Derneğin Tarihçesi

II. MAHMUT DÖNEMİNDE BEKTAŞİ TEKKELERİNİN KAPATILMASI VE KARACAAHMET SULTAN DERGAHI
Osmanlı padişahlarından II. Selim, III. Murat ve III. Selim dönemlerinde zaman zaman Yeniçeri ocağı ile padişahların keyfi davranışları, kurdurulan yeni ocaklar, Yeniçeri Ocağı`nı kuşkulandırmış, padişahla Yeniçerilerin arasını açmıştı. III. Selim`in "Nizam-ı Cedit Ocağı"nı kurdurması, II. Mahmut`un kendisinden önceki padişah II. Selim`in etkisinde büyümesi ve onun da kendi döneminde "Sekban-ı Cedit" e "Asakar-i Mansure-i Muhammediye" ocaklarını kurdurması, Yeniçeri Ocağı`nı tam anlamı ile gözden çıkardığı şeklinde yorumlanıyordu. Sonunda beklenilen oldu ve 15 Haziran 1826 günü Yeniçeri Ocağı`nın kaldırılma işlemine geçildi.
Yeniçeri Ocağı`nın kaldırılma işlemi bittikten sonra sıra Bektaşi Tekkeleri`ne gelmişti. Padişahın emriyle Ebussuut Camii`nde Sünni tarikat şeyhleri toplattırılarak istenilen karar alındı ve bu karara dayalı olarak kimi Bektaşi Tekkeleri kapatılırken, kimi tekkeler de yıktırılarak postnişin ve babaları sürgün edildiler. Doğal olarak bunların arasında tarihi Karacaahmet Dergâhı da bulunuyordu. İstanbul`da kapatılan ve yıktırılan Bektaşi Tekkeleri ile şehit edilen veya sürülen Postnişin ve dervişlerin listesi şöyledir.
A- YIKTIRILAN TEKKELER
1- Rumelihisarı Tekkesi
2- Öküzlimanı Tekkesi
3- Karaağaç Tekkesi
4- Yedikule Tekkesi
5- Sütlüce Tekkesi
6- Eyüp Tekkesi (Karyağdı Baba Tekkesi)
7- Çamlıca Tekkesi
B- KAPATILAN DERGAHLAR
1- Üsküdar`daki Karacaahmet Sultan Dergâhı
2- Şahkulu Sultan dergâhı
Bu dergâh ve tekkelerde yer alan kitaplar da yakılarak yok edildiler. Bir süre sonra kapatılan bu dergâhların başına Nakşibendi Şeyhleri atandılar.
C-İDAM EDİLEN BEKTAŞİ BABALARI
1- Kayınca Baba "Kınca Baba" -Üsküdar
2- İstanbul Ağası "Zade Baba" Tophane
3- Salih Baba …….. Babı Hümayun önünde
D-SÜRGÜN EDİLEN BEKTAŞİ BABALARI
1- Mahmut Baba-Rumelihisarı-Şehitlik Tekkesi-yedi dervişi ile Kayseri
2- Ahmet Baba-Öküzlimanı Tekkesi-Konya Hadım İlçesinde
3- Hüseyin Baba-Kazlıçeşme Tekkesi/Konya Hadım
4- İbrahim Baba-dervişleriyle İzmir/Ödemiş
5- Mustafa Baba-Sütlüce Tekkesi-dervişleriyle Ödemiş/Birge
6- Yusuf Baba-Karaağaç Tekkesi Güzelhisar/Aydın
7- Mehmet Baba-Çamlıca Tekkesi-İzmir/Tire
9- Mustafa Baba-Üsküdar-Mürvet Baba Tekkesi-İzmir/Tire`ye sürülmüşlerdir.
Bektaşi Tekkeleri`nin kapatıldığı 1826 yılına kadar tüm tekkeler gibi Karacaahmet Sultan Dergâhı da geleneksel işlevini sürdürmüştür. Ne var ki, 1826 yılından sonra bu hareketlilik bir süre durulmuştur. Daha sonraları Abalı Ahmed, Bandırmalızade Mustafa Haşim ve Yusuf Fahir Ataer gibi Nakşibendi Şeyhleri atanmış ise de İkinci Mahmut`dan sonra gelen padişahlar döneminde resmen olmasa bile gayri resmi olarak Bektaşi Babaları tarafından yönetilmesine göz yumulmuştur. Bektaşi geleneklerinin eski biçimiyle sürdürülmesi, Birinci Cihan Savaşı`nın sonuna kadar devam etmiştir. (1918) Osmanlılar `ın mağlubiyetinden sonra M. Kemal Atatürk`ün Samsun`a çıktığı ve milli mücadeleyi sürdürdüğü yıllarda Karacaahmet Sultan Dergâhı`nın büyük hizmetler yaptığı ve önemli bir fonksiyonunun olduğu, belgelenmiş tarihi olaylardan anlaşılmaktadır.
