belirtelim.Safevi egemenliği altında kalan az sayıdaki sünni Türkmenlerin de öldürüldüğünüdürüstçe dile getirmeliyiz.)

>

Şimdio malum fetvalardaki içeriğe göz atalım.

>

Ar,namus tanımazlar, bilmezler.

>

Şeriataaykırı düşünce ve inanç içindedirler.

>

Şeriatıküçümserler, Kur’an’ı istihfaf ederler.

>

İlküç halifenin halifeliğini inkar ederler.

>

Ebubekir,Ömer ve Osman’a söverler.

>

Peygamberineşi Ayşe’ye söverler.

>

Kafirve ehl – i fesattırlar, dinden dönmüşlerdir.

>

Başlarınagiydikleri, küfür ( kafirlik ) ve Kızılbaşlık işaretidir.

>

Hemdinsizdirler hem de sultana isyan ederler.

>

Kadınlarınınve erkeklerinin nikahları batıl ve geçersizdir. Bu nedenle çocuklarının herbirizina ( veled – i zina ) çocuğudur.

>

Ehl- i din olan akrabalarından dolayı miras hakları yoktur.

>

Kestiklerihayvanlar murdardır, etleri yenmez.

>

Okla,köpekle, doğanla avladıkları dahi murdardır.

>

Toplucaöldürülmeleri gerekir.

>

Onlarıöldürmek için yapılan savaş, en büyük, en kutsal savaştır.

>

Buuğurda ölmek şehitliğin en ulusudur.

>

Tamamınıöldürüp yok etmek müslümanlar için farzdır.

>

Onlaraeğilim duyanlar, onlara katılmak isteyip de yakalananlar ve onlara yardımcıolanlar, onlar gibi kafirdirler, öldürülmeleri vaciptir.

>

Kızılbaşlarınmalları, çocukları ve karıları müslümanlar için helaldir, ganimettir.

>

Kızılbaşlarınpişmanlıklarının, tövbelerinin, yalvarmalarının hiçbir değ