Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

5.Bölüm

5

                                          5. BÖLÜM

>

                     ALEVİLERİN ASİMİLASYONAKARŞI DİRENİŞİ

>

>

Alevilik,bin yıldır var olan ve tarihi boyunca kendisine yönelen tüm saldırılara karşınmevcudiyetini sürdürebilen bir inanç ve felsefe olarak elbetteki ebediyyenyaşayacaktır. Bundan kuşku duymuyoruz. Ancak sadece yaşaması yetmez. Yayılarakgüçlenmesi, kendinde mevcut olan tüm güzellikleri bütün insanlığa ulaştırmasıve evrensel barışa duyulan özlemin tercümanı olarak barış inancı kimliğiyleçekim merkezi haline gelmesi gerekmektedir. Bu da ancak bilinçli ve özgüvensahibi Alevi / Bektaşilerce başarılabilir. Kendi kabuğuna çekilmiş olmaktankurtulup dışa açılan, yaşamın her alanında varlığını gösteren, kitleselleşerekbüyüyen yeni bir Alevi / Bektaşi bilinci oluşturulmalıdır. Bu bilincinoluşabilmesi için geçmişte yaşananların çok iyi bilinmesi ve geleceğe dairperspektifin bu çerçevede çizilmesi gerekmektedir.

>

Aleviler,yüzyıllardır dışlanan, aşağılanan, sürülen, katliama uğrayan bir toplulukolarak direniş kültürü güçlü bir karaktere sahiptirler.  Bu direniş kültürü sayesindedir ki, tümbaskı, zulüm ve katliamlara rağmen hiçbir güç onları Hakk – Muhammed – Aliyolundan döndürememiştir. Babailerden, Şahkulu Tekelilerden, Nuarlilerden, ŞahHatailerden, Pir Sultanlardan gelen direniş, günümüzde çağın koşullarıylayeniden sistematize edilerek geliştirilmelidir. Alevileri, Sünnileştirmek veyaŞiileştirmek için İran’la işbirliği yapmayı bile düşünen bir Diyanet İşleri’ne,tek bir Sünninin bile olmadığı köylere cami yapılması zulmüne, Alevi / Bektaşiçocuklarına Sünni İslam’a göre din dersi verilmesi haksızlığına karşı ancak buşekilde direnilebilir. Bu direnişte Alevilere yoldaşlık edecek iz’an sahibipekçok Sünni de bulunmaktadır. Demokrat, cumhuriyetçi, laik, Atatürkçü, Türkçüfikre sahip milyonlarca Sünni, Alevilerin bu doğal hak taleplerine destekvermektedir.  

>

>

1.FarklıAdlandırmalardan Kurtulmak

>

>

Alevi/ Bektaşi toplumunun üzerinde bulunan baskının bir sonucu olarak birbirindenuzak coğrafi alanlarda yaşayan çeşitli Alevi / Bektaşi grupları zamanla farklıisimlerle anılır olmuşlardır. İletişim kopukluğu veya yokluğu böylesi birsonuca yol açmıştır. Bu farklılıkların sadece isimlendirme düzeyinde kalmadığımalumdur. Ancak bütünleşmenin önce isimlendirmeden başlaması gerekmektedir.

>

>

Alevi/ Bektaşi toplumunun değişik yörelerde değişik adlarla ifade edilmesibütünleşmenin önünde yapay bir engel oluşturmaktadır. Zira farklı adlar, aynıinanca mensup insanların farklı gruplarmış gibi algılanmasına yol açmaktadır.Bu algılama zamanla farklı grup kimliklerinin oluşumuna zemin hazırlamaktadır.Bilmekteyiz ki, biribirlerinden çok uzak coğrafi alanlarda bulunmalarına veiletişim sorunu yaşamalarına karşın Alevi / Bektaşi toplumuna mensuptopluluklar yine de  özde aynı inancasahip olup farklılıklar ayrıntı düzeyinde kalmaktadır. Alevi / Bektaşiler budurumu “ Yol bir, sürek binbir “ deyimi ile ifade etmektedirler. Yanifarklılıklar sürek farklılığıdır. Yol farklılığı değildir. Buna rağmen yine desürek farklılığı zamanla daha derin farklılıklara yol açabilme potansiyelinesahiptir. Bu da asimilasyoncuların lehine bir durum yaratmaktadır.