KURTULUŞ SAVAŞI BAŞLARINDA KARACAAHMET SULTAN DERGAHI
Enver-Talat ve Cemal Paşaların, Osmanlı Devleti`nin sürüklediği Birinci Cihan Savaşı`nda, koca bir imparatorluk yenik düşünce, İtilaf Devletleri, donanmalarıyla İstanbul`a girdiler. (13 Kasım 1918) Kentin belli başlı yerlerine denetici ve gözetici düşman kuvvetleri yerleştirildi. Bu üzücü tablodan tüm kentin insanları gibi Karacaahmet Sultan Dergahı`nın canları da nasibini aldı. Savaş sonrasında tüm cephelerdeki subaylar İstanbul`a çağrılmış, silah ve teçhizatlar toplattırılmış, ordular terhis ettirilmiştir. 19 Mayıs 1919`da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Samsun`a çıkışından sonra Anadolu`da bir hareketlilik başladı. Tüm dikkatler artık yapılan kongrelerde ve Ankara`da yapılması beklenilen girişimlerdedir. İşgal altındaki payihatta vatanseverler, meclisi, mebussan`ın toplanması için padişahı ikna etmeye çalışırlarken, Ankara, bu meclisin İstanbul yerine Ankara`da toplanmasını istemektedir. Ancak, beklenilen meclis, padişahın dayatması sonucu İstanbul`da toplanır.
İtilaf Devletleri, toplanan bu meclisten kuşkulanarak harekete geçerler. 16 Mayıs 1920 sabahı İstanbul resmen işgal edilir. Devlet dairelerine, telgraf merkezlerine resmen el konulur. Karakollar basılır, askerler şehit edilir. Aynı anda Meclisi Mebussan da basılır, ileri gelen mebuslar toplattırılıp hapse atılır, büyük bir bölümü de Malta adasına sürgün edilir. Canlarını kurtarabilenlerin yapacakları ilk iş, Anadolu`ya kaçmaktır. O günden sonra Ankara, İstanbul`dan kaçan milletvekili, yazar, asker, memur ve birçok vatanseverlerle dolmaya başlar. Mustafa Kemal Paşa, telsiz başında verdiği talimatlarla, yakalanamayan milletvekillerinin Ankara`ya gelmelerini ister. Böylece Ankara`da toplanacak milletvekilleri e tutuklananların yerine seçilecek olanlarla millet meclisini toplamayı kararlaştırır.
İşte bu günlerde Karacaahmet Sultan Dergâhı gibi Anadolu yakasındaki diğer Bektaşi Tekke ve Dergâhları`na büyük görevler düşer. Bu dergâhlar, kendilerine sığınan yurtseverleri büyük bir gizlilik içinde saklayarak, zaman zaman da basılan askeri depolardan elde edilen silah ve teçhizatları el altından Ankara`ya sevk ederler.
İstanbul`da yakalanamayan bir takım milletvekilleri ile Halide Edip Adıvar ve eşi Dr. Adnan Adıvar, kıyafet değişikliği yaparak motorlarla Anadolu yakasına geçip bir süre Karacaahmet Sultan ve Çamlıca `daki Bektaşi Dergâhları`nda saklandıktan sonra Samandra ve İzmit üzerinden Ankara`ya geçerler. Bu konuda Lord Kınross, Atatürk adlı yapıtında şu bilgiyi vermektedir.
"İşgal ordusundan kurtularak İstanbul`dan Anadolu`ya geçmek, her yurtsever için, her eli ayağı tutan askerler için bir görev olmuştu. İngilizler, kentin bütün duvarlarına komutanlarının imzasıyla yurtseverleri gizleyen herkesi, büyük harflerle "ÖLÜM" le tehdit eden Türkçe ve İngilizce ilanlar asmışlardı. Ama, işgalden birgün önce, bu yurtseverleri tutuklamak için saklandıkları yerleri öğrenecek sivil ajanlar yerine ümiformalı asker kullandıklarından, yurtseverlerin çoğu, kıyafet değiştirerek boğazın karşı kıyısına, oradan da gizli yollarla yurdun içine kaçmıştı. Halide Edip de kocası Dr. Adnan`ı hoca kılığına soktu, kendisi de yaşlı karısı rolüne girdi. Geceleyin karşıya geçtiler. Boğaziçi, harp gemilerinin ışıklarıyla pırıl pırıldı. Toplar kıyılara çevrilmiş, bahriyeliler aşağı-yukarı dolaşıyorlardı. Üsküdar dolaylarında bir tekkeye girdiler. Burada dervişlere misafir olabileceklerini biliyorlardı. Tekkede kendileri gibi kaçan dört mebusa daha rastladılar.
Üsküdar`dan başlayıp işgal altındaki İzmit yarımadasından doğuya giden yol, İngiliz atlı askerleri tarafından iyice tutulmuştu. Dağ yolları da İtilaf Devletleri`nin silahlandırdıkları Rum Çeteleri`nin sürekli saldırılarına uğruyordu. Az sayıda Türk Çeteleri de yurtsever göçmenlere yol açabilmek için bunlara karşı mertçe dövüşüyorlardı. Halide Edip ve ekibi, bu koşullarda Ankara`ya yollandı. Az sayıda Türk çeteleri de yurtsever göçmenlere yol açabilmek için bunlara karşı mertçe dövüşüyorlardı. Halide Edip ve ekibi, bu koşullarda Ankara`ya yollandı.
(…………) Ankara`ya vardıklarında tren istasyonu hınca hınç doluydu. Halide Edip, burada çok etkin bir konuşma yaparak Üsküdar`daki Bektaşi Tekkeleri`nden (Karacaahmet) nasıl yararlandığını anlatır. Ankara`da 23 Nisan 1920`de Büyük Millet Meclisi açılıp yeni Türk Devleti`nin temelleri başlanılmıştı. Birer vesile ile subay e erat, silah ve cephane, Anadolu yakası üzerinden bu tekkeler kanalıyla Ankara`ya kaçırılıyordu. Bu iş için Üsküdar, Çamlıca ve Merdivenköy`deki Bektaşi Tekkeleri ve çevreleri ile bahçe ve binaları en korunaklı yerlerdi. İşgal kuvvetleri ve İngiliz askerleri, bunun pek farkına varamıyorlardı. Denilebilir ki, Karacaahmet Sultan Dergâhı, Çamlıca ve Merdivenköy dolayları, Kuvva-i Milliye için adeta birer üs durumunda idi. Selimiye Kışlası`nın buralara yakın oluşu nedeni ile gözetim altındaki kışladan gece vakitleri kaçırılan cephane ve silahlar burada toplanıyor, birer vesile ile Ankara`ya gönderiliyordu. İstanbul yakasındaki Davutpaşa Kışlası`ndan da kaçırılan silah ve cephaneler, Zeytinburnu açıklarından motorlarla Anadolu`ya kaçırılıyordu.
Bu silah depolarından kaçırılan cephanelerle ilgili olarak yakalananlar ya İngiliz kuvvetlerince ya da padişah tarafından şeyhülislamlara verdirilen fetvalarla cezalandırılıyorlardı."
CUMHURİYET DÖNEMİNDE KARACAAHMET SULTAN DERGAHI
23 Nisan 1920`de açılan birinci T.B.M.M. de fesli sarıklı-şalvarlı gibi türlü kıyafetlerde milletvekilleri vardı. Kıyafet bütünlüğü olmayan bu mecliste tek ortak fikir, vatanı kurtarmak, ulusu özgürlüğüne kavuşmaktı. Ancak, halifelik taraflısı ya da mandacı milletvekilleri de pek çoktu. Yeni bir devletin temellerini sağlıklı bir zemine oturtmak, ebetteki bu tablo içinde zor olacaktı. Böylesine zor bir ortamda birtakım devrimlerin yapılması da gerekliydi. Mustafa Kemal Atatürk, bütün bu düşündüklerini yapabilmek için laik, demokrat milletvekilleri ve bilinçli subay kadrosu ile Alevi Milletvekillerine güveniyordu.