>

Türkiye’deAlevi / Bektaşi toplumu için genel ad olarak Alevi / Kızılbaş ve Bektaşisözcükleri kullanılsa da yerel adlar da kullanılmaktadır. Bunlar; Türkmen,Yörük, Sıraç, Abdal, Çepni, Tahtacı, Bedreddini, Babai vb.dir. Tüm bu adlar altkimlik adları olarak algılanmalı ve Alevi / Bektaşi / Kızılbaş sözcükleriyeğlenerek yaygınlaştırılmalıdır. Yaklaşık 20 milyonluk büyük, bütünleşik ve sistemlibir Alevi toplumunun inşası için ilk adım bu olmalıdır.

>

2.Değişim ve Çağa Uyma Ya Da Alevi Misyonerliği

  

Alevilerinbüyük bölümü yakın zamana değin kırsal kesimde yaşamaktaydı. Bu durumkentleşmeyle birlikte hızla değişmeye başladı. Artık Alevilerin çoğu kentlerde,özellikle de büyük kentlerde yaşamaktadır. Bu da Alevi / Bektaşi sosyalyaşamına yeni unsurlar kattığı gibi kimi unsurların da ortadan kalkması veyasimgesel bir içerik kazanmasına yol açmaktadır. Aleviliğin, ritüellerindenkurumlarına dek büyük bölümünün kır yaşamına özgü niteliklere sahip olduğunubilmekteyiz. Cemlerin yapılış biçimi, cemlerin yapıldığı mekan, cemekatılacakların durumu ve kimliği, cemlerin zamanı, musahiplik vb. tüm unsurlarkent yaşamında nasıl bir değişime tabi tutulmalıdır, gibi problemler Alevitoplumunun gündemindedir. Artık büyük kentlerde, kırsalda olduğu gibi herkesinbirbirini tanıma imkanı kalmamıştır. Cemlere katılım için aranan koşullarınkent yaşamına uyarlanması şarttır. Yani artık köylerde veya küçük kasaba vemahallelerde olduğu gibi ceme katılan herkes biribirini tanıma imkanındanmahrumdur. Dolayısıyla cemlere dileyen herkes katılabilmelidir. Eskidencemlerin aynı zamanda bir mahkeme işlevi gördüğü de malumdur. Artık kentyaşamında bunun sürdürülmesi olanaksız hale gelmiştir. Ceme başlamadan evvelhelalleşme ritüeli, dara durma vb. kimi ritüeller artık tamamen simgesel birözellik kazanmıştır.

>

>

Aleviler,cemlerine Alevi olmayan kişilerin de katılabilmesine imkan vermelidirler. Bu,Alevi öğretisinin yayılabilmesi için elzemdir. Bu nedenle cemler tamamen halkaaçık hale getirilmelidir.

>

Ayrıcacemevlerinin sayısı da hızla çoğalmalı, büyük kentlerin her semtinde en az bircemevi bulunmalıdır. Bunun ön koşulu da cemevlerinin devletçe ibadethane olaraktanınmasını temin etmektir. Bu, mutlaka ve her ne pahasına olursa olsunbaşarılmalıdır. Özellikle gençlerin cemevlerine çekilmesi ve cemlere katılımısağlanmalıdır. Bu konuda izlenecek en uygun yol, cemevi bünyesinde saz,bağlama, semah ve hatta gitar kurslarının açılmasıdır. Bu kurslara sadece Alevigençlerin değil, sünni ailelere mensup gençlerin de katılımı sağlanmalıdır. Bu,hem Alevi – Sünni kaynaşmasına hizmet edecek hem de Alevi öğretisininyayılmasına zemin hazırlayacaktır.

>

>

Cemevlerindesiyasal etkinliklere izin verilmemeli, bir ibadethane olma kimliği gereği bütünsiyasal düşüncelere aynı mesafede bulunulduğu bilincinin toplumca da kabulüsağlanmalıdır. Cemevleri dinsel bir mekan olmanın ötesinde bir bilim yuvasıhaline de getirilmelidir. Bu amaçla cemevlerinde konferanslar düzenlenmeli vebu konferanslar din dışı konularda da gerçekleştirilmelidir. Böylece HünkarHacı Bektaş Veli’nin; “ Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. “ sözüpratize edilmelidir.

>

Aleviler üzerinde uygulanan asimilasyon politikasına verilecek engüzel yanıt Alevi öğretisini ve inancını Sünni kesim arasında yaymaktır. Bununiçin de başta gençler olmak üzere tüm Sünniler cemevlerine davet edilmeliböylece Alevileri ve Aleviliği yakından tanımaları sağlanmalıdır. Bu yaklaşımasimilasyoncuların oyunlarını bozacaktır.