Öncelikli olarak 1 Kasım 1922`de saltanatı, cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924`de halifeliği kaldırarak 408 yıl boyunca çağdışı bir sistemle Anadolu insanını baskı altına almış çöl rejimini de, bir daha gelmemek üzere tarihe gömüyordu.
Cumhuriyet `in ilanında Alevi milletvekillerinin ağırlığı ile 128 ret oyuna karşılık 158 oyla cumhuriyet ilan edilmişti. Bu dönemde Alevi milletvekilleri pek yoğundu. Bunlar arasında Denizli Milletvekilleri Hüseyin Mazlum Baba, Dersim Milletvekilleri Diyap Ağa, Hasan Hayri Bey, Mustafa Ağa, Erzincan Milletvekilleri Mustafa Zeki Saltuk, Hüseyin Aksu ile Çorum-Sivas-Amasya-Tokat-Malatya-Samsun-Adana-Antalya-Muğla-İzmir milletvekillerini saymak olası. Denilebilir ki, bu Alevi milletvekilleri olmasaydı, cumhuriyet öylesine kolay kolay ilan edilemezdi… Mustafa Kemal ile ilgili arşiv belgelerinden anlaşıldığı gibi Aleviler, "Kuvva-I Milliye" hareketine katılmış, bu harekete büyük destek vermişlerdir. Atatürk`ün Hacıbektaş ilçesini ziyarette gördüğü ilgi, Cemalettin Çelebi ile yaptığı görüşme ve varılan fikir birliği, tarihsel birer gerçektir. Hacı Bektaş, Dergâhı`nın desteklediği bu hareketi, elbette İstanbul`daki Karacaahmet Sultan ve Şahkulu Sultan Dergâhları da destekleyecek ve güç verecektir. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasında da aynı düşünce egemendi. Halifeliğin kaldırılması ile baş gitmişti ama, gövde ayakta idi. Ülkenin ve toplumun uygar uluslar düzeyine çıkabilmesi için eğitim biçimin de uygarlaştırılması gerekiyordu. Bu amaçla Anadolu`yu bir ağ gibi sarmış olan tekke ve zaviye-ler de kaldırılmalıydı. Her ne kadar kimi yerlerde Alevi-Bektaşi tekkeleri de var idiyse de, buna karşın Anadolu`nun her tarafında binlerce kökten dinci, radikal tekke ve zaviyeler vardı.
30 Kasım 1925 de çıkarılan bir kanunla tekke ve zaviyeler kaldırıldı. Arazi ve emlakları da evkaf müdürlüklerine bağlandı. Çıkarılan yasa doğrultusunda Alevi-Bektaşi Tekkeleri de kapatıldı. Aslında Alev-Bektaşi Dergâhları, bu kapatılma ile beraber müze haline getirildiler. Hacıbektaş Dergâhları, bu iş için engel oluşturmuyordu. Kapatılma olayı ile beraber bu kurumları müze haline getirdiler. Hacıbektaş Dergâhı`nda olduğu gibi kimi dergâhların anahtarları Milli Eğitim Müdürlüklerine teslim edildi. Bir kısım Bektaşi Tekkeleri de bu kapatılmada kendi hallerine terk edildiklerinden akan zaman içinde giderek birer harabeye dönüştüler. Böylece kuru ile beraber yaş da yanıyordu. Alevi ve Bektaşiler, inanıyorlardı ki, açılacak yeni ve çağdaş okullar, üniversiteler bu boşluğu dolduracak ve büyük ilerlemeler olacaktı. Ancak, yasalar, yıllarca gözardı edildi ve aynı çıkmazlar günümüze değin devam eder oldu. Üfürükçülük-falcılık-muskacılık-şeyhlik-nakiplik yerinde kaldı ama, olanlar, bu karanlık zihniyetin karşısında olanlara oldu.