>

>

3.Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersleri Kaldırılmalıdır

>

1980ihtilali ile birlikte Alevi toplumuna yönelik ayrımcı, baskıcı ve asimilasyoncupolitikalar büyük bir ivme kazanmıştır. Söz konusu politikalardan ikisi öneçıkmaktadır. Alevi köylerine zorla cami yapılması ve Alevi çocuklarını dakapsamak üzere okullara zorunlu din derslerinin konulması.

>

>

Camiyi kendi ibadethanesiolarak görmeyen, camiye gitmemeyi kendi kimliğinin önemli bir parçası sayan vekendine yönelik saldırıların bir kısmının cami kaynaklı olduğunu bilen birtoplumun köylerine, mahallelerine cami yapılması en başta insan haklarınasaygısızlıktır. Din ve inanç hürriyetinin çiğnenmesi demektir. Alevi / Bektaşiinancının aşağılanması demektir. Dinci çevrelerin güdümüne giren devletin bukonulardan dolayı Alevilerden özür dilemesi şarttır. Bu özrün bir ifadesiolarak Alevi köylerindeki camiler cemevine çevrilmelidir.

>

Zorunludin dersleri de Aleviler üzerinde uygulanan asimilasyonun bir diğer aracıdır.1982 Anayasasında zorunlu dersler kapsamında olduğu belirtilen din dersleriiçerik itibariyle tamamen Sünni İslam dersleri halindedir. Hatta dersi verenDin Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin büyük çoğunluğu bu dersi neredeyseKur’an Kursu düzeyinde bir dinsel eğitim noktasına taşımaktadır. Aleviçocuklarına müfredatta olmadığı halde zorla Arapça namaz sureleriezberletilmekte, sınıfta namaz uygulaması yaptırılmaktadır. Din derslerindeAleviliğe dair hiçbir bilgi verilmemektedir. Alevi çocukları zorlasünnileştirilmek istenmektedir. Bu zulmün ortadan kalıdırılması şarttır. Dindersleri ya adında olduğu gibi tam bir kültür dersi olarak okutulmalı ( ki bu,öğretmenler nedeniyle uygulamada yine din dersine dönüşecektir.) ya da seçmelihale getirilmelidir. Alevilerin taleplerini sulandırmak için Din Kültürü veAhlak Bilgisi ders müfredatına konulan / konulması düşünülen Alevilik Fasikülübasında yer aldığı kadarıyla içerik itibariyle Anadolu Aleviliğinden tamamenuzaktır. Hatta sünni islam teolojisine göre düzenlenmiş gözükmektedir.Anlaşıldığı kadarıyla asimilasyoncular Sünni Misyonerliğinden vazgeçmekniyetinde değildirler. Ne varki bu zulmün bu şekilde sürmesine imkan yoktur.Alevi / Bektaşiler, er veya geç bu yanlışın düzeltilmesini sağlayacaklardır. Buyanlış düzeltilmezse Alevi – Sünni kaynaşması ve toplumsal barış tesisedilemeyecektir.    

>

Alevi– Sünni kaynaşması ve toplumsal barış için;

>

  1. Cemevlerine ibadethane statüsü verilmelidir.
  2. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden Alevi / Bektaşi toplumuna da pay ayrılmalı veya bu teşkilat kaldırılmalıdır.
  3. Zorunlu Din dersleri ya seçimli hale getirilmeli ya da kaldırılmalı veyahut her inanç grubuna göre ayrı ayrı din dersleri düzenlenmelidir.
  4. Alevi köylerine yapılan camiler cemevine çevrilmelidir.
  5. Okullara müzik dersi kapsamında bağlama / saz ve semah kursları konulmalıdır.

>

EğerAlevi / Bektaşi toplumu iyi örgütlenebilirse ve inançlarının arkasında güçlübir biçimde durabilirse bunların hepsi bir gün gerçek olacaktır. YüzyıllardırAlevi / Bektaşi toplumunun aleyhine işleyen asimilasyon süreci duracak hattaAlevi / Bektaşilerin lehine işlemeye başlayacaktır.

>

Dahaevvelki bölümlerde dile getirdiğimiz gibi geçmişte Anadolu nüfusununçoğunluğunu Alevi / Bektaşiler oluşturmaktaydı. Şiddetli asimilasyon vekatliamlar yüzünden Alevi nüfus azalmış ve buna paralel olarak Sünni nüfusçoğalmıştır. Bugün ataları Alevi olduğu halde kendisi koyu bir Sünni olanmilyonlarca insan bulunmaktadır. Alevi / Bektaşiler bu insanları, kısmi veizafi de olsa oluşan yeni özgürlük ortamından yararlanarak tekrar gerikazanmalıdırlar. Çünkü, Aleviliğin yayılışı Türk kültürünün yayılışı vegüçlenmesi demektir. Tersi ise, Emevi / Abbasi / Vahhabi İslam’ının egemenliğianlamına gelmektedir.

>

Alevilerbu ülkede laikliğin, cumhuriyetin, çağdaş yaşamın teminatıdırlar. Türkkimliğinin en güçlü olduğu sosyal kesim Aleviler ve Bektaşilerdir. O haldeAlevi / Bektaşilerin her bakımdan çoğalması ve güçlenmesi; laikliğin,cumhuriyetin, çağdaş yaşamın ve Türk kimliğinin kökleşmesi demektir.                 

>

4.Alevi Örgütleri / Kurumları

>

Alevi/ Bektaşi toplumu hızlı bir örgütlenme süreci içerisinde bulunmaktadır.Tarihsel Alevi ocaklarının büyük çoğunluğu dernekleşme veya vakıflaşma  yoluyla tekrar faaliyete geçmektedir. Yinebüyük kentlerde pekçok semtte cemevi ve kültür merkezi adı altındaörgütlenmelere tanık olmaktayız. Bu örgütlenmeler, Alevi / Bektaşi toplumununbir derleniş ve toparlanış içerisinde olduğunu göstermektedir. Fakat buderleniş ve toparlanışın farklı çizgilerde örgütlenmelerle gerçekleştiği degözlemlenmektedir. Bu farklılaşmada siyasal tercihler, hemşehricilik gibietkenler yanında Alevilerin devletle ilişkileri de rol oynamaktadır.

>

Yüzlercedernek, vakıf vb. kuruluşlar içerisinde öne çıkan ve kitle desteğine sahip olanbirkaç yapı bulunmaktadır. Bunlar; Cem Vakfı, Pir Sultan Abdal KültürDernekleri, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Dernekleri gibi oluşumlardır.Bunların yanısıra federasyon ve konfederasyon düzeyinde örgütlenmeler debulunmaktadır. Alevi / Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi BirlikleriFederasyonu gibi yapılanmalar bu kabildendir. Cem Vakfı öncülüğünde kurulanAlevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı da dikkat çekici bir oluşumdur.

>

Ayrıcakimi Alevi kökenli kişilerin öncülüğünde kurulan fakat Şiileşmiş ve Alevitoplumunu Şiileştirme amacına yönelik çalışan kurumlar da bulunmaktadır.Fermani Altun öncülüğünde kurulan Ehli Beyt İnanç – Eğitim ve Kültür Vakfı iledaha ziyade Çorum’da dar bir çevrede etkin olan “Ondört Musum Dergisi “  yoluyla seslerini duyurmaya çalışanörgütlenmeler bu kabildendir. 

>

Yineinternet yoluyla faaliyet gösteren yüzlerce web sitesi bulunmaktadır. Büyükkentlerde ve Anadolu’nun pekçok şehrinde Alevi / Bektaşi çizgisinde yayın yapanyerel radyo ve televizyonlar, haftalık ya da aylık dergiler, bültenler vb.yayınlar Alevi / Bektaşi toplumunun hizmetinde faaliyet göstermektedir.

>

Yirmimilyonluk bir kitle için aslında çok daha fazla örgütsel yapılanmanın bulunmasıgerekmektedir. Örgütlenme azlığının temel nedeni yasal engellerdir.  Bir de yaşanan kısmi özgürlüğe rağmen halamilyonlarca Alevi / Bektaşi kimliğini gizleme gereksinimi duymaktadır. Bu da,insanların özgürce bir takım yapılarda yer almalarının önünde engeloluşturmaktadır. Bu engellerin hızla izole olacağını umut ediyoruz.Demokratikleşme süreci ilerledikçe Alevi / Bektaşi toplumunun da özgüveniartacak ve bu, örgütlenmeye de doğrudan etki edecektir.                                          

>

  1. Alevi – Sünni Karşılaştırması

>

BuradaSünnilerden kasdımız Türkiye ve Türk sünnileridir. Alevilerin ise zaten eziciçoğunluğu Türkiye’dedir ve etnik anlamda büyük çoğunluğu Türkmendir. DolayısıylaTürkiye dışı ve gayri Türk Sünniler konumuz dışındadır.