1925`de tekke ve zaviyelerin kapatıldığı tarihten "Karacaahmet Sultan Kültürünü Tanıtma-Dayanışma ve Türbesini Onarma Derneği`nin kurulduğu 1969 yılına kadar devam eden 44 yıllık süre içinde tıpkı Şahkulu Sultan Külliyesi`nin harabeye dönüşmesi gibi için için yıpranarak bir harabeden farksız duruma gelir. Meydanda sadece etrafı ve arazileri mezarlarla doldurulmuş bir türbe kalır. Bağlı bulunduğu belediyenin rant sağlamak amacı ile türbe etrafındaki bahçeyi, düzensiz yerleştirilmiş mezarlar ile doldurması, bu memlekete ve insanlara büyük hizmetler vermiş Karacaahmet Sultan gibi ulu kişilerin tarihi türbelerine ne derece saygı gösterildiğinin bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türbenin ve bir zamanlar cıvıl cıvıl insanlarla dolup taşan dergâhın, yeniden eski şekline getirilmesi için bir kısım özverili canlar bir araya gelerek bir dernek kurarlar ve kolları sıvayarak ellerindeki olanaklarla ve toplanan bağışlarla Karacaahmet Sultan Türbesi`ni onartarak insanlarımızın yeniden ziyaretlerine açık duruma getirdiler.
"Karacaahmet Sultan Kültürünü Tanıtma-Danışma ve Türbesini Onarma Derneği`ni kuran canlarımızı, yaptıkları hizmetlerinden ötürü kutluyor, Hakka yürümüş olanları da rahmetle anıyoruz. Yöneticileri zaman zaman değişen derneğimiz, yirmi dokuz yıllık süre içinde onarım ve imarını yaparak Karacaahmet Sultan Dergâhı`nı günümüzdeki konumuna getirirler.
GÜNÜMÜZDEKİ KARACAAHMET SULTAN DERGAHI
1329 yılında kurulan Karacaahmet Sultan Dergâhı, 669 yıllık uzun süre içinde zaman zaman bir takım badireler atlatılmış olsa bile, bu gün, cıvıl cıvıl insanlarla dolup taşmaktadır. Ziyaretçilerin sayısı ise haftada on bini geçmektedir.
Günümüzde, Karacaahmet Sultan Dergâhı, otuz yıldan beri faaliyet gösteren dernek tarafından yönetilmektedir. Hizmetler arasında dinsel, sosyal ve kültürel çalışmalar yer almaktadır. Bu çalışmalar, yüz yıllardır devam eden Alevi-Bektaşi inancının vazgeçilmez örnekleridir. Semah kursları, saz kursları, anma törenleri, şölenler, kutlamalar, geziler ile birlikte çağımızın koşullarına uygun kurslar, derneğin verdiği hizmetler arasında yer almaktadır.
Hedeflenen çalışmalarda "Karacaahmet Sultan" dergisinin çıkarılması, cenaze hizmetleri için bir cenaze arabasının alınması, Karacaahmet Sultan Derneği üyelerini sosyal ve mesleksel özelliklerine göre bir katalogda toplayarak dayanışma olanaklarının sağlanması, özel hastanelerde dernek üyelerine indirimli sağlık hizmetleri vermek, Alevi-Bektaşi ulularını ve kültürünü tanıtıcı kitapçıların bastırılması, dergâh binası içinde su arıtma cihazının yaptırılması, üçüncü katta 15 günde bir kültürel etkinlik yapılması, üçüncü kat salonun bir an önce bitirilerek hizmete açılması, üç kat olarak yapılan cem ve kültür evinin dış cephe kaplamasının ve giriş kapısını yaptırılması. Yürütülen çalışmalar arasında lokma dağıtımında yer sıkıntısı nedeniyle self serviste beklenilen yerde yağmur ve güneşten korunma siperlikleri, kesimhane, kiler ve depoların gereksinimlere göre ek yapımlarla yeniden düzenlenmesi, türbe gezileri, anma törenleri gerçekleştirilmiştir. Yine hedeflenen çalışmalar arasında 1998 yılı içinde 85 üniversite öğrencisine her ay ödenmekte olan 425 milyon liralık bursların miktarını ve öğrenci sayısını çoğaltmanın dışında kız ve erkek öğrenci yurtlarını açtırmak, bu yurtlarda Anadolu`nun değişik il ve ilçelerinden gelen çocuklarımızın özgürce kalabilecekleri şekilde olanaklar sağlamak, dergâh binası içinde uygun bir yerde demirbaş bir kütüphane ile arşivin kurdurulması, yeni bilgisayarlar ile eğitim hizmetlerini sağlamak, dergâh binası içinde uygun bir yerde demirbaş bir kütüphane ile arşivin kurdurulması, yeni bilgisayarlar kanalıyla internete bağlanmak gibi kararlar yer almaktadır.