>

Alevilerve Sünnilerin ortak kimliği müslümanlıktır. Alevilik ve Sünnilik, İslam’ın ikifarklı yorumudur. Her ikisi de İslam orjinli olduğu için Aleviler ve Sünnilerarasında farklılıklardan ziyade aynı dine mensup olmanın sonucu olan ortaknoktalar da azımsanmayacak düzeydedir. Öncelikle ortak noktaları sıralayalım:

>

  1. Aleviler de, Sünniler de Müslümandır.
  2. Allah’a ve onun birliğine inanmak bakımından aynıdırlar.
  3. Hazreti Muhammed’e ve ondan evvelki peygamberlere inanmak bakımından da aynıdırlar.
  4. Yaklaşım ve yorum farkı olsa da Kur’an’ın kutsal kitap olduğuna her iki toplum da inanmaktadır.
  5. Ehlibeyti her iki toplum da sevmektedir. Ancak Ehlibeyte duyulan sevgi Alevilerde daha yoğundur.
  6. Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi Türkmen ulularını her iki toplum da sevmektedir.
  7. Alevilerin de Sünnilerin de etnik kimliği ezici çoğunluk itibariyle Türk / Türkmendir.
  8. Alevilerin ve Sünnilerin mezarlıkları aynıdır. 

>

>

  Farklılıklar

>

Sünnilerinibadet yeri camilerdir. Alevilerin ibadet yeri cemevleridir.

>

Camilerdeibadet dili Arapçadır. Cemevlerinde ise Türk dilinde ibadet edilir.

>

Camilerdemüzik ve çalgı yasaktır. Cemevlerinde müzik ibadetin bir parçasıdır. Bağlamakutsal çalgıdır.

 

Sünnilersaf namazı kılarlar. Aleviler halka namazı ( cem ayini ve semah ) kılıp niyazederler.

>

Sünnilerinkıblesi Mekke şehrinde bulunan Kabe’dir. Alevilerin kıblesi insandır. İbadetesnasında insanlar halka biçiminde birbirlerine secde ederler.

>

SünnilerdeKabe, Allah’ın evi olarak adlandırlır. Aleviler, Allah’ın evinin insanın kalbiolduğuna inanırlar. Bu yüzden taştan yapılma bir binaya değil insana secde ederler.

>

>

SünnilerRamazan’da bir ay süreyle oruç tutarlar. Aleviler gerçek orucun nefse hakimiyetve kötülüklerden uzak durmak olduğuna inanıp Ramazan’da oruç tutmazlar.Aleviler, Muharrem ayında Hazreti Hüseyin ve arkadaşlarının şehid edilmesindendolayı 12 gün süreyle matem orucu tutarlar.

>

ZenginSünniler hacca gidip Kabe’yi ziyaret ederler. Aleviler gerçek haccın insanlarıngönüllerini ziyaret etmek olduğuna inanırlar. Çünkü Alevi inancına göre insanınkalbi Allah’ın evidir. Bununla birlikte Aleviler; Nevşehir’in Hacıbektaşilçesinde bulunan Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin türbesini ziyaret etmeyi hacgörevlerini yerine getirmek için kafi görürler.

>

Sünnilerdeibadet esnasında kadın ve erkek bir arada bulunamaz. Alevilerde kadın ve erkekyaşamın her alanında olduğu gibi ibadet esnasında da bir aradadır. Cemayinlerinde kadın erkek birliktedir. Semahlar birlikte dönülür.Deyişlerberaberce okunur.

>

Sünnilikte( Sünnilerin büyük çoğunluğu uygulamasa da ) kadınlar için katı örtünmekuralları vardır. Alevilikte Türk örf ve adetleri çerçevesinde bir giyim kuşamvardır.

>

Sünniliktebirden fazla eşle evlenmeye cevaz vardır. Alevilikte ise tek eşlilik esastır.

>

Sünniliktedinsel hukuk kuralları mevcuttur. Alevilik ise laiklik yanlısı veaydınlanmacıdır.

>

Sünniliktemalın kırkta biri zekat olarak fakirlere verilir. Alevilikte ise kırkta birkafi görülmez. Musahiplik, lokma paylaşımı vb. kurumlar aracılığıyla toplumsalyardımlaşma ve dayanışma had safhadadır.

>

>

                                        SONSÖZ

>

>

Çalışmamızınsonunda vermek istediğimiz iletileri bir kez daha fakat daha yalın bir biçimdeyinelemek istiyoruz. Yalınlığın temini için de spot cümleler kullanacağız.

>

Alevilik/ Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür.Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

>

Alevilik / Bektaşilik,İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.”Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.

>

Alevi/ Bektaşi inanç ve öğretisinde Tanrı anlayışı, “ Vahdet – i Vücud “ felsefesinedayanır. Bu bağlamda insan Tanrı’ının yer yüzündeki tecellisi olduğu için ilahi/ rabbani / tanrısal özelliklere sahiptir. İnsan sevgisi Tanrı sevgisi gibidir.İnsan Tanrı’dandır ve Tanrı insanda tecelli etmektedir. Bu nedenle İnsanaverilen değer Alevi / Bektaşi inanç ve öğretisinde merkezi öneme sahiptir.

>

Alevilik/ Bektaşilik için tarikat, mezhep vb. terimlerin kullanımı Alevi / Bektaşiinancını tanımlamada yetersizdir. Alevi / Bektaşi inanç ve öğretisi tarikat vemezhep olmanın ötesinde bir derinliğe sahiptir. Ancak yine de zorunludurumlarda mezhep tabiri kullanılabilmektedir.

>

Alevilik/ Bektaşilik, evrensel bir inanç ve öğretidir. Her ne kadar Türk kültürüylederin bağlara sahipse de Türklerin dışında daha pek çok halkın mensup olduğubir inanç ve öğreti olarak evrensellik özelliğini taşımaktadır.

>

Türkiyeve Türkiye dışındaki Alevi / Bektaşilerin ezici çoğunluğu etnik anlamda Türk /Türkmendir. Bununla birlikte; Arnavut, Boşnak, Rum, Kürt, Zaza, Arap kökenliAleviler ve Bektaşiler de vardır.

>

Alevi / Bektaşiler aslaazınlık olarak tanımlanamaz. Çünkü, Alevi / Bektaşiler Türkiye nüfusunun eziciçoğunluğunu oluşturan Türk / Türkmen toplumuna mensuptur. Dolayısıylaçoğunluğun bir parçası ve halkın asli unsurudur.

>

Alevilik/ Bektaşilik yasal anlamda tanınmalı, cemevleri ibadet yeri olarak kabuledilmelidir. Devlet, diğer ibadet yerleine tanıdığı kolaylıkları cemevlerinetanımalıdır. Bilindiği gibi, cami, mescid, kilise vb. ibadet yerleri için yer /arazi tahsisi yapılmaktadır. Yine aynı ibadet yerlerinin su, elektrik vb.masrafları devletçe karşılanmaktadır. Bu haklardan cemevleri deyararlanmalıdır.

>

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisidersleri tamamen Sünni İslam anlayışına göre verildiği için zorunlu dersolmaktan çıkarılmalıdır. Alevi / Bektaşi inancı da okullarda doğru ve gerçeğeuygun bir biçimde ehil kişiler tarafından dileyen öğrencilere öğretilmelidir.

>

Alevi/ Bektaşilere yönelik her türlü ayrımcılığa ve asimilasyon çabalarına sonverilmelidir. Sünni misyonerlik çalışmaları durdurulmalıdır. Alevi – Sünnikaynaşması ve bütünleşmesi için bu şarttır.

>

Alevi/ Bektaşi inanç ve öğretisinin yayılması için Alevi / Bektaşiler çabasarfetmelidirler. Yüzyıllar boyunca süren asimilasyon politikaları nedeniyleSünnileşmiş olan milyonlarca aile yeniden Alevi / Bektaşi inanç ve öğretisiylebuluşturulmalıdır. Alevilik / Bektaşilik yükselmeli, Alevi / Bektaşi nüfusçoğalmalıdır.

>

Cemevleriher dinden ve inançtan insana açılmalıdır. Böylece Alevi /  Bektaşi inanç ve öğretisi de daha yakındantanınmış olacak ve yayılacaktır.

>

Alevilik / Bektaşilik,temelinde insan sevgisi bulunan bir barış öğretisidir. Eşitlikçi, paylaşımcı,toplumcu karakteriyle insanlığın kardeşliğini temin projesidir. Aleviliğeyapılacak çağrı; barışa, kardeşliğe, eşitliğe, toplumculuğa yapılmış bir çağrıolacaktır. Bu çağrının yanıt bulacağı muhakkaktır. 

>

Üniversitelerinbünyesinde Alevi / Bektaşi inanç ve öğretisinin öğretildiği teoloji fakültelerive enstitüler kurulmalıdır. Böylece Alevi / Bektaşi öğretisi en yüksek düzeydebilimsellikle incelenip işlenmeli ve geliştirilmelidir.

>

Alevi/ Bektaşilere yönelik Sünnileştirme çalışmaları kadar Şiileştirme çalışmalarıda Türklüğe yapılan bir saldırıdır. Şiileşmek veya Sünnileşmek Alevi kimliğininintiharı demektir. Aynı şekilde Şiileştirme ve Sünnileştirme çalışmaları birkültürel katliam ve tarihin asla affetmeyeceği bir cinayettir.

>

 Sözlerimizi Seyyid Nesimi’nin çağrısıylanoktalayalım:

>

>

Gel gel hey dost kamu müddeinin körlüğünü

Sana asan kılayım bunca bu düşvar nedir?

TÜRK evine gelesin, hem çü Nesimi olasın

Bir gün ola diyesin cübbe vü destar nedir?

>

Bugünün Türkçesiyle söyleyecek olursak;

>

Gel gel hey dost bütün iddiacıların ( şeriatçılarıkastediyor ) körlüğünü

Sana kolay kılayım ( açıklayayım ) , bunca güçlük ( şeriatkaynaklı dinsel zorlukları kastediyor ) nedir?

>

TÜRK evine gel ve Nesimi gibi ol. İşte o zaman dersin ki busarık, bu cübbe de neymiş?

>

Diğer bir ifadeyle; TÜRK gibi ol, Türk gibi yaşa, Türkgibi giyin, diyor Nesimi. İşte KIZILBAŞLIK budur. Yani bir anlamda Emevi / Arapemperyalizmine karşı Türk kimliğinin direnişidir, varlık mücadelesidir. Bumücadelenin güç ve direnç kaynağı gerçek İslam’ın temsilcileri hüviyetini haizehlibeyt soyuna mensup olan İslam ulularıdır.

   

Bu çağrıya uyanlara ne mutlu !!!

>

Ne mutlu ehlibeyt yolunda yürüyenlere…

Ne mutlu insan sevgisini Tanrı sevgisi bilenlere…

Ne mutlu gerçeğe baş eğenlere…

>

Nemutlu yetmiş iki millete bir gözle bakabilenlere…

>

Aydınlığave barışa selam olsun !

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

>

KAYNAKÇA

>

>

  Ahmet Yaşar Ocak: Babailer İsyanı, DergahYay., İstanbul 1996.

  Ahmet Hilmi: Tarih – i İslam, AnkaYay., Ocak 2005.

  Anton Jozef Dıerl: Anadolu Aleviliği, Ant Yay.,İstanbul 1991.

  Abdülbaki Gölpınarlı: Velayetname,İnkılap Kitabevi, İstanbul 1958.

  Aziz Yalçın: Makalat – ı Hacı BektaşVeli, Ankara 1991.

  Abdullah Öcalan: Savunma, Mem Yay.,İstanbul 1999.

  Besim Atalay: Bektaşilik veEdebiyatı, Çev. Vedat Atila Ant Yay., İstanbul 1991.

  Cemal Şener: Alevilik Olayı, Etik Yay.,İstanbul 2001.

  Cemal Şener: Aleviler’in Etnik Kimliği,Etik Yay., İstanbul 2003.

  Cemal Şener: Türklerin MüslümanlıktanÖnceki Dini Şamanizm, Ad yay., İstanbul 1997.

  Doğan Avcıoğlu: Türklerin Tarihi, c.5, TekinYay., İstanbul 1997.

  Erdal Zeki Aslan: Toplumsal Barış Dergisi,sayı 3.

  Erdoğan Aydın: Nasıl Müslüman Olduk?,Cumhuriyet Kitapları, İstanbul 2000.

  Erhan Afyoncu: Popüler Tarih Dergisi,Temmuz 2000.

  Enver Behnan Şapolyo: Türkiye Yay.,İstanbul 1964.

  F. Babinger: Anadolu’da İslamiyet,Çev. Ragıp Hulusi, İnsan Yay., İstanbul 1996.

  Fuat Köprülü: Osmanlı DevletininKuruluşu, T.T.K., Ankara 1984.

  Faruk Sümer: “ Türkler İslamiyeteNasıl Girdiler? “, And, sayı 7, Aralık 1983.

  Faruk Sümer: Safevi DevletininKuruluşu…, T.T.K. Yay., Ankara 1987.

  Fahruddin Razi: E’t – Tefsiru’l –Kebir, C.1.

  Faik Bulut: Alisiz Alevilik, BerfinYayınları.

  Gibb: Orta Asya’da Arap Fütuhatı,Çev. M. Hakkı, İstanbul 1930.

  Gyala Moravcsik: Türklüğün TetkikiBakımında Bizantolojinin Ehemmiyeti, 2. Türk Tarih Kongresi, İstanbul 1943.

  Hüseyin Bal: Alevi İslam Yolu, Cemvakfı Yay., İstanbul 2004.

  İsmail Onarlı: Alevilik’te NevruzNedir?, Karacaahmet Sultan Derneği Yay., İstanbul 2003.

  İsmail Onarlı: Toplumsal BarışDergisi, sayı 8.

  İsmet Kayaoğlu: Anadolu’da 13. YüzyılDerviş Tarikatleri ve Sosyal Zümreler Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara 1997.

  İrene Melikoff: Uyur idik Uyardılar,Cem Yay., İstanbul 1994.

  İ. Hakkı Uzunçarşılı: Osmanlı Tarihi,C.1.

  Kürşat Karacabey: Yeni Hayat Dergisi,Sayı 30 – 31- 33 .

  Lütfi Kaleli: Toplumsal BarışDergisi, Sayı 8.

  M. Tevfik Oytan: Bektaşiliğin İçyüzü,İstanbul 1995.

  Muharrem Ergin: Dede Korkut Kitabı.

  Mehmet Eröz: Eski Türk Dini veAlevilik Bektaşilik, İstanbul 1992.

  Martin Van Bruınessen: “Alevi Kürtlerin EtnikKimliği Üstüne Tartışma”, Birikim Sayı 88.

  M. Tayyip Gökbilgin: Osman1. Maddesi,İslam Ansiklopedisi, C. 9.

  Nihal Atsız: Aşıkpaşaoğlu Tarihi, MebYay., İstanbul 1992.

  Namık Kemal Zeybek: Türk Olmak, OcakYay., Ankara 1997.

  Osman Turan: Selçuklular ZamanıTürkiye, Boğaziçi Yay., İstanbul 1993.

  Orhan Türkdoğan: Alevi BektaşiKimliği, Timaş Yay., İstanbul 1995.

  Pir Ahmet Dikme: HaykırıpDuyuramadıklarım, Ant Yay., İstanbul 1999.

  Pir Sultan Abdal Divanı Ant Yay.,İstanbul 1994.

  Ramazan Şeşen: İbni FazlanSeyahatnamesi, Bedir Yay., İstanbul 1995.

  Turgut Akpınar: Tarih ve ToplumDergisi, Sayı 82.

  Ümit Özdağ: Yeniden TürkMilliyetçiliği, Avrasya Bir Vakfı Yay., Ankara 2003.

>

>

>

>

>

>

>

  W. Ebhard: Çin’in Şimal Komşuları,Aktaran: Orahan Türkdoğan, Türk Tarihinin Sosyolojisi, Turan Yay., İstanbul1996.

  Walther Hınz: Uzun Hasan ve ŞeyhCüneyd, Çev.Tevfik Bıyıkoğlu, T.T.K. Yay., Ankara 1992.

  Yaşar Yücel: Anadolu BeylikleriHakkında Araştırmalar 1, T.T.K. Yay., Ankara 1991.

  Yaşar Nuri Öztürk: Kur’an’daki İslam,Yeni Boyut Yay., İstanbul 1993.

  Yaşar Nuri Öztürk: Tarih BoyuncaBektaşilik, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 1990.

  Yaşar Çoruhlu: Türk MitolojisininABC’si, Kabakcı Yay., İstanbul 1999.

  Ziya Gökalp: Kürt AşiretlerininHakkında Sosyolojik Tetkikler, Sosyal Yayınları, 1992.

  Zeki Velidi Togan: Umumi TürkTarihine Giriş, Enderun Kiştabevi Yay., İstanbul 1981.

  www.turkcutop